hiç tekin gözükmüyorlar
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
41. Bölüm Satranç Ormanı (2)
Crockta arkasından gelen ayak seslerinden hoşlanmamıştı, durdu ve arkasına baktı.
“Neden beni takip etmeye devam ediyorsun?”
Ama diğer kişi etkilenmemiş göründü. “Biz sadece aynı yöne gidiyoruz, kendine pay çıkarma. Bu yolu kiraladın mı yoksa? Kiralamak için ne kadar ödedin?”
“.....”
Derek’in adamı Jeremy’di o. Arnin’den ayrıldıktan bir süre sonra Crockta’ya yetişmişti, birlikte kuzey doğuya Satranç Ormanı’na doğru gidiyorlardı.
“İyi, kiralamak konforludur. Kiracı, kiracı, kiracı, kiracı, kiracı…” Jeremy Crockta’nın öfkeli bakışlarına gülerek karşılık verdi. “Korkutucusun. Sakinleş, Kardeş.”
“.....”
Crockta onu görmezden gelmeye karar verdi ve tekrardan ilerlemeye başladı.
Jeremy arkasından takip ederken ıslık çalıyordu. Jeremy’nin ıslığı net ve yüksek sesliydi. İlk başta Crockta onu flüt çalıyor sanmıştı. Takdir ettiği bir an olmuştu ama bir süreden sonra artık o ses ona hiç te hoş gelmiyordu.
Jeremy’nin ıslık sesi yol boyunca yayılıyordu.
Bu garip yol arkadaşlığına bu şekilde devam ettiler.
Adından da anlaşılacağı gibi, Satranç Ormanı, damalı modelde bölgeye yayılmış küçük insan köyleri barındırıyordu. Arnin gibi büyük bir şehir değildi, aksine bölgeye yayılmış bir çok küçük köyün birleşerek kendi sistemini oluşturmasından meydana geliyordu.
Eriyen Balhae Klanı orada ne yapıyordu? Hyunchul isimli hain Grom’un yeni karakterini bulup intikamını alabilecek miydi?
Geleceği belirsizdi bu yüzden şu anda yapabileceğinin en iyisini yapmalıydı. Crockta’da oraya gitmeye karar vermişti.
Arnin’den doğuya doğru daha da ilerledikçe, orman kayboldu ve seyahat ederken sık sık kullanılan yolların izleri görülmeye başladı. Eğer bu yönde kıtanın merkezine doğru gitmeye devam ederse, diğer türlerin büyük şehirlerine ulaşabilirdi.
“Hey ork kardeş.”
“...Bana Crockta derler.”
“Oh. Birbirimize isimlerimizle hitap edecek kadar arkadaş olduk mu? Bu bizim ilişkimizin 1.Günü mü?”
“.....”
Crockta onu öldürmek istiyordu
“Satranç Ormanının lanetli insanlarıyla ne yapacaksın? Beton metodunu mu kullanacaksın?”
“Bilmen gereken bir şey yok.”
“Hayır, ben Derek’in temsilcisiyim, yani garip bir şeyler planlayıp planlamadığını bilmem gerekiyor. Yatırımımız uçup gidebilir, en nihayetinde. Bizim paramız işin ucunda olduğu için bilmem gerekiyor.”
“Derek Satranç Ormanında nereye yatırım yaptı?”
“Sır, bir sır.”
Kelimelerinin sonuna geldiğinde Jeremy, Crockta’nın tam arkasında duruyordu. Crockta yandan bir bakış attı ama üzerinde durmaya gerek duymadı.
“Bu iyi bir kılıç değil mi? Pahalı mı?” Jeremy sordu.
“Altın Örs Klanının elinden çıkan bir kılıç.”
“Huy, ne kadar harika. Kıskandım doğrusu. Bende aslında yeni bir kılıç almak istiyordum.”
Konuşurlarken birlikte yürümeye başladılar.
Jeremy bir süre sonra tekrardan ıslık çalmaya başladı. Crockta nereden geldiğini bilmiyordu ama ıslıkla bir melodiyi çalıyordu. Jeremy’i dinlerken sakin sakin yürümek o kadar da kötü değildi.
“İyisin.”
“Çocukken iki şeyle övünürdüm, biri ıslık çalmam diğeriyse kılıçtaki becerim.” Jeremy tekrardan ıslık çalmaya döndü. Islık sesi dalgalanıyordu ama genelde iyi denebilirdi. “Ork kardeş, hiç şarkı biliyor musun?”
“Şarkı?”
“Bir ıslığın senin dudaklarının arasından iyi bir şekilde çıkacağını zannetmiyorum o yüzden bir şarkıya ne dersin? Sesin gayet iyi gibi duruyor.”
“Bir şarkı.”
Orcrox’taki bir birahanede öğrendiği bir ork şarkısı vardı. Belki bir kere denemeliydi. Crockta öksürdü. Jeremy’se ona beklenti dolu gözlerle bakıyordu.
“Hmm, hmm.” Boğazını temizledi. Tek başına söylemek biraz utandırmıştı onu. Ancak Jeremy’nin beklentisini boşa çıkaramazdı ve garip sözleri olan ork savaşçılarının şarkısını söylemeye başladı.
“Bizler orkuz! Kudretli orklar! Eğer bize bulaşırsan başın dertte demektir! Büyük savaşçılar göründü, yolu açın! İnsanlar, kaybolun! Elfler, defolun! Cüceler kaybolun! Cin cüceler…”
Grup olarak söylendiğinde heyecan verici bir parçaydı ama tek başınayken utanç vericiydi. ‘Cin cüceler defolun’ kısmından sonraki ‘bir savaşçı kadına bile ihtiyaç duymaz’ sözleri ağzından çıkamamıştı.
“.....”
Jeremy şaşkına dönmüş görünüyordu.
“.....!”
Bir an için çok garip göründü ama hemen toparlanıp başıyla onayladı. “H-Harika…”
Küçük düşürücüydü. Hatta Jeremy ona sataşsaydı bile uygun olurdu o derece yani. Ama Jeremy onunla dalga geçecek durumda bile değildi! Kendine bile gelememiş ve Crockta’ya iltifat bile etmeye çalışmıştı.
Crockta kendini kötü hissetti ve başı önüne düştü.
İnsanların bu harikulade ork savaşçı şarkısını anlaması imkansızdı. Şarkının getirdiği zafer ruhunu korumaya çalıştı. Ama o gerçeklerle yüzleşebilen bir savaşçıydı ve kendi benliğiyle gururundan vaz geçemezdi.
“Her kültür farklı değil mi? Ha, haha.”
Crockta Jeremy’nin iyi yorumu karşısında daha da utanmış hissetti. Bu nedenle Crockta bir kez daha boğazını temizledi. O adama gerçek bir şarkı nasıl olur göstermek istiyordu.
“O sadece bir şakaydı.”
“Hayır. Şarkı gerçekten iyiydi, Kardeş.”
“Gerçek bir şarkı nasıl olur sana göstereceğim.”
“Cidden, gerek yok…”
Crockta Jeremy’nin omuzunu tuttu ve onu sarstı. “Jeremy.”
“Evet…?”
“Hiç aşık oldun mu?”
“A...Aşk?”
“Evet, aşk.”
“Ne… Evet daha önce bir aşk hayatım oldu…?”
“O zaman dinle.”
Crockta çok ciddiydi. Gözlerini kapattı ve şarkıyı hatırladı. Şu anda bir çok sanatçının taklit edemeyeceği bir orkun alçak ve kalın tonuna sahipti.
Okul günlerini hatırladı. O ağlayan çocuğun içtenliği hala kalbinde yaşıyordu. Uzun zaman önceki anılarındaki duyguları sözlere döktü. Bu şarkı yeterli olacaktı.
Crockta’nın sesi derin bir hasretle iç çekermiş gibi dökülüyordu.
“Aynı yağmura hazırlıksız olduğum gibi, seni bir sessizlikle uğurladım.”
“.....!”
Jeremy’nin gözleri genişledi. Crockta’nın, garip bir şekilde alçak olan sesi, sakince hafifledi. Söylediği şarkının sözleri çok güzel ve melankolikti, sanki bir şiir gibi.
“Sarhoş oldum ya da şafak sökerken yattım bir süre, seni unutmayı denerken.”
“.....”
“Düşünürken farkına vardığım, o zamanı unutamam…”
“Ah…”
Crockta’nın pes sesi çınladı. Sesindeki bas ton kalp kırıcı duyguları barındırıyordu.
“İyi biri, o zaman seni el üstünde tutsaydım eğer, ayrıldığımızda bu kadar üzgün olmazdım…!”
Jeremy gözlerini kapattı. Aniden eski ilişkisine ait anıları zihnine doldu.
Jane. İsmi unutulmazdı, Jane. İkisi de birbirlerine aşıktılar, ama o tanınmış bir ailenin kızıydı, Jeremy’se sadece arka sokaklarda nam salmış bir kılıç ustası. Mümkün olmayan bir ilişkiydi. Acılı bir aşk. Sonunda, Jane onu terk etmişti ama Jeremy onu suçlayamazdı.
O… iyi biriydi… Jeremy’nin gözleri doldu.
Artık Crockta’nın şarkısı doruğa ulaşmak üzereydi. Kalp kırıcı bir aşk şarkısı sona ulaşıyordu.
“Lütfen tekrar geri dön, seni sonsuza kadar koruyacağımı söylemek istiyorum… Telafi edeceğim…”
Şarkı sona erdi.
Crockta gözlerini kapattı, bir süre aşk sarhoşluğu yaşadı. Elder Lord’daki orklar, ses yapıları dolayısıyla sanki bu tarz şarkıları söylemek için doğmuşlardı.
Çarpıcı bir performans.
Alkış. Alkış. Alkış.
Alkış sesleri karşısında gözlerini açtı. Jeremy’den geliyordu. Ancak tek alkışlayan o değildi, Crockta ve Jeremy aynı anda başlarını diğer alkış sesinin geldiği tarafa çevirdiler. Garip bir adam gözlerindeki ıslaklığı siliyordu.
“Öyle bir şarkıydı ki, sanki gerçekten kalbim kırılmış gibi hissettim. Çok güzel söyledin.”
“Sen…”
Gitara benzeyen bir enstrüman taşıyordu. “Ben ozan Blackmore. Bu yönde ilerlerken şans eseri, bu içten sesi duydum. Gerçekten harika bir şarkıydı.”
“Mahçup ediyorsun beni.”
“Olma, Kardeş. Gerçekten inanılmazdı. Şarkı söyleme yeteneğini gizliyormuşsun.” Jeremy’de, Crockta’nın sesinin güzelliğini kabullenmişti.
Blackmore sordu, “Bu şarkıyı sen mi yarattın?”
“Hayır, başka bir şarkıcının şarkısını kendime uyarladım.”
“Anlıyorum… Ama bende uyandırdığı his hala kaybolmuş değil. Adın nedir?”
“Bana Crockta derler.”
“Gidiş yönünüze bakarak, Satranç Ormanına gidiyor olabilir misiniz?”
“Evet.”
“Bende oraya doğru gidiyordum. Size eşlik etmemde bir sakınca var mı?”
“Yok, bizimle gelmekte özgürsün.”
Blackmore, Crockta ve Jeremy’e katılmıştı. Blackmore sorularıyla hafif bir konuşma başlattı, “Şarkının sözleri çok dikkat çekiciydi. Şarkının ismini öğrenebilir miyim acaba?”
“Sözlerde de geçtiği üzere, ‘İyi Biri’, şarkının ismi.”
“İyi Biri… Ne kadar mükemmel. Eğer iyi birine aşık olursan, ayrılsan da üzgün olmazsın…”
Blackmore onayladı ve not defterine bir şeyler yazdı. “Tabi ki… Bu senin gerçekten üzgün olmadığın anlamına gelmez…”
“Aynen”
“Kuoh…”
Gerçek bir ‘Erkeğin’ anlayabileceği paradoksal sözler! Üç erkeğin gözleri de uzaklara dalıp gitti. Eski anıları canlandırıyorlardı gözlerinde.
“Benimde öyle günlerim olmuştu… Ork, neden Satranç Ormanına gidiyorsun? Yarışmaya mı katılacaksın?”
“Yarışma?”
“Ah, bilmiyorsun. Satranç Ormanında ozanlar arası ufak bir yarışma düzenleniyor.”
“Hoh, Cidden mi?”
“Büyük bir yarışma değil. Satranç Ormanındaki küçük köyler arasında düzenlenen bir şey, ama tabi ki köylerin gururu söz konusu. Ben Satranç Ormanlı olduğum için biliyorum, bu yüzden uzun bir süreden sonra evime dönüyorum.
“Senin çalıp söyleyişini dinlemek isterim.”
“Hahaha. Lütfen gel ve seyret. Şarkı söylüyor olacağım.”
Yolda yürüdükçe muhabbet etmeye devam ettiler. Bu sürede müzikten bahsetmekten zevk aldılar. Blackmore enstrümanını çalarken Jeremy’de ıslıkla eşlik etti. Crockta’ysa o kalın sesiyle hımmlayarak katıldı.
Kendi melodilerini ortaya koydukları bir jazz dinletisi! Endişe etmeden sadece müzikten zevk almak için çalıp söylemek eğlenceliydi.
“Neyden bahsediyorsunuz?” Aniden, bir ses duyuldu. Crockta sesin geldiği tarafa baktı.
Bir grup insandı oradakiler. Crockta önde lider gibi duran kadının alnındaki beyaz yıldızı gözden kaçırmamıştı.
“NPCler?”
“Bu komik bir kombinasyon değil mi? Ork müzisyen?”
Beş kişilerdi, hepsi kullanıcıydı. Jeremy umursamazdı ama Blackmore onları neşeli bir şekilde karşıladı.
“Merhaba!”
Gruba liderlik ediyor gibi görünen kadın güldü ve cevapladı, “Evet, merhaba. Bay Ozan!” Kadında NPClere karşı arkadaş canlısıydı. Elder Lord’a aşina biri gibi görünüyordu.
“Ben ozan Blackmore ve bu iki adam da, bana Satranç Ormanına doğru eşlik eden Crockta ve Jeremy.”
Crockta ve Jeremy başlarıyla ufak bir selam verdiler.
“Aman tanrım, cidden mi? Bizde aslında oraya gidiyorduk.”
Kadın arkasını döndü ve grubuyla sessizce konuştu. Sanki onlarla katılıp katılmamaları gerektiği konusunda konuşuyordu. “O zaman bizimle birlikte devam etmek ister misiniz? Sizin müziğinizi duymak isterim. Buradaki herkes bir ozan mı?”
“Hahaha. Tek ozan benim, ama onların da yeteneği var.”
“Wow. Harika.”
Blackmore ilan etti, “Hadi birlikte gidelim. Müziği paylaşmak kadar muhteşem bir şey yok.”
Parti genişliyordu. Artık Satranç Ormanına doğru ilerleyen sekiz kişiydiler.
Blackmore uzun zamandan sonra evine dönüyordu, böylece eski evini hatırlatan bir şarkı söylemeye başladı. Enstrümanıyla yetenekleri en az sesi kadar harikaydı. Kullanıcılar alkışlarıyla tempo tuttular.
Aniden Jeremy, Crockta’nın kıyafetini çaktırmadan tutup onu yakına çekti.
“Huh?”
“Kardeş, bu insanlar yıldızlar tarafından lanetlenmişler mi?”
Kısık bir sesle sormuştu. Crockta’nın lanetli biri olduğunu ve lanetlilerin birbirlerini tanıyabildiklerini biliyordu. Crockta onayladı. Jeremy tekrardan fısıldadı. “Dikkatli ol.”
“Ne hakkında?”
“Bu adamlar ve Satranç Ormanı.”
Jeremy Crockta’yı gruptan biraz daha öteye çekti.
“Blackmore’un haberleri aldığını zannetmiyorum.” Jeremy ufak bir bakış attı Blackmore’a. Blackmore neşeli bir ifadeyle enstrümanını çalmaya devam ediyordu. “Şu anda Satranç Ormanı boş bir yer değil.”
“Yani…”
“Lanetli kullanıcılar yüzünden ayrılıkların yaşandığı bir yer burası artık.”
Bir kullanıcı onlara doğru baktı. Jeremy kolunu Crockta’nın omuzuna dolayıp sırıttı. Kullanıcının bakışları onların üzerinden ayrıldıktan sonra, tekrardan Crockta’nın kulağına fısıldadı. “Yani oradaki kullanıcılar aslında bizim düşmanımız.”
“Anlıyorum.”
Kesinlikle, Arnin’deki Enyanis’te Satranç Ormanını ‘şeytanların toplandığı yer’ olarak ifade etmişti.
“Anlıyor musun?”
Jeremy, Crockta’nın sırtına bir tane patlattı ve kolunu omuzundan çekti. Blackmore’un sesi gittikçe gürleşiyordu.
Uzakta, bir köyün loş silüeti görünmeye başlamıştı.
Magnec