İlginç
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
11. Bölüm Beklemeye Gerek Yok
Qianye mide taraflarında sıra dışı bir yeri keşfetti. Oranın içinden köken gücü hafifçe dalgalanıyor, kozasını kırmaya çalışan küçük bir kelebeğe benziyordu. Ancak oranın çevresine sarılı görünmez bariyeri aşabilirse bu düğümü tutuşturup içindeki köken gücünün vücuduyla birleşmesini sağlayabilirdi.
Her gelişim sanatının bu bariyeri geçmek için farklı bir süreci vardı. Çoğu nazik taraftaydı, bariyeri ince ince kazmaya çalışıyorlardı. Bariyer er ya da geç aşılıyor ve köken gücü doğal olarak vücutla birleşiyordu.
Bazıları ise daha şiddetliydi, iç ve dış gelgitleri devamlı bariyere çarpıyor ve onu kırılmaya zorluyorlardı. Savaşçı Tertibi bunlara bir örnekti. Köken gelgitlerini vahşi ve kuvvetli bir hale getiriyor, yarattığı güç birinci sınıf gelişim sanatlarıyla kıyaslanabilir nitelikte oluyordu. Ancak bariyeri aşma sürecinde vücudun iç organları da zarar görüyordu.
Qianye ilk köken gelgitini hızlıca aktifleştirebilmişti. Bugünkü amacı o bariyere bir saldırı yapmaktı.
Dalgalanan köken gücünü dikkatle karnının altındaki düğüme doğru hızlandırdı. Köken gücü dalgaları açılarını düzeltip bariyere çarptı.
Düğüm bariyeri köken gelgitlerini dışarıda tutan sağlam bir bariyer gibiydi.
Qianye meseleyi yavaş yavaş daha iyi anlamaya başladı ve Kızıl Kan’ın garip kokusu bile duyularından kayboldu. Köken dalgalarıyla bir olmuş gibi hissetti, yükseliyor, kuvvetle bariyere çarpıyor ve dağılarak bir sürü köken damlasına dönüşüyordu. O gelgitler sanki kendisiymiş gibiydi.
Ancak sonraki dalga daha da uzundu ve gücü daha yüksekti. Köken gücünün her etkisi ve geri tepmesi Qianye'nin vücudunun hafifçe titremesine neden olmuştu.
Qianye'nin vücudundaki köken dalgalarının düğüm bariyerine çarpma sürecinde dış dünyada dalgalanan köken gücü Qianye'nin köken gücünü sürekli yeniliyordu. Bu şekilde Qianye'nin köken gücü gitgide büyüyordu.
Bu sıkıcı döngünün kaç kez tekrarlandığını kimse bilemezdi ve bir köken gelgiti döngüsü bittiğinde, daha köken gücü tamamıyla sakinleşemeden diğer bir dalga aniden ortaya çıkıyordu!
Qianye hem çok keyifliydi, hem de şok olmuştu. Aceleyle bu dalgayı yoğunlaştırıp köken düğümüne çarptırdı. Gelgit bariyere çarptığında Qianye'nin kulakları uğuldadı ve kükreyen suların sesleriyle doldu. Vücudu etkiyle istemsizce titredi ve neredeyse oturduğu yerden düşüyordu.
Bu köken gelgitlerinin ikinci döngüsüydü. İlk köken gelgiti döngüsünün fazlalık gücüyle beslenmişti ve etki beşinci döngünün dördüncü ya da beşinci dalgasıyla orantılıydı.
Bu ilk başarı işaretiydi. Qianye daha çok köken gücü biriktirirken ikinci, üçüncü ve dördüncü köken gelgit döngüsü de oluşacaktı. Daha çok köken gelgiti oluştukça dalgalar daha güçlü hale gelecek ve düğüm bariyerine yapacakları etki büyüyecekti.
Karın düğümünün aktifleşmesinin üçüncü köken gelgiti döngüsünden sonra olacağı söyleniyordu.
Zil çaldığında Qianye her zamanki gibi kendini toparladı ve gelişim odasından hızlıca ayrıldı. Bu sefer süreçteki engellerden birini aşmıştı, onunla birlikte gelişim yapan diğer bir düzine kadar çocuk da başarılarıyla mutlu görünüyordu.
Ama Qianye pek mutlu değildi. Gelişim süreci hızlı sayılabilirdi, ama sınıfın sadece üçte birine girebilirdi. Neredeyse yarım yıl geçmişti ve duyduklarına göre diğer bazı sınıflarda ilk köken düğümünü çoktan tutuşturmuş çocuklar vardı.
Çocuklar bir klasik olarak boş vadide düzene girdi. Nedense Chen Lei Qianye'nin yanında duruyordu.
Herkes eğitmenin talimatlarıyla eğitim alanına koşarken Chen Lei Qianye'nin yanına yaklaşıp kısık sesle konuştu. "Köken gelgitlerinin üçüncü döngüsünü geliştirmeye başladım. Köken düğümümü tutuşturduğum anda gözünü açık tutsan iyi edersin!"
Qianye hiçbir şey duymamış gibi etrafa bakmaya devam etti.
Sonraki dersler dövüş ve Biyolojik Yapı'ydı.
Qianye'nin dövüş dersindeki rakibi ortalama bir çocuktu. Birbirlerine ne kin tutuyorlardı, ne bir ilişkilerdi vardı. Bu nedenle dövüşün sonucu sıradan olmuştu. Sonra Biyolojik Yapı dersine gittiler.
Ancak bu sefer eğitmen ince, kel ve kırışıklarla dolu, pek aşina olmadıkları bir ihtiyardı. O karanlık, gri gözler Qianye'nin üstüne geldiklerinde, çocuk her şeyi görülmüş gibi hissederek hızlıca titredi.
İhtiyarın gözleri başta Qianye'yi süzüp geçmiş olsa da, gözleri seğirdikten sonra adam dönüp tekrar Qianye'ye baktı.
Her çocuğun önünde bir deney tezgâhı vardı. Beyaz kumaşla kaplanmış, dikdörtgen bir masa gibiydi.
İhtiyar boğazını temizledi, boğuk ve kulak tırmalayıcı sesi karga çığlıklarına benziyordu. "Selam çocuklar! Bugünden itibaren sizleri gerçek canavarlara dönüştüreceğim! Hiçbirinizin ismimi hatırlamak istemeyeceğine inanıyorum, ama yarım yıl kadar sonra bu isim size uzun, uzun bir süre eşlik edecek. İsmim Sheeeeeeeeeeeen Tu!"
Shen Tu dersinin nasıl işlendiğini açıkladı. Oldukça basitti. Belirlenen zaman diliminde görevlerini tamamlamaları lazımdı ve kimsenin kusmasına izin verilmiyordu.
"Pekâlâ! Önünüzdeki beyaz örtüyü kaldırmanızı istiyorum!" Shen Tu ince bir kancaya benzeyen bir nesneyi kaldırdı.
Qianye bir adım ilerleyip deney tezgâhının üstündeki beyaz örtüyü kaldırdı. Anında şaşkına döndü!
Beyaz örtünün altında buz gibi soğuk bir ceset vardı! Ancak tanıdık bir yüze sahipti, Qianye bu çocuğun onlarla birlikte eğitim kampına girenlerden biri olduğunu hızlıca hatırlamıştı!
Epey iyi korunmuştu. Neredeyse bir yıl geçmişti, ama hala çürümemişti ve mükemmel bir durumdaydı.
Deney tezgâhının bir köşesinde garip şekilli aletlerle dolu bir tepsi vardı. Shen Tu'nun tuttuğu kanca da onlardan biriydi.
Platformun üstünde de bir ceset vardı. Shen Tu kancayı cesedin göğsüne takıp yukarı doğru çekti. Sonra keskin, küçük bir bıçakla cesedin ince derisini kesti.
Bu tanıdık yüzle karşılaşan Qianye pek keyifli değildi ve hızlıca harekete geçemedi. Qianye gibi çocukların çoğu dehşete düşmüş ve ne yapacaklarını bilememişlerdi. Ama küçük bir kısım Shen Tu'nun söylediklerini yapmaya başladı. Bazıları daha da zalimdi, yüzlerinde uğursuz gülümsemeler vardı.
Aniden, bir koruma yüksek sesle ondan geriye saymaya başladı.
Çocuklar şoka kapıldı. Bu epey iyi bildikleri o geri sayımdı! Geri sayımın sonunda yapması gerekeni yapamamış olanın cezalandırılacağını biliyorlardı ve Shen Tu'nun cezalarının Zhang Jing'inkilerden daha da acımasız olabileceğini söylemeye gerek bile yoktu!
Qianye dahil herkes aceleyle o aleti alıp Shen Tu'nun gösterdiği gibi kadavrayı incelemeye başladı.
Qianye tam yapması gerekenleri bitirdiğinde, yanından bir çığlık yükseldi. Bir kız bir çığlık koparıp çaresizce kusmaya başlamıştı.
Shen tu yaptıklarını bırakıp şiddetle kusuyor olan kıza sessizce baktı. Sınıftaki her çocuk da izliyordu, sessizlik odada hüküm sürüyordu.
Çocuk kusmayı ve ağlamayı bıraktığında Shen Tu inanılmaz bir sevecenlikle konuştu, "Onu götürüp temizleyin."
İki merhametsiz koruma küçük çocuğu horoz kaldırır gibi kaldırdı, kızın ne kadar ağladığı ya da çırpındığı fark etmeksizin onu götürdüler.
Ders devam ederken çocuklar Shen Tu'nun söylediklerini sessizce yapıyordu.
Sınıftaki tek ses ihtiyarın kulak tırmalayıcı sesiydi.
Bir hafta sonra Shen Tu çocukların önüne tekrar çıktı. Yine bir parça inceleme dersiydi. İhtiyar insan fizyolojisi dersini hayati bölgeleri ve zayıf bölgeleri anlatarak üç derste bitirmeyi planlıyordu.
Qianye önündeki beyaz örtüyü kaldırdığında aniden bir adım geri çekildi. Tezgâhtaki ceset o küçük kızdan başkası değildi!
Qianye anında bir hafta önce Shen Tu'nun "onu temizleyin" derken ne ima ettiğini anladı. Tam o anda, Shen Tu'nun sert gözlerinin onun üstüne kilitlendiğini hissetmişti.
Qianye başını kaldırmadı. Bir pense ve ince bir bıçağı aldığı elleri prosedüre başlarken titrememişti bile.
Qianye bu dersi nasıl bitirdiğini hatırlayamıyordu. Aslında tüm günü nasıl geçirdiğine dair bile bir fikri yoktu. Bir anda gece olmuş, kendini yatağında bulmuştu.
Hafif horultular kışlanın her yerindeydi. Çocukların çoğu çoktan rüyalar alemine dalmış olsa da, Qianye ne kadar uğraşırsa uğraşsın uyuyamıyordu.
Sarı Pınarlar Kampı bir cehennemden farksızdı. Qianye buna ne kadar daha dayanabileceğini bilmiyordu, ama şunu biliyordu ki, eğer sonuna kadar dayanırsa içindeki bir şey er ya da geç değişecekti.
Qianye hatırlayabildiği en eski anılarındaki belirsiz gölgeyi düşünmeyeli epey zaman olmuştu. Aslında onu artık unutacağını düşünmüştü, ama o aniden aklına geri gelmişti. Bazı inançlarının ne kadar uğraşırsa uğraşsın sonunda kaybolacağını fark etti.
Shi Yan'ın sert yüzü aklına gelen ikinci şeydi, gülümsemek için elinden geleni yapıyordu. Biri kulaklarına "oradan canlı çık" diyordu sanki. Qianye bir transa girmişti, o sesin Shi Yan'a mı, yoksa o kişiye mi ait olduğunu anlayamadı.
Gözlerini kapatıp tekrar açtığında tamamen uyanmıştı. Biri onu bekliyordu. Ona bir ses vermiş biri. Şimdi "Lin" soyadının ne anlama geldiğini anlıyordu. Bunlar ancak o bu cehennemden çıktığında gerçekleşebilirdi.
Bu cehennemde fırsatlar sadece bir defa gelirdi. Onu değerlendirmezse giderlerdi, olduğu yerde bekleyemezdi.
Qianye aniden yatağından zıplayıp sessizce yere indi. Sonrasında dövüş dersinde öğrendiği gizlilik tekniklerinden biriyle Chen Lei'nin yatağına kadar ilerledi. Yol boyu kimseyi uyandırmamış gibiydi.
Chen Lei pek iyi uyuyamıyordu, yüzü endişeyle kaplıydı. Ne gördüğü belli değildi.
Qianye'nin yavaş ama tereddütsüz eli, çocuğun boğazına doğru uzandı.
Tam o anda Chen Lei'nin yanındaki yatakta yatan çocuk aniden arkasına döndü ve gözlerini açıp Qianye'yi gördü.
Qianye arkasına dönüp ona bir göz attı ve çocuk anında titredi. Aceleyle arkasına dönüp uyumaya devam etti, hiçbir şey görmemiş gibi yaptı.
Qianye'nin sol elinde biraz bile tereddüt yoktu, Chen Lei'nin boğazına bir yıldırım gibi sarılıp diğer eliyle Chen Lei'nin kaburgalarına tüm gücüyle bir yumruk attı.
Boğuk bir ses kışlada yankılanırken çocukların çoğu anında uykularından uyandı. Hatta bazıları içgüdüsel olarak yataklarından atlamıştı.
Boğuk sesler devam etti.
Chen Lei'nin gözleri göz yuvalarından çıkıyordu, yüzü çoktan koyu bir mor renge bürünmüştü. Dili tamamıyla ağzından çıkmıştı. Öfkeyle Qianye'nin ellerine saldırdı, bazı saldırıları ıskalasa da birkaçı büyük bir güçle inmişti.
Ancak Qianye'nin eli, demirden yapılmışçasına hareketsizdi. Hiç acı hissetmiyor gibiydi, aynı zamanda sağ eli Chen Lei'nin karnına ve kaburgalarına kuvvetle vurmaya devam ediyordu.
Manzara Chen Lei'nin arkadaşlarına Qianye'yi dövmelerini söylediği ana benziyordu. Ancak performansları birbirlerinden çok farklıydı. Chen Lei net bir şekilde aklını kaybetmişti ve karşı saldırıları tamamen düzensizdi. En iyi ihtimalle panikle mücadele ediyormuş gibi görünürdü.
Birkaç güçlü çocuk Chen Lei'nin performansını gördükten sonra hafifçe başlarını iki yana salladı. Artık ona dikkat etmiyorlardı.
Ancak, Qianye'ye dikkatli ve korkulu gözlerini dikmişlerdi.
Qianye başından beri Chen Lei'yi dövüyor olsa da nefesleri, ifadesi, hemen hiçbir şeyi değişmemişti. Son derece önemsiz bir şey yapıyormuş gibiydi, tüm boğuk sesli saldırıları çocukların kalbine birer darbe gibiydi.
Chen Lei sonunda hareket etmeyi bıraktı ve vücudu refleksle kasılmaya başladı.
Qianye onu dövmeyi bırakıp yatağına döndü. Hiçbir şey olmamış gibi battaniyeyi başına kadar çekip uykusuna döndü.
Bir süre sonra Chen Lei aniden yatağından fırlayıp pencereye doğru süründü ve titrerken bağırdı, "Eğitmen! Eğitmen! Biri beni öldürmeye çalışıyor, kurtarın beni!"
Magnec