Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
36. Bölüm Yeni Evliler (9)
Birkaç gün geçmişti ve Jerome sürekli Lucia'yı yakından takip ediyordu.
“Lütfen hanımefendi, hamile olup olmadığınızdan emin olmamız gerekiyor.”
Sonunda Lucia pes edip Anna'nın kendisini muayene etmesine izin verdi.
“En son adetiniz ne zamandı?”
Jerome ve Lucia, hamileliğiyle ilgili tüm konularda Dük'ü bilgilendirmeye söz vermişti. Adet görmemesinin ardındaki gizemler daha sonraki bir tarihte ele alınacaktı. Şimdilik, ele alınması gereken temel sorun hamileliğinin durumuydu. Lucia kısa bir süreliğine Jerome'a bakıp sonra cevap verdi.
“…Geçen ay.”
Anna, Lucia'nın hamile kadında yaygın olan herhangi bir belirti yaşayıp yaşamadığını doğrulamak için birkaç soru sordu.
“Majestelerinin hamile olması pek olası değil.”
Anna başını salladı, Lucia bunu sakince kabul ederken; Jerome’un yüzünden ise hafif bir hayal kırıklığı okunuyordu. Ancak hanımı daha duygularını fark etmeden, hemen sakin ve soğukkanlı bir ifade takındı. Hareketleriyle Lucia'nın duygularını inciteceğinden korkuyordu.
“Geçen ay adet gördüyseniz, hamileliği teşhis etmek için henüz çok erken. Hamilelikten şüphelenmenize neden olan herhangi bir semptom yaşadınız mı?”
“Ondan değil, Anna. Sadece hanımefendi bugünlerde çok yorgundu, bu yüzden endişelendim.”
“Sağlığı için biraz kuvvet ilacı hazırlayacağım.”
Anna bir an duraksadı ve sanki bir şeyi anlamaya çalışıyormuş gibi konuşmaya başladı.
“Bir doktor olarak, hanımefendinin yorgunluğunun farklı bir şeyden kaynaklandığını hissediyorum. Jerome, kadın vücudu çelikten değildir. Lütfen bu sözleri benim yerime Majesteleri'ne iletin. ‘Her şey ölçülü olarak yapılmalıdır.’ Hanımefendi bu genç yaşında enerji dolu olması gerektiği halde yorgunluğunu gidermek için kuvvet ilacı içiyor. Çok çalıştıktan sonra insanın dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bu durum da benzer şekilde ele alınmalı.”
Anna bir doktor olarak gözlemlerini paylaşıyordu ama o konuştukça ortam daha da huzursuz bir hal alıyordu. Jerome tavandaki süslemelerle ilgilenmeye başlarken Lucia'nın kafası giderek aşağı eğiliyordu.
“Hanımefendi, yorgun değil misiniz? Majestelerine söylemeniz gerek.”
Anna'nın sözleri kadar yorucu gelmiyordu. Lucia'nın yüzü kızardı ve o anda gerçek duygularını söylemek için cesaretini toplayamadı. ‘Her gece yatak odamı ziyaret etmesi hoşuma gidiyor.’ diyemezdi.
“Jerome, eğer senin için zor olacaksa, bu mesajı Majestelerine ben ileteyim mi?”
“Ah... hayır. Ben... mesajını iletirim. Peki… ne sıklıkta…”
“Beş gün. Sonra da en az bir gün dinlenme.”
“…peki.”
Herkes çok utanmıştı ama Anna utanmadan konuşuyordu. Bir doktor bazı konuları tartışamayacak kadar utangaç olursa, hasta hiçbir zaman doğru bir teşhis alamazdı.
Herkes gider gitmez Lucia yatak odasına gitti ve balkon penceresini açtı. Hafif bir rüzgar esti. Anna, Lucia’nın hamile olmadığını söylediğinde, Jerome'un sesi her zamankinden biraz daha zayıftı. Şu anki ruh halinin sebebinin bu olup olmadığını merak etti. Lucia kalbinde küçük bir sızı hissetti.
Rüyasında on beş yaşındayken…
Lucia adet görmeye başlamıştı. Kimse ona bunun bir kadın vücudunun normal bir olayı olduğunu öğretmemişti. Bir prenses genellikle saray hizmetçileri tarafından eğitilirdi. Lucia'nın ona hizmet eden kimsesi yoktu, onun yerine sık sık gelen temizlikçiler de onun işine burnunu sokma zahmetine girmezdi.
Genç prenses, dünyanın işleyişini bilmeyen bir yetimden farksızdı. Saray hizmetçileri bu prensese hizmet etmenin bir onur değil, zaman kaybı olduğunu düşünüyorlardı. Çarşaflarını kanlar içinde bulduklarında, o gün yıkayacakları daha çok çamaşır olduğu için yüzlerini asmışlardı.
Lucia saraya girdikten sonra canlılığını çoktan yitirmişti. Bir korkak olmuştu ve nadiren konuşuyordu. O zamanlar hizmetçilerine nasıl emir vereceğini bile bilmiyordu.
‘Yakında öleceğim.’
Bu genç prenses, vücudundan kan aktığını görünce dehşete kapılmıştı. Gün geçtikçe korkudan başka bir şey hissetmiyordu.
‘Kanı durdurmalıyım. İlaç… İlaç almam gerek…’
Kanamayı durduracak ilaç. Lucia’nın net bir şekilde hatırladığı bir ilaç vardı. Üç yapraklı adaçayı.
Üç yapraklı adaçayı, her yerde bulunan yaygın üç yapraklı bir ottu. Sokakta yürürken, sağa sola bakıp her köşede bulmak mümkündü. Lucia onların saray bahçelerinde yığınlar halinde yetiştiğini görmüştü. Tıbbi özellikleri çok zayıftı, bu yüzden ilaçtan ziyade bir ot olarak kabul edilirdi. Gerçekte, doktorlar bu bitkiyi hiç ilaç olarak kullanmazlardı.
Üç yapraklı adaçayı öğütür ve tamamen kurutulursa, kanamayı etkili bir şekilde durdurmak için kesiklere uygulanabilirdi. Çoğu zaman, alt sınıf ve yoksulluk çeken vatandaşlar, acil tedavi için her zaman el altında bulundururlardı.
Lucia, üç yapraklı adaçayının kanamayı etkili bir şekilde durduracak özelliklere sahip olduğunu ilk elden öğrenmişti. Kasabanın diğer çocuklarıyla birlikte üç yapraklı adaçayı toplarken yere düşüp dizlerini sıyırmıştı. Kurutulmuş adaçayı tozunu dizlerine sürmüşler ve kanaması neredeyse anında durmuştu.
Lucia saray bahçesinden biraz üç yapraklı adaçayı toplayıp düzenli dozlarda almıştı. Onu tüketmenin doğru yollarından emin değildi, bu yüzden onu çiğ yiyordu. O saf bir kızdı; vücudu kanıyordu, bu yüzden bu ilacı tüketmesi gerekiyordu.
Şaşırtıcı bir şekilde, yöntemleri etkili olmuştu. Adeti durmuştu. Böylece, bir sonraki ay adeti yeniden başladığında, aynı şeyi yapmaya devam etmişti. Altı ay boyunca üç yapraklı adaçayı yedikten sonra adeti tamamen durmuştu. O zamanlar kendisine ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Kısırlık kelimesinin anlamını bile bilmiyordu.
Daha sonra Kont’la evlendiğinde vücudunun durumundan haberi olmuştu.
‘Çok şükür.’
Bu genç kadının aklına gelen ilk düşünceydi. Kont Martin'den çocuk doğuramayacağını anladıktan sonra, kalbi sonunda huzur bulmuştu.
Evliliğinin sona ermesinden sonra ancak özgürlüğünü bulduktan sonra ciddi bir şekilde kendine bakmaya başlamıştı. Adet döngüsünün olmaması dışında herhangi bir ağrı veya sıkıntı yaşamıyordu. Ancak bir kadın olarak bu soruna aldırmamak çok zordu.
Lucia daha sonra durumunu düzeltmek için bir yöntem aramaya başlamıştı. Bulduğu tüm doktorlar kafa sallamıştı. Herkes ona üç yapraklı adaçayı tüketmenin zehirli olduğunu söylemişti.
“Yedin mi? Bunu neden yapasın ki…?”
Çoğu doktor Lucia'nın vücudundaki durumu hiç anlamamıştı. Aksine, Lucia'nın vakasını ilginç bulmuşlar ve onunla yeni bir şey öğreniyormuş gibi konuşmuşlardı.
Lucia'nın karşılaştığı benzer durumlardan söz edebilecek sadece birkaç doktor çıkmıştı.
“Üç yapraklı adaçayının adeti geçici olarak durdurmak için kullanıldığı vakaları duydum, ancak kalıcı olarak durdurmak için uzun süre tüketen birini hiç duymadım… Ama konusu açılmışken, evlendiniz mi? Adet düzensiz de olsa hamilelik mümkün. Kısırlık olmayabilir.”
Ama onunki düzensiz değildi, hiç adet görmüyordu. Ancak çocuk sahibi olmak için hiçbir çaba göstermediği için, durumunun kesin cevabını hiçbir zaman bilemezdi.
Bu konuda daha fazla bilgisi olan bir doktor bilgilerini onunla paylaşmıştı.
“Çok uzun zaman önce, savaş kölesi olarak yakalanan kadınlar, düşmanlarının çocuğuna hamile kalmak istemedikleri için bu bitkileri tüketiyorlarmış. Adeti durdurmanın bir tür gebelik önleme yöntemi olacağını düşünmüşler. Ancak gebeliği önlemede bir etkisi olup olmadığı kanıtlanmış bir şey değil.”
Doktorun sözleri oldukça belirsizdi. Lucia asla pes etmemiş ve problemini çözmek için o zamanki tüm yetenekli doktorlara başvurmuştu. Bu arada zaman akmaya devam etmişti.
Oldukça büyüdüğünde, pes etme noktasına gelmişti. Şu anki hayatında oldukça rahattı. O yüzden hiçbir şey olmamış gibi davranmaya karar vermişti. Bir gün, yerleşmeye karar verdiği kasabadan rastgele bir gezgin doktor geçmekteydi.
Kasaba halkı bu dilenci tipli doktorun sözlerine önceleri hiç güvenmemişti. Ancak doktor kasabada kalıp yavaş yavaş insanları art arda tedavi etmiş, çok geçmeden insanlar doğal olarak bu doktora inanmaya başlamışlardı.
Kaybedecek bir şeyi olmayan Lucia da doktora başvurmuştu. Doktor, bunca zamandır birinin teklif ettiği boş bir odada oturuyordu ve o güne kadar evsiz dilenci görüntüsünü korumuştu. Ancak sohbet ettikten sonra adamın giyimine kıyasla çok farklı biri ortaya çıkmıştı. Hareketleri ve konuşma tarzı dikkatli ve düzgündü, hareketlerinde büyük bir derinlik vardı.
“Hanımefendi gerçekten üç yapraklı adaçayı mı yediniz? Adetiniz durdu mu?”
Genellikle doktorlar Lucia’ya nadir bir tür hayvanmış gibi bakardı, bu da onu utandırırdı. Ancak bu doktor farklıydı. Şok olmasına rağmen, merakı uyanmış görünüyordu.
“Neden? Ne zaman? Ne kadar süre kullandınız?”
Lucia, bu doktordan farklı bir tepki alınca, bir umut ışığı hissetmiş ve onun tüm sorularını tüm samimiyetiyle cevaplamıştı.
“İlk adetimden beri…”
Doktorun gözleri parlamıştı.
“Bakire olabilir misiniz?”
“Hayır. Daha önce bir kez evlenmiştim. Ben bir bakire değilim.”
Dürüst olmak gerekirse, aslında Lucia’nın durumu bakire olmaktan farklı değildi, ancak bu tür bilgileri doktorla paylaşmak istememişti.
Doktor biraz hayal kırıklığına uğramış görünüyordu ve buruk bir şekilde kıkırdamıştı.
“Bana göre genç bir bakire gibi görünüyorsunuz."
“Kısır mıyım?”
“Evet.”
Şimdiye kadar, bu doktor ona en çok umut veren kişi olmuştu ama aynı Lucia zamanda her zamankinden daha fazla umutsuzluk hissetmişti.
“Durumum düzelebilir mi?”
Doktor kahkahalara boğuldu ve şaşırtıcı bir şekilde tamamen iyileşebileceğini söyledi.
“Hanımefendi, şanslısınız. Bu tedavi yöntemi ailemde nesilden nesle aktarılır.”
Çeşitli şifalı bitki karışımlarının tarifini içeren bir reçete kağıdını Lucia’ya vermişti. Bunu bizzat yazmamış, bir defter çıkarıp tek bir sayfasını yırtmıştı.
“Bunun aile mirası olan değerli bir tedavi yöntemi olduğunu sanıyordum? Bana bu şekilde vermeniz doğru mu?"
“Zaten artık ihtiyacım olan bir şey değil.”
Doktorun yüz ifadesi kasvetli görünüyordu.
“…Gerçekten iyileşebilir miyim? Herkes bana üç yapraklı adaçayının zehirli bir bitki olduğunu söylemişti.”
Lucia, adamın yalan söylediğini düşünüyor değildi, ama o kadar uzun süredir mağdurdu ki tedavi yöntemi gözüne çok basit görünmüştü. Bu duruma inanmakta güçlük çekmişti.
“Zehirli bir bitki… Bu şekilde bilinir. Size küçük bir sır vereceğim. Üç yapraklı adaçayı şaşırtıcı bir iyileştirici özelliğe sahiptir. Bu tüketildiğinde vücudu arındırır. Adetinizin kesilmesinin sebebi budur. Normal bir insanın vücudu safsızlıklar topluluğudur. İnsan vücudunu bu kadar uç noktaya kadar zorla arındırmaktan hiçbir hayır gelmez. Üç yapraklı adaçayı çok kuvvetli hale gelmiş ve bu olumsuz etkiyle sonuçlanmış. Ancak bu, vücuda herhangi bir şekilde zararlı olduğu anlamına gelmiyor. Hanımefendi, adet görmemeniz dışında bir rahatsızlık çektiniz mi?”
“Asla.”
“Aslında üç yapraklı adaçayının adeti engellemesi için ilk adetten itibaren tüketmeli ve bu uzun süre devam ettirilmelidir. Sizin gibi. Adetin kısa bir süreliğine duraklatılmasından başka vücuda hiçbir şey olmaz. Kısır değilsiniz. Ancak birçok insan, adet görememeye neden olabileceği gerçeğinden dolayı adaçayını bir zehir olarak görür. Her neyse, bu bir zehir değil. Üç yapraklı adaçayının vücudunuzdaki etkisini zayıflattığınız sürece her şey normale dönecektir. Reçeteye uyarsanız kesinlikle iyileşirsiniz. Umarım güzel bir çocuk doğurup mutlu bir ebeveyn olursunuz.”
Birkaç gün sonra doktor yolculuğuna devam etmiş ve şehri terk etmişti. Tuhaf görünüşlü doktor hakkında şüpheci olan kasaba halkı, onun gidişine gerçekten üzülmüştü. Lucia doktorun reçetesine uyup gerekli tüm malzemeleri almıştı.
“Neden bu malzemeleri satın alıyorsun? Bunların hepsini karıştırmayı düşünmüyorsun, değil mi? Bunları aynı anda tüketirsen hastalanırsın.”
Görünüşe göre doktorun ona bıraktığı reçete, yaygın olarak bulunan bir ilaç değildi. Ancak Lucia kaybedecek bir şeyi olmadığını hissetmiş ve düzenli dozlar almaya devam etmişti.
Bir anormallik olmadığı sürece, ilacı düzenli olarak, yani adet görene dek her ay bir defa almaya devam etmesi istenmişti.
Yöntem ve aralık basitti. Bunun gerçekten işe yarayıp yaramayacağı konusunda şüpheleri vardı ama yine de inanmayı seçip ilaca devam etmişti.
Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Lucia yeniden adet görmeye başlamıştı.
Lucia rüyasından uyandıktan sonra daha önce olduğu gibi 15 yaşında adet görmeye başladı. Tek değişiklik, bu sefer korku ya da şok hissetmemesiydi. Zaten hasta olmadığını ve ölmeyeceğini biliyordu.
Ancak Lucia, öncekinden farklı bir nedenden dolayı olsa da, zihinsel baskı yaşıyordu. Başlangıçta geleceğini değiştirebileceğini düşünmüştü ama saraya kapatılmış bir prenses olarak yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Bu ona bir kehanet gibi geliyordu, gelecek tıpkı rüyasındaki gibi olacaktı. O adamla 21 yaşında tekrar evleneceği düşüncesi mide bulandırıcıydı ve Lucia buna katlanamıyordu. Hissettiği korku ilk adet olduğu gün zirveye ulaşmıştı.
‘O adamın çocuğunu doğurmak istemiyorum.’
Hamile kalmanın kolay bir şey olmadığını biliyordu. Sağlıklı olan ancak çocuk sahibi olmakta zorlanan birçok çift vardı. Kont Martin'in iktidarsız olduğunu hesaba katarsak, bu olasılık sıfıra yakındı. Ancak Lucia bunun gerçekleşmesi için en ufak bir ihtimal bile bırakmak istemiyordu.
Bu sefer kendini bile bile kısırlaştırmaya karar vermişti. Rüyasındaki garip doktor ona üç yapraklı adaçayının bir zehir olmadığını söylemişti. Kendisine verdiği reçeteyi de hatırlıyordu. Kendini iyileştirmek istiyorsa, tek yapması gereken o ilacı bir kez daha tüketmekti. Şu anda doğum yapamamasının bir önemi yoktu.
Şu anda, Lucia istediği sürece, bir kez daha doğurgan olabilecekti. Ancak Hugo’ya birlikte çocuk sahibi olamayacaklarını kendisi açıklamıştı ve bir anda doğurabileceğini söyleyemezdi.
‘Zaten… er veya geç boşanırız diye düşünmüştüm…’
Lucia başlangıçta Hugo’nun birkaç yıl sonra boşanma talebinde bulunacağını düşünmüştü. Ya da makul bir zaman sonra kendisi boşanma talebinde bulunabilirdi. Ancak…
‘Boşanmak... muhtemelen mümkün değil.’
Aile gelenekleri söz konusu olmasaydı bile, Hugo çok zahmetli olacağı için boşanmazdı. Belki çok sevdiği farklı bir kadın bulsa daha farklı olurdu ama böyle bir durum pek olası görünmüyordu.
‘Kararımdan pişman olmayacağım… Her şeye katlanmaya karar verdim...’
Lucia’nın hayatında hiç çocuğu olmayacaktı. Sözleşmeyi imzalarken buna çoktan karar vermişti.
‘Umarım güzel bir çocuk doğurur ve mutlu bir ebeveyn olursunuz.’
Görünüşe göre rüyadan uyandıktan sonra bile Lucia bu dileği gerçekleştiremeyecekti. Düşüncelere dalan Lucia, doktorun adını hatırladı.
‘Philip.’
Bu doğru. Adamın adı buydu.
***
O öğleden sonra, Jerome her zamanki gibi sessizce dükün çalışma odasına çay getirdi. Hugo, gelen kişi sadece bir kişi olabileceğinden, başını kaldırıp bakmaya zahmet etmeden belgeleri okumaya devam etti. Ancak Jerome oradan ayrılmadan sessizce orada durmaya devam etti. Dük başını kaldırdığında uşak ancak o zaman konuşmaya başladı.
“Majesteleri, Hanımefendi yarın bir çay partisi düzenlemeyi planlıyor.”
“Evet. Biliyorum.”
“İlk resmi çay partisi için bir hediye vermeye ne dersiniz?”
“Hediye mi?”
Hugo düşünceli bir şekilde kalemini bırakıp sandalyesine yaslandı.
“Hediye…”
“Evet. Hanımefendi çok mutlu olur.”
Şimdi düşününce, Dük ona henüz hiçbir şey hediye etmemişti. Kadınlara daha önce hiç kendisi düşünüp hediye almamıştı. Her zaman kadınların istediği şeyi satın alırdı, bu yüzden ne yapacağını bilememişti. Yaptığı tek şey, ona cömert bir parasal bütçe ayırmaktı.
Lucia asla bir şey istememişti ve bu yüzden ona bir şey hediye etmek garip olurdu. Ancak bu onun sosyeteye ilk çıkışı olacaktı, bu yüzden onu bir hediye ile tebrik etmek mantıklıydı. Sürpriz bir hediye kesinlikle onu mutlu edecekti. Dük’ün gözleri heyecanla parladı. Genç kadının karşılık olarak minnettarlığını nasıl göstereceğini düşünüp şimdiden neşelenmişti.
Ne iyi olurdu? Mücevher mi? Ya da… mücevher mi? Yoksa… mücevher mi? Aklına gelen tek şey mücevherdi. Kadınların mücevherleri sevdiği bir gerçekti ama bunun onu mutlu edeceğinden emin olamıyordu.
Düşünceleri derinleşirken, Jerome sabırla efendisinin kararını bekliyordu. Jerome'un kulağına hafif bir kapı çalma sesi geldi. Jerome, efendisinin düşüncelerini bölmek istemediği için sessizce odadan çıktı ve kısa bir süre sonra geri döndü.
“Majesteleri, Lord Phillip geldi. Roam'a yeni gelmiş ve Majestelerini selamlamak istiyor.”
Magnec