hugonun çocugu erkek acaba kimden ? sonuçta soylu birinden olmazsa erkek çocuk olmuyordu.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
42. Bölüm Yeni Evliler (15)
Taran ailesi soyluydu, daha doğrusu yarı soyluydu. Sapkın olarak yaftalandıkları için soylular arasında dışlanmışlardı, bu yüzden her zamanki asalet bağları olmadan sessizce yaşam sürmüşlerdi. Dışlanmalarının sebebi Taran soyuna bir insan kanı karışmış olmasıydı.
Taran soyundan olanlar aynı zamanda büyü açısından zayıflardı ve soyluların yüz karası olarak kabul edilirlerdi.
Ancak olağandışı olayın olduğu gün, Taran kanında uykuda yatan insan kanı uyandı ve kanlarına karıştı ya da daha doğrusu vücutlarını ve beyinlerini değiştirerek onları güçlü hale getirdi.
Siyah saçları ve siyah gözleri, siyah saç ve kırmızı gözlerle değişti. İnsanların çılgınlığıyla kasıp kavrulan bir dünyada Taran kardeşler hayatta kaldı.
Kendilerini sessizce gizlediler ve ailelerini yeniden kurabilmek ve soylarını koruyabilmek için varlıklarının tamamen unutulmasını beklediler.
Çok uzun süre beklemek zorunda kalmadılar. Madoh İmparatorluğu'nun yok edilmesiyle insanların egemenliği başlamıştı.
Ortak düşmanlarını alt eden insanlar artık kendi aralarında savaşa ve yıkıma başladılar. Mağluplar hafızalarından çabucak silinip gitti.
Onlarca yıl sonra, Madoh İmparatorluğu basitçe eski bir hikaye haline geldi ve yüz yıl sonra da bir efsane oldu. Uzun bir aradan sonra hava tekrar değişti.
Atmosferdeki büyü gücü geri döndü ve meteor düşmeden önceki hale geri dönülmese de, bu Madoh İmparatorluğu'ndan kalan kırık eserlerin işlevini sürdürmesi için yeterliydi.
İnsanlar bu Madoh hazinelerinin keşfine çok sevinip büyük bir hevesle kazılara başladılar ve bununla birlikte hazine avcılığı en popüler iş haline geldi.
Bu arada Taran ailesinden olup saklanmakta olanlar dikkatli ve temkinli bir şekilde saklandıkları yerden çıktılar.
Sakladıkları aile eserlerini ortaya çıkardılar ve ailelerini yeniden kurmaya başladılar. Epey nüfuza sahip karizmatik ve dikkate değer bir aile kurmaları çok uzun sürmedi.
Philip, yeniden kurulmaya başladıklarından beri aile ile birlikte olan birkaç insan soyundan biriydi. Philip'in ailesinin var olma amacı, Taran soyunu korumak olan görevlerini yerine getirmekti.
Madoh İmparatorluğu zamanında, bir asil ile bir insan çocuk sahibi olamazdı. Soylular için bu yersiz bir konuydu ama birçok araştırmacı bunun neden böyle olduğunu merak etmişti. Birkaç araştırma yaptıktan sonra, gebe kalma yöntemini bulmuşlardı. Soylular açısından, araştırmacıların yaptığı yararsız bir şeydi ama zaten onların yaptıkları araştırmaların çoğunluğu yararsızdı.
Bu bilgi sayesinde Taran ailesinin uzak atası dünyaya gelmişti ama ondan sonra bile bu yöntemle ilgilenmeye devam etmişlerdi.
Araştırmalarına gizlice devam ettiler ve bilgilerini geliştirdiler. Bir yarı soylu ile bir insanın birlikte olup çocuk sahibi olması sıradan soylulardan biraz farklıydı.
Uzun süreli araştırma ve deneme yanılma sonrasında, nihayet Taran soyunu korumanın bir yolunu bulmulardı. Madoh İmparatorluğu döneminde bu yöntem hiç kullanılmamıştı. Evet, Taran ailesi yarı soyluydu ama bir soylu yine de soyluydu.
Taran ailesinin soyu karışık olsa da, o örnek dışında bir daha asla böyle bir şey yapmamışlardı.
Asil kanlarını derinleştirmek ve asil sınıfının ana grubuna geri dönmek için saf asillerle evlenmişlerdi.
Dünyadaki tüm soylular yok edildiğinde, Taran ailesi ancak insanlarla evlenerek soyunu devam ettirebildi, böylece ailede zaten var olan bilgi faydasını göstermeye başladı.
Ancak insanlarla yapılan tüm birleşimler her zaman kız çocukla sonuçlanıyordu ve aileyi sürdürmek için erkeklere ihtiyaç duyuyorlardı.
Bu soruna buldukları çözüm, yakın akrabalar aracılığıyla oldu. Taran reisi üvey kız kardeşini eş olarak aldı ve aralarında sadece bir erkek çocuk dünyaya geldi. Oğul, aile soyunu sürdürmek için bir eşe ihtiyaç duyuyordu. Ve oğul için bir gelin yapmak babanın göreviydi.
Taran kanına sahip olmayan sıradan bir kadınla birleşip çocuğun (gelinin) doğumuna hazırlanmak gerekiyordu.
Bunun için henüz adet görmeye başlamamış genç bir kadına ihtiyaçları vardı. Genç kadının adeti başladığında, bunu durdurmak için altı aydan fazla bir süre üç yapraklı adaçayı içirilirdi. Bu durumda, vücut yaklaşık bir yıl boyunca temizlenirdi.
Gelecekte çocuğun babası olacak olan Taran ailesinin erkeği daha sonra hazırlanan kadının bekaretini alırdı. Kadın daha sonra adaçayının etkisini zayıflatan ilaçlarla beslenir ve vücudu eski haline döndürülürdü.
Adetin yeniden başlama zamanı kişiden kişiye değişir; en kısası bir yıl, en uzunu üç yıl olurdu.
Adetin başlamasına kadar geçen süre hamile kalma zamanıydı. Aile reisi kadınla yatıp bir çocuk sahibi olurdu. Adet yeniden başladıysa ve kadın henüz hamile kalmadıysa, kadın yetersiz olarak kabul edilirdi.
Philip'in ailesi bu sürece başından sonuna kadar dahil oldu. Zaman geçtikçe, bu bilgiler Philip'in ailesinin vizyonu olarak nesilden nesle aktarıldı ve Taran ailesinin reisine belirli içerikler ayrı ayrı söylendi.
İki aile karşılıklı ve ayrılmaz bir ilişki içindeydi.
Philip ikiz kardeşlere doğdukları andan itibaren göz kulak oldu. Dük ikizlerden birini öldürmeye çalıştığında, onu vazgeçirip bunun yerine gelecekteki belirsizlikler nedeniyle onu terk etmeye ikna etti.
Dük onlara karşı acımasız bir merak duyuyordu. Biri en iyi çevrede, diğeri en kötü koşullarda büyüdüğünde nasıl olacaklarına dair bir merak.
Dük, çocuğunun paralı askerlere köle olarak satılmasını engellemese de, onu her zaman uzaktan izliyordu. Hugh’un haberi yoktu ama gençken Philip birkaç kez onun hayatını kurtarmıştı.
Taran soyuna özgü acımasız mizacı miras almamış olan nazik Hugo ve insanları gözünü bile kırpmadan öldüren kindar Hugh.
Philip ikisini de seviyordu ama ikisi arasında Hugh'a olan bağlılığı daha güçlüydü. Taran soyunu nesilden nesle aktarmak ve devam ettirmek için insan kanı o kadar doğal bir şekilde karıştırılmıştı ki Taran soyu bulanıklaşmıştı.
Taran fertleri gittikçe daha fazla insana benziyordu. Tüm bunların ortasında, Hugh doğmuştu; Taran soyunun mükemmel timsali.
Olağanüstü bir vücut, çevik bir beyin, inanılmaz bir zihinsel güç, soğukkanlılık ve acımasızlık. O arzuladıkları mükemmel Taran reisinin suretiydi.
Eski Dük de terk edilmiş oğlu daha çok sevdiği için onları tekrar değiştirmek amacıyla gizlice iş çevirdi. Ancak Hugo'nun öldürülmesine karşıydı.
Hugo'ya karşı biraz sevgi besliyordu ama asıl sebep, Taran ailesinde ikiz doğmasının eşi görülmemiş bir şey olmasıydı. Onu bu kadar kolay bir kenara atmak istemiyordu.
Ancak geleceği tahmin etmek imkansızdı. Öyle ya da böyle Hugo'nun Hugh ile tanışacağını ve insanların eylemlerinden anlam çıkarmayı öğreneceğini bilmiyordu.
Birbirlerinin varlığından haberdar olmadıkları için on yıl sonra ilk kez karşılaşacaklarında iki kardeşin birbirlerini düşman değil, kendi canlarından daha değerli varlıklar olarak göreceklerini bilmiyordu.
Zalim ama soğukkanlı olan selefleriyle karşılaştırıldığında, eski Taran Dükü açgözlüydü. Diğer Taran reislerinden farklıydı.
Dük, olağanüstü bir çocuk sahibi olma ve aile soyunu devam ettirme görevini unutmamıştı, ancak hayattayken sahip olduğu mutlak gücü kaybetmek istemiyordu. Açgözlülük her zaman insanı çöküşe götürürdü.
Hugh hayatta kalıp tek başına yaşamına devam ederken, Philip onun gözlerinde nefret ve hayal kırıklığı görebiliyordu. Philip, yakında onun aileyi parçalayacağını hissedebiliyordu. Damian olmasaydı, Hugh kesinlikle bunu yapardı.
Philip bunu kendisi kabul etmeyecek olsa da, Hugo da ona inanmayacak olsa da, o Hugo'yu seviyordu. Ailesi olmayan Philip için Hugh onun torunu gibiydi.
[Seni şimdiden uyarıyorum, sakın karıma yaklaşmaya kalkışma]
İşte bu yüzden Philip, Hugo'nun o anda nasıl göründüğünü unutamıyordu. Anlık bir şeydi ama ondaki ihtiyat ve korumacılığı sezmişti.
Hugh’un sözleri ne boş tehdit ne de gözdağıydı, çocuğunu korumaya çalışan bir annenin duygusuydu. Philip onun ölen Hugo'dan başka birine bağlandığını ilk kez görüyordu.
‘O kadın nasıl biri acaba?’
Bu sadece meraktı. Hiçbir şey yapmayı düşünmüyordu ve hiçbir şey yapamazdı. Sadece Düşes'in nasıl göründüğünü ve karakterinin nasıl olduğunu bilmek istiyordu.
Philip, Dük kaleden ayrıldıktan sonra içeri girmenin mümkün olup olmayacağını merak etti ama kalenin kapısına yaklaşır yaklaşmaz bir anda bir adam belirdi ve onu engelledi.
“İçeri girerseniz başım belaya girer, Sör Philip.”
Philip alçak sesle bir iç çekti. Birinin onu izlediğini bilmiyordu.
“Beni mi izliyorsun?”
“Kaleye girmediğiniz sürece istediğiniz gibi hareket etmekte özgürsünüz.”
“Neden? Sebebi ne?”
“Sebepleri bilmiyorum. Ben sadece emirlere uyuyorum. Herhangi bir itiraz halinde, fiziksel müdahalede bulunmama izin verildi.”
“Anlıyorum.”
Philip sessizce geri döndü. Kale surlarına dönük oturdu ve dudaklarını yaladıktan sonra gökyüzüne baktı ve acı acı mırıldandı.
‘Tekrar ayrılmak mı zorundayım…?’
Kalbi asla bir yere bağlanmadığı için bir yerde asla çok uzun süre kalmazdı. Hayatında bir kez olsun Damian'la tanışmayı istiyordu, ama daha önce denemiş ve başarısız olmuştu.
Dük, Philip'e asla bu fırsatı vermezdi. Belki de Dük, Damian'a ailenin sırrını bile söylemez ve her şeyi kendine saklardı.
‘Bu bir saplantı mı?’
Ailesinin arzusunun ve Taran soyuna bağlı kalmasının bir saplantı olduğunu kabul etmek zorundaydı. Philip'in babası, dedesi ve dedesinden öncekiler de aynı şekildeydi.
Çocukluğundan yaşlı bir adam olana kadar tutkuyla bağlı olduğu fikri değiştirmek o kadar kolay değildi.
Muhtemelen ölüm döşeğindeyken ve gözlerini son kez kapattığında bile bu takıntıdan kurtulamayacaktı.
Magnec