Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

149. Bölüm Sarsuk Matcha

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 “Ding!”

 Matcha’nın mesajı kulaklarımda yankılandı: ‘’Patron, seni görebiliyorum. Lütfen acele etme. Çalıların arkasına saklan, çabuk; yoksa seni görecekler!’’

  Hemen çalılara atılmıştım. Matcha’yı partye davet ettikten sonra uzakta duran cesedini gördüm: ‘’Matcha, durum nasıl?’’

  Matcha cevapladı: ‘’Oyundan çıktığımda Yavru Kurt çoktan yemek almıştı. 40 dakika içinde yemeği yedikten sonra canım sıkıldığından oyuna gireyim demiştim; ancak [Kahramanın Öfkesi]’nin bana pusu kuracağını düşünmemiştim.’’

  Ufak Bobo’yu yanıma çağırdıktan sonra gözlerimi kıstım: ‘’Baksana… Fazla adam yok. Şifacıları da katarsak yaklaşık 12 kişi var gibi görünüyor. Ayrıca grubun içinde büyücüye veya okçuya rastlamadım. 42-48 seviyede oldukları için bana tehlike yaratacaklarını düşünmüyorum!’’

  ‘’Patron!’’

  Matcha sesini yükseltmişti: ‘’Sakın onları hafife alayım deme! Şu yokuşu görüyorsun değil mi? Orada en azından 20’ye yakın okçu ve büyücü bekliyor. Sana pusu kurmaya çalışıyorlar! Hatta şu anda buraya daha fazla adam yollamışlarsa pek de şaşırmam. Yeşil Qilin Boşluğu’nda yaşananların intikamını almak istiyorlar.’’

  Kaşlarım çatılmıştı: ‘’O zaman… o zaman kuzeye gitmemiz lazım.’’

  ‘’Tek çaremiz bu.’’ Matcha söylendi: ‘’Lakin etrafta üç ile dört süikastçi turluyor. Güvenli bir durumda değiliz, bu yüzden acele etmeye çalışma. Dirilmemi bekle!’’

  ‘’Neden?’’ diye karşı çıktım: ‘’Dirildiğin taktirde oradaki Savaşçı’ya yem olmayacak mısın? Bir kez daha ölmeni istemiyorum. Eğer olur da hayatını kaybedersen ben de sana katılırım, ona göre!’’

  Matcha hemen cevapladı: ‘’Patron sakin ol. 10 metre uzaklaştıklarında dirileceğim. Ardından hemen kuzeydeki ormana doğru uçup, onları da peşimden sürükleyeceğim. Ormandaki ağaçlar görüşlerini kapatacağı için o esnada işlerini tek tek bitirebilirsin. Kaçarken koordinatlarını sana bildireceğim, tamam mı?’’

  Tereddüt ettim: ‘’Emin misin?’’

  Matcha gülümsedi: ‘’Patron! Hala bana güvenmiyorsun. Oyundaki kontrollerim zayıf olduğu için taktiklerimin de aynı şekilde olduğunu düşünüyorsun, değil mi? Hmph, her ne kadar oyunu fazla iyi oynayamasam da yüksek bir IQ’ya sahibim, anladın mı?’’

  ‘’Bizim ufacık kardeşimiz olduğunu düşünüyordum hep…’’

  ‘’Patron, sinirleniyorum bak!’’

  ‘’Tamam tamam planını uygulayalım. Destek gelmeden bir an önce harekete geçmemiz lazım. Eğer olur da Batılı Dikdatör, Piggy ve Ebedi Güzellik mekana ulaşırsa başımız belaya girer!’’

  ‘’Tamamdır, dirilmeden önce üçten geriye sayacağım!’’

  ‘’Tamam!’’

……

  Buz Yağmuru Kılıcı’nı sımsıkı kavramışken kalbim de dört nala koşmaya başlamıştı. 1v12 + 20 oyuncu cidden kolay olacakmış gibi görünmüyordu.

  Yakından baktığımda, 12 oyuncunun içinde 2 tane Rüzgar Elfi’nin olduğunu görmüştüm. İçlerinden biri 44.seviye kılıç ustası, diğeriyse 47.seviye şifacıydı. Şifacıyı öldürmek önceliğim değildi, ilk olarak kılıç ustasının işini bitirmem gerekiyordu; zira aksi taktirde Matcha’nın hayatını korumayı başaramazdım. Diğer puanlar gibi hareket hızı da her seviyede artıyordu. Yani seviyeniz ne kadar yüksekse, hızınız da bir o kadar fazla oluyordu. Matcha 32.seviyede olduğundan o kılıç ustasına karşı herhangi bir şansı olmayacaktı.

  Ding!

  Bir anda Matcha’nın bedeni kaybolmuştu. Yaklaşık 10 metre kuzeyde güzeller güzeli figürü belirmiş ve hemen kanatlarını çırpmaya başlamıştı. Yerden 17 metre yüksekte süzülürken ay ışığı beyaz bacaklarını aydınlatıyordu.

  ‘’Hassiktir! Dirildi, yakalayın şunu!’’

  Savaşçılardan biri hemen ileri atılıp, Matcha’ya doğru baltasını savurmuştu. Bu esnada Rüzgar Elfi Kılıç Ustası da kanatlarını açarak, yükselmeye koyulmuştu.

  Tereddüt etmeden envanterimden bir Pardon Kartı çıkarıp, kullandım. Aynı zamanda [Hız]’ı da aktif etmiş, hareket hızımı %6 artırmıştım. Mor Şafak Botları da ekstradan %3 hareket hızı verdiğinden toplamda %9’luk bir artış yaşamıştım! Hemen ileri atıldım ve çalıları geçtikten sonra gözlerimi 44.seviye kılıç ustasına diktim. Kılıcımı çektikten sonra neredeyse 7 metrelik bir zıplayış gerçekleştirmiştim!

  ‘’Hiç iyi görünmüyor, Li Xiao Yao burada!’’ Kılıç ustası kılıcımı görünce korkmadan edememişti. Tepki verme fırsatına bile kavuşamadan [Kombo]’mun 4 saldırısına maruz kalmıştı---
 

578!

547!

601!

522!

……

 Dördüncü saldırım herifin vücudunu delip geçmişti. Dönüp baktığımda, herifin hala biraz canı kaldığını görmüştüm. Muhtemelen dayanıklılığa verdiği puanlar sayesinde canını yükseltmişti.

 “Buzz….”

 Ufak Bobo hızla sol omzumdan ayrılmış ve gökyüzüne atılmıştı.

  Snap!

  [Arı Sokması]’nı kullanarak 700’ün üstünde bir hasar verdiğinden kılıç ustası öteki dünyayı boylamıştı. Her ne kadar biraz önce Rüzgar Elfi Şifacısı sayesinde canını doldurmayı başarmış olsa da, bu yeterli gelmemişti.

  Pa!

  Aşağıya inerken rüzgarımı arkama aldığımdan hemen koşmaya başlamıştım. Savaşçılar, kılıç ustaları ve şövalyeler peşimden ormana girmişti. Onları geçtikten sonra Matcha’nın kar beyazı bacaklarını gördüm. Bu sıkıntılı zamanlarda bile bana dil çıkaracak vakti bulabilmişti: ‘’Patron, cidden savaşırken acayip yakışıklı görünüyorsun. Ba Huang’daki kadınların senden çocuk istemesine şaşmamalı.’’

  İfadesiz bir suratla cevapladım: ‘’PK’ya odaklan.’’

 ‘’İyi, tamam.’’

……

Tırırırırırım….

  Kopan ağaç yapraklarının çıkardığı sesle birlikte ormana 10 oyuncu adım atmıştı. Şans bu ki Matcha havada süzüldüğünden durumu gözlemleyebilecek bir durumdaydı. Elinde keskin bir kılıç tutarken, her an mücadeleye hazırmış gibi görünüyordu. Gerçi mücadeleden fazla anlamadığı için ister istemez gerilmişti. Kılıç tutan eli hafifçe titriyor, suratı da ekşimeye devam ediyordu. Cidden gülmekten kendimi zar zor vazgeçirmiştim.

  ‘’Patron!’’

  Party chatinden söylendi: ‘’[Görünmezlik] kullanan bir süikastçi sana yaklaşıyor. 25 derece kuzeybatıya, 7 metre ilerinde!’’

  Hemen ileri atılmış, söylenene koordinatlara doğru koşmaya başlamıştım. Boşluğa savurduğum kılıç boş geçmemişti!

 “Clang! Keng!”

  Etrafa yayılan kıvılcımların sonucunda [Görünmezlik] yeteneği bozulan 46.seviye süikastçi ortaya çıkmış ve suratında korku dolu bir ifade belirmişti.

  Zaman kaybetmeden [Keskin Buz Kılıcı]’nı aktif ettim!

 “Puchi!”

1423!

Süikastçi göğsünü delip geçen kılıcı gördüğü gibi bir çığık atmıştı. Panikleyen suratı çok geçmeden durulmuş ve herif yere yığıldıktan sonra bir de deri bileklik düşürmüştü!

 “Peng!”

  Alelacele bilekliği alıp, envanterime attım. Ekipmanı kontrol edecek zamanım yoktu. Ardından Matcha’ya doğru koşmaya başlamıştım.

  Matcha güzeller güzeli bacaklarıyla uçmaya devam ederken ormanı gözlüyordu. Bir anda söylenmeye başladı: ‘’Patron, 30 derece sağında, 7 metre ilerinde biri var. Oradaki geniş çalılıklara [Kombo]’nu kullanarak saldır.’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Söylediklerinden şüphe etmeden bahsi geçen notkaya ulaşmış ve kombomu aktif etmiştim. 46.seviyede olan iki okçu görüş mesafeme girmiş ve içlerinden biri uzun yayını Matcha’ya doğrultmuştu. Herif [Delen Ok]’u aktif etmek üzereydi. Eğer bu yetenek Matcha’ya isabet ederse, kadının öleceğinden şüphem yoktu!

  Şans bu ki [Kombo]’mu herifin yeteneğinden önce aktif etmiştim. İlk iki saldırın okçuyu gebertmiş, geriye kalan iki saldırım da diğer okçuya yönelmişti. Onu da öldürdükten sonra yürümeye koyuldum. Az önce hayatlarını kaybeden okçular hala daha ne olduğunu anlayabilmiş gibi görünmüyordu.

   Duraksamadan Gümüş Yüzüğü envanterime attım ve koşmaya devam ettim. Artık Matcha’nın sözlerine kalbimin en derinlerinden inanıyorum, kadının oyun taktikleri hiç de fena sayılmazdı!

  Sormadan edemedim: ‘’Matcha, sen kimsin gerçekten? Nasıl bu kadar iyi kararlar verebiliyorsun?’’

  Matcha güzel gözlerini kısmış ve uçarken havaya bir kahkaha savurmuştu: ‘’Oyun simülasyonlarına hastayımdır; ayrıca her zaman için simülasyonlardaki puanlarım yüksek olmuştur. Hatta ülkenin en iyi 10 oyuncusundan biri olduğumu söylesem, pek de yanılmış olmam. Oyunla ilgili geniş bir bilgiye sahip olsam da, iş gerçekten oyuna girmeye geldiğince çuvallıyorum. Patron, vücudumun tepki süresini artırmak için sıkı çalışacağım, yani sakın beni bir kenara fırlatayım deme.’’

  ‘’Merak etme. Stüdyomuza katıldığına göre artık Zhan Long’dan birisin. Sonsuza kadar bu böyle olacak. Bizim dostumuzsun!’’

   Matcha söylediklerimden oldukça etkilenmişti: ‘’Patron, ağlatacaksın beni.’’

  ‘’Kaçtıktan sonra ağlarsın.’’

 “Uh.”

……

  Her ne kadar ormandaki ağaçlar görüşümü kapatıyor olsa da, Matcha sayesinde rahatça hareket edebiliyordum. 10 dakika içerisinde 20’ye yakın oyuncuyu öldürmüş ve çoğu Bronz ekipman olan 8 ekipman elde etmiştim.

  Kuzeye ilerledikçe geniş yapraklı orman sonlanmış ve ormanın yerini karla kaplı bir bölge almıştı. Ejderha Şehri’ne bir hayli yaklaştığımızı bildiğimden önümüzdeki tehlikelerin de farkındaydım. Mümkünse, bu tehlikelerden kaçınmak istiyordum.

 “Shooo.”

  İnsanın iliğine işleyen soğuk rüzgar kar parçalarını havalandırıyor, başımı çevirdiğimde bize doğru gelen birkaç [Kahramanın Öfkesi] oyuncusu olduğunu görüyordum. Lakin yaşananlardan sonra bizi takip etmeye cesaretleri kalmamıştı. Görünen o ki, ölen arkadaşlarıyla aynı kaderleri paylaşmak istemiyorlardı.

  ‘’Destek bekliyorlar!’’ Matcha söylendi.

  Kılıcımı kınına soktuktan sonra başımı öne doğru salladım: ‘’Bu tam Batılı Diktatör’ün tarzı, 20’den az oyuncu olunca herif mücadele etmeye yanaşmıyor.’’

  ‘’Patron, gidiyor muyuz?’’

 ‘’Şehre mi?’’

  ‘’Sen nereye istiyorsan.’’

  Kuzeye bakıp gülümsedim: ‘’Madem öyle diyorsun, o zaman karlı bölgeye bakıp, şunlara pusu kurmak için bir yer ayarlayalım. Bugün birkaç [Kahramanın Öfkesi]’ne ait oyuncu daha öldürmezsem rahat edemeyeceğim!’’

  ‘’Tamamdır!’’