Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

89. Bölüm Yaşlı Efendi’nin Sırrı!

Çevirmen: Hadeschan / Editor: T4icho

 

 Salonun en sonunda, ahşaptan yapılma mor renkli sandalyelerde, iki yaşlı insan oturuyordu.

 “Büyükbaba!”

 İnce bir ses duyuldu ve Wang Chong ne olduğunu anlayamadan küçük kız kardeşi ileri fırladı.

 “Hehe, kim gelmiş bakalım?”

 “Xiao Yao, canım?”

 “Küçük kız, demek sonunda büyükbabanı ziyaret etmek aklına geldi?”

……

 Sert görünen yaşlı adam kollarını açtı ve Wang Ailesi’nin küçük kızını kucağına oturttu. O esnada tatlı bir dedeye benziyordu.

 Ve Xiao Yao da resmiyetle uğraşmayarak onlara sarıldı. Sürekli konuşuyor, büyükbabası ve büyükannesine sarılıyordu.

Dolayısıyla bu manzarayı gören herkes küçük kızı kıskanıyordu. Wang Chong’un kuzeni, Wang Li bile aynıydı.

 Yaşlı Efendi sert bir insandı ve onun önünde kimse nefes almaya bile cüret edemiyordu. Buna Wang Chong’un büyük amcası, Wang Gen de dahildi.

 Wang Klanı’ndaki tek istisna Xiao Yao’ydu. Ne zaman onları görse olay çıkarıyor ve sürekli sağa sola bağırıyordu ama Yaşlı Efendi ile Yaşlı Hanım bunu hiç umursamıyordu. Hatta ona resmen bayılıyorlardı.

 İşte küçük kızın özel yeteneği buydu ve kimse onun yeteneklerini taklit edemezdi.

 “Baba, kızınız size saygılarını sunmaya geldi. Doğu denizleri kadar engin mutluluklar sizin olsun ve ömrünüz güney dağları kadar daimi olsun!”

 Wang Chong’un büyük halası ve amcası uzun ömrü simgeleyen iki nilüfer tohumunu taşıyor ve saygıyla eğiliyordu. Yaşlı Efendi basit bir hayat yaşamıştı ve lüks, aşırı hediyelerden hiç hoşlanmazdı.

 Zamanında ona birileri lüks hediyeler vermiş ve Yaşlı Efendi hediyeleri hemen geri göndererek o şahsı azarlamıştı. Dolayısıyla yetmişinci doğum günü olsa bile kimse lüks bir kutlama hazırlamaya cüret edememişti. Verilen bütün hediyeler basit, ucuz ve pratikti.

 “En, düşünceli hareketlerinizi takdir ediyorum.”

 Yaşlı Efendi bir anlığına başını kaldırarak tohumlara baktı. O böyle bir adamdı, sertti ve nadiren gülümserdi. Yetmişinci doğum günü günü özel bir günde bile surat ifadesi değişmiyordu.

 Büyük halası ve amcası geri çekilirken Wang Liang’ı da yanlarına aldı ve öylece durmaya başladılar.

 Yaşlı Efendi bir şey demediği için kimse konuşmuyordu.

 “Büyükbaba, Torununuz Wang Chong size doğu denizlerinin akan dalgaları gibi engin ve sonsuz bir mutluluk ve güney dağlarının yaş nedir bilmeyen çam ağaçları kadar daimi bir ömür diliyor!”

  Sıra Wang Chong’un ailesine geldiğinde genç adam hemen öne çıktı ve konuştu.

 “Oh?” Bu sözler dikkat çekmiş ve Yaşlı Efendi ile Yaşlı Hanım bile ona bakmıştı. İlk defa Wang Chong’u fark ediyorlardı ve gözlerinde gizemli bir ışıltı vardı.

 Gelen herkes saygılarını ve dileklerini ‘Doğu denizleri kadar engin mutluluklar sizin olsun ve ömrünüz güney dağları kadar daimi olsun’ diyerek dile getirmişti ve Wang Chong da aynı şeyleri söylemiş sayılırdı. Fakat sadece birkaç kelime ekleyerek sözlerin edebi manasını tamamen değiştirmişti.

 Bu yaşlı insanlar bugüne kadar sayısız sözcük duymuştu ama ilk defa bu kadar özel bir saygı ifadesiyle karşılaşıyorlardı.

 “Hehe, yaşlı efendi. Bu çocuk sizin gençliğinize çok benziyor!” Yaşlı Hanım gülümsedi.

 “Fena değil!” Yaşlı Efendi de gülümseyerek başını salladı ama bu kadardı, başka bir şey söylemeyecekti. Öte yandan Wang Chong’un büyük amcası, büyük halası, amcası ve diğerleri şaşkındı.

 Wang Klanı Yaşlı Efendi’nin nadiren birilerini övdüğünü bilirdi; böylece aile içinde bir karışıklık olmasını engelliyordu. Genelde Wang Gen’e bile sadece başını sallardı.

 ‘Fena değil’ kelimeleri önemsiz görünüyordu ama Yaşlı Efendi’yi iyi tanıyanlar onun nadiren birini övdüğünü bilirdi.

 “… Ayrıca, torununuzun size bir hediyesi var.” dedi Wang Chong.

 O esnada salondaki hava gerildi. Wang Chong’un büyük halası, Wang Ru Shuang hemen ona baktı. Wang Chong’un büyük amcası da ona bakıyordu.

 Öte yandan Wang Chong’un diğer büyük halası, Xing Chun Yuan soğuk soğuk sırıttı.

 Wang Klanı’ndaki herkes Yaşlı Efendi’nin yolsuzluktan uzak ve direkt bir adam olduğunu biliyordu; hediyeleri hiç sevmezdi.

 Bu sadece yabancılar için değil, aile üyeleri için de geçerliydi. Ayrıca Yaşlı Efendi sadece Wang Chong’un babası ve onun jenerasyonundan hediye kabul ederdi.

 Genç nesilden hiçbir şey almamıştı. Onların genç yaştan birilerine ‘hediye gönderip’ ve birilerinden ‘hediye alıp’ yolsuzlaşan o politik figürlerin yürüdüğü yola adım atmasını istemiyordu.

 

 Kimse Wang Chong’un böyle bir şey yapacağını düşünmemişti. Hele ki aldığı o övgüden sonra…

 “Çocuklar iltifatlara ve övgülere gerçekten dayanamıyor!” Xing Chun Yuan sırıttı.

 Ahşap sandalyede oturan Yaşlı Efendi kayıtsız bir ifadeyle Wang Chong’a bakarken, Yaşlı Hanım’ın yüzündeki gülümseme solmuştu.

 “Bana ne tür bir hediye vermek istiyorsun?” İnsanların beklentisinin aksine Yaşlı Efendi onu azarlamak yerine Wang Chong’un elindeki dikdörtgen objeye baktı. Kimse onun ne düşündüğünü bilmiyordu.

 “Bir kılıç!” Diz çökmekte olan Wang Chong dürüstçe cevapladı.

 Boom!

 Bu cevapla birlikte salonda adeta yer yerinden oynadı.

 “Chong-er, ne yapıyorsun sen?” Madam Wang dehşete düşmüştü. Bir örtüyle kaplı olan dikdörtgen nesneyi başından beri biliyordu, fakat onun bir kılıç olduğunu daha yeni öğreniyordu.

 Kılıçlar katliamı temsil ederdi ve doğum gününde büyükbabasına böyle bir hediye vermek akılalmaz bir durumdu.

 “Wang Chong, derhal geri çekil!” Wang Gen kükredi. Daha önceleri Wang Chong’un ona yaptığı yardımlardan ötürü düşünceleri değişmişti. Bu yüzden araçtayken yaşanan meselede araya girmemişti.

 Fakat böyle mutlu bir günde hediye olarak bir kılıç vermek olacak iş değildi.

 Wang Chong genç olabilirdi ama bu durumdan sadece ‘genç’ olduğu için kurtulamazdı.

 “Chong-er, neden böyle saçma sapan davranıyorsun! Resmen büyükbabana hakaret ediyorsun! Derhal özür dile!” Büyük Halası Wang Ru Shuang da kaygılıydı.

 Çocuk çok genç ve düşüncesizdi. Daha demin etkileyici bir performans sergileyerek Yaşlı Efendi’nin dikkatini çekmiş ve hatta ondan bir övgü bile almıştı. Peki neden şimdi bu kadar aptalca davranıyordu?

 Kendi geleceğini yok etmeye mi çalışıyordu?

 Aslında Wang Ru Shuang bu genç adamı çok seviyordu. Wang Chong’un doğum gününde bilerek bir kılıç hediye edeceğini düşünmüyordu ve bunu onun gençliğine, geleneklerden yoksunluğuna veriyordu.

 Yaşlı Efendi’den farklı olarak Yaşlı Hanım’ın sevecen bir kişiliği vardı ama o bile kılıcı görünce katı bir ifade takınmıştı.

 Kuzen Wang Li bir şey söylemedi ama alnında derin bir kırışıklık vardı. Öte yandan Wang Zhu Yan dehşete düşmüştü ve Wang Chong’a geri çekilmesi için işaret verip duruyordu.

 “Neden bir kılıç?” Yaşlı Efendi derin bir ses tonuyla sordu.

 Salondaki ortam iyice gerginleşiyordu.

 Elinde kılıç, Wang Chong eğilmeye devam ediyordu. Ona söylenen onca lafa rağmen suratında kararlı bir ifade vardı.

 “Torununuz size bir büyük kılıç hediye etmek istiyor! Bu kılıcın size çok uygun olduğunu ve torununuzun kalbindeki düşünceleri en iyi yansıtan şey olduğunu düşünüyorum!”

 İnsanlar tepki veremeden önce Wang Chong konuşmuş ve Yaşlı Efendi söylenen sözlerde gizlenen imayı anlamıştı. Aynı sırada Wang Gen de şaşkın şaşkın ona bakıyordu.

 Bu çocuk çok etkileyiciydi.

 ‘Keskin bir uca sahip olmayan büyük kılıçları dövmek uzun bir süreç gerektirmez’. Şüphe yok ki Wang Chong deminki sözleriyle vereceği kılıcın keskin bir uca sahip olmadığını belirtmek istiyordu. Gerçek güce sahip olan bir kılıcın asıl gücü keskin ucundan gelmezdi ve ustalık eserleri ekstra bir efor gerektirmezdi. Aynı eskilerin dediği gibiydi, ‘Kalbinde edebiyatı bulanlar liberal ve klasikleri benimseyenler bilgindir’.

 Yoksa Wang Chong bunu mu söylemek istiyordu? Büyükbabası emekli olmasına rağmen, böyle basit ve sıradan bir malikanede yaşamasına rağmen, hala imparatorluğun güçlü ve saygıdeğer bir görevlisi olmaya devam ediyordu! Sözlerindeki mana bu muydu?

 Ve ayrıca onun bu yüce kişiliği basit sözlerin üstündeydi, diğer görevlilerin büyük çabalar gösterse dahi gelemeyeceği ve ulaşamayacağı bir seviyedeydi. Basit ve bir o kadar da sağlamdı!

 --- Aynı Wang Chong’un elindeki büyük kılıç gibiydi!

 Eğer yeğeni gerçekten bunları düşünüyorsa o halde elindeki kılıç Yaşlı Efendi’ye verilebilecek en inanılmaz hediyelerden biriydi!

 Wang Gen bile demin bu olasılığı düşünememişti. Şüphe yok ki diğer hediyelere kıyasla Yaşlı Efendi’yi bunun kadar mutlu edebilecek başka bir şey yoktu.

 Beklendiği gibi Yaşlı Efendi de bunu anlamış ve gülümsemişti.

 “Getir bana!” Diyerek elini uzattı. Wang Chong yürüdü ve saygıyla ellerindeki kılıcı uzattı.

 Bunu istiyordu.

 Wang Chong klanın bu yaşlı efendisine sonsuz bir saygı duyuyordu. İnsan bazı şeylerin önemini çok sonraları anlıyordu.

 Wang Chong da bu yaşlı adamın gerçek önemini onu yitirdikten yıllar sonra anlamıştı.

 Büyük Tang’ın iki efsanesi vardı.

 Bunlardan ilki Yao Feng’in büyükbabası, Yao Klanı’nın direği, Yaşlı Efendi Yao’ydu. Diğeri ise Wang Chong’un büyükbabası, insanların saygıyla ‘Dük Jiu’ dedikleri bu adamdı!

 Bugünlere gelene kadar sayısız fırtınayla mücadele etmişti.

 Zamanında kuzey sınırlarında Türk Kağanları’yla savaşmıştı.

 Bir zamanlar kraliyet sarayında devreye girmiş ve süregelen yolsuzluğu sona erdirerek kraliyet sarayında yepyeni bir dönemi başlatmıştı.

 O zamanlar, henüz politik mücadele zirvedeyken ve imparatorluk çökmek üzereyken, ortaya çıkan ve şu anda tahtta oturan Bilge İmparator’u destekleyerek o kötü günlere son veren kişiydi!

Dünya’nın dört bir yanında eski yoldaşları ve öğrencileri vardı!

En parlak günlerinde ön safları asla terk etmemişti.

Dürüst ve yolsuzluktan uzak bir hayat yaşayarak imparatorluktaki herkesin saygısını kazanmıştı.

Emekli olduğunda bile imparator sırf onu yanında tutabilmek için Dört Elçilik Makamı’nı yaratmıştı.

Bu dünyadaki her tarihi figürün bir örneği vardı ama Wang Chong uzun zamandır Yaşlı Efendi’ye denk olabilecek bir tarihi figür bulamamıştı!

Fakat yıllar sonra Wang Chong’un aklına bir isim gelmiş ve işte o vakit genç adam büyükbabasının kim olduğunu anlamıştı.

 Zhang Jiu Ling!

 Gerçek Dünya’da Büyük Tang’ın son ve zorlu zamanlarındaki ünlü bakanı! Bu dünyada ise ‘Wang Jiu Ling’ ismiyle biliniyordu ve herkes ona saygıyla:

 Dük Jiu diyordu!

…….