Ellerinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
379. Bölüm İki Yeni Kardeş
Zend, Yinza'nın birazcık gerisinde kalarak önden prensesin yürümesine izin verdi, kendisinin pek iyi bildiği söylenemezdi bu sarayı, şimdilik önceliği ona vermek en iyisi olurdu.
''Bu arada, babam Vosu Fozre'yi senin öldürdüğünü söyledi.'' Yinza Zend'e baktı yavaşça, kafasını çevirerek. ''Bunu gerçekten de yaptın mı?''
''Hmm, verdiğim cevabı kimler biliyor olacak?'' Zend direkt olarak aklına takılanı sordu, en iyisi içinden geçenleri hızlı bir şekilde söylemekti, boşu boşuna fikirlerini gizlemenin anlamı yoktu...
''Kimlerin bilmesi gerekiyor?'' Yinza aynı şekilde bir soruyla karşılık verdi Zend'e. Görünüşe göre kendisi de bu kararı Zend'e bırakmıştı, bu mantıklıydı; sonuçta bilgiyi verecek olan Zend'di ve eğer o, Yinza'ya bunu bir başkasına söylememesini tembihlerse, genç kız ağabeyinin sözünden çıkmazdı bu konuda. Tabii, tam olarak ağabeyi olduğu söylenemezdi, Zend ile anneleri de, babaları da farklıydı, biliyordu Yinza. Yani aslında tamamen farklılardı, ancak Zend bir şekilde Kraliyet Ailesi'ne dahil olmayı başarmıştı... Bunun nasıl olduğunu kendisi de hiç bilmiyordu doğrusu.
''Yalnızca senin, mesela.'' Zend hızlıca cevap verdi. ''Söylediğim şeylerin insanların arasında yayılması pek hoşuma gitmiyor benim, eğer birisi benimle ilgili bir şey öğrenmek istiyorsa, gelip bana sorabilir. Bir başkasına değil...'' diyerek devam etti, genel olarak en sevmediği şeylerden birisi buydu. Bir cevap verdiği zaman, bu cevabı o kişiye vermiş oluyordu ve doğal olarak bunun bir başkasının kulağına gitmemesini isteyebiliyordu, ancak karşısındaki kişi Zend'in ne düşündüğünü umursamadan bu cevabı bir başka insana anlatırsa, işler iyice Zend'in istemediği bir yere doğru ilerlemeye başlıyordu. Bunun bir şekilde önüne geçmek için, genç adam, ileride gizli kalmasının daha çok gerekeceği cevapları vermeden önce bu şekilde, karşısındakileri bu konuda uyarmaya başlamıştı.
''Tamam o halde.'' Yinza cevapladı sakince. ''Bu cevap yalnızca bende kalacak.''
''Öyleyse teşekkürler,'' dedi Zend gülerek. ''evet, ben öldürdüm Vosu'yu. Bu seni rahatsız ediyor mu?''
''Hayır, Fozre Ailesi ile Fungyuo Ailesi'nin pek bir birlikteliği yoktu, aslını istersen, daha önce Vosu'nun oğlu ve Fozre Ailesi'nin varisi olan Ovaur'u bile yalnızca uzaktan gördüm, bire bir konuşmuşluğumuz olmadı... Babamın hoşuna gitmemiş olabilir bu tabii, Fungyuo Ailesi uzun yıllardır Pounz Ailesi ile iyi ilişkiler içerisinde ve Vosu Fozre'nin de, Dustin Pounz'un yanında olan insanların başında gelenlerden birisi olduğunu biliyoruz, bu da dolaylı olarak, babamın sevdiği birisi olduğu anlamına geliyor.'' Yinza basitçe açıklama yaptı. ''Ama bana sorarsan bir sorun yok... Ben, yalnızca onu nasıl öldürdüğünü merak ettim. Ovaur'u da senin öldürdüğünü söylemişti ablam, Pounz Sarayı'nın hemen yanı başında hem de, etrafında onlarca asil, asker ve güçlü kişi olmasına rağmen, profesyonel bir şekilde onu öldürerek aradan çekilmişsin, seni suçlamak için tek bir kanıt bile bulamamışlar... Üstelik bunu yapış yolunun da, peşine düşülmesini engelleyen cinsten olduğunu söylüyordu ablam, bu beni gerçekten etkiledi, bir suikastçi düşündüm, Pounz gibi bir krallığın sarayının hemen yanında, Pounz Ailesi'nin çok yakın olduğu ailelerden birisinin genç efendisini öldürüyor ve bunu öyle bir yapıyor ki, katilin peşine düşülmesi dakikalar boyunca mümkün olmuyor... Biliyor olmalısın, katilin peşine düşmek için Kraliyet Askerleri'nin gelmesi beklendi, üstelik geldiklerinde bile üç kişilik gruplar oluşturuldu ve Pounz'un Kraliyet Askerleri üçerli gruplar halinde seni aramaya başladı, bunun nasıl ilginç bir şey olduğunu düşünmek yeterli olmuyor... Senin potansiyelli birisi olduğunu biliyordum, daha önce Tamar'a verdiğin cevaptan anlaşılmıştı bu, gücünün yüksek olacağından emindim gelecekte; ancak bu kadar kısa bir sürede böyle nitelikli olacağın aklımın ucundan bile geçmemişti... Düşen Gök'ün önde gelen gençlerinden birisi olan Kuan'ı, kendinden üç seviye yukarıda olmasına rağmen tek yumrukla sakatlamıştın, unutmadım bunu. Son haftalara kadar, bunun şans ile olduğunu bile düşünüyordum hatta, sen de bana son görüşmemizde böyle söylemiştin çünkü.'' dedi, Zend'e çevirdiği gözlerini birkaç kere kırpıştırdı, konuşmasına kısacık bir mola vermiş olan genç kız.
''Ancak şimdi anlıyorum ki, bunun şans ile uzaktan yakından alakası yokmuş, seninle alakalı bir şeymiş aslında, sen sadece potansiyeli olan ya da yalnızca güçlü birisi değilsin, aynı zamanda gücünün yanında pek çok nitelik de taşıyorsun.''
''Heh, beni utandırıyorsun Yinza.'' Zend cevap verdi Yinza'ya, son zamanlarda genel olarak konuşmaya yeni başlamış olduğu kişilerin kelimeleri onu övmeye yönelik oluyordu, bunun tam olarak neden dolayı olduğunu biliyordu tabii Zend, şu anda kendisi kadar nitelikli birisi pek görülmemişti geçmişte, zaten Kutsal Ülkeler dışında herhangi bir ülkede kendisine rakip olabilecek herhangi bir kişi bulunamazdı muhtemelen, bu nedenle de karşılaştığı insanlar öncelikle onu iyice övüyordu... Daha doğrusu böyle olmuyordu olay, insanlar yalnızca Zend'in yaptığı şeyleri söylüyordu, ama bunlar öyle iyiydi ki, sadece geçmişte olan şeylerin söylenmesi bile Zend'in övülmesi gibi anlaşılıyordu. Çünkü normal bir durumda, Zend'in daha önce yaptığı şeylerin söylenmesinin tek hedefi birisini övmek olabilirdi, öylesine iyi şeyler yapmıştı bu yaşında, bu yüzden de insanlar istemsiz olarak onu övüyordu. Bunun kötü bir his olduğunu söyleyemezdi genç adam, ancak kendisini tutamıyor olsa, utançtan kıpkırmızı bile olabilirdi şu anda...
''Bunlara layıksın, alçak gönüllü olmaya gerek yok, Zend.'' Yinza sabit bir yüz ifadesiyle konuşmasını sürdürdü. Zend'i övüyordu, ama dışarıdan bakan birisi onun böyle bir şeyi yaptığını kesinlikle anlayamazdı. Değil övüyormuş gibi, konuşmasının ona zerre kadar bile heyecan ve eğlence vermediği bir sohbetin ortasındaymış gibi görünüyordu dışarıdan.
''Alçak gönüllü olmaya her zaman gerek vardır, öz güven bazen iyidir ancak genellikle insanın yararına olmaz... Kibir ise, hiçbir zaman insanın yararına olmaz. Mütevazilik yerine, kibirli olmayı tercih eden bir kişi kısa bir süre içerisinde ölür muhtemelen, aklında bulunsun.'' Zend de ciddileşmişti hafifçe, bu konuda hassastı çünkü. Qouen ona sokaktayken bunu öğretmişti, o nasıl olur da gidip gerçekten kibirli olmayı başarabilirdi? Bunu yaparsa, nasıl kendisini o Yaşlı Dilenci'nin manevi oğlu olarak görürdü ki?
''...'' Yinza'nın Zend'e bir süre cevap vermemesiyle birlikte, ortamda bir sessizlik oluşmuştu. Bu sessizliği bozan kişi ise, yine oluşmasını sağlamış olan Yinza'ydı. ''Bunu aklımda bulunduracağım, teşekkürler.'' dedi, Zend'e bir göz kırpmıştı. ''Sonuçta senden gelen herhangi bir tavsiyenin kötü olması pek mantıklı değil... Neyse, Vosu'yu nasıl öldürdüm demiştin? Birkaç kişiyi mi kullandın, yoksa direkt olarak zekana mı başvurdun? Bu konu cidden ilgimi çekiyor...''
''Nasıl yani, zekama başvurmamdan kastın nedir?'' Zend sordu, ellerini cebine atmıştı. Yinza ile de dost olmalıydı, sonuçta düşmanına yakın olan, ancak düşmanı olmayan herkesi bir şekilde yakınlarına çekmeliydi, bu en basit kuraldı onun için, Yinza'ya bütün bunları anlatıyor olmasının nedeni de zaten buydu. Eğer ondan bunları gizliyor olsaydı, genç kızın güvenini kazanması pek kolay olmazdı. Kendisinden bir şeyler saklayan ya da kendisine yalan söyleyen kişilere insanlar güvenemiyordu genellikle. Tersi olsa bile, bu çok uzun sürüyordu ve Zend de, biraz önce söylediği gibi çok da sabırlı birisi değildi. Özel bir görevi gerçekleştirmek için uzun uzun sabredebilirdi, ancak bu tip güven kazanma olaylarında sabrı hiç olmuyordu.
''Yani Vosu'yu psikolojik olarak falan mı yendin, onun savaşamamasını mı sağladın, nasıl oldu da onu öldürmeyi başardın diyorum...'' Yinza da düşüncesini biraz açtı Zend'in söyledikleriyle. Bahçe epey genişti ve bu yüzden de bahçenin girişi ile sarayın girişi arasında epey yol vardı, hızlı bir şekilde bitmemesinin nedeni buydu.
''Ha, ona tuzak kurdum.'' Zend basitçe söyledi. ''Yanındaki Kraliyet Askerleri'ni uzaklaştırmanın bir yolunu buldum ve onunla bire bir savaştım, sonra da galip gelerek onu öldürdüm işte, böyle oldu...'' diyerek devam etti, yüz ifadesi hafifçe bıkkınlaştığını ifade etmekteydi. Bu önem verdiği bir ayrıntı değilmiş gibi görünüyordu.
''Bu kadar mı yani?'' Yinza şaşırmış gibi görünüyordu, Zend'in direkt olarak Vosu'ya meydan okuyup kazanabileceğine ihtimal vermemiş olmalıydı... Tabii, onu anlamak o kadar da güç değildi. Böyle olacağını herkes düşünmüş olabilirdi, kim yedinci seviye bir savaşçının, Vosu gibi bir yüzyıldan uzun bir süre yaşamış ve rahat bir şekilde bir çaylağı ezebilecek kadar deneyim kazanmış olan, İmparator Seviye bir savaşçıyı yenebileceğini düşünürdü ki? Zend'in başka bir yola başvurmuş olduğunu düşünmesi son derece normaldi...
''Evet, bu kadar. Başka bir şey yapmaya gerek duymadım, Vosu yalnız başıma savaşıp yenebileceğim birisiydi ve ben de bunu biliyordum, doğal olarak da kullandım. Çok mu şaşırttım yoksa?'' Hafif bir alayın sezilebileceği bir ses tonu ile birlikte konuşmuştu genç adam, Yiza gibi, Zend'in niteliklerinin oldukça yukarıda olduğunu bilen birisi bile Zend'in Vosu'yu direkt olarak kendi başına yenebileceğini düşünmemişti görünüşe göre gerçekten de.
''Vay be...'' Yinza bir iç çekti ve birkaç kere alkışladı, ''Demek düşündüğümden de güçlüsün, Vosu'yu tek başına öldürebilecek kadar güçlendiğini düşünmemiştim ben, bu kadar kısa bir sürede... Zeki olduğunu düşündüğüm için, Vosu'yu da bu şekilde hallettiğini düşünmüştüm, ama bu da yeterince etkileyici tabii...''
''Yinza, bunun zekilikle alakası yok. Hatta aptallıkla alakası var, eğer aptal değilsen, zaten normal bir şekilde yenebileceğin birisini yenmek için farklı numaralara başvurmazsın...'' Zend gülmüştü bir anda, Yinza'yla biraz daha iyi anlaşmaya başladığını hissediyordu.
''Elbette öyle, yalnızca Vosu'yu öldürmeyi farklı bir şekilde yapmış olduğunu umuyordum sanırım, nedenini tam olarak ben de bilmiyorum.'' Yinza devam etti konuşmaya, Zend'den çekmişti gözlerini.
''Gerçekten de bilmiyor musun?'' Zend bir kaşını kaldırdı soru sorarken, Yinza'nın kafasını tam konuşmasının ortasında önüne doğru çevirmiş olmasına bakarak, onun aslında kendisinden bir şeyleri gizlemeye çalıştığını söyleyebilirdi. Başta kendisi de yapmıştı çünkü o manyak adamın sözlü sorularına karşı, yalan söylediğini en çok belli eden şeylerden birisi buydu, eğer söylediğin şeyi gizleyeceksen, bunu söylerken herhangi bir şey yapmayacaktın. Rahat olması gerekirken önüne doğru döndüyse bir iş vardı burada yani... Ek olarak, Zend onun ses tonunda hafif, minicik bir farklılık olduğunu anlamıştı genç kızın son cümlesinde. Sesi birazcık titremişti sanki... ''Ben bildiğini düşünüyorum ama, neyse.'' diyerek devam etti Zend. ''Ama bir dahaki sefere, umudun kırıldıysa eğer bunun sesine yansımamasına dikkat et, sesin titrerse, üstelik bunu söylerken kafanı konuştuğun kişiden çektiysen insanlar senin bir şeyi gizlediğini kolayca anlayabilir, bu da bir tavsiyem olsun, hehehehe...'' diyerek gülmeye devam etti Zend, aynı zamanda içeriye doğru ilerlemişlerdi.
Yinza ise bir cevap vermemişti Zend'e. Şu an söyleyeceği şeylerin Zend tarafından güzelce yorumlanabileceğinin farkındaydı. ''Ailemizden birisiyle kan bağın var mı bilmiyorum, ama böyle bir şey varsa, kesin ablamladır...'' diyerek mırıldandı, gözlerinin ucuyla Zend'e bakmıştı birkaç saniye boyunca.
Bu sırada, arkalarından Aena gelmiş ve ikilinin arasına girmişti, yavaşça selam verdi ikisine. ''Selam gençler!''
''Hoş geldin, Aena. Neden bu kadar geç kaldın, arkamdan arabadan çıkmışsındır diye düşünüyordum halbuki...'' Zend hızlı bir selam verdi.
''Bir şeylere baktım da, ondan biraz arkada kaldım, önemsiz şeyler...'' Aena da hızlı bir şekilde cevapladı. Zend ile, beklenilenden hızlı bir şekilde yakınlaşmışlardı. Biraz önce geç kalmasının nedeni, Zend'in söylediklerini kendisine unutturmaya çalışarak bir süre hiçbir şey düşünmeden arabada beklemesiydi, genç adamın haberi vardı bundan, Aena belki de Zend'in bunu tahmin edememiş olduğunu düşünmüştü ama gerçek, pek öyle değildi... Ancak şimdi biraz önceki şaşkınlığını tamamen atmış gibiydi, hatta Zend'le epey yakın gibi bile görünüyorlardı. Yinza da buna değinmek istemişti anlaşılan.
''Abla, sen ona öfkeli değil miydin, Zend'in seni kandırdığını söyleyerek oflayıp pufluyordun, şimdi ne oldu? Çok samimi gibisiniz...''
''Öhö öhö,'' Aena, elini ağzına götürdü ve Yinza'nın sesini bastırmak istermişçesine birkaç kere öksürdü. ''geçmişte olan geçmişte kalsın Yinza, değil mi? Asıl siz, epey eğleniyormuş gibi görünüyordunuz. Zend senin çabucak kendisini kabul etmeni falan mı sağladı yoksa?'' diyerek de, hafifçe Yinza'ya takılmak istemişti.
''Yok canım, ben onu zaten reddetmemiştim.'' Yinza cevapladı ve Zend'e baktı, ancak yüzünde hala bir ifade yoktu...
''Oh, yüz ifadeni Zend'e karşı gizlemek istemezsin.'' Aena gülerek konuştu, ancak ciddi olduğu anlaşılabiliyordu rahatça. ''Çünkü bunu sen yaparsan o da yapar ve eğer o yaparsa, gerçekten de bunu başta hiç yapmamış olmayı istersin...''
*
1791
Magnec