Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm İlk Gece (5)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

(Bu bölüm +18 unsurlar içermektedir.)

 

Hala yatakta yatan Hugo kaşlarını hafifçe çattı ve gözlerini açtı. Sanki başından beri uyanıkmış gibi gözleri berraktı. Çevresine karşı duyarlıydı ve Lucia yatakta çırpınmaya başladığı andan itibaren uyanıktı.

‘Ne yapıyor bu kız?’

Lucia büyük bir gürültüyle yataktan düştükten sonra sadece sessizlik oldu. Hugo battaniyeyi atıp ayağa kalktı. Yakın zamana kadar uykuda olan birinin aksine, vücudunu kolayca hareket ettiriyordu. Yataktan kalkıp kızın yanına gitti.

Sersemlemiş bir şekilde orada oturan Lucia başını çılgınca iki yana sallamaya başladı. Yatağa tutundu ve ayağa kalkmaya çalıştı. Başkalarına bizzat yardım etmeye alışık olmamasına rağmen, Hugo sessizce oturup hiçbir şey yapamadan duramadı. Onu korkutmamaya dikkat ederek yavaş adımlarla ona doğru yürüdü.

“Ah...”

Boş yatağı ve dik duran Hugo’yu görünce Lucia’nın balkabağı turuncusu gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Kötü uyku alışkanlıkların var. Bu kadar geniş bir yataktan nasıl düşebildin?”

Adam az önce uyanmıştı, bu yüzden sesi her zamankinden daha alçaktı. Buna rağmen yakışıklıydı. Ona şaşkın gözlerle bakan Lucia, hızla gerçekliğe döndü.

“Ondan… değil!”

Hugo’nun onu ayakta tutan kolları, Lucia’nın vücut ısısının yükselmesine neden oldu, bu yüzden Lucia utanarak onu itmeye çalıştı. Ancak adamın vücudu kaya gibi sağlamdı ve yerinden kıpırdamıyordu. Daha fazla çabanın boşuna olacağını görünce ona karşı mücadele etmeyi bırakmaya karar verdi.

“O zaman uyurgezer misin?”

“Su içmek için uyandım ve…”

Lucia nedense biraz utandı ve yere bakarak sözlerinin geri kalanını alçak sesle mırıldandı.

“Yürümek… şu anda biraz zor…”

Hugo hafifçe iç çekti. Yatağın altındaki terlikleri giyerek ayaklarını hafif adımlarla hareket ettirdi. Halının sonuna geldiklerinde adamın ayaklarının altında kırılan camların sesi duyuldu.

‘Ah... Dün bir bardak kırmıştım...’

Genç kadın her şeyi unutmuştu. Hugo olmasaydı, çıplak ayaklarıyla cam parçalarıyla dolu zemine doğru yürüyecekti.

Dük, Lucia'yı tek koluyla kolayca kaldırdı ve masanın önünde durdu. Bir bardak su doldurup bardağı ona uzattı.

“Bu sefer kırma.”

“…Tamam.”

Hugo onunla alay etmeyi hiç bırakmıyordu. Tsk, Lucia kendi kendine sessizce yakındı ve itaatkar bir şekilde bardağı aldı.

Adam sadece uzun boylu değildi, aynı zamanda çok güçlüydü. Sanki küçük bir çocukmuş gibi Lucia’yı kolayca taşıyordu. Kalçalarını tek koluyla kaldırıyordu ama genç kadın kendini çok dengeli ve rahat hissediyordu.

“Teşekkür ederim.”

Dük boş bardağı alıp masaya koydu.

“Başka herhangi bir şey var mı?”

“…Ha?”

“Seni tuvalete götüreyim mi?”

“Hayır!!”

Bağıran Lucia’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bakışları onunkilerle buluştu ve sanki kırmızı gözleri kendisine gülüyormuş gibi hissetti. Adamın siyah saçları genellikle düzgün bir şekil verilmiş olurdu ama şu anda saçları doğal haliyle savrulmuştu ve Lucia’ya göre bu harikaydı. Kız elini kaldırdı ve onun saçlarını yüzünden çekti. Dük’ün kaşları hafifçe seğirdi.

Lucia düşüncesizce yaptığı bu hareketten dolayı utanmıştı ve adamın sert bakışları ağır geliyordu. Baktığı yeri takip etti ve şokla irkildi. Göğüslerinin yarısı dışarıdaydı ve meme uçları biraz açıktaydı. Daha önce giysisini dikkatsizce bağlamıştı ama çözülmüştü. Utançtan kızın kulakları ateş gibi yanmaya başladı.

Lucia aceleyle giysisini tuttu ve vücudunu örtmeye çalıştı. Ne yazık ki, giysisi Dük’ün kollarıyla kendi bedeninin arasına sıkışmıştı ve onu çekmek, kendini örtmesine yaramadı. Tam o sırada adamın eli göğsünü sıkıca kavradı.

“Hp...”

Telaştan genç kadının nefesi kesildi ve gözlerini çabucak ona çevirdi. Adamın kırmızı gözleri onu tuzağa düşürmüş gibiydi ve Lucia hareket edemedi. Bunca zamandır Hugo ona bakıyordu ve Lucia onun bakışlarının ağırlaştığını hissedebiliyordu. Korkuyordu ama gözlerini adamdan alamıyordu.

Göğsünü biraz güçle kavradığı anda, Lucia derin bir nefes alıp inledi. Dük onu masaya yatırdı ve göğsünü ağzına aldı.

“Ah!”

Kızın omurgasından yukarı heyecan verici bir his yükseldi. Adamın dudakları onun göğsünü emerken, dili meme ucunu okşuyordu. Sonra da hafifçe ısırdı.

“Ah! Hk!”

Vücudu uyarılınca kasılan Lucia adamın omzunu kavradı. Vücudu sert masanın üzerinde dururken, Dük ona dayandı. Göğüslerini açgözlülükle avuçladı, duraklamadan baştan çıkarıcı bir şekilde yaladı, ısırdı ve onları emdi. Adamın dudaklarından kaçan emme sesi Lucia’yı heyecanlandırdı ve vücudu ateş gibi yanmaya başladı.

Kızın üzerindeki giysi masanın üzerinde tamamen çözülmüş haldeyken kemer uzun süre önce yere düşmüştü. Çıplak vücudu açıkta kalınca soğuk hava tenine değdi. Dük onun bacaklarından birini koluna dayayarak bacaklarını açtı. Parmağını ona sürtüp yavaşça içeri soktu.

“Uu...”

Yakıcı bir acı kızın çığlık atmasına neden oldu. Zaten onun büyük aletini birden almanın yan etkilerinden dolayı hala acı çekiyordu. Buna rağmen, Dük parmağını itip çektikten sonra, kadının sıvıları dışarı akmaya başladı ve odada utanç verici bir sesin yankılanmasına neden oldu. Bu sayede parmağı artık kolayca girip çıkabiliyordu. Ancak genç kadın hala acı çekiyordu.

“Acıyor mu?”

Lucia aceleyle başını salladı. Aciz ve ağlamaklı gözlerle ona baktı. Acıyor. Yapmak istemiyorum. Bu mesajı ona gözleriyle gönderdi. Ama adam parmağını çekip onun yerine sertleşmiş organıyla onu dürttüğünde, kadın tamamen bembeyaz kesildi. Aleti hassas içine girdiğinde ağlamaya başladı.  

“Şş...”

Dük onu öperek sakinleştirmeye çalıştı ama daha da derine itti. Lucia’nın iç kısımları yanıyor ve acıyordu.

“Uuck...”

Bu ona ilk girdiği andan farklı bir acıydı. Genç kadının iç kısımları acıyordu ve vücudunun her yerindeki kaslar ağrıyordu. Gözlerinden iri gözyaşları birer birer dökülüyordu.

Dük masanın üstünde ona sahip olurken büyük bir güç kullanıyordu. Gerçekten… bu fazla iyiydi. Lucia’nın iç kısımları onun aletinin etrafını sıkıca sarıyor ve onu tahrik ediyordu. Sanki tatlı bir şeyin tadını almış gibi hisseden Dük, kadının dudaklarını hafifçe yaladı.

‘O gerçekten... insanı çıldırtıyor.’

Lucia’nın gözyaşları, yüz ifadesi, burnunu çekerek ağlayışı, çığlıkları, tatlı vücudu ve teni, masum tepkileri, onun ereksiyonunu sımsıkı saran içi… Onunla ilgili her şey Hugo’nun gitgide daha çok tahrik olmasına neden oluyordu. Sanki kan kokusunu almış aç bir vampire dönüşmüştü. İçindeki canavar, serbest kalmak ve cinsel açlığını giderene kadar kızı hırpalamak için tısladı.

‘Yapamam.’

Dük içindeki canavara göre hareket ederse, bu narin kadın ölürdü. Genç karısı çelimsiz ve zayıftı; biraz güçle kolayca kırılabilirdi. Bir erkeği tamamen kabul edemeyecek kadar deneyimsizdi. Evlendikten sonraki ilk gece karısını öldürürse bu kötü olurdu.

Ağlayan Lucia'yı hafifçe öptü. Dilini onun küçük ağzında dolaştırdı. Bunu yaparken de uçup gitmek üzere olan aklını toparladı. Öpüşmeleri Lucia nefessiz kalana kadar devam etti.

Hugo’nun aleti tamamen onun içine girmişti. Yavaşça dışarı çıktı ve Lucia inledi. Henüz bitmediğini düşünerek gözlerini sıktı. Ancak Dük, onun giyinmesine yardım etti ve onu bir kez daha kaldırdı. Lucia onu iri gözlerle izliyordu.

Adam onu yatağa yatırdı. Lucia sessiz kalarak ona şüpheyle baktı.

“Pişman mısın?”

Lucia hızla başını iki yana salladı.

“Sana bir daha dokunmayacağım, o yüzden uyuyabilirsin.”

Lucia rahatladı, gergin kaslarının gevşemesine izin verdi. O kadar farklı davranıyordu ki, Dük dudaklarında oluşmakta olan buruk gülümsemeyi zapt etmek zorunda kaldı.

‘Demek bu kız öyle biri.’

Dük bir iç çekti. İçinde bulunduğu durum gülünç ve acınasıydı. Çok sert olan aleti bastırılmış cinsel gerginlikten dolayı acımaya başlamıştı. Kendi kendine yatışması çok uzun zaman alacaktı ama kendisi halletmek zorunda kalacağı için canı sıkılmıştı. Normalde kadınlar konusunda yokluk çekmediği için asla mastürbasyon yapmak zorunda kalmıyordu; bu yüzden asla bu tür yollara başvurmak zorunda kalmamıştı.

Dük bu durumda nasıl davranacağını şaşırarak içini çekerken, Lucia ona hayran hayran bakıyordu. Artık oda daha aydınlıktı ve onun yüzünü daha net görebiliyordu. Onun kadar yakışıklı birini bulmak zor olurdu.

Adeta heykel gibi yontulmuş yüzü dengeliydi; yüz hatları birbiriyle mükemmel bir uyum içindeydi. Kalkık burnu ve keskin gözleri vardı. Lucia onda herhangi bir kusur bulamıyordu. Öyle olsa bile, insanlar Taran Dükü'nden ‘yakışıklı’ olarak bahsetmiyordu.

‘Yüz ifadeleri yüzünden mi acaba...?’

Adam her zaman kayıtsız ve soğuktu. Onun yüz ifadelerini gözlemleyerek düşüncelerini okumak imkansızdı. Kendini iyi mi yoksa kötü mü hissettiğini tahmin etmek zor olurdu.

Askeri ünü ve savaş sırasındaki korkunç tavrıyla tanınırdı ki bu da başkalarının ondan korkmasına neden olurdu.

Dük kalktı ve bir yerlere kayboldu. Lucia, yakışıklı kocasının, sert organıyla ilgilenmek için tuvalete gittiğine dair en ufak bir fikri olmadan üzgün bir kalple gidişini izledi.

‘Neden benimle evlenmeyi kabul etti ki…?’

Hiçbir fikri yoktu. Aralarında çok şey geçmişti ancak böyle bir sonucu haklı çıkarmaya yetecek kadar değildi. Dük, onunla aynı şartları kabul edecek birçok kadın bulabilirdi. O zamanlar, Lucia mümkün olan en iyi yolu seçmişti ancak geriye dönüp bakınca, bu yol tam olarak akla yatmıyordu. Hugo’nun ona şakaymış gibi gülmesi ve onu bir böcek gibi başından savması doğru olurdu.

Dük banyodan huysuz bir şekilde döndü. Bastırılmış cinsel gerginliğini serbest bırakmayı başarmıştı ama hiç tatmin olmamıştı. Aksine kendini garip hissediyordu. Daha yeni evlenmişti; önünde mükemmel bir dişi vardı, yine de mastürbasyona başvurmak zorunda kalmıştı. Lucia’dan dolayı bir beyefendi gibi davranmaya karar vermişti ama içten içe öfkeden kudurmaktan kendini alamıyordu. Tüm öfkesini kalbinde saklayıp yatağına döndü.

Lucia tekrar uyumadı, sadece yatakta yuvarlandı. Kızın balkabağı turuncusu gözleri kendisini izlerken, Dük sinirlenmeden edemedi. Ancak sadece yüz ifadesinden, gerçek duyguları asla anlaşılamazdı. Adam soğuk ve umursamaz bir maske takıyor gibiydi.

“Yeniden uyumayacak mısın? Uyumazsan, sonrası için güç toplayamazsın. Birkaç saat sonra Kuzey'e gideceğiz, kolay bir yolculuk olmayacak.”

“Günlük işlerinize engel olmayacağım. Lütfen endişelenmeyin.”

Lucia’nın sesi sağlam ve güçlüydü, Dük onun vücudunun durumuna göz gezdirmeden edemedi.

“Yürüyemiyorsun.”

Savunmaya geçmiş gibi görünen Lucia dudaklarını büzdü. Dük onun yüzüne bakmaya devam ettiğinde, dudaklarını oynatarak konuşur gibi yapıp ‘Ne?’ dedi.

“… Tekrar yapmayı düşünüyordunuz, değil mi?”

Lucia bu soruyla Dük’ü hazırlıksız yakalayarak onun kahkahalara boğulmasına neden oldu.

“Yani yürüyememenin benim hatam olduğunu söylüyorsun.”

“Yürüyemiyor değilim. Sadece… biraz tuhaf geliyor…”

“Sabah bir doktor çağırırım.”

“Ha? İyiyim. Ben gerçekten İyiyim.”

Lucia şok oldu ve kibarca reddetti. Bu utanç verici acıyı başka birine nasıl açıklayacaktı? Bu kişi doktor olacak olsa da, yine de istemiyordu.

Lucia mükemmel durumda olduğunu kanıtlamak için ayağa kalktı ama kasları gergindi ve alt bedeni acıdan zonkluyordu. Alnında boncuk boncuk soğuk terler oluşurken kalbinin içinde sessiz bir çığlık attı.

Tch. Dük başını salladı ve onun sorunsuz bir şekilde yatağa dönmesine yardım etti.

“Yorulduysan, bana açıkça söyle. Bana kalırsa, bugün ayrılmamız imkansız gözüküyor.”

“Gerçekten iyiyim. Lütfen benim yüzümden programınızı değiştirmeniz gerektiğini düşünmeyin.”

“En az üç dört günlük bir at arabası yolculuğu olacak. Yolda dinlenebileceğin hiçbir köy veya kasaba olmayacak. Onca günü bir at arabasında geçirmen gerekecek. Bana bunun senin için mahzuru olmadığını mı söylüyorsun?”

“Evet, gerçekten iyiyim.”

“Aptalca şeyler konusunda inatçı olma.”

Kişi sözlerinin sorumluluğunu almalıydı. Gururlu sözler söylemek, sonra da bir sürü küçük bahane uydurmak sıkıntı yaratırdı. Herhangi bir değişikliğe göre plan yapmak için Dük’ün onun düşünce yapısını net bir şekilde anlaması gerekiyordu, böylece daha sonra ortaya çıkacak her türlü sorunu en aza indirgeyebilirdi. Sorunlar körü körüne geleceğe bırakıldığında önleyici tedbirler imkansız hale gelirdi çünkü ‘hiçbir yardımı olmazdı.’

Kadınlar arasında da bir fark yoktu. ‘İyiyim, beni merak etmeyin’ derlerdi. Ama daha sonra, Hugo’ya aslında kastettikleri şeyin bu olmadığını söylerlerdi. Onun duygularını anlayamadığından şikayet ederlerdi. Ne zaman böyle bir şey olsa, Hugo onlardan hemen oracıkta ayrılırdı. Şikayetlerini içinde saklayan ve barındıran biri, bir gün onu sırtından bıçaklardı.

“İnatçı olmaya çalışmıyorum… Kuzeyde acil bir işiniz olduğunu anlıyorum. Biraz rahatsızlık çektiğim doğru ama şimdilik buna katlanmak zorunda hissediyorum.”

Hugo’nun soğuk yüz ifadesinde hafif bir çatlak oluştu. Dükalığı’ndaki acil durum. Evliliği gayri resmi bir şekilde halletmek için verdiği bahane buydu. Konuyla ilgili açık ayrıntıları paylaşmamıştı, bu yüzden herkes bir sonraki adımın en kısa sürede geri dönmek olduğu sonucuna varabilirdi.

Tabii ki bu şekilde açıklayamazdı, ‘Evliliği bu şekilde hallettim çünkü aksi halde çok zahmetli olurdu. Kuzeyde bir şey olduğu yok.’ Dük utancını saklamaya çalıştı, bu yüzden sesi her zamankinden daha dostça geliyordu.

“Birkaç gün gecikmekle sorun çıkacak kadar acil değil. Seyahatlerimizi ileri bir tarihe erteleyeceğim.”

Lucia onu bir kez daha gözlemledi. Adam, ilk başta düşündüğü kadar zorba ve soğuk değildi. Dük onun hiçbir sözünü dinlemezlik yapmıyordu ve onunla konuşmak hiç tatsız değildi. Lucia onu tanıdıkça aksine onu anlamakta daha güçlük çekiyordu. O kadar kötü bir insan değildi ama iyi bir insan da değildi. Lucia ne zaman birine karar verse, bir an sonra farklı bir şekilde düşünüyordu.

“Bir şey daha… sormamın sakıncası var mı?”

“Hayır. Uyumaya devam et.”

“Kuzeydeki acil işler halledildiğinde, başkente dönecek misiniz?”

Bu kadın gerçekten... Dük ona soğuk gözlerle baktı ama kadın korkmuş ya da uysal görünmüyordu. Genç kadın başından beri böyleydi; Dük’le muhatap olurken hiç tereddüt etmiyordu. Sessizdi ama ihtiyacı olan her şeyi dile getiriyordu. Dük bu kadar rahatsız oluyorsa onu görmezden gelmesi sorun olmazdı ama onun tüm sorularını cevaplamaktan çekinmediği için kendini garip hissediyordu.

“Yapacak çok şey olacak. Yakın zamanda başkente dönmek için herhangi bir plan yapmadım.”

Veliaht Prens'e iki yıl içinde döneceğini söylemişti ancak kesin bir tarih belirlenmemişti. Süreyi istediği kadar uzatırsa sorun olmazdı.

“Bu sorun olmaz mı? Yani… Veliaht Prens isteğinize memnuniyetle razı oldu mu?”

Bu adamın beklemediği bir soruydu. Hugo ilgili gözlerle ona baktı. Veliaht Prens'in tarafında yer aldığı doğruydu ama onun için kişisel olarak hiçbir şey yapmamıştı. Kesinlikle böyle olduğuna dair somut bir kanıt sunabilecek kimse yoktu. Bu hassas bir konuydu. Yoksa bu kadın nüfuzla mı ilgileniyordu? Hugo bu bilgiye önem vererek aklının bir köşesine yazdı.

“Memnuniyetle razı olmadı.”

Kwiz, Hugo'yu hem tehdit hem de rüşvetle bağlamaya çalışmıştı. Ama Dük’e hiç de cazip gelmemişti. Hugo, Kuzey'de mükemmel bir yönetim sistemi kurmuştu, bu yüzden orada olmasa bile Dükalık uzun vadede iyi olacaktı. Ancak Dük olarak varlığını ortaya koymasına ihtiyaç vardı.

“Görüyorum ki... verdiğiniz her karara sonuna kadar bağlı kalıyorsunuz.”

Lucia onun bu eğilimini kavramıştı. Dük bir kez karar verdi mi, derhal harekete geçerdi. Gayri resmi bir evlilik yapmaları sadece bir ay sürmüştü. Hiç duraksamadan her şey çok hızlı olmuştu. Lucia farkına bile varmadan kendini evlilik sözleşmesini imzalarken bulmuştu.

“Hiç verdiğiniz bir karardan pişmanlık duyduğunuz bir an oldu mu?”

Hugo’nun sessizliği acı vericiydi.

“Eğer soru çok kişiselse…”

“Asla. Geçmişteki hiçbir şeye bağlılığım yok. Değiştirilmesi imkansız bir şeye tutunmanın faydası yoktur.”

Öyleydi. Lucia yüreğinin cız ettiğini hissetti.

‘Beni bir kenara atınca bir daha arkasına bakmayacak. İşi, insan ilişkileri ya da kızlar, her konuda böyle.’

Hugo güçlü ve kibirli bir adamdı. Lucia’nın rüyasında da o böyleydi. Her zaman kendinden emin olmuştu ve insanların övgülerini olağan bir şey olarak görmüştü. Birçoğu onu arzuluyordu. Ona yaklaşmak kolay değildi ve çoğu insanın tek yapabileceği, ona uzaktan gizlice bakmaktı. Lucia bu adamı düşündüğünden çok daha fazla sevmiş olabilirdi.