Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

332. Bölüm Kısıtlama Tekniği

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Bir Ağır Kılıç ile yapmanın imkanlı olduğu bir uzun menzilli tekniği bulabileceğini düşünüyor musun ki?'' Era, hafif bir alayla birlikte birkaç kelime yollamıştı Zend'e. ''Sonuçta o kılıcın olayı rakibin savunma düzenini falan yok etmek, değil mi? Güç çok fazla olduğu için, onu engellemesi çok zor. Bu yüzden engellemek yerine kaçınmaya çalışıyorlar, bir şeyleri yok etmek için falan çok işe yarıyor bildiğim kadarıyla... Onunla bir büyücüye vurmanın pek kolay olduğunu düşünmüyorum, kendini hızlandırmanın bir yolunu bulmalısın bir şekilde. Yoksa, o gün savaştığın, altmış beşinci olan büyücüden daha güçlüleriyle karşılaştığın zaman epey zorluk yaşarsın. Büyücüler hiç de güçsüz değildir, Zend, şu ana kadar karşılaştığın güçlü kişiler genellikle savaşçıydı, bu yüzden de doğal olarak bir büyücünün ne kadar güçlü olduğunu bilmiyorsun... Ancak ben zamanında Zse Dağı'na gitmiştim bir kere, enerjimi yeterince eğittiğimi düşündüğüm zaman. Biliyorsun ki Zse, Büyülü Yaratık Sıradağları'nın sonuncusudur ve bu yüzden büyülü yaratık sayısı, diğer dağlarla oranlandığında orada çok daha az. Bunun nedeni, en güçlü büyülü yaratıkların orada yaşıyor olması. Zse Dağı'nda yalnız başına dolaşan bir büyülü yaratık göremezsin, orası en tehlikeli yaratıkları içerisinde barındırdığı için, yalnız olan birisi için son derece tehlikeli bir hale geliyor. Bu yüzden de oraya yalnız girenlerin sonu pek iyi olmuyor... Tabii ben, daha o zamanlar bilmiyordum bunu. Zaten Zse'de, on beşinci seviyenin altında bir büyülü yaratığı görmek bile kolay değil, ki oradaki on beşinci seviye bir büyülü yaratık İmparator Seviye bir insan gücünde oluyor... Bunun başlıca nedeni, büyülü yaratıkların teknikleri insanlara göre farklı olarak doğuştan alıyor olması, biliyorsun. En uyumlu oldukları teknikleri otomatik olarak öğrenmiş oluyorlar, bu yüzden insanlar onların karşısında dayanmayı ne yazık ki pek başaramıyor, ben oraya bir arkadaşımla birlikte gittim ancak ikimiz de canımızı zor kurtardık, diğer dağlardaki büyülü yaratık ortalamasına göre daha yüksek olduğumuzu düşünmüştük, bizler birer avcıydık ve yalnız bir hedefi gördüğümüz zaman, rahat bir şekilde alt edebiliyorduk, bize yeterli gelmemeye başlamışlardı. Ancak dağın içine ilerlediğimiz zaman, işler pek düşündüğümüz gibi gitmedi. Yalnız başına olan tek bir büyülü yaratığı bile bulamamıştık ve saatlerce, yalnız birini arayıp durmuştuk... Sonunda yalnız birini hissedip, hızlıca ona doğru ilerlediğimiz zaman ise karşımıza bir büyücü çıkmıştı. Elli yıl kadar önceydi... Ancak o adam, öyle sıradan bir büyücü değildi! Kutsal Seviye'deydi ve neredeyse, onun büyülerini göremeden ölüveriyorduk!'' dedi, yavaşça sesini yükseltirken aklında eski anılarını canlandırmıştı Eralkavender. 

 

''Ben İmparator Seviye'nin ortalarındaydım ve tekniklerimle son derece uyumlu olduğum için, İmparator Seviye'nin son adımına ilerlemiş bir insanın gücünde olarak görülebilirdim. Yani Kutsal Seviye'ye ulaşmasına ramak kalmış bir insan... Ama o kişi tarafından ezilerek öldürülmek üzereydim, bir yıldırım büyüsü yaptığını görebilmiştim sadece... Gökyüzüne uzattı ellerini, bir anda, gözlerimize görünebilen her buluttan aşağıya doğru yıldırımlar indi, muazzam bir sesin eşliğinde. Daha sonra da o adamın sağ elinde toplandılar, son görebildiğim şey buydu, bunun ardından kısa bir ses duymayı başarabildim sadece, öleceğimi hissetmemi sağlayan içgüdülerim sayesinde kendimi geriye attım ve hızlı bir şekilde kaçmaya başladım, arkadaşım da benim yaptığımın aynısını yaptı... Büyü peşimizden gelmeye devam etmişti bir süre, ancak şansımız vardı, arkadaşım da ben de hızımıza son derece önem veren büyülü yaratıklardık, hatta ana güç kaynağımız hızımızdı, bu sayede kaçmayı başarabildik... Büyünün yavaşlayıp geri çekildiğini gördüğümde kafamı geriye çevirdim, bir yandan da koşmaya devam ediyordum. Gözlerimin ucuyla, ağaçların arasında kaybolan ve yanından geçtiği her şeyi yakıp kül eden bir yıldırım topu gördüm, kırmızı renkliydi ama... O da bir büyücüydü ve emin ol, eğer o sana bir büyü yaparsa, sen bunu tutmayı deneyemeden ölürsün. Ayrıca Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanacak bir vaktin bile kalmaz, imkanım olsaydı, sana çok güçlü bir büyünün neler yapabileceğini gösterirdim...'' 

 

''Era, gerçekten ucu ucuna kurtulmuşsunuz, iyi ki erken tepki vermişsin...'' dedi Zend öncelikle, Era'nın anısını büyük bir heyecanla dinlemişti. ''Ancak dediklerinin zaten farkındayım ben, Ranon'un büyüleri, bir büyücünün ne kadar güçlü olduğunu anlamam için yeterli. Aynı zamanda ben büyücülere karşı güçlenmeyi de ihmal etmeyi düşünmüyorum, şu ödülü kaldırayım da bir, büyücülere odaklanmış bir eğitimim olacak. Bunu kendim planladım, zayıf yönümün büyücüler olduğunu düşünüyorum ben.'' diyerek devam etti genç adam, Era'nın bahsettiği şeyleri zaten biliyordu... Waaton'un bir şehri, sadece ortalama olarak değerlendirdiği bir büyü ile nasıl yok ettiğini dinleyerek büyümüştü sonuçta o, bir büyücünün, bir savaşta ne kadar değerli olduğunu pek iyi biliyordu, öğrenmişti daha önceden. Zaten savaşçılık yoluna girmeden önce bir büyücü olmayı da istiyordu bu yüzden, büyücü olmak savaşçılığa göre daha zordu, çünkü bir savaşçı çok hızlı bir şekilde gelişebiliyordu, ancak bir büyücü için gelişip güçlenmek, pek kolay olan bir şey değildi Zend. Kendi büyüsünün bir büyü olarak kabul edileceğini düşünmediği için, kendisini bir büyücü olarak görmüyordu Zend, her ne kadar onu büyü olarak nitelendirse de... Ama bu, büyücülüğün zorluğunu bilmediğini göstermiyordu. Zend belli etmese de, savaşçılıkla olduğu kadar büyücülükle de ilgiliydi, Jongtham'da girdiği ilk dersten itibaren, savaşçılığa verdiği kadar büyücülüğe de değer vermeye başlamıştı, çünkü eğer çok güçlü birisi olmayı başarırsa, karşısına çıkacak büyücülerle mücadele etmesi çok zor olacaktı. Bir savaşçı savaşıp zarar verirdi, ancak bir büyücü, yeterince güçlü bir büyü yapmayı başarırsa kendi seviyesindeki bir savaşçı ile başa baş savaşabilecek kadar güçlü bir şey oluşturmayı başarabilirdi, Zend o toprak askerleri teker teker öldürdüğü zaman bunu daha iyi anlamıştı. Gecenin Parıltısını da öğrendikten sonra, yakından saldırarak kendisine zarar vermeyi başarabilecek olan bir savaşçıya karşı zaten yeterince güçlenmiş olacaktı. Bu yüzden dikkatinin büyük bir kısmını büyücülere yoğunlaştıracaktı, tam büyücülere karşı savaşmak için oluşturulmuş olan bir çeşit teknik bulmalıydı. Savaşçıların böyle şeyleri daha önce denemiş olması gerekiyordu sonuçta, bu dertten muzdarip olan, yalnızca Zend olmamalıydı. Daha önce böyle durumlarda bir şeyler yapmaya çalışmış olan savaşçıların izinden gidebilirdi genç adam, o, yardım almaya hayır diyecek birisi değildi.

 

''Bu güzel, büyücüleri küçümsememen en doğrusu olur zaten. Bir şeyler yapmaya çalışan insanlarda, diğer tarafı küçümsemek gibi bir hastalık ortaya çıkıyor.'' dedi Era, büyücülerin ne kadar tehlikeli olabildiğini görmüştü daha önce sonuçta kendisi... ''Savaşçılar büyücüleri, büyücüler savaşçıları küçümsemeye başlıyor bir yerden sonra, daha sonra da karşı tarafın da ne kadar güçlü olduğunu acı verici bir şekilde deneyimlemek durumunda kalıyorlar bundan dolayı, bunu senin de yaşamanı istemem.'' diyerek devam etti, tam cümlesini bitirmişken, Gri Engerek kapıyı tıklatmış ve daha sonra da içeriye girmişti hızlı bir şekilde.

 

''Zend, neler yaptın? Tekniği kullanmayı başaramadığın için çok üzülmene gerek yok, sonuçta bu öyle kolay bir şey değil, hahahaha...'' demiş ve böylece bir antrenmandan çıkmış olduğu belli olan, geriye doğru yorgun bir şekilde yaslanmış genç adama alaylı bir şekilde seslenmişti. Kendisinin tekniği kullanmaya başlayabilmesi üç senesini aldığı için, bu tekniğin Zend'in de biraz vaktini alacağını tahmin ediyordu. Sonuçta Zend'in öğreniş hızı ona göre çok daha yüksek olsa bile, bu teknik, deneyip de başarısız olduğun bir teknik değildi ve bu, doğal olarak hangi denemesinde olursa olsun, kişinin canını sıkıyordu. Bu, harekete geçirmeyi ve uyum sağlamayı denemeyi bile başaramadığın bir teknikti, çünkü olay burada değil, ona bir başka tekniği kabul ettirebilmekteydi. Bunu yaptıktan sonra zaten hızlı bir şekilde Gecenin Parıltısı'nı kullanmaya başlıyordun, ancak bu zamana kadar epey moralin bozulmuş oluyordu... Gri Engerek de tecrübelerine dayanarak, Zend'in şu an defalarca kere başarısız olup moral bozukluğuna uğradığını düşünmüştü. Onun tekniği çoktan kullanmayı başarmış olduğu aklının ucundan bile geçmemişti elbette... 

 

''Oh, Gri Engerek!'' dedi Zend, gözleri yavaşça açılmıştı, ona tekniği göstermek istiyordu. ''Bak bak, ne yapacağım sana!'' diyerek heyecanlı bir şekilde ayağa kalktı ve durumu henüz anlayamamış olan Gri Engerek'e doğru yürüdü, daha sonra da onun koluna dokundu hızlıca, birazcık odaklanmasıyla birlikte yavaşça titremeye başlamış olan elleri, tekniğin çalıştığını gösteriyordu genç adama. 

 

''Hareket et normal bir şekilde.'' dedi, yüzü gülüyordu, Gri Engerek'in onun hızına nasıl bir tepki vereceğini merak etmişti çünkü. 'Heh, eminim acayip şaşıracak!' diye içinden geçirmeden de edememişti.

 

Maızk ne olduğunu anlamamıştı ilk başta, çünkü Zend'in bir anda bu şekilde hareket etmemesi gerekiyordu. Hatta ona sitem etmesi gerekliydi, çünkü tekniği yapmayı defalarca kez denemesine rağmen başaramamış olmalıydı. Bu da onun moralinin dibe çökmesini sağlamıştı, Gri Engerek'e de bundan bahsedecekti ve o da, böylece Zend'i teselli etmeye başlayacaktı, aklından böyle geçmişti biraz önce, yaşlı adamın... Zend'in bir anda ona dokunması da neyden kaynaklanıyordu acaba?

 

Birkaç soru aklında dolaşırken, yürümeye başladı Maızk, geriye doğru. Zend ona hareket etmesini söylemişti, özel olarak ne yapması gerektiğini söylememişti. Yani Maızk istediği şeyi yapabilirdi... 

 

Yürümeyi denemişti ve başarmıştı, ancak bir sorun vardı! Gri Engerek, geriye doğru ilerlemeye başladığı zaman, ikinci attığı adımının bitiş süresinin çok fazla yükseldiğini fark etmişti. Bu nasıl olmuştu ki? ''Zend, ne yaptın sen bana?'' diye sordu şaşkın bir şekilde, neler olduğunu anlamamıştı, bu nasıl bir şeydi? Zend, onun hareket hızını mı yavaşlatmıştı biraz önce, sadece dokunarak? ''Bir teknik falan mı kullandın, nasıl yavaşladı hareketlerim?'' 

 

''Hahahaha...'' diyerek güldü Zend direkt olarak, Gri Engerek'in biraz önceki alaycı tavrından ufak bir iz bile kalmamıştı şu anda, yüzü tamamen şaşkınlık içerisinde olduğunu belli edecek bir ifade ile doluydu. ''Gecenin Parıltısı'nın birleştiği bir kısıtlama tekniğini kullandım üzerinde, şaşırttım mı yoksa?'' diyerek cevap verdi, alaycı bir şekilde... Bu sefer sıra Zend'deydi, dalga geçilmeye maruz kalmayacaktı! 

 

''Gecenin Parıltısı'nın birleştiği bir kısıtlama tekniğini mi?..'' diye mırıldandı Gri Engerek, Zend'in söylediklerini tam olarak idrak edememiş gibi görünüyordu. ''Gecenin Parıltısı bir kısıtlama tekniğiyle mi birleşti yoksa?!'' diyerek soran adam, biraz önce duyduklarına kesinlikle inanamamıştı! ''Bir dakika, sen onu birleştirmeyi başardın mı? Fao'nun yanından geleli daha birkaç saat oldu!'' 

 

''Hehehe, uzun süreceğini falan mı düşünmüştün? Onu kullanmak benim için çocuk oyuncağı, Büyük Maızk, senin gibi, bir tekniğe üç yılını veren insanlar ne anlar?'' diyerek, belirgin bir şekilde alay etmişti Zend. Ancak Maızk, bu alayı değerlendirecek durumda değildi, Zend'in gerçekten de birkaç saatte Gecenin Parıltısı'nı kullanabilecek seviyeye geldiğini kabul etmekte zorlanıyordu şu anda!

 

''Yok canım...'' dedi, yavaşça geri çekilmişti. ''Bu gerçek değil, olamaz.'' diyerek sürdürdü konuşmasını, yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu zaten, adam şu an bir rüyada olduğunu düşünüyor olmalıydı. ''Sen... Bir tür yaratık falan mısın, Zend?''

 

''Belki de öyleyimdir, hahaha...'' Zend hala gülmeyi bitirememişti, çünkü Gri Engerek gibi ciddi birinin böyle bir surata sahip olduğunu görme imkanını pek fazla bulamıyordu. Bu ifadenin de, onun yüzünde gerçekten komik durduğunu itiraf etmesi gerekiyordu. 

 

''Bir dakika, onu gerçekten bir kısıtlama tekniği ile mi birleştirdin? Ver de okuyayım hemen, teknik nasıl bir şey, görmek istiyorum! Hareket hızımı epey bir düşürmüştün, nasıl bir engelleme o öyle? Birisinin, benim karşımda gerçekten de bir kısıtlama tekniği kullandığını ilk kez görüyorum, o kadar uzun süredir yaşıyor olmama rağmen... Gecenin Parıltısı, o tekniği ne kadar korkutucu bir seviyeye getirdi ki?!'' dedi, yaşlı adamın sesi gerçekten de heyecanlıydı. Zend'in, bu kadar kısa bir sürede tekniği öğrendiğini duymasıyla birlikte içine girdiği şok, kısıtlama tekniğini duymasıyla birlikte iyice artmıştı... 

 

***

 

1710