Ufak seytan nedir ya seytan dedigin buyuk olir o be oyle 1 20 boylarla :Dvjgdbjxhv
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
87. Bölüm İkiz Kılıç Stili
Utanmaz herif!
Bu Zhou Mu denen dingil, bu kadar güzel kadının yanında hava atmak için beni mi kullanmayı düşünüyordu? Utanmaz adam. Lin Wan Er’in dikkatini çekmek istiyor olsa bile, beni kullanmak zorunda değildi. Ayrıca… şirkette yaşadığımız muazzam tesadüften sonra nasıl olur da Lin Wan Er’in önünde rezil olabilirdim?
O esnada Lin Wan Er’e bir bakış fırlattım. Bana baktığını görünce şaşırmıştım. Suratı hemen kızarmıştı, gözlerinde garip bir bakış vardı. Sessiz de olsa hafif öfkeli bir ses tonuyla söylendi: ‘’Xiao Yao, sapıksın…’’
Kalbim dört nala koşmaya başlamıştı; Lin Wan Er gerçekten insanların düşüncelerini okuyabiliyordu… Yoksa bu bahsi geçen Zihin Okuma mıydı?!
…
Bu iş böyle olmaz, daha fazla rezil olamam, hele de yanımda Lin Wan Er varken! Dong Chen Yue’nin gözünde zaten güçlü bir adamdım; bugün bu mücadeleyi kazanacaktım!
İleri atıldım ve çay bardağını yere koydum: ‘’Tamamdır. Zhao Mu beni bu kadar nazik bir şekilde davet ettiğine göre, geri çevirmek olmaz. Yalnız dikkat edelim de birimiz yaralanmasın…’’
Zhao Mu gülümsedim: ‘’Merak etme, bir şey yapmayacağım sana.’’
Kaşlarım çatılmıştı. Bu adam cidden tam bir ego manyağıydı. Kılıç Oyunu bölümünün kaba kuvvetle yönetilmesine şaşırmamak lazımdı!
Wang Ran’ın gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Li Xiao Yao, emin misin? Zhao Mu’nun Doğuz Yıldızı Stili Kılıç Oyunu bölümünde rakipsizdir. Ben bile onu yenemiyorum.’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Sorun yok!’’
‘’İyi o zaman… ne tür bir şey kullanacaksın? Bambu kılıcı olur mu?’’
‘’Olur tabii, iki tane alayım!’’
‘’İki mi?’’
‘’Evet, iki tane bambu kılıcı!’’
‘’Ah, tamam…’’
…
Wang Ran bizzat iki kılıcı da bana uzattı. Kılıçları elime aldıktan sonra, bu silahların Xiao Hei’ye kıyasla birer oyuncak olarak kaldığını fark ettim.
ÇN: Xiao Hei, Xiao Yao’nun gerçek hayatta kullandığı kılıçtı..
Zhao Mu elindeki bambu kılıcını kavradı: ‘’İki kılıç mı? Ekstra bir kılıç tutarak daha güçlü olacağını mı düşünüyorsun?’’
Hafifçe gülümsedim: ‘’Tabii ki öyle bir şey düşünmüyorum. Sadece bu kılıçlar bir hayli hafif olduğundan, iki tane alırsam hızımı daha iyi kontrol edebilirim.’’
‘’Ba!’’ Zhao Mu öfkeyle söylendi: ‘’Madem öyle, o zaman sana Doğu Yıldızı Stili’nin en dehşet verici darbesini göstereyim!’’
Ellerimde birer kılıç tutarken, kılıçlar bir anda uzuvlarım haline gelmişti. Hafifçe gülümsedi: ‘’Yalnızca Doğu Yıldızı Stili’nin en dehşet verici saldırısını biliyorsun; Öldürme İsteği. Ancak buna rağmen muhtemelen Doğu Yıldızı Stilinin Japonların Çin’in Tang Hanedanlığından öğrendiği bir stil olduğunu bilmiyorsundur. Ayrıca Tang Hanedanlığının sınırında mücadele eden savaşçıların da iki kılıç kullandığından bihaber gibisin!’’
Zhao Mu söylendi: ‘’İkiz kılıç mı? Güzel, hadi bakalım şu İkiz kılıç neler yapabiliyormuş göster bana…’’
…
Bu sırada Kılıç Oyunu bölümün dışından garip sesler geliyordu. Basketbol maçını izleyen kızların çoğu buraya gelmeye karar vermişti. Hepsi gözlerini sonuna kadar açmış, merakla bizi izliyordu.
‘’Wow, şu herif ‘Manyak Katil’ Zhao Mu değil mi? Kimle kapışıyor?’’
‘’Tanımıyorum, iki kılıç kullanıyor ama…. Wow, o kılıçlarla acayip yakışıklı görünüyor…’’
‘’Hehe, güzel bir maç izleyeceğiz desenize…’’
…
Kaşlarımı çatıp, fısıldadım: ‘’Wang Ran, kapıyı kapatabilir misin?’’
Wang Ran başıyla onayladı. Çabucak kapıya doğru koşmuş ancak kapıda bir sürü kız olduğundan kapıyı kapatmayı başaramamıştı. Gerçi bu kızlar mücadeleyi izledikten sonra mekanı terk edecekti, orası ayrı…
‘’Başlayalım hadi! Gel bakalım!’’ diye söylendim.
Zhao Mu derin bir nefes aldı ve kükreyerek bana doğru atıldı. İki eliyle kavradığı kılıçla birlikte ufak adımlarla bana doğru geliyordu. Bir anda kılıcını garip bir şekilde savurdu ve bileğime doğru bir hamle yaptı. İşte bu Doğu Yıldızı Stiliydi!
Dirseğimin büktükten sonra sağ elimi uzattım ve ‘Pah!’ kılıcını karşıladım. Ardından ileri doğru atılmış ve hamlemi yapmıştım!
“Pah!”
Zhao Mu birkaç adım geriye çekildi ve suratı mosmor kesildi.
Kenarda izleyen öğrencilerin de gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Wow, Zhao Mu’nun saldırsını savuşturdu mu yani? Nasıl bir tepki süresi öyle?’’
Kollarımı açtım ve hafif bir gülümsemeyle söylendim: ‘’Güzel, hızlı saldırı neymiş göstereyim o zaman!’’
“Pah!”
Spor ayakkabılarım zeminde adımlamaya başladığı gibi ileriye doğru atıldım. Ardından kılıçlarım dans etmeye başladı!
“Oh….”
Zhao Mu anında bağırmaya başladı. Çaresizce kılıçlarımı savuşturmaya çalışsa da, ne yazık ki bunda pek başarılı olduğu söylenemezdi. İki kılıcın çevikliği, tek bir kılıcınkine kıyasla bir hayli yüksekti ve ayrıca İkiz Kılıç stiliyle ilgili bildiğim bütün teknikleri de kullanıyordum!
“Pah! Pah! Pah!”
Zhao Mu’nun kıyafetlerini doğramış ve üç saniye geçtikten sonra toplamda 29 kez saldırmıştım!
…
3 dakika sonra…
“Pah!”
Kılıçları yere fırlattım ve Lin Wan Er’e dönerek gülümsedim: ‘’Hanımefendi, bahçede biraz daha dolaşalım isterseniz, ardından yemeğe geçeriz. Kütüphaneye gitmemize gerek yokmuş gibi görünüyor.’’
Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue bana ağızları açık bir şekilde bakıyordu. Görünüşe göre bu güzellikler ilk defa kılıç tekniklerime şahit olmuştu.
Wang Ran ise diğer ikiliden daha da şaşırmış bir vaziyetteydi. İkiz Kılıç Stili’nin temelini biliyor olsa da, benim uyguladığım taktikler temelden çok daha üst düzeydi. Saniye başına 10 saldırı yapmıştım ki bu bile insan sınırlarının yapabileceği en hızlı saldırı bütünüydü. Tabii bu seviyeye ulaşmak için yıllarca çalışmam gerekmişti.
“Li Xiao Yao….”
Wang Ran ileri atıldı ve kolumu tuttu. Güzeller güzeli gözleri bana bakıyordu: ‘’Sen… Kılıç Oyunu bölümüne katılmak ister misin?’’
‘’Maalesef, daha yeni tanıştık.’’
Zhao Mu hayal kırıklığına uğramış bir vaziyette dikiliyordu.
Yavaşça elimi çektim ve Wang Ran’a baktım: ‘’Üzgünüm, çoktan bir bölüme kayıt oldum bile. Bu yüzden sizin bölümünüze katılamam.’’
Wang Ran şaşırmıştı: ‘’Hangi bölüme katıldın?’’
Zoraki bir şekilde söylendim: ‘’Masa tenisi!’’
‘’Ah?’’ Wang Ran şok olmuştu: ‘’Senin gibi bir kılıç ustası, nasıl olur da masa tenisi bölümüne katılabilir ki?’’
Lin Wan Er gülmeye başladı.
Dong Cheng Yue de gözlerini kısmış, gülmeye başlamıştı: ‘’Görünüşe göre masa tenisi yeni bir yıldıza kavuşacak…’’
…
Kılıç Oyunu klübünü terk ettikten sonra rüzgarın eşliğinde kızların etekleri havalandı ve çaktırmadan elimi Wan Er’in arkasına doğru koydum.
“Li Xiao Yao, ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu Lin Wan Er bir anda arkasını döndükten sonra.
“Hıçkırık..”
Başımı kaldırdım ve gülümsedim: ‘’İlk Klan Kurma Tabletini almaları için Generallere yardım etmeyi düşünüyorum. Bakalım bana nasıl teşekkür edecekler.’’
Lin Wan Er de gülümsedi: ‘’O işler o kadar kolay değil yalnız. 50. Seviye ve üstündeki bosslarla uğraşmak hiç de hafife alınacak bir iş değil. Duyduğuma göre üç büyük şehir olan, Jiu Li Şehri, Fan Shu Şehri ve Ba Huang Şehri bossları kesmek için takımlar yollamış. 100’den fazla birlik katledilmiş. Hatta klanlardan biri, 57. Seviyede olan Mor bir bossla karşılaşmak adına 500’den fazla üyesini göndermiş ve ardı ardına yaptıkları 5 mücadelenin sonunda hepsi 40. Seviyenin altına düşmüş. Bossla mücadele etmeye devam ederlerken boss uçup kaçınca, öylece kalmışlar…
“Pfff…” Dong Cheng Yue bir kahkaha patlattı.
Cevap vermeden önce biraz duraksadım: ‘’Doğru diyorsun, eğer Generaller Sevgili Duck gibi iyi bir şifacı bulamazsa dediğin gibi durum zor olabilir. Durumu doğru düzgün idare edebilmem için arkamda 2. Resmileştirmesini almış ve 5. Seviye [Tedavi]’yi iyi bir şekilde kullanmayı çözmüş bir şifacı olması lazım. Altın seviye bossları öldürmek daha kolay olsa da, bu tarz bossları bulmak hiç kolay değil.’’
Lin Wan Er başıyla onayladı: ‘’Evet, aynen öyle. Bugünle birlikte, öldürülen altın seviye bossların sayısı 9’a ulaştı ancak hiçbirinden tablet düşmedi. Dediklerine göre altın seviye bosslardan tablet düşme yüzdesi %0.7’ymiş ve Mor seviye bosslardan düşme yüzdesi de %3 civarındaymış. Görünüşe göre mesele bosslara gelince, seviye arttıkça eşya düşme yüzdesi de artıyor. Tabii yüksek seviyeli bossları bulmak hiç de kolay değil ve üstelik birini bulsan bile, öldürmek resmen işkence. Bu yüzden fazla hayal kurmasan iyi edersin.’’
‘’İyi o zaman, Bosslarla karşılaşmadan önce birkaç çubuk yakıp, yukarıdakilere dua ederim…’’
“Huh?….”
“…..“
….
Yemeği yedikten sonra kızları yurtlarına kadar geçirdim. Kızlar yurdunun önünde, ellerinde güllerle bekleyen erkek öğrencileri dağıttıktan sonra kızların yurda girmesini bekledim. Problem çözüldükten sonra gitmeye de hazırdım. Ne yazık ki okuldaki bütün erkek öğrencileri beni düşmanları olarak görüyordu zira, okulun en güzel iki kızıyla sürekli birlikte takılıyordum…
Yurt odasına geldiğimde, dört gözün yatakta titrediğini fark ettim. Muhtemelen kıyasıya bir mücadelenin ortasındaydı.
“Shua!”
Oyuna girdim ve Ejder Mezarı’nda gözlerimi açtım. Yanımda Karl’ın evi vardı ancak herif beni pek sevmediği için taş kapı yine kapalıydı. Ancak buna rağmen bir görev almaya ihtiyacım olduğundan kapıyı tıklattım.
“Pa pa pa…….”
Kapıyı tıklatmaya devam ederken kükredim: ‘’KARL?’’
‘’Ciiiiiiikk….’’
Taş kapı sonunda açılmış ve tahta sandalyesinde oturan Karl dışarı çıkmıştı. Başını kaldırıp, kibirle gülümsedi: ‘’Evlat, Frost’un seni neden buraya yolladığını biliyor musun?’’
Duraksadım: ‘’Neden?’’
‘’Zorluklarla karşılaşasın diye. Belki de bu zorluklara dayanmayacak ve şehri terk etmek zorunda kalacaksın.’’
‘’Bana fark etmez.’’ Gururla göğsüme vurdum: ‘’Usta, ne görevin varsa söyle, elimden geleni yapacağım..’’
‘’Tamam o zaman, Ejder Mezarı’ndaki ilk eğitimine başlayalım!’’
Karl söylendi: ‘’Ejder Mezarı’nın içinde, her ejder kemiğinin belirli bir ruhani gücü vardır. Bu yüzden birçok dış güç bu kemikleri çalmaya uğraşır. Ejderha Şehri’nin birkaç yüz askeri olsa da, şehir buraya en azından 20 dakika uzaklıkta; yani başımızın çaresine kendimiz baklalıyız. Son zamanlarda ufak şeytanların mezara girdiğini ve ufak kemikleri çaldığını fark ettim. Bu ufak şeytanların ejderha kalıntılarına saygısızlık etmelerine izin veremeyiz. Yani velet, bugünki görevin 1000 ufak şeytan öldürmek!’’
“Ding!”
Sistem Notu: [Mezar Şeytanlarını Avlamak] adlı görevi kabul ettiniz. (Şu anki görev zorluğu: A)
Görev Açıklaması: Ejder Mezarı’na girin ve 1000 adet ufak şeytan öldürüp, 100 adet şeytan kafatasını mezar koruyucusuna, Karl’a teslim edin. Görevi tamamladığınız taktirde yüksek bir TP ödülü alacaksınız. Lakin dikkatli olmayı unutmayın zira; bu vahşi yaratıkların saldırıları altında can verip, kemiklerinizi onlara kaptırabilirsiniz.
……
Güzel, göreve baktığımda iyi bir TP vereceğini anlamıştım. Bugünkü hedefim 42. Seviyeye ulaşmak ve Generallere yüksek seviyeli bosslar konusunda yardımcı olmaktı!
Magnec