Anlamazsınız tabi! Helal valla dedeye iyi anladı inceleri yaş yetmiş iş bitmemiş daha ;) umarım sadece süs olarak kullanmaz güzelim kılıcı. Sonuçta ederi büyük bir servet. Kuzen de eski halimize benziyor sanki biraz.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
90. Bölüm Vatansever!
Salondaki herkes afallamış durumdaydı. Kimse neler olduğunu anlayamıyordu. Geçmişte, Yaşlı Efendi böyle bir durumda anında öfkelenirdi ama şimdiyse Wang Chong’dan kılıcı ona vermesini istemişti!
İlk tepki veren kişi Kuzen Wang Li’ydi. Az çok neler olduğunu anlayan genç adamın suratında karmaşık bir ifade vardı.
Büyük Amca Wang Gen de oğlunun suratındaki ifadeyi görünce uzun uzun iç geçirdi. Karmaşık duygulara bürünüyordu.
“Oh, kılıcın üstünde sözler mi var?” Yaşlı Efendi kılıcı saran örtüyü çıkardıktan sonra silahın kabzasındaki antik sözleri gördü. Kelimeler ilgisini çekmişti.
“Evet, torununuz kılıca bu ismi verdi.” Wang Chong başını eğerek cevapladı.
“Vatansever!” Yaşlı Efendi büyük kılıcı kaldırdıktan sonra silahı inceledi; herhangi bir süs yahut mücevher yoktu. Kılıç baştan aşağı siyahtı. Basit ve pratikti.
Kabzasında yazan kelime ise Yaşlı Efendi’nin dikkatini çekmişti.
[Vatansever]
“Bu kılıcın adı Vatansever!” O esnada Wang Chong’un sesi yankılandı.
“Chong-er, böyle bir ismi nereden buldun? Büyükbaban kraliyet sarayında sonsuz saygı gören bir bakandır ve imparatorluğa yaptığı katkıların haddi hesabı yoktur. Ülkenin temelini sağlamlaştıran ve karmaşaya engel olan asıl kişi odur! Majesteleri bile bunu defalarca kez söylemiştir. ‘Vatansever’ gibi basit bir sözcük onun yaptıklarını yansıtmaya yetmez! Düşüncesizce hareket etmişsin.”
Yaşlı Efendi konuşmadna önce Büyük Amcası Wang Gen araya girdi ve yüzü ekşidi. Wang Chong’un deminki performansı onu etkilemişti ve genç adamın bu hediyeye büyük efor sarf ettiğini görebiliyordu. Fakat bütün o emekleri boşa gitmek üzereydi.
Wang Gen’in babası, Yaşlı Efendi, Büyük Tang’ın saygıdeğer bakanlarından biriydi ve ona sadece Yao Klanı’nın Yaşlı Efendisi Yao denkti. ‘Vatansever’ gibi basit bir sözcükle onu anlatmak mümkün değildi.
Nihayetinde Wang Chong sadece on beş yaşındaki bir çocuktu. Bazı konularda yetenekliydi ama iş politikaya geldiğinde henüz yeterince tecrübesi yoktu.
“Büyük amca, yanılıyorsun! Yeğeniniz bu kılıç ile büyükbabanın başarılarını yansıtmak istemiyor! Asıl amacım büyükbabamın kalbindeki sözlere kulak vermekti!”
Diz çöken Wang Chong büyükbabasına baktı.
“’İmparatorun en büyük endişesi adamlarının utancıdır ve imparatorun utancı ise adamlarının ölümüdür’. Eğer imparator ulusun gidişatıyla ilgili endişelere kapılırsa adamları bunun utancını yaşar. Eğer imparator bir utanç yaşarsa adamları bu utanca sebebiyet verdikleri için kendilerini öldürerek affedilmeyi arar! Dolayısıyla, Batı Han döneminde, Veliaht Prens Lai Dan öldürüldüğünde, Chang Hui bütün tehlikeleri göğüsleyerek Batı Bölgeleri’ne saldırmıştır. Gerçek bir vatansever budur!
“Gu Ji öldüğünde Chen Tang imparatora bir mektup yollamıştır, ‘Yüce Han’a zarar vermeye çalışanların sonu ölümdür, ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar ölüm onların nihai sonu olacaktır,’ ve ardından Zhizhi Chanyu’yu öldürmüştür. İşte gerçek bir vatansever budur!
“Doğu Han’ın İmparator Ming döneminde, Ban Chao ordusuyla birlikte Batı Bölgeleri’ne gönderilmiş ve Shanshan Ülkesi’nde Xiongnu’nun elçisiyle karşılaşmıştır. Xiongnu’nun orduları güçlüdür ve savunmaları inanılmazdır. Ban Chao şöyle der, ‘Kişi aslanın yuvasına girmeden bir aslan yavrusu yakalayamaz’ ve 72 Han askeriyle Xiongnu’yu katlederek onları Tarım Havzası’ndan defeder. İşte gerçek bir vatansever budur!
“Eğer her insan bir vatansever olsaydı büyükbabam emekli olduktan sonra bir köşeye çekilerek bütün işlerden elini kolunu çekebilirdi. Majesteleri onun için Dört Elçilik Makamı’nı açmaz ve Büyük Tang geleceği hakkında endişe etmezdi!”
Wang Chong heyecanla konuşuyordu.
Bu sözleri büyükbabasına olduğu gibi kendisineydi de. Her şey onu düşüncelere boğuyorduy.
Genç adam eski hayatında büyükbabasını anlayamamıştı; Merkezi Ovalar’ın Büyük Mareşali olduğu güne dek onun hareketlerine anlam verememişti. Fakat en nihayetinde, sonlara doğru bu yaşlı adamın ne düşündüğünü fark etmişti!
Aynı pozisyonda olmayan insanlar birbirinin ne denli ağır sorumluluklar yaşadığını da bilemezdi!
Wang Chong eski hayatında büyükbabasıyla benzer bir pozisyona yükseldiğinde, artık işlerin kişisel çıkardan tamamen bağımsızlaşarak ülkenin ve imparatorluğun geleceğine dönüştüğünü görmüştü.
O zamanlar Merkezi Ovaları trajik bir felaket bekliyordu. Wang Chong pozisyona geçtiğinde Büyük Tang çoktan ufak gruplara bölünmüştü. Genç adam sahip olduğu bütün güç ile mücadele etmiş olsa da, tek başına bir yere kadar gidebilmişti. Onlarca yıl uzatmayı başardığı savaş onun ömrünü tüketmiş ve Büyük Tang o menfur kaderinden kaçmayı başaramamıştı.
Wang Chong’un en büyük pişmanlığı buydu!
Kim bilir kaç gece bu ağır sorumlulukları düşündüğü için uyuyamamıştı?
Kim bilir kaç kere yalnızlığına küfürler etmişti?
Kaç kere düşünmüştü yanında başkalarının da olduğu ve bir bütün olarak çalışarak bu lanet kadere karşı gelebilecekleri bir alternatif geleceği?
Demin söylediği gibiydi, eğer herkes gerçek bir vatansever olsaydı Wang Chong o koca ordunun karşısında tek başına kalmaz ve Merkezi Ovalar çökmezdi.
Eğer herkes gerçek bir vatansever olsaydı her şey tersine dönebilirdi.
Fakat Wang Chong bunları kimseye söyleyemezdi. Yaşadığı duygu ve düşünceleri sadece büyükbabasının doğum gününü bahane ederek açıklayabiliyordu. Bu koca dünyada muhtemelen onu anlayabilecek tek kişi büyükbabasıydı ama… Anlamaması da mümkündü!
İlk başta herkes Wang Chong’un ne demeye çalıştığını çözememişti. Fakat Wang Chong son sözleri söyleyince insanların suratları kıpkırmızı kesildi.
“Hahahah! Güzel, güzel! Chong-er, aferin! İyi dedin!”
İlk başta Wang Chong’un sözlerine karşı kayıtsız kalan Yaşlı Efendi, son sözün ardından geniş bir kahkaha atmadan edemedi.
“Bendeniz, Wang Jiu Ling’in ruh dengini kendi torununda bulacağını düşünmezdim! Gen-er, anlamıyorsun. Hiçbiriniz anlamıyorsunuz! Belki de bu engin dünyada beni Chong-er’den başka kimse anlamıyor!”
Wang Gen şaşkındı. Yaşlı Efendi normalde katı bir adamdı ve nadiren gülümserdi. İlk defa onun böyle mutlu şekilde kahkahalar attığını görüyordu.
“Ayrıca, Gen-er, yanıldığın bir nokta var. ‘Eğer gün gelir de gerçek vatandaşlar kendilerini gösterirse işte o vakit kimse onları durduramaz’. Chong’er sözleriyle beni küçümsemiyordu; hayır, tam tersine bugüne kadar almadığım ve belki de hiç alamayacağım boyutta bir iltifat ediyordu! Vatansever Kılıcı’nı alacağım!”
Yaşlı Efendi ayağa kalktı ve insanların şaşkın bakışları altında eğilerek Wang Chong’un kalkmasına yardım etti.
“Baba!” Wang Ru Shuang’ın gözleri fıldır fıldır açıktı. Önce Yaşlı Efendi’ye ve ardından onun yardım ettiği Wang Chong’a baktı; gözlerine inanamıyordu.
Yaşlı Efendi bugün bile ülkedeki en heybetli figürlerden biriydi; kule kadar dimdik ve bir kale kadar sapasağlam olan bir figürdü.
Wang Ru Shuang küçük yaştan beri babasının kimseye böyle davrandığını görmemişti; üstelik buna o ve diğer üç kardeşi de dahildi.
Wang Chong’un sırf bir kılıç hediye ederek Yaşlı Efendi’nin onayını nasıl kazandığını bilemiyordu.
“Bu çocuk…” Wang Ru Shuang gerçekten de şaşkındı. Bir kadın olarak politikaya dair pek bir şey bilmiyordu ama şu anda Wang Chong’un inanılmaz bir iş başardığını anlamak için politik bir deha olmaya gerek yoktu.
Yanındaki Li Lin de şaşkındı.
Wang Chong’un performansını bizzat görmüş ve altında çalıştığı Zhao Fengchen’in ondan övgüyle bahsettiğine şahit olmuştu. Fakat Zhao Fengchen gibi biriyle Yaşlı Efendi’yi kıyaslamak asla mümkün olamazdı.
“Chong-er sözleriyle Yaşlı Efendi’nin kalbine dokunmuş olmalı…” Li Lin mırıldandı. Wang Chong’a artık yepyeni bir gözle bakıyordu.
Öte yandan Wang Chong’un büyük halası Xing Yuan Chun tamamen farklıydı. Yaşlı Efendi’nin Wang Chong’a bizzat yardım ettiğini görünce suratında çirkin bir ifade belirdi.
Yaşlı Efendi’nin yanındaki Yaşlı Hanım ise ilk önce hediyenin bir kılıç olduğunu görünce yüzünü ekşitmişti ama şimdi o bile gülmeden edemiyordu.
“Yay! Yay! Yay!”
Wang Ailesi’nin küçük kız çocuğu neler olduğunu bilmiyor, abisinin sözlerine anlam veremiyordu. Fakat herkesin mutlu olduğunu görünce yumruklarını kaldırarak gülmeye başladı.
Deminki sert hava onu korkutmuş ve küçük kız bir anlığına hareket etmekten korkmuştu.
“Çocuğum.” Wang Chong’un annesi keyifle gözlerini sildi. Demin yaşananlardan ötürü neredeyse ağlayacak kadar paniklemişti.
“Gel! Chong-er, büyük amcanın yanına geç; büyükbabanın yanında duracaksın.” Yaşlı Efendi Wang Chong’un ellerini tutarken konuştu.
“Shu Hua, sen de sıraya geç.”
“Anlaşıldı, baba.”
Wang Chong’un annesi heyecanlıydı, mutluydu ve gururluydu. Ne zaman kayınbabasının doğum gününe gelse hata yapacağından korktuğu için endişelenirdi. Wang Klanı’na gelin olarak geldiği günden beri ilk defa Yaşlı Efendi ona bu kadar iyi davranıyor, hatta adını bile söylüyordu.
“Büyükbaba, sanırım ben annemin yanında duracağım.” Wang Chong annesine bakarak konuştu.
“Hehe, tamam bakalım.” Yaşlı Efendi biraz şaşırmıştı ama genç adamı durdurmadı. Aile sevgisi ve vefa ahlaki kuralların en önemlisiydi. Wang Chong’un hareketlerine alınmaktan ziyade onu daha da onaylamıştı.
“Şu kılıcı alın. Onu odamdaki en yüksek noktaya koyacaksınız.” Yaşlı Efendi yan taraftaki İmparatorluk Ordusu askerlerine bakarak emretti.
Yüzünde sağlıklı bir ışıltı vardı ve eskiye kıyasla daha heyecanlı olduğu açıktı.
Wang Klanı’nın toplandığı ve büyükbabanın keyifli olduğu bir durumda doğal olarak insanlar rastgele konuşmaya başlamıştı. Genelde sohbete katılmayan Yaşlı Hanım bile insanlarla konuşuyor ve gülüyordu.
Bu genelde klanın büyüklerinin söz aldığı bir buluşmaydı ve genç nesilden sadece Kuzen Wang Li arada sırada sohbete dahil olabiliyordu. Diğerleri genelde uslu uslu yan tarafta beklerdi.
“İnanılmazsın!” Sıkılan Kuzen Wang Liang Wang Chong’a bakarak baş parmağını kaldırdı. Wang Chong da gülerek ona baktı.
“Dışarı çıkalım mı?”
“Ben burada kalacağım.” Wang Chong el işaretiyle teklifi geri çevirdi.
“Biraz hava alırız?”
“Yok, almayayım.” Wang Chong başını iki yana salladı. Geçmişte Wang Liang’la birlikte bu buluşmaya dayanamadıkları için fırsatını bulur bulmaz birlikte dışarı çıkarlardı.
Fakat iki hayat yaşayan Wang Chong artık farklıydı; onu sıradan bir çocuk olarak değerlendirmek mümkün değildi.
Wang Chong için basit bir aile toplantısı bile kutsaldı.
Kişi sevdiklerinin gerçek değerini onları kaybettikten sonra anlıyordu.
Kişi hatalarından ders çıkarmalıydı.
Wang Liang kuzeninin gelmediğini görünce başını salladı ve arkasına döndü. Gülüyordu; Wang Chong onun ne yapmak üzere olduğunu biliyordu.
“AHH! Karnım ağrıyor! Büyükbaba, büyükanne, ben önden gidiyorum!” Wang Lian karnını tutarak bağırdı ve kimse konuşamadan dışarı fırladı.
Salondaki sohbet bir anlığına duraksadı. Yaşlı Efendi ve Yaşlı Hanım başlarını iki yana sallasalar da genç adamı durdurmadılar.
Öte yandan Wang Ru Shuang’ın yüzü sertleşti.
Amca Li Lin başını çaresizce iki yana salladı.
……..
Magnec