Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

70. Bölüm Zhang Munian

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 Amcası Li Lin davet mektubunu Wang Chong’a verdikten sonra kendi yoluna koyuldu.

 Wang Chong biraz düşündü ve geriye kalan 17.000 altını Wei Malikanesi’ne götürmeye karar verdi. Wang Klanı’nın aksine Wei Dükü’nün iş bağlantıları sayısızdı. İki rahip için erzakları Sindhu’ya göndermek konusunda onlardan yardım alınabilirdi. Düşünülmesi gereken çok şey olduğu için Wang Chong bunları tek başına yapamazdı.

 Wei Hao bu konuda daha yetenekliydi.

 Wei Hao henüz Wei Malikanesi’nde mutlak bir otoriteye ulaşamamış olsa da, kendisi Wei Klanı’nın genç efendisiydi ve böyle şeyler için Wei Dükü’nün iznini almasına gerek yoktu.

 Ayrıca Wang Chong zaten Wei Klanı’ndan çok şey istemiyordu. Sadece erzak satın almak için onların bağlantısını kullanacaktı.

 Batıya doğru ilerlerken çok geçmeden büyük, lüks bir malikane gördü. Malikanenin önüde ‘Wei’ kelimesinin kazılı olduğu heybetli bir tabela vardı; harfler altınla yazılmıştı.

 Burası Dük Wei’nin Malikanesi’ydi!

 Wang Chong ve Wei Hao çocukluk arkadaşları olsalar da, Wang Chong buraya nadiren gelirdi. Sebebi basitti; Wang Chong’un babası Wang Yan ve Wei Hao’nun babası Wei Yuan iyi geçinemiyordu.

 İkisinin de inatçı bir kişiliği vardı. Üstelik Wei Yuan sürekli Wang Chong’un büyük amcası Wang Gen ile kraliyet sarayında çarpışıyordu. Dolayısıyla klanların arasında sıcak bir ilişki yoktu.

 Ama Wang Chong ve Wei Hao’nun ilişkisi bu durumdan etkilenmiyordu; yetişkinler kendi işlerini yaparken çocuklar aralarında oynayabilirdi.

 Fakat yine de Wang Chong’un Wei Malikanesi’ne girmesi imkansızdı.

 Dük Wei’nin kişiliği Wang Chong’un babasından farklıydı. Wang Yan’ın Dük Wei’den hoşlanmadığı açıktı ama adam buna rağmen Wei Hao’yu kendi evinde seve seve ağırlıyordu.

 Wang Chong’un annesi de sık sık ona ‘genç’ der ve sevgiyle hazırladığı atıştırmalıklardan ona yedirirdi. Wang Klanı’nda yetişkinleri ilgilendiren meseleler genç nesli bağlamazdı.

 Ama Wei Dükü farklıydı. Bu adam klanı bir bütün olarak görüyordu. O adam Wang Yan’ı sevmediği için oğlunu da sevmiyordu.

 Dolayısıyla Wang Chong’a atılan ‘tecavüz’ iftirasını duyunca ortalığı karıştırmıştı. Wei Hao’yu bir hafta eve kapatmıştı! Hatta Wang Chong’un Wei Malikanesi’ne tek bir adım bile atmasını yasaklamıştı!

 “Wang Chong, burada ne işin var!” Wei Hao hızla dışarı fırladı. Suratındaki şaşkınlık net bir şekilde görülebiliyordu. Geçmişte Wang Chong sık sık onu görmek için Sekiz Tanrı Köşkü’ne gelirdi ama evine nadiren uğrardı.

 Hatta Wang Chong ilk defa buraya geliyordu.

 “Bırak şimdi bunları, hemen araca bin. Yardımına ihtiyacım var!” diyerek güldü Wang Chong.

 “Hehe, tam zamanında geldin. Sana vereceğim haberler var!” dedi Wei Hao.

 “Oh?” Wang Chong şaşırdı.

 İki dost araca atladılar, kapıyı kapattılar ve araç yola koyuldu.

 “Wang Chong, benden araştırmamı istediğin şu Zhang Munian vardı ya? Önce bana onu neden bulmak istediğini söyle.” Wei Hao araca girer girmez Wang Chong’a konuşma fırsatı vermeden söze daldı. Suratında kasvetli bir ifade vardı.

 “Onu buldun mu?” Wang Chong’un vücudu titredi. Yüzündeki gülümseme kaybolarak yerine kasvetli bir ifade belirdi.

 Zhang Munian planlarında önemli bir role sahipti. Bu konu hem Hidrebad cevherlerinden hem de Tanrı ve İblis Yıkımı Sanatı’ndan önemliydi. Wang Chong bu meseleyi Wei Hao’ya bırakmış olsa da neredeyse her gün konuyu düşünüyordu.

 “En, onu buldum!” Wei Hao başını salladı. Wang Chong’la birlikte büyüdüğü için onu çok iyi tanıyordu. Wang Chong’un aurasındaki değişimi görünce o da ciddileşti. Fakat Wang Chong’un Zhang Munian gibi önemsiz bir figürle neden ilgilendiğini çözemiyordu.

 “Ama şunu söylemem lazım, adamın ismini görevli listesinde değil, idam mahkumlarının listesinde buldum.” Dedi Wei Hao.

 “İdam mı?” Wang Chong şoke oldu.

 “En, aksi halde onu bulmak bu kadar uzun sürmezdi. Eğer diğer listeleri karıştırmasaydım adını bulamayabilirdim. Al bakalım, ismini bulduğum listenin bir kopyası. Bakabilirsin.” Wei Hao bir parşömen çıkardı ve onu Wang Chong’a uzattı. Sarı bir deriyle kaplı olan parşömenin hazırlanması uzun sürmüştü.

 Normalde Wei Hao böyle şeylere önem vermezdi. Aklında sadece savaş sanatları vardı ama istek Wang Chong’dan geldiği için bütün dikkatini meseleye vermişti.

 “Wang Chong aklındakilere karışmak gibi bir niyetim yok ama bu adamın durumu çok ilginç. Önemsiz bir görevli olmasına rağmen yirmi bin altın külçe kaçırmış. Şu cesarete bak yahu! Kraliyet sarayında böyle yolsuzluk yapanlara nasıl baktıklarını biliyorsun.

 “Ayrıca adam Ceza Bürosu’na suçunu itiraf etmiş; güz sonuna doğru onu idam edecekler. Birinin ismi bu listeye girerse onu bir Dük bile kurtaramaz. Adamı neden aradığını bilmiyorum ama bence bu işe hiç bulaşma.

 “Kimseyi yok yere bu listeye yazmazlar ve bu kararı verdiklerinde göre arkasında bir şeyler olmalı. Böyle insanlarla uğraşmak ne senin ne de Wang Klanı’nın işine gelir!”

 Wei Hao arkadaşının söylediği şahsın bir idam mahkumu olduğunu düşünmemişti. Kendisi için endişelenmiyordu ama Wang Klanı yolsuzluklardan uzak duran bir klandı ve Dük Jiu bu konuda insanların saygısını topluyordu.

 Eğer Wang Chong bu konuya dahil olursa Wang Klanı’nda bir açık nokta yaratabilir ve potansiyel düşmanlar onlara saldırabilirdi.

 Wei Hao küçük yaştan beri farklı farklı tarafların politik bir mücadele içinde olduğu bir ortamda büyümüştü. Dolayısıyla bu gibi konuları iyi biliyordu.

 Bir ağaç ne kadar büyükse rüzgardan alacağı hasar da bir o kadar yüksek olurdu. Wang Klanı gibi devasa bir klanın elbet birden fazla düşmanı olacaktı. Wang Chong’un bir idam mahkumuyla uğraşması işlerine gelmezdi.

 Wang Chong bir şey söylemedi. Zhang Munian’la ilgili bilgilerin olduğu parşömeni açarak okumaya başladı. Büyük Tang Hanedanlığı şu anda yükseliş dönemindeydi. Dolayısıyla verilen cezalara büyük dikkat ediliyordu. Birine ceza vermeden önce Ceza Bürosu o kişiyle ilgili sayısız araştırma yapıyordu. Dolayısıyla Zhang Munian’a dair bilgiler çok detaylıydı.

 “Bu yıl elli beş yaşına basmış bile!” Wang Chong parşömeni okurken Zhang Munian’ın düşündüğünden de yaşlı olduğunu öğrendi. Adam çoktan en iyi yaşlarının sonuna yaklaşmıştı.

 Ayrıca halk fonundan yirmi bin altın kaçırdığına dair belli başlı kanıtlar vardı. Normalde dikkat çekmeyen bu adamın ufacık bir açıktan yararlanarak yirmi bin altın çalabilmesi gerçekten de şaşırtıcıydı.

 Bu yüzden onu idama mahkum etmişlerdi.

 Fakat olayın şüpheli tarafları da vardı. Yirmi bin altın büyük bir miktardı ve düzinelerce aileyi yıllar boyunca besleyebilirdi. Zhang Munian bu kadar parayı kaçırmış olmasına rağmen adamın üstünde tek bir altın ve hatta bir gümüş bile bulunmamıştı. Kendisi basit kıyafetler giyiyordu ve diğer iş arkadaşları gibi mütevazi bir formu vardı.

Ayrıca evine yapılan baskından sonra adamın eski püskü, çamurdan yapılma bir evde yaşadığı ortaya çıkmıştı. Bir prinç tenceresi, iki dolap ve bir yataktan başka hiçbir şeyi yoktu. Ceza Bürosu’nun görevlileri evin etrafında büyük bir kazı yapmış ve yirmi bin altına dair hiçbir şey bulamamıştı. Paranın nerede olduğunu bilen yoktu.

 Ceza Bürosu olaya anlam veremese de, Zhang Munian suçunu itiraf ettiği için cezalandırılmıştı. Ayrıca bir örnek ve diğerlerine bir uyarı oluşturması için kuralları takip ederek onu ölüm cezasına çarptırmışlardı.

 Wang Chong parşömeni okuduktan sonra durumu hemencecik kavradı. Zhang Munian’la ilgili düşüncelerinde bir değişiklik olmamış ve hatta onu kurtarmak zorunda olduğunu hissetmeye başlamıştı.

 Fakat Wei Hao’nun haklı olduğu bir taraf vardı. Zhang Munian’ın geleceği çoktan mühürlenmişti ve ölüm, onun için kaçılması zor bir sondu. Wei ya da Wang Klanları böyle bir adamı kurtaracak yetkiye sahip değildi.

 Yine de Wang Chong’un umudu vardı.

 “Görünüşe göre Kral Song’un yardımına ihtiyacım olacak!” Aklına biri daha geldi.

 Kral Song kraliyet ailesinin üyesi olduğu için kraliyet sarayında sözü geçen bir adamdı. Bu yetkisi diğer şahısların sahip olamayacağı özel bir yetkiydi. Dahası, Wang Chong geçmiş hayatında Kral Song’un Ceza Bürosu’yla iyi geçindiğini öğrenmişti. Eğer Wang Chong ondan yardım alabilirse durumu tersine çevirebilirdi.

 “Wei Hao, merak etme, ne yapmam gerektiğini biliyorum.” Wang Chong parşömeni sakladı.  

 “En.” Wei Hao başını salladı. Wang Chong sözlerine dikkat ettiği için genç adamın keyfi yerine gelmişti. “Hehe, doğru ya! Buraya neden gelmiştin?”

 Wang Chong bunu duyunca güldü. “Genç Wei, bir şey söylemek istemiyorum ama yine dayak mı yedin? Şu kuzenin mi geldi?” Wang Chong gülümseyerek Wei Hao’nun hafif kızaran ve moraran sol gözüne baktı. Morluk hala tazeydi ve Wang Chong dostu araca girer girmez bunu fark etmişti. Wei Hao saçıyla orayı gizlemeye çalışsa da o morluk Wang Chong’un gözünden kaçmamıştı.

 Morluğu saklamaya çalışmasına rağmen foyası ortaya çıkan Wei Hao’nun yüzü değişti.

 “Ne diyorsun sen? Kapıya çarptım o yüzden morardı!” Diyerek Wang Chong’a göz kırptı ve Wang Chong bastı kahkahayı.

 “Al bakalım, bu senin için. İyi çalış!” Wang Chong bir kitap çıkararak onu arkadaşına uzattı.

 “Bu ne?” Wei Hao merakla kitabı açtı ve anında heyecana kapıldı. “Bir gelişim tekniği! Bunun sende ne işi var?” Wei Hao keyifliydi. Wang Chong’dan bir savaş sanatları tekniği almayı beklemiyordu! Onu görmezden gelerek kitaba daldı.

…….