Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

254. Bölüm Fozre Ailesi Hakkındaki Planlar

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Eh, teşekkür ederim dostlarım.'' Zend, tüm Beyaz Taç üyeleri, Sanzirna ve Era ile birlikte dışarı çıktıktan sonra, arkasından gelen, bugün burada olma nedenleri Zend'e destek olmak olan, ama buna fırsat bulamayan insanlara doğru dönerek ellerini açtı iki yana birazcık, ''Sizin sayenizde hiç tatsızlık yaşanmadı.'' diyerek devam etti daha sonra da. 

Pantav, diğerlerinden sorumlu olan kişi gibi olmuştu grupta. Aralarında en yaşlı olan Beyaz Taç kardeşi o olduğu için, Kadim Kaplan'ın binasının içerisinde diğerlerine hakim olan da o olmuştu. O olmasa büyük ihtimalle diğer üyeler, bir şekilde Zend'e yardım etmeye çalışır ve en başta, genç adamın saldırısı Padolf'u ıskaladığı zaman direkt harekete geçerlerdi. Ancak Pantav, engin tecrübesiyle Zend'in o saldırıyı bilerek Padolf'a yetiştirmemiş olduğunu fark etmiş, diğerlerini engellemişti. Eğer diğerleri Padolf'a saldırmış olsaydı, Zend bire karşı bir savaşmadığı için onu yense bile haksızlıkla yenmiş olurdu, bu da Andebert'in Zend'e karşı bir koza sahip olmasına yol açardı. Yaşlı adam Zend'e umut dolu gözlerle bakarken, saygılı bir şekilde konuşmaya başlamıştı. ''Genç kardeşim, sana pek yardım etmeye fırsat bulamadık ancak bu sefer bu kadarıyla yetin. İmkanımız olsaydı sana kendimizi göstermek isterdik, şanssızlığımız, Kadim Kaplan'dakileri, hareket bile etmeye cesaret edemeyeceği seviyede korkuttun. Bu yüzden ne kaçmayı başarabildiler, ne de saldırmayı. Eğer birinden birini yapmış olsalardı, biz de müdahale edebilirdik. Bizim yapacağımız bir şey kalmadı, hayır, bize yapacak bir şey bırakmadın demek daha mantıklı olur. Aslında bize çok da ihtiyacın yokmuş yani...'' diye konuşurken Zend'in kendi gözlerine baktığını gören adam, yüzüne bir gülümseme yerleştirmişti. ''Üstelik, toplamda bir buçuk milyonu geçen bir ödüle sahip birinin nasıl bir seviyede olduğunu görmemi sağladığın için, bireysel olarak sana teşekkür ediyorum...'' 

''Evet, ben de.'' Pantav'ın yanındaki, orta yaşlı, Padolf'u, grup Kadim Kaplan'a gitmeden önce hızlıca tanıtmış olan adam da konuştu onun ardından. ''Teşekkür ederim.'' 

''Ben de,'' Gensaze, Zend'e bir göz kırptı. ''senin biraz da olsa savaştığını gördüğüm için çok mutluyum. Ayrıca, senin gibi birinin bizimle aynı tarafta olduğu için de ayrıca mutluyum. Aslında korkutucu biri olduğunu düşünüyorum, Padolf'a ilk yumruğunu attığın andan itibaren baktığın kişinin kanını dondurabilecek bir ruh haline bürünmüştün, ama şimdi görüyorum ki bu yanını sadece düşmanlarına gösteriyorsun... Heh, düşman olmamamız gerçekten de büyük şans. Ayrıca, Padolf eğer sana onları geri getirmezse gerçekten de kafasını kesip Kadim Kaplan'ın girişine asacak mısın? O anlık, tehdit amaçlı söylediğini düşünmüştüm başta ancak çok ciddi görünüyordun söylerken, tereddütte kaldım.''

Zend kendisine gözlerini kırpıştırarak bakan siyah saçlı kıza doğru çevirdi kafasını bu sefer. ''Elbette, eğer belirlediğim sürede, çalınan her şeyimi bana geri getirmeyi başaramazsa kafasını kesip biraz önce çıktığımız Kadim Kaplan binasının girişine asarım, bir kere sözlerim ağzımdan çıktı sonuçta, vazgeçmem ya da söylediğimi yapamamam gibi bir olasılık bile olamaz. Eğer dediğim günde bana tüm eşyalarımı getirirse kurtulur, getirmezse ne yapar eder, nereye kaçarsa kaçsın bulur, öldürürüm. Daha sonra da kafası, Kadim Kaplan'da sallanmaktan kaçamaz, gerekirse teker teker tüm Kadim Kaplan üyeleri ile savaşırım, geceleri ben, onların odasına girerim. Yine de dediğimi yapacağım yani, bu da diğer Kadim Kaplan üyelerine bir ders olacaktır umarım. Bir daha, kimin olduğunu bilmedikleri bir eşyayı çalmaya çalışmazlar.'' diye konuştu genç adam kararlılıkla.

''Anlıyorum.'' diye mırıldandı siyah saçlı kız. ''Eğer sen söylüyorsan, eminim yapacaksındır!'' diyerek de deva metti.

Daha sonra, Gensaze'nin arkadaşı olan Baikum da sessiz bir şekilde, ''Ben de, teşekkür ederim.'' dedi.

''Ben de.'' 

''Ben de.'' Yavaş yavaş, Beyaz Taç'tan gelmiş olan herkesin ağzından aynı kelimeler çıkmaya başlamıştı...

''Hehehehe...'' Zend mahcup bir şekilde gülümsedi, övüldüğü zamanlarda içinde kabaran bir utangaçlık oluyordu ve bastırılması da çok zordu, acıyı, mutluluğu ve öfkeyi bastırabilen bu gencin, bu utangaçlığı bastırmakta sıkıntı çekmesi garip olsa da, öyleydi işte... ''Öyleyse Beyaz Taç'a geri dönelim, saat çok ilerlememişken, bugüne yapılacak başka bir şeyi sığdırabilirim herhalde. Bir günü daha kaybetmeyeyim şimdi.'' diye konuşmasını sürdürdü ve hep birlikte, Beyaz Taç'a doğru ilerlemeye başladılar. Zend tanınmamaya çalışıyordu, çünkü şu anda başındaki ödül bile birlikte, yüzlerce kişinin birlikte yaptığı bir saldırıya maruz kalabilirdi ve bunun sonucu da, şu anda etrafında olan Beyaz Taç üyelerinden en azından birinin ölmesi olabilirdi. Bunu hiç istemediği için dikkatli bir şek

Kısa bir süre içerisinde Beyaz Taç'a varmışlardı, Zend de herkese veda ederek kendi odasına doğru ilerlemek üzere ana binadan çıktı, Sanzirna'ya da veda ettikten sonra, uzun zamandır ona ait olan dairesinin içine girdikten sonra kendini yatağa bıraktı... 

Zend'in aklında bir şeyleri tetiklemeye başlamak vardı bugün... Daha doğrusu, neler yapacağını düşünmeliydi.

''Ortak, bu ödülün birincil şüphelisi Fozre Ailesi idi, değil mi?'' Zend yattığı yerden, onun yan tarafında yere uzanmış olan Era'ya bakarak konuştu. ''Sence Fozre Ailesi'nin evine falan girebilir miyiz? Bilgi toplamamız gerek, kafamıza göre hareket etmeyelim. Riske atmayalım hiçbir şeyi.'' Eralkavender kendisinden çok daha uzun süre yaşamış olduğu için, Zend pek çok konuda onun fikirlerine de güveniyordu. Sonuçta yüz ellili yaşlardaki birinin tecrübesi ile, henüz yirmi yaşındaki birinin tecrübesi karşılaştırılamazdı bile. Era, bu zamanın çoğunu yalnız ve tam olarak bir avcı gibi, Büyülü Yaratık Sıradağları'nda geçirmiş olsa da...

''Evet, Ovaur veledinin sana nasıl baktığını gördüğümüz anda sen de, ben de ortada bir iş olduğunu anlamıştık... Chibui Dağı'nda yaptığın bir şeyin ucu buralara kadar gelmiş anlaşılan, bitecek gibi de görünmüyor, üstelik objektif bir şekilde düşünürsek Ovaur Fozre'nin sana böylesine kinli olması yalnızca ailesinden kaynaklanıyor olabilir, çünkü o başta senin güçlü olduğunu düşünmüş ve buna göre hareket etmiş, çileden çıkmamıştı. Sana sırrının ne olduğunu sorduğu zamanı hatırlarsın, gayet sakin ve normaldi aslında. Sonradan, senin ciddi bir cevap vermediğini gördüğü zaman öfkelendi ve gerçek yüzünü açığa çıkardı. Muhtemelen babası ya da bir aile büyüğü, senin gücünün sınırlarını öğrenmek için araştırmalar yapıyordu ve Ovaur da bunlara tanık oldu, ardından doğum gününde seninle karşılaştığı zaman, kendi çapında bunu öğrenmeye çalıştı. Ancak epey deneyimsiz olacak ki, sana bunu böylece sordu ve asıl amacını belli etti. Böyle bir durumda sen de elbette söylemezsin, en doğal olan şey budur. Mademki böyle bir amacı vardı, seni direkt olarak bir savaşa mecbur etmeliydi ne yapıp edip, daha sonra da gücünün büyük bir bölümünü gizlemeli, savaşın sonuna doğru bir anda tüm gücüyle saldırmalı ve seni tüm gücünü kullanmaya mecbur bırakmalıydı, ancak bu şekilde, senin bana yaptığın gibi, rakibin paniklemesini ve tüm gücünü kullanmasını sağlayabilirdi. Bunu düşünecek kadar zeki biri değildi herhalde.'' Eralkavender tüm duygularını bir kenara bırakarak, Zend'in işine yaraması için durumun özetini çıkarmaya başlamıştı tarafsız bir şekilde.

''Ah, ben sana öyle mi yapmıştım?'' Zend gözlerini hafifçe açarak, sessiz bir şekilde sordu. ''Evet evet, öyle yapmıştım ya, doğru...'' dedi ve gözlerini hızlıca kaçırdı Era'nın üzerinden.

''Heh...'' Era, Zend'in söylediklerini duyunca derinlerden gelecek şekilde bir iç çekti... ''Bana karşı o Ağır Kılıç'ı kullanman, üstelik onu Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile birleştirmen ve bir de hemen yanımda bu komboyu yapman, bana yenileceğimi söylemişti bir anda. Bu yüzden tüm enerjimi sıfırlamayı göze alarak bir kalkan yaptım, o üç saldırıyı bu şekilde karşıladım. Bu da doğal olarak enerjisiz kalmamı sağladı, yoksa o zamanki Zend ile berabere kalır mıydım sence? Ağır Kılıç'ı bile on saniye falan kullanmayı zar zor başarmıştın sonuçta... Saldırılar bittikten sonra, o saldırıları tamamen karşılayabilmek için enerjimin tamamını kullanmama gerek olmadığını anladım ancak iş işten geçmişti... Seni de bu yüzden ortağım olarak kabul ettim, ama görünüşe göre bunu isteyerek yapmamışsın bile... Seni rezil.'' diye azarlarmışçasına konuşan Eralkavender, gözlerini devirmişti. ''Neyse ki pişman olmadım.'' 

''Heheheheh, tabii ki pişman olmayacaksın.'' diye konuştu Zend, Era'dan sonra. ''Hem sonuçta istemli de olsa istemsiz de, sonuçta başardım, değil mi? O zaman itiraz etme, hmph.''

''Tamam tamam, şaka yapıyordum sadece, hahaha...'' Era yavaşça güldü. ''Ama keşke bunu bilerek yapmış olsaydın yani... Her neyse, Fozre konusuna geri dönelim. Ovaur Fozre'nin yaptıklarına bakarak, Fozre Ailesi'nin sana karşı bir kini olduğu kesin. Yani muhtemelen onların bir parmağı vardır bu ödülde, ancak senin de biraz önce söylediğin gibi kafamıza göre hareket etmemiz tehlikeli olur. Bundan önce, bir şekilde Fozre Ailesi'nin de ödülüne karışmış olduğunu kanıtlamamız gerek. Onların evine girmenin de, senin büyünle birlikte çok zor olacağını düşünmüyorum, sonuçta sadece Fozre Ailesi bu. Yama Ailesi'nin bile evine girmişliğimiz oldu, bu aile dünyanın en güçlü ailelerinden biri olmasına rağmen. Fozre Ailesi'nin evine mi giremeyeceğiz? Ancak asıl soru, onların evine girip de bu ödülde bir parmakları olduğunu kanıtladıktan sonra ne yapacağımız. Bir kanıt bulsak bile, Beyaz Taç bu kanıtı herkese gösteremez, Fozre Ailesi'ne karşı kullanamaz. Çünkü Fozre Ailesi bir şeyi kaybolduğu zaman direkt olarak ilan verecektir, evine girilip çalındığına dair. Beyaz Taç fazlasıyla onur ve şerefe düşkün bir topluluk, hırsızlık yapmayı kabul edemezler. Kanıtımızı aslında Fozre'nin evinden almadığımızı da söyleyemeyiz, çünkü Fozre Ailesi muhtemelen onları çoktan Yiman Büyüsü'nü biliyorsun, değil mi? Bu çeşit özel bir eşyanın çalınıp da kanıt olarak kullanılmaması için dünyanın dört bir yanında kullanılan bir büyüdür, özellikle hemen her büyük aile kullanır. Son derece kullanışlıdır da, bir eşyaya yaptığın zaman, eğer senin elinden çalınmışsa nasıl çalınmış olduğu, büyünün aynı eşyaya tekrar yapılmasıyla birlikte yazmaya başlar eşyanın üzerinde. Hemen her şey teker teker, nasıl alındığı, hangi gün alındığı... Eğer Beyaz Taç'ın kanıt olarak sunmaya getirdiği eşya çalıntı çıkarsa, Beyaz Taç'ın ismi karalanmış olacaktır. Bu da, sen de takdir edersin ki Beyaz Taç'ın kabul edemeyeceği bir şey... Yani Beyaz Taç'ın yardımını, kendimiz bulacağımız kanıtlarla hareket edeceksek unutmamız gerekecek. Ne yapmayı düşünüyorsun? Fozre Ailesi'ni yok etmek istediğini söylemiştin daha önce, bu nasıl olacak? Aklında bir plan var mı?'' Era durumu iyice açıklayarak, Beyaz Taç'ın desteğini almalarının pek kolay olmayacağını söylemişti. Beyaz Taç, öldürülen bir üyeleri olursa ve öldüren kişi de belli olursa gayet güzel bir şekilde intikamını alırdı, ancak ortada kanıt yoksa ve oluşabilecek bir kanıt, Beyaz Taç'ı hırsız olarak gösterecekse, böyle bir durumda eli bağlı bir şekilde oturmak zorunda kalırdı. Zend de bu durumdan pek iyi haberdardı. 

''Evet, biliyorum Yiman Büyüsü'nü...'' diye mırıldandı Zend ilk olarak. ''Can sıkıcı bir büyü, kim keşfetmiş ki bunu?'' diye hafifçe sitem ettikten sonra, devam etti: ''Bence de, Yiman Büyüsü'nü çoktan yapmışlardır, bir kanıt mevcutsa eğer tabii ki. Bu konuda Beyaz Taç'tan yardım alamayacağız yani... Avcı Bıçağı da aynı şekilde davranacaktır, bu yüzden Gri Engerek aracılığıyla onlardan yardım almam da mümkün değil. Ancak Gri Engerek'ten yardım isteyebilirim, sonuçta o benim için Fozre Ailesi'nin liderini öldürebilir, değil mi?'' 

''Sadece liderin öldürülmesi ile ödülün kalkacağını hiç sanmıyorum, sonuçta Fozre Ailesi epey köklü bir aile ve liderin yerine hemen birisi geçebilir, Gri Engerek bir elli kişiyi falan suikastle öldürmedikçe kolay kolay ödülü kaldıramaz.'' diye konuştu Era, Zend'in planının bozulacağı bir şekilde.

''Hmm...'' Zend Era'nın söyledikleriyle mutsuz bir şekilde kafasını salladı bir saniye boyunca. Haklıydı o büyülü yaratık, liderin öldürülmesi pek bir şeyi değiştirmeyecekti. Gri Engerek'in birkaç suikastçi toplaması ve Fozre Ailesi'nin kilit isimlerini öldürmesi de zor olurdu, çünkü adamın başına büyük bir yük yüklenmiş olurdu bu şekilde, diğer insanların yardımını almasını isteyemezdi Zend ondan. Düşündü, düşündü, birkaç dakika boyunca bir şey söylemedi ve aklına birkaç planın dolmasını sağladı. ''O zaman biz de şöyle yaparız, Era...'' diyerek, sakinleşmiş bir şekilde konuşmaya devam ederken aklına gelen fikirleri, ortağına anlatmaya başladı, şeytani bir gülüşün eşliğinde...

***

1751