Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

143. Bölüm Güzel Gözler

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Nereden geldiği belli olmayan loş bir ışıkla aydınlanan geniş, gecenin kendisinden daha karanlıkmış gibi görünen siyah duvarlara sahip, korkutucu ve içinde bulunanın tüylerini diken diken yapan bir oda...

Odanın içinde, yürüyen küçük yaşlardaki gencin adım seslerinden başka hiçbir ses yankılanmıyordu. Ama oda o kadar ıssız ve sessizdi ki, onun yavaş ve korkakça attığı küçük adımların sesleri bile odanın içinde büyüyor, herhangi bir insanın orada olup duymasıyla kolayca gerileceği bir hale geliyorlardı. 

Zend, bu tanıdık odada etrafına bakındı önce biraz, buraya daha önce gelmişti. Kılıcını yapmak için harekete geçmeden önce burayı ziyaret etmişti. Kafası o zamanki gibi bomboştu yine, hiçbir şey kafasında canlanamıyor, düşünmekte zorlanıyordu. Burası sanki onun düşünmesini engelleyen bir yerdi, özel olarak onun için yapılmıştı. Gözlerini, yerde hala onu en son görmüş olduğu zamanki gibi yukarı bakacak şekilde uzanan adam, daha doğrusu o şekilde kalmaya zorlanmış, mühürlenmiş adama dikti. Adamın göğsünün üzerindeki çatlaklarla dolu taşı andıran şeyin üzerinde olan, yuvarlak, parayı andıran ama ortasında yine yuvarlak bir boşluğa sahip, üzerinde birbirini yakalamaya çalışırmışçasına birbirlerinin arkasından ilerleyen düzgün ve simetrik bir şekilde kavislenmiş çizgilerle Venda'nın mührü de Zend'in onu son gördüğü zamandaki gibi hiç değişmemiş, düzgün bir şekilde duruyordu orada. Onu son gördüğünde Ranon, ona bunun Şer Tanrısı Venda'nın mührü olduğunu söylemişti. Ranon'a bir şey danışmadan ön tarafında kalan adama doğru ilerledi ve hala ölüymüş gibi orada duran adamın gözlerine doğru baktı. Geçen sefer o adam gözlerini bir anda açmış ve Zend'i ani bir şekilde düşürmeyi başarmıştı, onun siyah gözleri Zend'in içini korkuyla doldurmuştu.

Bu sefer, Zend daha adama çok yaklaşmamışken, Ranon'un sesi onun kulaklarını doldurdu. ''Zend, o adama çok yaklaşma. Ne olacağını bilemiyoruz, dikkatli olmakta fayda var.'' 

Zend Ranon'un konuşmasıyla birlikte birazcık daha irkildi ve sırtından vücuduna doğru yayılmaya başlayan soğuk korku dalgasını iliklerine kadar hissetmeye başladı. Geçen sefer Ranon, Zend'in ona yaklaşmasında bir sorun olmadığını, hatta onun bir karıncayı bile incitebilecek bir güce sahip olmadığını söylemişti. Ama şimdi söylediği şey farklıydı. Bu kararını değiştirmesine bakılırsa, o adam oldukça tehlikeliydi. Ama iradesi güçlüydü artık, eskisi gibi öyle her şeyden korkacak değildi, ama böyle durduk yerde kendini burada bulmak, üstüne burada Venda'nın mühürlemiş olduğu birisiyle birlikte olmak onu huzursuz etmeye yetip de artıyordu. ''Tamam.'' diyerek sessizce Ranon'u onayladı. Ranon'un söylediği her şey, şüphesiz onun için bir yarar sağlamaktaydı zaten. Sorgulamaya gerek duymadı.

''Tekrar mı geldin?'' Adam bu sefer gözlerini açmadan önce konuşmuştu, daha sonra da gözlerini aralayarak, tavana doğru bakmaya başlamıştı. Geçen sefer alnının üzerindeki halata rağmen kafasını Zend'e doğru büyük bir güçlükle yaptığını belli ederek çevirmiş, Zend'e onu delermişçesine bakmıştı. Zend de buraya ilk kez geldiği ve kafası bomboş olduğu için doğal olarak korkmuştu ve tökezleyerek düşmüştü, ama bu sefer aynısı olmayacaktı. 

Adamın sorusunun karşısında yavaş bir şekilde yutkundu Zend. Sessiz olduğunu düşünmesine rağmen yutkunmasının sesi, tüm odada duyulmuştu adeta. Ne kadar sessiz olsan da, senden sessiz olan bir yerde her şekilde sesli oluyordun. ''İsteyerek geldiğimi söyleyemem,'' dedi ve beklemeye koyuldu. Söyleyeceklerini dikkatli bir şekilde seçmeliydi. 

''İsteyerek gelmedin mi? O zaman neden buradasın?'' Adamın sesi oldukça kalındı ve Zend eğer o üç yılı geçirmemiş olsaydı, sadece bu sesten bile rahatlıkla korkabilirdi. 

''Bunu da bildiğimi söyleyemem,'' diye devam etti çocuk. Rahat olduğu izlenimini oluşturmaya çalışıyordu biraz. Zaten bir önceki seferde hissettiği baskıyı artık hissetmediği için, oranla oldukça daha rahat olduğu da söylenebilirdi.

Adam ani bir şekilde kafasını çevirdi ve simsiyah gözlerini Zend'inkilerle buluşturarak ona bakmaya başladı. Zend onun yüzünü detaylı bir şekilde incelemeyi başarmıştı şimdi, aslında oldukça genç görünüyordu ve gözlerinin kenarlarındaki kırışıklıkları pas geçerse, yaşlı biri olmadığı kesindi. Gözlerinin akı dışında tamamı simsiyahtı, kirpikleri oldukça uzundu, gözleri badem şeklindeydi ve oldukça büyüktü. Beyaz tenliydi adam, hatta aşırı derecede beyaz tenliydi. Öyle ki, yüzünün hiçbir yerinde, ufacık bir farklı renk tanesi bile yoktu. Tamamen bembeyaz ve soluktu onun yüzü. Sanki yüzyıllardır güneş almamış gibiydi, Zend onun ne kadar zamandır burada olduğunu düşünmeden edemedi. Adamın alnının geniş olduğunu tahmin etmişti. Alnındaki halat yüzünden tam olarak görülemese de, Zend bunu bir şekilde sezmeyi başarmıştı. Zend onun, ustası gibi bir geçmişi olup olmadığını merak etmişti. Acaba Ranon ile birlikte ustasının mührünü bozmuş olmasaydı, ustası da kalan hayatını böyle mi geçirecekti? Zend şu an karşısında kalmış olan adam için oldukça üzüldüğünü söyleyebilirdi, içi sızlamıştı böyle düşününce. 

''Oh, geçen seferkinden farklısın. Oldukça farklısın hem de, buraya gelen son kişi sen olduğun için bunu rahatça anlayabiliyorum. Aradan bir on yıl falan geçti mi? Ya da yirmi? Son gelişinden yani, benim zaman kavramım artık çürümüş durumda. En son... Sanırım on bininci yılı saymıştım.'' Adam Zend'in gözlerine bakmaya devam ederek devam etti konuşmasına.

''Demek on bin yıl saymış... Venda'nın mührünün üzerinde bulunduğu taşın çatlaklarına bakarsak, saydığının üzerinden en azından beş bin yıl daha burada geçirmiştir.'' Ranon Zend'in içinden fısıldadı. Onun böylesine sesini kıstığını görmemişti Zend daha önce, Ranon öyle sessizce konuşmuştu ki, sanki kimsenin onun burada olduğunu bilmesini istemiyor gibiydi. 

Zend onu dinledikten sonra şaşkınlık içinde kaldı ama belli etmedi. Adamın burada geçirdiği vakti düşünerek acımayla iç çekti ve, ''Bir hafta falan geçmiş olmalı, çok uzun bir vakit olmadı.'' dedi. 

''Bir hafta mı?'' Adam kafasını tekrar tavana çevirdi. ''Bildiğimiz bir hafta değil herhalde, ben dünyadaykenki bir hafta daha farklı olmalı. Çünkü sen, bir önceki gelişine göre çok farklısın. Bu kadar az zaman geçmiş olması olanaksız.'' 

''Sadece kendimi hazırladım, o kadar.'' dedi Zend. Biraz önce onun söylediği bir şeye takılmıştı şu an zihninde, sormaya karar verdi. ''Bu arada, biraz önce buraya benden başka kimsenin gelmediğini mi söyledin?'' 

''Evet, garip olan ne?'' Adam Zend'i cevapladı. ''Zaten bir tehdit oluşmamışken buradan çekip gitmeni acemiliğine vermiştim, yaptığın anlamsızdı.''

''Hiç,'' dedi Zend. Aklında, Ranon'un ona; "Büyük bir enerji buraya doğru geliyor ve seni kesinlikle görmemeli! Seni buradan çekeceğim!" demesi dolaşıyordu. ''neyse,'' diye mırıldandı ve fazla kurcalamadı. ''sanırım o adam tarafından fark edilmek istemiyor.''

''Çocuk, beni buradan çıkarabilir misin?'' Adam Zend'e bakmadan sessizce konuştu. ''Ben güçlüyümdür, almam gereken bir intikamım var. Eğer beni buradan çıkarırsan, sana borçlu kalmış olurum ve ben, birilerine hiçbir zaman sonsuza kadar borçlu kalmam.'' 

Zend adamın söyledikleriyle biraz heyecanlandı. Burada bin yıllardır kalıyor olan birinin güçsüz olması zaten imkansızdı, zaten eğer o zayıf olsaydı Venda niye onu buraya bu kadar zamandır mühürlemişti ki? ''Bunu yapabilir miyim? Venda'ya kıyasla pek güçlü olduğum söylenemez.'' 

''Elbette, birkaç parça büyülü eşyanın enerjisi ile bu mührü parçalamak mümkün. Ancak söylemekte fayda var, Venda'nın yaptığı bir mührü bozarsan başına iş alma ihtimalin oldukça yüksek. Venda sana öfke duyup seni öldürmek için her şeyi yapacaktır, onun kişiliği böyle, o kinci biri. Ölebilirsin yani, bunu yapmak istiyor musun?'' 

''Venda'nın şu an beni öldürmek için her şeyi yapıyor olduğundan eminim zaten, ölene kadar mühürlü olması gereken birinin mührünü bozdum da...'' Zend o adam için gerçekten üzülmüştü ve onu buradan çıkarmak istiyordu. Kendini birkaç saniyeliğine onun yerine koymuştu. Uzun, uzun, uzun, çok uzun, hatta anlayamayacağı kadar bir süre boyunca burada kapalı kalmak, ne üstelik yalnız... Ne kadar kötü bir şey olmalıydı! Üstelik onun çok güçlü olduğu ve Zend'e öğretebileceği çağlar öncesinden gelen bir tekniğe sahip olma ihtimalinin varlığından dolayı onu buradan çıkarmak için elinden geleni ardına koymazdı. Üstelik adam bin yıllardır burada olmasına rağmen eğer ona dürüstçe içinde bulunabilecekleri durumun tehlikelerini söylüyorsa, onun kötü bir niyetinin olmadığını tahmin etmişti Zend. Ayrıca içinde o adama karşı tarif edemeyeceği bir yakınlık hissi ortaya çıkmıştı. Sanki o, Zend'e hiçbir şekilde bir zarar vermeyecekmiş gibiydi, Zend şu an koşulsuz şartsız ona güvenmek için hazırdı sanki. 

''O zaman bir sorun yok, rahat bir şekilde beni buradan çıkarabilirsin. Üstelik sen Venda'nın büyüsünü bozduysan, onun büyüsünü bozabilecek kapasitedesin demektir! Hah, işte bu son birkaç bin yıldır aldığım en güzel haber oldu!'' Adam sessiz bir şekilde kıkırdamaya başladı. ''Öyleyse tekrar yap! Zaten bu çok uzun zamandır benim üzerimde olduğu için, görünüşünden de anlaşılabileceği üzere pek kuvvetli değil.'' dedi, heyecanlandığını belli edecek şekilde. ''Hızlı ol ama, burada tehlikedeyiz. Hahaha,'' Adam odanın içini dolduracak kadar sesli bir kahkaha attı, devam etti. ''buraya nasıl geldiğini bilmiyorum ama bu mührümü açabilecek kadar yetenekli, üstelik Venda ile düşman olan birini buraya kim yolladıysa ona ölümüne minnet duyuyorum! Geri döndüğüm zaman, ilk işim bir birlik toplayıp intikamımızı almak için çalışmalara başlamak olacak!''

''Ranon, nasıl açacağım ben onun mührünü?'' Zend Ranon'a seslendi içinden. Bu mührü açabileceğini söylemişti, ama bunu tek başına nasıl yapabilirdi ki? 

''O Hollis'inki gibi bir mühür değil, daha güçlü. Ama bunun güzel bir etkisi var, sen onu kolayca bozabilirsin. Git ve mührü çıkar.''

Zend Ranon'un onu göremediğini unutarak kafasını salladı ve adama doğru ilerleyerek, yıpranmış, eski bir kağıdın üzerindeki Venda'nın mührüne baktı. Ona doğru eğildi ve kağıdı ucundan yakaladı, adamın yüzüne doğru bakarak konuştu. ''Çekiyorum o halde.'' 

''Ee, hevesini kırmak istemem ama bu öyle çekip çıkarabileceğin bir şey değil. Belirli bir büyüye ve nesnelere ihtiyacın var.'' 

Zend ona aldırmadı ve mührü tutup çekti, kağıdı anında kopardı ve önce elindeki, üzerinde Venda'nın mührü olan kağıda, sonra da hala yatmakta olan adama baktı. 

Adam hala oradan kalkmamıştı, aynı şekilde beklemekteydi. Bir nefes verdi ve tekrar Zend'e seslendi. ''Böylece mührün bozulmasını beklemiyordun, değil mi?'' 

Zend o an kalp krizi geçirecekti. ''Bir Kutsal Seviye büyülü yaratığın daha öz suyu falan gerekmiyor değil mi?!'' diye sitem etti.

''Bunun birkaç yolu var ama en basit yolda gerekiyor, Venda'nın mührünü bozabildiğine göre bir Kutsal Seviye yakalayıp öldürmek senin için zor olmamalı, yanılıyor muyum? Tabii eğer istersen, seni daha da çok zorlayacak diğer yolları da tercih edebilirsin. Yanlış hatırlamıyorsam Siyah Kafalı Ased'in, Hon Fulong'un ya da bir Yangat'ın bir tüyü de yeterli oluyordu sanırım, kendilerini bulup tüylerini koparmaya çalışabilirsin. Teknik olarak onlar da büyülü yaratık, ama aşırı güçlü oldukları için sadece tüyleri bu ritüel için yetecektir. Hon benim eski bir dostum, ona benim ismimi verirsen belki sana tüyünü vermeyi kabul edebilir. Yangat da öyle, ama neredeler bilmiyorum. Şu an hayattalar mı, onu da bilmiyorum, tabii onlar kolayca ölecek kadar zayıf olmadıkları için muhtemelen yaşıyorlardır. Buraya girmeden önce dünya üzerindeki herhangi birinin enerjisinden, onun ölüp ölmediğini hissedebilirdim, özellikle Hon ve Ased gibi büyülü yaratıkların enerjileri dünyanın her yerinden hissedilebiliyor. Ama burası Venda'nın büyülerle özel bir şekilde koruduğu yer, buradan hiçbir şey hissetmek mümkün değil.'' 

''Hon Fulong mu? Ased mi?'' Zend sitem edercesine mırıldandı. Bu isimleri biliyordu, Ranon'dan daha önce dinlemişti.''Siyah Kafalı Ased, Kutsal Seviye bir büyülü yaratık olmasına rağmen, bir tanrı gücüne erişebilmiştir. Aynı şekilde benim eski dostum, ismini duymuşsundur, bir ara seni onunla tanıştıracağım. Aynı şekilde Hon Fulong da bir büyülü yaratık olmasına rağmen, aşağı yukarı bir tanrı gücüne erişebilmiştir.'' 

O adam Zend'den o kadar güçlü büyülü yaratıkları bulup da tüylerini almasını istiyor olamazdı, değil mi? Zend Ranon sayesinde Hollis'in mührünü bozabilmişti, ama kendisi tek başına kesinlikle bunu başaramazdı. Adam onun kendi başına bunu başardığını düşünmüş olacaktı ki, Zend için böyle bir şeyi kolaymış gibi görüyordu. Zend için bir Kutsal Seviye büyülü yaratığı daha öldürmekten başka bir yol yok muydu? Ya da onu kurtarmayı hiç düşünmemeli miydi?

Zend duyduklarıyla birlikte bir bıkkınlık dalgasına saplanıyordu ki, Ranon onu bu dalgadan kurtardı. ''Zend, direkt olarak onu çıkarman elbette bu mührü bozmayacaktır, ancak onu çıkarabilirsin. O önünde sonunda bir büyü, sen büyüleri tutabilirsin. Yani tek yapman gereken eskiden o mührün yapışmış olduğu yerdeki büyüyü parçalamak ve bu mührü bozmak.'' 

''Ah, tamam o halde.'' Zend Ranon'un söyledikleriyle tekrar keyfini kazandı ve onun dediği şekilde oraya eğilerek dikkatten başka hiçbir şey içermeyen gözlerle o mührün biraz önce yapıştırılı olduğu yere baktı. 

''Ne yapmaya çalışıyorsun?'' Adam ona sordu, ama Zend ona cevap vermedi ve işine devam etti. 

Dikkatini iyice yoğunlaştırdığında, ince ve küçük, ama birçok sayıda olan, belirli bir bölgeden etrafa doğru saçılan, mavi ipleri görmeyi başardı. Onların birini tuttu ve yavaş bir şekilde çekti, onu kopardıktan sonra diğerlerine geçti. Hepsini bir anda tutamadığı için, tek tek tutup çekiyordu. Onların hepsini çektiğinde, bu mührün bozulacağını tahmin etmekteydi. 

O büyüyü bozmaya devam ederken, halatı iyice zorlayarak onun ne yaptığına bakan siyah gözlü adamın gözleri sonuna kadar açılmış, pürdikkat kesilmiş, Zend'e ve onun ne yaptığına bakıyordu. Gözleri biraz daha açılsa derisi yırtılacakmış gibiydi.

Birkaç dakika içerisinde, adamın üstüne örtülü olan çatlaklarla dolu olan taştaki çatlama sesleriyle birlikte o taş mezar kırıldı, iyice ufalandı ve yanlara doğru döküldü. Adamın alnındaki halat da parçalanarak kayboldu.

Bununla birlikte, adam öncelikle elini vücudunun yanlarına dayadı ve onlardan destek alarak kendini kaldırdı. Onun ayaklarından, kollarından, göğsünden, kısacası tüm vücudundan gelen çatırdamalar, Zend'in başka bir şeyi duymasını engelleyebilecek kadar sesliydi. Zend derin bir nefes aldı ve karşısındaki adama dikkatli bir şekilde bakmaya devam etti. Onun yapılı bir vücudu olduğu söylenemezdi, Zend onun vücudunu Tou ve Üstün ile kıyasladığında, onun vücudu daha çok Üstün'e benziyordu. Bu da onun büyük ihtimalle bir büyücü olduğunu gösteriyordu, Zend onun hangi büyüye sahip olduğunu düşünmeden edemedi. 

''Ah, her yerim uyuşuk ya.'' Adam yavaş bir şekilde söylendi ve iki avcunu göğsünün önünde kendine bakacak şekilde tutup onlara bakarak ellerini yumruk yaptı, sonra tekrar eski haline getirdi. ''O kadar zamandan sonra, sonunda...'' 

''Çocuk, seni geldiğin yere tekrar yollayacağım. Venda bu mührün bozulduğunu çoktan fark etti ve buraya gelmek üzeredir. Burada daha fazla kalman tehlikeli.'' Adam hızlı bir şekilde konuştu ve Zend'e doğru ani bir şekilde ilerleyerek onun omuzlarından tuttu. Ondan uzundu. ''Bu arada,'' gözlerini Zend'in gözlerinin içine odakladı, hafifçe gülümsedi, Zend'in omuzlarını sıktı. ''güzel gözler.'' 

***

2130