Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

83. Bölüm Hayatta (1)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

“Oh, ork savaşçı! Seninle tanışmak çok güzel. Hahaha.”

 

“Hayatta mısın? Bana Crockta derler.”

 

Nakai onu büyük bir gülümsemeyle karşılamıştı. Crokcta’da aynı şekilde karşılık verdi.

 

Anor, bu karşılaşmayı ve selamlaşmayı izlerken garip hissetti. Bu onun için gerçek olamayacak olan sahneyi izlerken sanki gerçek hayattan bir an için soyutlanmıştı. Açıkça belliydi ki o ikisi şu anda ilk defa karşılaşıyorlardı.

 

Nakai, bu güne kadar Nuridot’a gelmiş bütün diğer türlerin üyeleriyle dalga geçmiş ve ciddiye almamış biriydi. Her zaman özellikle orklar için pis ve umursamaz olduklarını söylerdi.

 

Bir anda nasıl oluyordu da bir orkla bu şekilde el sıkışabiliyordu?

 

“Uh, selam Anor! Üçüncü Ejderha nasıl?”

 

Tiyo geliyordu. Nakai, Tiyo’ya doğru elini uzatarak el sıkışmak için bekledi.

 

“Sen adap bilen bir kara elfe benziyorsun. Ben Tiyo dot.” Tiyo’da yüzünde gülümsemeyle konuşuyordu.

 

Nakai aslında cin cücelere ‘küçük lanet şeyler’ olarak hitap ederdi ama şimdi görünüşe göre sadece Anor, Nuridot’ta tek istenmeyen kişiydi. Anor yüzünde acı bir ifadeyle arkasını döndü.

 

Daha farkına bile varmadan, güneş ufukta kayboldu ve etraf bir kez daha karanlığa gömüldü. Ortamı aydınlatan tek ışık kaynağı olan ay gökyüzünde yerini almıştı.

 

Anor evine doğru ağır aksak ilerliyordu.

 

Yarı elf olduğu için bu güne kadar yaşadığı her şeyin adil olmadığını düşünüyordu. Yarı elf olabilirdi ama, kara elfleri andırıyordu esmer tenliydi ve uzun kulakları vardı. O ork ve cin cüceyse, ‘kara elf’lerden tamamen farklıydılar.

 

Ancak, yine de onlar burada hoş karşılanmışlardı. Belki de onun yarı elf olmasından kaynaklı değildi bu güne kadar yaşadıkları, tamamen kendi varlığından kaynaklıydı? Bu varabildiği tek sonuç olmuştu Anor’un.

 

Biri aniden omuzunu kavradığında yürümeyi kesti. Anor panikledi ve bir anda kafasını çevirip karşısında tanıdık bir yüz gördüğünde, bu onun biraz daha tedirgin olmasına neden oldu. Crockta’nın sert yüzü karanlıkta çok korkutucuydu.

 

“B-Beni korkuttun!”

 

“Görünüşe göre bu bölgede pek han yok.” Nuridot büyük bir yer değildi. Ve ayrıca kara elfler de misafirperver sayılmazlardı ve yabancıları genellikle kabul etmezlerdi şehirlerine. Konaklama işi buralarda yaygın bir iş değildi. “Yani, senin evinde kalmaya karar verdim.”

 

“Sana izin vermedim…”

 

“İşte bu yüzden geldim bende, sana sormak için. Kulkulkul.”

 

Anor kafasını kaşıdı, evi büyük değildi ve misafir ağırlamaya da hazır değildi. Ayrıca, başkalarına içerisini göstermesi de utanç verici olurdu. Tedirgin bir ifadeyle Crockta’ya bakmaya devam etti.

 

“Öyleyse..”

 

Tam Crockta’ya gelebileceğini söyleyeceği sırada, üstlerinden bir şey geçti.

 

“...Eh?”

 

Bir ejderhanın ay ışığı altındaki gölgesi geçmişti üzerlerinden. Aslında hayır, bir ejderha değildi, bir ejderciğe daha çok benziyordu ama o da değildi. O bir ejderin kanatlarına sahip bir ejdercikti, Üçüncü Ejderha…

 

“Üçüncü Ejderha?”

 

Onu daha dün Luklan Dağlarında bırakmıştı ve ona o bölgede özgürce yaşamasını söylemişti, bir daha asla geri dönmeden. Onu orada bıraktığı için kan ağlaya ağlaya geri dönmüştü Anor. Şimdi bir anda neden Üçüncü Ejderha tekrardan Nuridot’a gelmişti ki? Üçüncü Ejderha kendi doğal yaşam bölgeleri olan kuzeydeki Nuridot Ormanına doğru uçuyordu.

 

Anor bir anda arkasından koşmaya başladı. Crockta ve Tiyo bir an için birbirlerine baktılar ve onlar da Üçüncü Ejderha ve Anor’un arkasından koşmaya başladılar.

 

*** ***

 

“Neden geri döndün?”

 

Üçüncü Ejderha, kollarını göğsünün önünde kavuşturmuş Anor’a bakıyordu.

 

“Yine bu bölgedeki diğer ejdercikler tarafından rahatsız ve taciz edileceksin…”

 

Üçüncü Ejderha kafasını sağa sola sallamıştı. Niyeti açıkça belliydi.

 

Crockta ve Tiyo onları biraz uzaktan seyrediyorlardı.

 

“Hey! Bütün hayatın boyunca bu tarz dalaşmalara müsaade mi edeceksin? Geri dön ve arkadaş edin! Eh! Sadece biraz daha büyüksün, öyleysen ne olmuş! Kabullen ve yaşa!”

 

“Grrrrung.”

 

“Ah, ne diyorsun sen?”

 

Anor hüsranla ellerini birbirine vurdu, Crockta o arada Anor’a yaklaştı ve konuşmaya dahil oldu, “Anor ona biraz zaman ver.”

 

“Huh?”

 

Crockta, Anor’un kıyafetinden tutmuş onu geri doğru götürüyordu.

 

“Eek?”

 

O Üçüncü Ejderha’nın yanından uzaklaşır uzaklaşmaz, ormanın içinden Üçüncü Ejderha’ya doğru gelen ateş nefesi ortaya çıktı.

 

“.....!”

 

Üçüncü Ejderha anında kendini korumak için büyük kanatlarını kullandı, ateş nefesini kanatlarını kullanarak engellemişti Üçüncü Ejderha. Kanatlarında bir kararma olmuştu ama ciddi bir hasar var gibi görünmüyordu. Sivri dişlerini gösterecek şekilde nefesin geldiği tarafa döndü.

 

Ormanın içinden bir ejdercik ona doğru geliyordu. Ejdercik ve Üçüncü Ejderha birbirlerine vahşice hırladılar. Davetsiz ejdercik sanki Üçüncü Ejderha’ya bağırıyor gibi ses çıkartıyordu, Üçüncü Ejderha’da aynı şekilde karşılık verdi. İki ejderciğin irade savaşı gibiydi, birbirlerini korkutmaya çalışıyorlardı.

 

Davetsiz olan ejderin arkasında iki ejder daha belirdi. Üçüncü Ejderha’yı üçü birlikte tehdit etmeye başladılar. Üçüncü Ejderha cesurdu ama karşısında üç ejdercik vardı.

 

Birbirlerini izlemeye bir süre daha devam ettiler.

 

Anor çok üzgündü…

 

“Üçüncü Ejderha…”

 

Crockta durumu gözden geçirdikten sonra öne çıktı. “Karışmak istemiyordum ama…”

 

Elini sırtına götürüp büyük kılıcına uzandı ve onu kınından çıkardı. Ay ışığı Gulyabani Katilinin üzerinden yansıdı.

 

“Benim önümde böyle adil olmayan bir şey yapmaya kalkmak çok kabaca bir davranış.”

 

Üç ejdercik birbirlerine baktılar, bir anda ortaya çıkıp garip ifadeler yapan bu orkun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorlar gibi görünüyorlardı. Crockta sert ifadesinin ejdercikler için yeterli olacağını düşünerek, onlara doğru ilerlemeye devam etti.

 

[Yaratık Kasabı (Öz) kullanıldı.]

 

Büyük avcı Shakan’la birlikte behemotu öldürdükten sonra kazandığı bir yetenekti bu. Anti-yaratık yeteneği olarakta ifade edilebilirdi bu yetenekten, yaratıklarla savaşırken onların doğasını ve nasıl hareket edebileceklerini sezmesini sağlayan ve onlarla savaşırken saldırı gücünü arttıran bir yetenekti bu. Sonrasında da Zirve seviye yeteneği Ordu Ezen Kızgın Kükreyiş’i kullandı, yüksek sesle bağırmasa bile, ork savaşçı karşısındaki ordunun dizlerinin bağlarını çözecek kadar korkutabilirdi bu beceriyle.

 

Crockta ejderciklere doğru sertçe bakıyordu.

 

[Kalp ve Ruha Nüfuz (Zirve) kullanıldı, ejdercikler tanımlanıyor.]

 

[Bu ormandaki ejdercikler, yeterli derecede güçlüler ama senden daha zayıflar. Üzerinden yayılan daha önce katletmiş olduğun yaratıkların kokusu onları korkutmuş durumda.]

 

Onları okumak için Kalp ve Ruha Nüfuz yeteneğini kullanmıştı.

 

Ejdercikler geri çekilmeye başladılar.

 

[Ejdercikler kaçmak istiyorlar, ama gururları buna engel oluyor.]

 

Crockta yalnızca güldü. Gururlarıymış… Bakışlarındaki sertliğin dozunu biraz daha arttırdı.

 

Kuoooooh-!

 

Gulyabani Katili’nin üzerinden dumanlar çıkmaya başladı.

 

Ejdercikler artık tamamen durumu kavramışlardı, karşılarındaki ork sıradan bir ork değildi ve eğer isterse ya da Üçüncü Ejderha’ya doğru en ufak bir harekette bulunurlarsa, ork onları kısa süre içerisinde zahmetsizce katledebilirdi.

 

Ejdercikler arkalarını dönmek zorunda kaldılar. Üçüncü Ejderha bir an bile dik bakışlarını diğer üç ejderciğin üzerinden ayırmamıştı, onları uyarıyordu. Anor, Crockta’nın ejdercikleri kovması karşısında hayrete düşmüştü. Bu ork savaşçı, Anor’un tahmin ettiğinden çok daha güçlüydü.

 

Geriye dönüp baktığında, Crockta, Üçüncü Ejderha’ya kılıcıyla bir darbe vurmak üzereydi, Anor onları ilk gördüğünde, o zaman Üçüncü Ejderha’nın kalın derisinin ve pullarının onu darbeden koruyacağını düşünmüştü ama şu anda Anor o zaman bağırarak müdahale etmeseydi durumun Üçüncü Ejderha için çok kötü olabileceğini fark ediyordu.

 

“Anor.”

 

“Huh?”

 

“Seni çok iyi tanımıyorum ama ben bunun hakkında düşünüyordum.” Crockta kılıcını kınına geri koyarken bir yandan da konuşuyordu. “Neden Üçüncü Ejderha’yı Luklan Dağlarına göndermeyi seçtin?”

 

“Az önce gördüğün gibi, her gün bu şekilde oluyor.”

 

“Ama Üçüncü Ejderha burada kalmak istiyor.

 

“Yine de…”

 

Crockta Anor’a doğru yaklaştı. “Aslında buradan ayrılmak isteyen sensin değil mi?”

 

Gözleri ve kulakları vardı Crockta’nın da, yani Anor hakkında söylenenleri duymuş olmalıydı. Bir kara elf ve insan kırmasıydı, bu bütün şehrin onu görmezden gelmesine neden oluyordu. Crockta ve Tiyo, Anor hakkında konuşmak istediklerinde ve sorular sorduklarında, şehirdeki kara elflerin onu açıkça küçümsediklerini fark etmişlerdi.

 

“.....”

 

Anor, Crockta’nın yüzüne boş bir ifadeyle bakıyordu. Nasıl olduysa Crockta onun taa kalbinin içindekileri görmüştü.

 

“Belki… bu söylediğin doğru olabilir.” Anor’un omuzları düşmüştü ve yüzü asılmıştı.

 

Üçüncü Ejderha’yı ormanda bırakıp Nuridot’a doğru dönüşe geçtiler. Şehre vardıklarında karanlık sokaklardan geçerken konuşuyorlardı. Anor sordu, “Nasıl yaptın?”

 

“Neyi?”

 

“Kara elflerle yakınlaşmayı nasıl başardın.”

 

Crockta sadece güldü. “Ben onlarla yakın değilim.”

 

“Ama bütün herkes sana arkadaşça davranıyor…”

 

“Öyleymiş gibi davranıyorlar çünkü benim yapmamı istedikleri bir şey var.”

 

Nuridot halkı bir grup orku gündüz vakti şehirlerinin yakınlarında gördüklerinde paniklemişlerdi. Deli reislerinin savaşa olan açlığı herkes tarafından biliniyordu. Gezgin orklar da Büyük Klan’ın bayrağını taşıyorlardı. Gezginler şehre sadece iki seçenek sunmuşlardı, ya savaştıktan sonra soyulacaklardı, ya da direk olarak. Tabi ki orkların bu saçma talepleri kabul edilemezdi.

 

Bu bir çıkmazdı kara elfler için. Sonra bir anda ortaya bir cin cüce ve ork çıkmıştı. Orklar yeni gelen ikiliye gülerlerken, kara elfler sadece şaşkınlıkla bakakalmışlardı.

 

Sonra…

 

Ork ve cin cüce diğer orkların icabına bakmışlardı. Cin cücenin yanındaki ork, neredeyse bir anda ona gülen beş orkun kafasını kesmişti. Gezgin orkların tutumları anında değişmişti. Onlarca ork silahlarını çekmişti ona karşı ama o gözünü bile kırpmamıştı. Aksine, bütün gezici orkları ezip geçmişti.

 

Kara elflerin gözünde o bir savaş tanrısı gibiydi.

 

Korkutucu ork savaşçı onlara durumu açıklamıştı. Gezgin orklar tekrar geleceklerdi ve o zamana kadar köyü koruyabilirdi. Yolu Düşmüş Tanrının Tapınağıydı ama bu topraklardan rahatça geçebilmek için kara elflerle iş birliği yapmayı planlıyordu. Ayrıca Büyük Klan’la hiç bir alakası olmadığını da kanıtlamıştı.

 

Nuridot’un dehşete düşmüş elfleri için o bir kurtarıcıydı. Böylelikle Nuridot’a rahatça girebilmişti. Hikayesi kısa zamanda bütün şehre yayıldığı için kara elfler ona hiç bir şekilde kabaca ya da düşmanca davranmamışlardı. Sonuç olarak ona arkadaşça davranmak zorunda kalmış olan kara elfler onu kabul etmişlerdi. Ayrıca Tiyo’nun sempatik ve canlı oluşu kara elf şehrine yeni bir hava katmıştı.

 

Zayıfa yapılan kibarlık gereksiz bir şeydi ama güçlüye yapılan nezaket onların kabul ettiği ve saygı gösterdiği bir şeydi. Çünkü karşılarındaki onlardan güçlüydü.

 

“Adaletsiz bir dünya.” Anor mırıldandı.

 

Kara elf toplumunun saygı gören bir üyesi olmak için canla başla çalışmıştı. Hiç bir problem bile çıkartmamıştı bu güne kadar, ama her ne yaparsa yapsın o kara elfler için bir yabancı olarak kalacaktı. Ancak, Crockta neredeyse anında kara elflerin beğenisini kazanmıştı, çünkü Crockta güçlüydü.

 

Gerçek neden güçtü.

 

“Evet. Dünya adaletsiz bir yer.”

 

Crockta sırıttı.

 

Anor’un evine varmışlardı, geniş bir ev değildi. Evden ziyade virane demek daha doğru bile olabilirdi aslında. İçerisi çok kalabalıktı ve hareket edecek yer yok denecek kadar azdı. Anor, kendi yatağını Crockta ve Tiyo’ya vermek istedi ama onlar reddettiler. Bir iki battaniye serdikten sonra yere uzandılar.

 

“Orada rahat mısınız?”

 

“Sıkıntı yok. Tiyo uyudu bile.”

 

Tiyo horlamaya bile başlamıştı. Yastığa beş kala uyumak gibi harika bir yeteneği vardı Tiyo’nun. Şirin cin cüce, gözlerini kapattığında aynı yeni doğmuş bir bebek gibi uyuyordu ve bu onu daha da şirin yapıyordu.

 

Crockta’da aynı şekilde gözlerini kapatıp biraz dinlenmeyi denedi.

 

Bir anda Anor konuştu, “Crockta, ben bütün hayatımı Nuridot’ta kara elflere kendimi kabul ettirmeye çalışarak geçirdim.” Anor’un bütün gün boyunca zihnini kurcalayan bir şey olduğu belliydi. Özellikle Nakai’nin Crockta’ya karşı kibar davrandığı zaman büyük bir darbe yemiş gibiydi. “Ama ben hala bir yabancıyım onlar için. Neden?”

 

Crockta tavana dikmişti gözlerini. Bu kara elfi daha bir gündür tanıyor olmasına rağmen, Anor’un nasıl biri olduğunu anlamıştı bile.

 

Bu onun daha da üzgün hissetmesine neden oluyordu.

 

“Anor, burada ne olmak istiyorsun?”

 

“Ben mi?” Bir an için düşündü. “İyi bir… elf?”

 

Ailesi ölmüşlerdi, insan olan annesiydi.

 

‘Kara elf toplumu tarafından kabul edilmeye çalış. İyi bir kara elf ol ve hep diğerlerini düşün. Her zaman gülümse. Diğerlerine yardımcı olmaktan çekinme.’

 

Crockta devam etti konuşmasına. “Ama sonuçlara bakarsak, Nuridot’un kara elfleri Anor’un iyi olmasını istemiyorlar.”

 

“Ne…”

 

“Yeterli olacak kadar iyi hiç bir zaman olamayacaksın. Aynı süreci tekrar tekrar yaşamak ve sonucun değişeceğini ummak sadece aptallık.” Crockta iç çekti, “Senin de söylediğin gibi hayat adil değil. Cennet diye bir şey yok. Burası da iyiliğin ve iyi niyetin en sonunda karşılığını alabileceğin bir dünya değil.”

 

“.....”

 

“İşte sana bütün söyleyebileceğim bu. İyi uykular.”

 

Anor, Crockta’nın söylediklerini dinledikten sonra uykusu filan kalmamıştı.

 

Kafasını çevirmişti ve yatağına uzanmış bir halde karanlıkta bir noktaya boş boş bakıyordu. Göremiyordu ama ork savaşçısının kocaman bedeninin varlığın hissedebiliyordu. Crockta uykuya dalmayı denemekteydi. Tiyo’nun nefes alış verişlerini duyabiliyordu.

 

Anor fısıldadı, “Crockta, uyudun mu?”

 

“... Daha değil.”

 

“Sana bir soru daha soracağım. Uygun mudur?”

 

“Umurumda değil.”

 

Anor konuşmak istiyordu ama nasıl konuşmaya başlayacağını bilmiyordu. Örtünün altında ellerini kavuşturmuştu, konuşurken sesi titriyordu. “Bu benim değişmem gerektiği manasına mı geliyor?”

 

“Evet.”

 

“İyi bir şekilde yaşamaya çalıştım ama her zaman sanki yanlış bir şey yapmışım gibi zorbalığa uğradım. Her zaman ben acı çektim, peki neden benim değişmem gerekiyor? Benim yaptığımda ne yanlış var?”

 

“Anor. Senin sözlerin doğru.” Crockta’nın sesi sanki daha nazik çıkıyordu şu anda. Fısıldarcasına konuşuyordu. “Ama konumuz neyin doğru neyin yanlış olduğu değil.”

 

Crockta alçak sesle kıkırdadı. Çıkan ses karşısında gülümsemeden edemedi. Sorusundaki ağırlık orkun kıkırdamasından sonra azalmış gibiydi. Sanki abisiyle konuşuyormuş gibi hissediyordu.

 

“Dünya böyle sadece.”

 

“Dünya…”

 

“Benim yaşadığım mahallede, senin gibi insanlara tatlı patatesler deriz. Kulkulkul. Üzerine çok düşünme. Sadece…”

 

Crockta bir kez daha kısık sesle kıkırdadı.

 

“Eğer sana köpekmişsin gibi davranıyorlarsa, sende onlara birer köpeklermiş gibi davranmalısın.”

 

*** ***

 

Ertesi sabah, bir grup gezgin ork, Nuridot’u istilaya geldi.