İlerde o goblinlere ne olacak acaba. Emeğinize sağlık.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
20. Bölüm İnsanlar ve Şaman (1)
Ian, Hoyt’un tavsiyesini dinledi ve Orcrox Hisarı'nın dışında tek başına maceraya atıldı.
Ork savaşçıları, Orcrox Hisarı'ndaki tek ork mesleği değildi, Hoyt Ian’a cevabı dışarıda aramasını söylemişti. Bu tavsiyeye mütemadiyen Ian Elder Lord’un geniş dünyasını keşfetmek ve bu arada da bir savaşçı olmanın ne demek olduğunu bulmak adına yola çıktı.
Ian, daha önce o tarafta bulunmadığı için, batıya doğru yol aldı.
Çiftçilerin arazileri Orcrox Hisarı'nın güneyinde, özgür şehir Anail’se doğusundaydı. Şamanların eğitildiği yer olan Basque Köyü batıda kalıyordu. Ian orayı ziyaret etmeye karar vermişti; zira bilge şaman Tashaquil’i ziyaret etmek istiyordu.
Herhangi bir zorlukla karşılaşmadan, rastladığı yaratıkları öldürerek ilerledi. Artık Orcrox Hisarı'nın etrafında yaşayan hiçbir yaratık onun rakibi değildi.
[Durum Penceresi]
‘Zirve’yi Kovalayan Kişi’ Ian, Acemi Ork Savaşçı.
Seviye: 10
Başarı Puanları: 610
Asimilasyon: %63
Yeteneklerin Özellikleri:
Orkların İnsanüstü Gücü (Nadir)
Orkun Yaşam Gücü (Nadir)
Orkların Büyük Kılıç Tekniği (Nadir)
Boyun Eğmez İrade (Özel)
Zihnin Gözü (Özel)
Bu süre zarfında, hem seviyesi hem de başarı puanları artmıştı. Derek’le savaşı sonrasındaysa Savaşçının Savaşçı Ruhu yeteneği ‘Özel’ dereceye geçerek Boyun Eğmez İrade olmuştu. Orkların Büyük Kılıç Tekniği’ninse ustalığı artmıştı
[Zihnin Gözü aktif, goblin tanımlanıyor]
[Hedef zayıf. Acınası goblin senden korkuyor.]
Zihnin Gözü, hedefi hakkındaki bilgileri gösterdi. Bununla birlikte, hedefin duygularını ve gücünü kavrayabilmesi ona çok yarar sağlıyordu. Goblin Ian’ın ezici atmosferi karşısında elindeki silahı attı ve diz çöküp yüzünü toprağa değdirdi.
“Kyaak…! Kyak…!”
Bu bağışlanma dileyen bir jestti. Ian büyük kılıcını kaldırırken tereddüt etti. Lenox’un çok ciddi olan sesini duydu.
‘Savaşçı silahsızlara saldırmaz.’
Muhtemelen şu an yaşadığı gibi bir durumdan bahsediyordu. Goblin merhamet diliyordu. Eğer goblinin başını vurursa bu sadece tek taraflı bir cinayet olacaktı bir savaş değil. Ian bunun savaşçının yolu olduğunu zannetmiyordu.
Goblin yüzü yerde af dilemeye devam ederken, Ian da tereddüt ediyordu.
“Kyaak…!”
Goblin karşısındaki orkun içindeki acıma duygusunu ortaya çıkartmaya çalışıyordu. Jest ve mimikleri acınasıydı. Sonunda Ian büyük kılıcını indirdi.
“Um…!”
“Kyak kyak!”
“Kalk.”
Goblin saygıdan, yüzünü iyice toprağa gömdü.
“Kaldır başını! Dizlerinin üzerine de çökme.”
“Kiek?”
“Eğer bir orka daha saldırırsan o zaman seni affetmem.
“Kiek! Kiek!”
“Onurlu bir goblin ol. Bul’tar!”
Ian arkasını döndü. Goblinin bakış açısından çok asil görünüyordu.
Goblinin gözleri ıslanmıştı. O bir goblindi, diğer insanlara saldıran nahoş yaratık! Her zaman lanet ve hakaret edilen. Ama bu ork ona onurlu bir goblin olmasını söylemişti. Goblinin duyguları karmakarışıktı.
Goblin Ian’ın arkasından koştu.
“Huh?”
“Kyak kyak!”
Goblin Ian’ı paçasından çekiyordu. Ian başını yana doğru eğdi, goblin ona bir şey söylemeye çalışıyor gibiydi. Parmağıyla Ian’ı işaret ettikten sonra başka bir tarafı gösterek parmaklarını yürür gibi hareket ettirdi. Onu takip etmesini istediğini gösteren bir hareketler dizisiydi bu.
[Goblin sana karşı iyi niyet besliyor.]
Zihnin Gözü ona olumlu bir cevap vermişti. Ian başıyla onayladı ve goblini takip etmeye başladı. Ne olduğunu bilmiyordu, ama sonuç ilgi çekici olabilirdi.
Grom’dan daha önce goblinlerin kötü yaratıklar olduğunu duymuştu. Vur kaç taktiği ile yaklaşıp ya da rakipleriyle alay edercesine davranıp onları kışkırttıktan sonra onları tuzağa, daha kalabalık ve silahlı goblin gruplarının içine çekerlerdi. Yine de bu goblin öyle yapacak gibi görünmüyordu.
Ian goblinle birlikte yürüdü. Biraz daha ilerde küçük bir grup goblin, yaklaşık 10 tanesi göründü. Goblinler oturuyor ve bir şeyler yiyorlardı. Ian’ın farkına vardıklarında korktular.
“Kyaak?” “Kyak! Kyak!”
“Keeek?”
Küçük goblin grubu kısa süreli bir kaosun ardından silahlarını kaptı. Ian düşman olmadığını göstermek için ellerini kaldırdı. Ama goblinler sakinleşmediler.
“Kiek!”
Ian’ı oraya getiren goblin diğerlerine bağırdı. Bir şeyler konuşuyor gibi görünüyorlardı, sonra silahlarını indirdiler. Ian, ona korku ve merak içeren bakışlarla bakan goblinlere doğru yürüdü.
Kalabalığın arasında sakallı bir goblin vardı.
“Ork. Kyak! Seninle tanışmak güzel kyak!”
Ian’ın gözleri genişledi. Goblin ortak dili kullanmıştı.
“Ben bu grubun en yaşlısıyım, Kyawak.”
“Benim adım Ian.”
“Ian kyak.”
Kyawak, Ian’ı buraya getiren goblinin başını okşadı. O goblin bütün hikayeyi anlatmış gibi görünüyordu. Kyawak bir gobline eliyle işaret etti.
Goblin bir şey getirmek için gitti. Büyük kalın bir parça biftek.
“Torunuma merhamet ettiğin için teşekkür ederim. Bu minnettarlığımın bir göstergesi kyak. Goblinler sana bir yemek borçlular kyak!”
Ian onayladı. Onların içinden geleni reddetmeyecekti. Ayrıca o biftek çok iyi pişmişti ve ağzının suyu akmaya başlamıştı bile.
“Teşekkür ederim.”
Ian oturdu ve tam biftekten bir ısırık alacaktı ki,
“.....”
Etrafındaki goblinlerin bifteğe arzuyla baktıklarını gördü. Bifteği ısırmadan durdu. Goblinler sanki yoksullarmış gibi ellerinde ağaç kökleri ve otlar tutuyorlardı. Yemekte et olarak sadece Ian’ın elindeki iyi pişmiş biftek vardı. Kyawak bile elinde büyük bir yaprak tutuyordu. Sanki yemek eksiği dolayısıyla açlıktan ölecek gibi görünüyorlardı!
Ian az önce ısırmak üzere olduğu bifteği elinden bıraktı, büyük kılıcını çekti. Goblinler kılıcın aniden çekilmesi karşısında korkudan büzüldüler.
Ian’ın büyük kılıcı bifteği kesmeye başladı, bifteği 11 eşit parçaya böldü. Ian ve goblinler için kusursuz bir taksimdi. Ian goblinlere biftek parçalarını tek kelime bile etmeden birer birer verdi. Goblinler biftek parçalarını nemli gözlerle kabul ettiler. Özellikle Kyawak etkilenmiş görünüyordu ve coşkuyla bağırdı.
“Kyaak…!”
“Kyak!”
Ian elindeki bifteği kaldırdı, goblinler de onun gibi bifteklerini kaldırdılar. Bifteği ağzına yerleştirdi ve tek seferde yedi. Goblinler de onunla birlikte yediler bifteklerini. 10 goblin ve bir ork aynı anda yuttular bifteklerini.
Leziz!
Goblinlerin gözleri lezzetli bifteği yerken yaşlarla doluydu. Ian ne kadar iyi pişmiş olduğunu düşünürken takdir etmeden geçmedi. Herhangi bir restoranda pişmiş bir biftek kadar iyiydi. Ancak tek bir lokma bir ork için yeterli değildi, goblinler Ian’a bazı otlar verdiler ve o da karnını vejeteryan bir şekilde doyurdu.
Goblinlerin de karınları açtı; fakat küçük vücutları yüzünden çok fazla tüketmiyorlardı. Ian kalan bütün otları yedi.
“Yemek için teşekkür ederim.”
“Olmaz kyak. Biz teşekkür etmeliyiz kieek. Bir misafir olarak ork ağırladığımız ilk seferdi kyaak.”
Kyawak ile muhabbet ettiler.
Goblinler normalde Orcrox Hisarı'nın kuzey kesiminde bulunurlardı, ama orada çıkan bir sorun dolayısıyla güneye gitmeye başlamışlardı. Ian, Grom’un goblinleri zapt etmek için bir vazifeye çıktığını biliyordu.
Kuzeydeki yaratıklar sertti ve aralarında güçlü mutantlar vardı. Korkunç kurtlar daha büyüklerdi ve troller* daha zalimlerdi. Gulyabanilerde piyasaya çıkmış, ayrım yapmaksızın diğer yaratıklara saldırıyorlardı.
“Buraya gelmeye zorlandık kyaaak. Sonra da ork topraklarına girdik. Yapacağımız bir şey olmadığı için güneye doğru ilerlemeye devam ettik.
Goblinler güneye inmeye zorlanmışlardı.
“Kuzeyde apaçık bir şekilde korkutucu bir şey ortaya çıktı. Orklar dikkat etmeliler kieek!”
“Hmm…”
Aklına direk mutant kurt adam geldi, ama kurt adam da kuzeyden gelmişti. Gerçekten kuzeyde normal olmayan bir şeyler mi dönüyordu? Tam Ian Kyawak’a bir şey sormak üzereydi…
Bir ses geldi.
Swaeeek.
Ian refleksif olarak büyük kılıcını yükseltti ve Kyawak’ı korudu.
Chaeng!
Bir ok Ian’ın kılıcına çarptı ve düştü.
Goblinler bir an boş boş baktılar ve sonra silahlarını kaldırıp yönlerini okun geldiği tarafa çevirdiler.
“Oh, o da neydi? Ok bloklandı.”
“Suçlu mu hissediyorsun?”
“Neden bahsediyorsun sen?”
İnsanlardı, iki adam ve bir kadın. Adam yayını tekrar kaldırdı ve hedef aldı. Bu sefer ok Ian’ı hedef almaktaydı. Ian kılıcını kaldırır kaldırmaz kadın büyü sözleri söylemeye başladı.
“Dünyayı tüketen kırmızı alevler, irademe uyup bu okta toplanın. Büyü Ateşi!”
Ok bir anda alev aldı ve adamda yay kirişini bıraktı. Ateş oku Ian’a doğru uçarken, Ian’da refleksif olarak kılcını kaldırdı. Oku vurdu ama alevler yayıldı ve vücuduna geldi.
“Ugh!”
Ateşin vücudunda değdiği yerler yanmıştı. Ian dişlerini sıktı ve yanmanın verdiği acıya dayanmaya çalıştı. Durum penceresi alarm verip duruyordu. O anda Kyawak iki elini de kaldırdı.
“Kyawah - ak! Kyawah - ak!”
Bilinmeyen bir kuvvet Ian’ı sardı, vücudundaki ateş söndü. Acı da kayboldu gitti, vücudundaki gücün de arttığını hissediyordu.
“Ne, bir goblin büyücü? Onlar büyülü sözler miydi?”
“Bu günlerde kediler ve köpekler bile sihir yapabiliyor…”
Ian bakışlarını kaldırdı.
Üç insan; bir ork ve goblinlerin karşısında sakin sakin konuşuyorlardı. Alınlarında beyaz yıldızlar seçilebiliyordu. Onlar kullanıcılardı.
“Bir dakika bekleyin!”
Orkun konuştuğunu duyunca durdular. “Ne oldu?”
“Ben bir kullanıcıyım.”
Ian hala takmakta olduğu Demirci Şirketi'nin bandanasını çıkarttı. Ian’ın alnındaki beyaz yıldız parladı. Üçlünün gözleri büyüdü.
“Ne, bir ork kullanıcı? Ork? Cidden mi?”
“Sen o bahsedilen ork kullanıcılardan mısın?”
“Hikaye doğru mu?”
Adam elindeki yayı indirdi ve konuştu, “Bu tarafa gel.”
“Huh?”
“Ork, oradan ayrıl, hadi şu dilencilerden kurtulalım.”
Ian başını çevirdi. Ellerinde silahlarını tutmaya çalışırlarken titriyorlardı. Bir süre önce yedikleri ağaç kökleri ve otlar etrafa saçılmıştı. Kyawak’ın yüzünde kararlı bir ifade vardı.
Ian başını olumsuz manada salladı.
“Bırakın goblinler gitsin.”
“Huh?” Birbirlerine baktılar. “Niye? Bir görev için mi?”
“Bu goblinleri tanıyorum.”
“Huh?”
Üçlünün ifadesi anlamadıklarını açıkça gösteriyordu. Ian bir kez daha konuştu, “Onlar benim arkadaşlarım.”
“Arkadaşlar?”
“Evet.”
Ayrıca büyük kılıcını da bir cevap olarak kaldırdı. Eğer üçlü kabul etmezse onlara saldıracağını gösteren bir ifadeydi bu. Goblinler Ian’a etkilenmiş gözlerle baktılar. Kullanıcılar kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
“Sesi sanki bir rol oyuncusu gibi gelmiyor mu?”
“Aman… her neyse…”
“Ben şöyle tercih ederim…”
Bir sonuca vardılar ve onayladılar. Kadın büyücü gülümsedi ve konuştu. “Ork! Eğer saldırmazsak bize yolu gösterir misin?”
“Hangi yol?”
“Bir görevimiz var ama ork topraklarını bilmiyoruz.”
“Nereye gidiyorsunuz?”
“Neydi, Basque? Basque köyü? O tarafa doğru gitmemiz lazım.”
Ian da o tarafa doğru gidiyordu, onayladı. “Tabii.”
“Yah! Teşekkürler.”
Kullanıcılar geri çekildiler.
Ian, Kyawak’a doğru baktı. Düşündüğünden daha erkendi ama ayrılık zamanı gelmişti.
“Ian kyak, teşekkürler kyak.”
“Güzel yemek için ben teşekkür ederim.”
“Önemli değil kieek. Bir gün yeniden karşılaşmayı umarım keek. Kuzeye dikkat et kyaak.”
Ian yumruğunu uzattı, Kyawak ork selamlaşmalarını biliyor görünüyordu ve o da küçük elini yumruk yaptı. Orkun ve goblinin yumrukları tokuştu.
“Hayatta kal.”
“Hayatta kyak!”
Goblinlerin hepsi el salladılar ve Ian goblinlerden ayrıldı.
Kullanıcının biri sordu, “Gerçekten o goblinlerle arkadaşmışsın gibi görünüyor. Ne zaman tanıştın onlarla?”
“Bu gün.”
“Bir günde goblinlerle arkadaşlık kurabildiğine göre cidden çok girişken olmalısın. Neden bir ork seçtin? Sebebi nedir?”
Büyücünün söyleyecek çok şeyi vardı. Adamların biri okçuydu, diğerinin elinde bir kılıç ve kalkan vardı. Orta-yüksek seviye kullanıcılara benziyorlardı. Normalde insanların şehrinde yaşıyorlardı, ama bir görev onları buraya getirmişti.
“Bu büyük kardeşler buraya, bir büyücü yeteneğini kazanmam için, bana yardım etmeye geldiler. Ork şamandan bir şey almam gerekiyor.
“Ne?”
“Şu an için bilmiyorum, ork şamanın sahip olduğu güç ve benimkini birleştirerek yeni bir yetenek yaratacağım. Harika değil mi?”
“Evet öyle.”
“Eğer o yeteneği de öğrenebilirsem, 10 tane yeteneğim olacak. Huhu. Ork sende de çok yetenek var mı? Orklar oynaması en zor tür değiller miydi?
Kadın büyücü konuşmaya duraksamaksızın devam etti, arkadaki okçu sordu, “Neden bu kadar çok konuşuyorsun?”
“Jeez, senin sorunun ne? Bu bir ork gördüğüm ilk sefer. Senin de ilk değil mi?”
“Doğru.”
“Ne kadardır orksun? Seviyen ne?”
Ian dürüstlükle cevap verdi. “Seviyem 10.”
“10? Hala bir acemisin yani.”
“Anlıyorum, o zaman çok geç sayılmaz. Hala sıfırlayabilirsin.”
Ian’ın seviyesini öğrendiğinde gergin olan adam rahatladı.
Ian Orcrox Hisarı'ndan aldığı haritaya bakarak diğerlerine yol gösterdi. Basque Köyü'ne yaklaştıkça etrafın görüntüsü değişmeye başladı. Hayvan kafatasları ara ara yemyeşil ağaçların arasından sarkarken görülüyordu ve etrafta bir sürü garip büyü sunakları vardı. Tepelerinde uçan kargaların feryatları duyuluyordu.
“Bu belirsizlik ürkütücü.”
Ormanda sıcaklık yok denecek kadar azdı. Yaprakların yoğunluğu ışığın sızmasını engelliyordu ve güneş debatmaya başlamıştı. Ortam gitgide kararıyordu. Sık ormanın ötesindeki karanlığın içinde bir şeyler ortaya çıkıyor gibi görünüyordu.
Kadın büyücü konuşmayı kesti. Sessizce ilerliyorlardı, bir süre sonra uzaktan bir ışık seçilmeye başladı. Tahtadan bir kulübenin penceresinden süzülen ışık. Bacadan garip siyah bir duman çıkıyordu. Birbirlerine baktılar.
“Burası…”
“Dışarısı karanlık ve patika zar zor seçiliyor. Burada dinlenirsek iyi olur.”
“Evet.”
“Hadi deneyelim bakalım.”
Kulübe, Grant’ın evini andırıyordu. Bir ork kulübesiydi. Ian başı çekti ve üç insan da onu takip ettiler, Ian kapıyı çaldı.
“Lütfen bekleyin.”
İçerden gelen sesi duydular. Kapı açıldı ve bir ork göründü. Hayvan kemiklerinden yapılmış bir kolye takıyordu, Ian’ın Orcrox Hisarı'nda görmüş olduğu şamanlara benziyordu.
Ork yumuşak bir ifadeyle konuştu, “Hayattasın genç savaşçı.”
Aynı zamanda Ian’ın arkasındaki üç kullanıcıyı da selamladı. “Hayattasınız, insanlar.”
Kapıyı ardına kadar açtı, sanki geleceklerini biliyor gibi görünüyordu.
“Ben şaman Antuak. Misafirlere her zaman kapım açık.”
........
Magnec