Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm Yeni Evliler (7)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Hugo, Lucia'nın çenesini kavradı ve dudaklarını içtenlikle öptü. Kadının dudakları hafifçe aralanırken sıcak dilini içeri kaydırdı. Öpüşmeleri derinleşirken nefesleri daha da hızlanıyordu. Adamın tekniği insanın aklını başından alıyordu.

İçinde yükselen sıcaklık yüzünden Lucia'nın görüşü bulanıklaştı. Gözlerini kapattı ve yoğun öpüşmeleri devam ederken kollarını Hugo'ya doladı. Adam, Lucia'yı kolaylıkla masaya kaldırdı ve bir yandan da onu öpmeye devam etti.

Sessiz yemek odasında duyulabilen tek şey dudaklarının ve nefeslerinin sesiydi. Dük, genç kadının erik gibi dudaklarını yutarak ağzının içini ele geçirdi. Öpücüğü kadının tüm vücudunda bir heyecana neden oluyor, adamın omuzlarını tutan zayıf kolları titriyordu.

Uzun süren öpücükleri sona erdikten sonra, Hugo, Lucia’nın şişmiş dudaklarını hafifçe öptü. Küçük öpücükleri boynuna kadar inerken kıyafetlerinin altından göğsünü sıkıca tuttu. Bu fırsattan istifade diziyle onun bacaklarını ayırdı, ama bu Lucia'yı büyük bir şoka uğrattı ve iki elini kullanarak tüm gücüyle onu itti.

“Bunu burada mı yapmayı planlıyorsun?”

Hugo’nun böyle planı yoktu ama onun ne kadar telaşlı olduğunu görünce onu tahrik etmeye devam etmek istemişti.

“Yapamaz mıyım?”

“Hayır!”

“Neden olmasın? Mazeretin mantıklıysa, gitmene izin vereceğim.”

“Yemek yediğimiz bir yerde bu tür şeyler yapmak doğru değil!”

Adam onun boynuna öpücük kondurmayı bir anlığına bıraktı ve güldü.

“O zaman başka bir yere ne dersin? Koridor nasıl?”

“Asla!”

“Bahçeye ne dersin? Dışarıda yapmayı denemek istiyorum.”

“Sen deli misin?”

Ondan gelen yeni bir tepki üzerine, Hugo kahkaha atmamak için kendini zor tuttu ve gelişigüzel bir şekilde onu sorgulamaya devam etti.

“Neden olmasın?”

“İnsanlar görür!”

“Kimse görmezse mahzuru yok mu? Neden bu şatodaki herkesi dışarı göndermiyorum, o zaman dışarıda ya da koridorda yapmak sorun olmaz, değil mi?”

“Şey...”

Yüzü kıpkırmızı olan Lucia dudaklarını ısırıyordu. Orada kimse olmazsa mı? O zaman sorun olmamalıydı. Sonuçta ilk seferi değildi ve yatak odasında her türlü şeyi yapmıştı. Yer farklı olsaydı ne fark ederdi ki?

Genç kadın geçen ay birbirleriyle yakınlaşmanın sayısız farklı yolu olduğunu iyice öğrenmişti. İlk başta utancından ölecek gibi hissetmişti ama şimdi insanların neden bu kadar tutkuyla seks için çabaladığını anlayabiliyordu. Bu, herhangi bir yabancıyla yatmaya istekli olduğu anlamına gelmiyordu ama onlar evli bir çiftti. Yatak odasında kendi zamanlarında ne yaptıkları kimsenin umurunda olmamalıydı.

Hugo sabırsızlıkla ondan şok olmuş bir yüz ifadesi bekledi. Ama kadın meseleyi gerçekten ciddi ciddi düşünmeye başlayınca, adam suratının ortasına yumruk yemiş gibi hissetti.

Lucia, onu her zaman garip şekillerde heyecanlandırıyordu; adam ne kadar dayanmaya çalışsa da, kız onun şiddetli ateşini benzersiz şekillerde körüklüyordu. Sorumluluklarını bir kenara bırakıp, onunla yalnız başına bir yere kapanmak ve bu cinsel açlığı doyasıya tatmin etmek istiyordu.

Asıl sorun, genç kadının enerjisinin onunkiyle mukayese edilemez olmasıydı. Bu kadın neden bu kadar küçüktü? Neden bu kadar hassastı? Neden bu kadar zayıftı? Hugo, onu biraz daha sıkı tutmaya çalışsa kırılacak gibiydi. Onu gerçekten incitirse kendinden iğrenirdi.

Lucia çabuk öğreniyordu ama masumdu. Hugo, onu yataktaki çeşitli becerileriyle tatmin ediyordu, kadın bir kez bile ondan hoşlanmadığını veya iğrendiğini ifade etmemişti. Bazen şok olur ya da utanırdı ama o da kendince elinden geleni yapardı.

‘Güzel. Bu gece bazı şeyleri deneyelim.’

Hugo farklı şeyler hayal ederken, alt bedeninin kızıştığını ve sertleştiğini hissedebiliyordu.

“Her neyse… Bunu burada yapmak istemiyorum…”

Hanımefendi fikrini söylemişti, bu yüzden yapacak bir şey yoktu. Hugo onun dudağını hafifçe öptü ve masadan inmesine yardım etti. Alt bedeni serbest bırakılmak için çığlık atıyordu ama o buna katlandı. Zaman zaman kendi sabrına şaşırıyordu.

Eski kadınlarından biri olsaydı, Hugo onların fikirlerine kulak asmaz ve onlara hemen oracıkta sahip olurdu. Bütün o kadınlar onu sözde reddederdi, ama aslında aksini düşünürlerdi.

Dük kadınlara tecavüz etmiyordu ama aynı zamanda geçmişteki kadınların hiçbir fikrini ciddiye almamıştı. Bütün kadınlar sadece onun servetiyle veya bedensel zevkleriyle ilgileniyordu.

Ancak şu anda Hugo, Lucia'yı tanımaya başlıyordu. O hayır dediğinde, gerçekten ciddiydi. Umduğu şey basit bedensel zevkler değildi. Adam onun isteklerine saygı duymak istiyordu.

Karısı onun tüm derin düşüncelerini anlayabilir miydi? Masadan inerkenki masum gülümsemesine bakılırsa muhtemelen hiçbir fikri yoktu.

“Bugün yürüyüşe çıkacaksın, değil mi?”

Lucia akşam yemeğinden sonra hafif yürüyüşler yapmayı ihmal etmezdi. Hugo bir an için biriken sorumluluklarını ertelemeye karar verdi. Onunla biraz daha birlikte olmak istiyordu. Ayrıca kızışan vücudunu da soğutması gerekiyordu.

“Evet.”

“Hadi birlikte gidelim. Yoksa sana ayak bağı mı olurum?”

“Hayır, tabii ki! Çok isterim.”

Lucia sevinerek anında cevap verdi. Onunla birlikte ilk kez yürüyecekti. Sevincini gizlemeden neşeli bir şekilde gülümsedi, Hugo ise hafifçe öksürdü ve hafifçe uzağa baktı. Onun bu kadar mutlu olacağını hiç tahmin etmemişti.

***

Yaz henüz gelmemişti, bu yüzden akşam serin ve hafif bir esinti vardı. Lucia onun yanında yürürken, gizlice ona baktı. Adam adımlarını onunkine göre yavaşlattı ve bu kadının kalbinin küt küt atmasına neden oldu.

Lucia bunca zaman boyunca ondan kendisiyle birlikte yürüyüşe çıkmasını istemek için cesaretini toplayamamıştı, ama bunu bir süredir yapmak istiyordu. Sanki bir sözleşmeyle bir araya getirilmiş bir çift değil de gerçek bir çift gibiydiler.

“Bu yıl bahçeye çiçek dikmeyi planlıyorum. İlk defa böyle bir şey yapacağım, bu yüzden muhtemelen biraz zevksiz görünecek.”

“Sadece çiçek dikseydik zevksiz görünür müydü?”

“Elbette. Güzel bir bahçeyi uygun şekilde tasarlamak yoğun bir his gerektirir. Güzel bir bahçe için düzgün bir denge lazım. Yetenekli bir bahçıvan veya tasarımcı bulmak çok zor. Çoğu zaten farklı aileler tarafından işe alınmış.”

“Tek yapmam gereken onları çalmak.”

“Bu o kadar kolay değil. Sence farklı bir soylu aile Jerome'a ​​daha yüksek bir ücret teklif etseydi, seve seve gider miydi?”

“…yeterince makul.”

Lucia kendini neşeli hissediyordu, bu yüzden normalden daha fazla gevezelik ediyordu. Hugo onun sesini dinlemekten zevk alıyor ve aynı zamanda oldukça mutlu oluyordu. İşle bu kadar meşgul olmadığı zamanlarda onunla böyle birlikte yürümek o kadar da kötü bir fikir olmazdı.

“Şu an karanlık olduğu için belli olmuyor ama oraya güzel bir gölge düşüyor, bu yüzden her sabah çayımı orada keyifle içiyorum. Ağacın bu kale yapılırken dikildiğini ve yüzyıldan daha eski olduğunu duydum.”

“Öyle mi...?”

Hugo, büyük ağaca sanki onu ilk kez görüyormuş gibi hayran hayran baktı. Bu yerde büyümüştü ama bunu ilk kez duyuyordu. Bu ağaç hiç onun dikkatini çekmemişti.

“Ne güzel bir ağaç. İlk seferimiz orada olmalı.”

“Ne dedin?”

“Bu bahçede ilk seferimizin o ağacın altında olmasına karar verdim.”

“…”

Lucia’nın ağzı açık kaldı, etraf görülemeyecek kadar karanlıktı ama yüzü büyük ihtimalle kıpkırmızıydı. Soluk teni benzersizdi, çok kolay kızarıyordu. Genç kadın, Hugo’dan kaçmak için adımlarını hızlandırdı, bu da adamın dudaklarının kıvrılmasına neden oldu. Bileğinden tuttu ve az önce bahsettiği ağacın altına götürdü.

Lucia çırpınırken, Hugo onu ağaca yasladı ve ona yaklaştı. Kulak memesini hafifçe ısırıp alçak bir sesle konuştu.

“Eğer düzgün durmazsan, gerçekten yaparım.”

Lucia kendisine istediğini yapmasına izin verdiğinde Hugo mutlu oluyordu. Lucia ancak adam onu tüm nefesi kesilene kadar öptükten sonra kaçabildi.

***

Jerome bütün akşam yemeği boyunca Dük çiftine hizmet edemediğinden yemek odasından erken çıkmıştı. O anda bir hizmetçi ona yaklaştı.

“Sör Fabian burada. Majestelerinin ne zaman ofisine gideceğinden emin değilim, bu yüzden ondan kabul odasında beklemesini istedim.”

“İyi yapmışsın.”

Jerome bekleyen Fabian'ı hafif bir kucaklama ile karşıladı. Fabian başkentten yeni gelmişti. Dük avını abarttığı için İmparator'a büyük bir rüşvetle birlikte yağcılık yapma işi Fabian’a kalmıştı.

İmparator halkına acır mıydı ki? Fabian, durumun böyle olmayacağına canı üzerine bahse girebilirdi. Kendi kendine bir bahisti, ama rüşvet gerçekten abartılıydı. Fabian kesin olmayan bir şey için asla kendini riske atmazdı.

“Uff, çok yoruldum. Acele edip Majestelerine rapor vermek istiyorum, böylece gidip uyuyabilirim. Yemeğini bitirdi mi?”

Fabian boş yere şikayet etmiyordu, yüzü koyu halkalar ve yorgunlukla doluydu.

“Senin yerine ben rapor veririm, böylece uyuyabilirsin. Majestelerinin ne zaman ineceğinden emin değilim.”

“Neden? Benim burada olduğumu görünce daha aşağı inmedi mi?”

“İkisi şu anda birlikteler, bu yüzden konuşmaları muhtemelen biraz zaman alacak.”

“İkisi mi? Kim?”

Jerome, kalın kafalı kardeşinin sözlerini duyunca başını salladı.

“Düşes hazretlerinden başka kim var?”

“Düşes hazretleri mi? Hanımefendiyle mi yemek yedi? Hoo. Bu ne şimdi?”

“Majesteleri neredeyse her akşam hanımefendiyle yemek yer.”

“…”

Genelde Fabian'ın parlak zekasını görmek mümkündü ama o anda bir aptaldan farksız görünüyordu.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Ne zamandan beri?”

“Majesteleri buraya döndüğünden beri.”

Fabian bunun gerçek olup olmadığını sorgulayıp durdu ve Jerome sabırla bunun gerçek olup olmadığını yanıtlamaya devam etti. Fabian'ın tepkisini görmek çok şaşırtıcı değildi. Jerome kendi gözleriyle görmemiş olsaydı, buna inanmakta o da güçlük çekerdi.

“Majestelerinin zevki ne zamandan beri... Hayır, bu bir zevk meselesi değil. Senin sözlerine göre, her akşam birlikte yedikleri şey ‘sadece’ akşam yemeği değil.”

“Burada duralım.”

“Vay. Yani gerçekten doğru. Gerçekten. Aman Tanrım. Buna inanamıyorum. Bir kadınla aynı yatağı üç defadan fazla paylaşmamıştı, ah…”

Fabian aniden karnında keskin bir ağrı hissetti ve eğilip karnını tuttu. Kardeşine yumruk atan Jerome dişlerini sıktı ve alçak sesle konuştu.

“Kapa çeneni. Yerin kulağı vardır. Ne üç defası? Böyle saçma sapan şeyler söylemeye nasıl cüret edersin?”

“Mecazi olarak konuşuyorum. Sadece onun ne kadar harika bir adam olduğunu ifade etmek için abartıyorum. Onun hayatı her erkeğin hayalidir.”

“Ya? Bu söylediklerini kelimesi kelimesine Alice'e söyleyeyim de gör.”

Karısının adı geçtiğinde Fabian'ın yüzü soldu.

“H… hayır. Demek istediğim bu değil, başkaları bana bunu söylüyor. Alice'e garip şeyler söyleme. Konusu açılmışken, ağabeyinin eşinin adını doğrudan söylemeye nasıl cüret edersin?”

“Ağabeyinin eşinin adı mı? Yengemi kastetmiyor musun?”

“Sadece evlendikten sonra yetişkin olursun. Bu yüzden senin ağabeyinim.”

İkisi ikiz kardeş oldukları için ne zaman karşılaşsalar bunun için kavga ederlerdi.

“Hmm anlıyorum. Ne kadar ironik.”

Dük 18 yaşında göreve geldiğinden beri, ikisi onun yanında yardımcı olarak hizmet ediyordu, böylece dükün her kadınını tanımışlardı. Dük hiçbir zaman kadınları baştan çıkarmak zorunda kalmazdı, çünkü kadınlar onun gücü ve zenginliği için durmadan peşinden koşarlardı.

Sayısız kadın olmasına rağmen, hiçbir dişi Dük'ün kalbini ele geçiremezdi. Dük için kadınlar yatak partnerlerinden başka bir şey değildi. Dilediği gibi kadınlarla eğlenirdi, fazla yapışkan ya da sinir bozucu olduklarında onları tereddüt etmeden bir kenara atardı. Elbette genç düke karşı takıntılarından vazgeçemeyen kadınların icabına bakmak iki kardeşin göreviydi.

“Henüz kesin bir şey yok. O kadın da kolayca bir yıldan fazla dayanmıştı. Dük bunun balayı evresinin tadını çıkarıyor olabilir. Büyük ihtimalle öyledir. Huaaaa. Uyumam lazım artık. Lütfen yarın sabah onunla görüşmeye geleceğimi ona ilet.”

Bu sefer farklıydı. Jerome açıklama zahmetine girmedi. Zaman her şeyi açıklayacaktı.

Dük, bir yıldan fazla bir süre Kontes ile bir ilişki sürdürmüştü, ancak dük onca zaman boyunca sadece onunla görüşmemişti. Dük’ün her gün tek bir kadına böyle odaklandığı hiç olmamıştı.