bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
87. Bölüm Yua Tofu'ya karşı!
Tou kendi kendine hareket eden kafasına hakim olamadı. İstemsizce baskının yöneldiği tarafa doğru yönelmişti kafası. Kafası hareket etmeyi bıraktığında, baskının geldiği yerin, bir insan olduğunu gördü. İki siyah göze sahip, yüzünün başka hiçbir ayrıntısı belli olmayan, siyah kapüşonlu birinden geliyordu tüm baskı. Tou tüm baskının sadece bir kişiden geldiğini görünce, biraz öncekinden daha büyük bir şoka maruz kaldı. Üzerindeki enerjiyi ilk hissettiğinde, bu enerjinin birkaç kişiden geldiğini düşünmüştü. Çünkü bu baskı, tek bir kişinin enerjisinden oluşamayacak kadar büyük bir baskıydı. Resmen Tou'yu eziyordu! Tou istemsizce kafasını baskının geldiği adama çevirdiğinde, onun ne demek istediğini anladı. Gözlerinden anladı hem de! Onun iradesi öyle güçlüydü ki, konuşmaya bile ihtiyaç duymadan, sadece Tou'ya bakarak ona ne istediğini söyleyebilmişti. Söylemekle kalmamış, üstüne kabul ettirmişti. Tou ona karşı çıkmasının imkansız olduğunu biliyordu, çünkü şu an onunla dövüşmese bile korkuyordu, eğer dövüşse sonuçları ne olur düşünemiyordu. O, Tou'dan güçlüydü. Tou'ya bunu sadece birkaç saniyede kesin bir şekilde kabul ettirmişti. Zaten Tou'nun şaşırdığı şey de bu değildi, dünyada Tou'dan güçlü olan birçok kişi vardı ve hepsi birkaç saniyede Tou'ya, ondan güçlü olduğunu gösterebilirdi. Tou'nun aşırı derecede şaşırdığı şey, o adamın bunu yapış şekliydi. O hiç dövüşmemişti bile, zekasını da kullanmamıştı. Sadece Tou'ya bakmıştı, Tou onun bir Tanrı olup olmadığını düşünmeye başladı. Acaba o güneyden gelen biri miydi?
O kim olursa olsun, Tou'dan daha kuvvetli olduğu açıktı ve Tou onun istediklerini yapmak zorundaydı. Doğanın kanunu, şu an Tou'ya varlığını gösteriyordu. Yıllardır kimse Tou'ya böylesine üstün gelmemişti, üstün gelenler de bunu bakarak yapmamışlardı. Zaten üstün gelenler, bunu güçlerini kullanarak yaptıkları halde, Tou'yu Tou'nun şu an ezildiği kadar ezememişlerdi. Tou hemen dövüşü bitirmeliydi. Yoksa o kişinin gazabına maruz kalabilirdi. Sadece Tou da değil, buradaki herkes, hatta bu şehirdeki herkes o adamın gazabına maruz kalabilirdi. Çünkü o adam Tou'yu böylesine eziyorsa, gazabı sadece Tou'yu öldürerek bitmeyecek kadar büyük olmalıydı. Tou eğer şimdi bir şeyler yapmazsa, şu an gayet sakin olan siyah kapüşonlu adamı kızdırabilirdi. Ama düşünmeden edemiyordu, o kişi kimdi? Neden Pounz'a gelip Pounz'u onurlandırmıştı? Birkaç gün sarayda kalıp Kral Dustin'i de onurlandırmak ister miydi? Ya da prenses ile evlenip, Pounz'u yukarılara taşımak ister miydi? Bunu kesinlikle yapabilirdi, çünkü Tou için, kendisini bakarak çaresiz bırakan birisi, bunların hepsini kolayca yapabilirdi. Tam harekete geçmeye yeltenirken, adamdan gözlerini çekmek üzereyken adamın kapüşonu rüzgardan dolayı geriye doğru açıldı ve yüzü güneşten dolayı hafifçe aydınlandı. Bu durum, Tou'nun onun yüzünü açıkça görmesine neden oldu. Tou onu tanıyordu!
Tou bayılacaktı. 'O... O nasıl burada?' düşündü, ayakları onu daha fazla taşıyamıyordu, ama son bir şey yaparak, ''Bu kadar yeter!'' diye bağırdı. Bağırmasıyla herkes sustu ve Yua hemen bağıran ustasına baktı. Ne demek istediğini anladı. Ustası ondan dövüşü bitirmesini istiyordu. Zaten şu an ustasını utandırdığını biliyordu Yua, ama bu sadece bu turnuvaya mahsustu, bir daha asla ustasını utandırmayacaktı. Ama son kez... Son kez onu utandıracak ve Zend'i son derece büyük bir farkla ezecek, Zend'i ustasından daha fazla utandıracaktı. Yine de bugünlük yeterli olduğunu düşündü ve yumruklarını geri çekti, konuştu. ''O bayıldı. Bilinçsiz, zafer benim.''
Herkes Tou'nun bağırmasıyla susmuştu. O bağırış son derece kudretli bir aura yayıyordu ve tüm arenadaki insanları korkutup susturmaya yetmişti. Seyircilerin arasında Tou'yu kızdırmayı göze alabilecek sadece birkaç kişi vardı. Tüm seyirciler Yua'nın konuşmasından sonra onu yuhalamaya başladılar. Onlar ölüm görmek istemişlerdi, ama Yua onlara bunu vermemişti. Aslında verecekti, ama ustası onun planını bozmuştu. Ama bu dövüş Yua'yı tatmin etmek için yeterliydi, Zend ile ilişkisi olan birini yeterince dövmüştü.
Zaferi açıkça ilan edildi ve bedeninde ağrımakta olan birçok yerini dinlendirmek için yavaşça çıkışa doğru ilerlemeye başladı, Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kullanmıştı ve bir saat daha uyanık durması neredeyse imkansızdı. Birkaç metrelik tünelde çıkışa doğru, ustasıyla birlikte kaldığı hana doğru ilerlerken karanlık tünelin içinde parlayan iki yeşil göz gördü, bu gözleri tanıdı, üç yıl önce alım binasında ve turnuva kayıtlarının yapıldığı günde de aynı gözleri görmüştü. Şu an gördüğü gözler, üç yıl öncekilere hiç benzemiyordu. Onların yeşilliği üç yıl öncesine göre açıkça solmuştu, üç yılda çok şey gördükleri ve değiştikleri son derece açıktı.
Tofu Yua'ya bir şey sormak istiyordu. Biraz önce Yua'nın ve rakibinin konuştuklarını duymuştu, bu konuştuklarından sonra Yua ona sertçe saldırmıştı ve en güçlü tekniğini kullanmıştı. Tofu birkaç şeyi aydınlatmalıydı.
''Neden o kıza o kadar işkence yaptın? Zend ile ilişkisi olduğunu öğrendiğinde onu neden bu kadar çok hırpaladın? Bilinçsiz olduğunda onu dövmeyi neden bırakmadın? Yanlış anlama, seni eleştirmiyorum. Her insanın kendine göre bir savaş stili vardır, bunları sormamın tek sebebi merakım. Seni fazla tutmayacağım, bunları cevapladığında seni rahat bırakacağım. Zend ile ilişkisi olan herkese bunu mu yapacaksın?'' Tofu konuştu ve sırtını yasladığı duvardan ayrıldı, Yua'ya doğru yürüdü. Üç yıl önce ondan uzun olan Yua, şimdi aşağı yukarı Tofu'yla aynı boydaydı.
Yua sırıttı. ''Seni eleştirmiyorum.'' Tofu'nun söylediği bu cümle, Yua'nın bir şeyi kesin olarak anlamasına yetti. O gelişmişti, artık öldürmeye değer bir rakipti. Biraz önce karşısındaki çöp parçasından farklıydı bu çocuk, bu çocuk öldürmüştü. Belli oluyordu. Yua çok yorgun olmasına rağmen ona cevap vermeliydi. Onun üç yılda cevap vermeye değer biri olduğunu düşünüyordu şu an. ''Onu hırpaladım, çünkü o Zend ile iyi ilişkiler içindeydi. Zend'den de, onun her türlü iyi ilişkisinden de nefret ediyorum. Evet, Zend ile iyi ilişkiye sahip olan herkesin sonu, aynı zamanda Zend'in de sonu bu olacak. Hatta Zend'inki daha kötü olacak.''
Tofu gülümsedi. ''Peki.'' kendini bekleyen arkadaşlarının yanına doğru gitmeden önce, asillerin arasında birini bulmalıydı.
Bir sonraki turun çekilişlerini yapacak olan şişman adam, asillerin olduğu yerde en arkada oturuyordu, Tofu işini sağlama alacaktı. Aslında Zend ile dövüşmek istiyordu, ama şu an sinirlenmişti ve Yua'ya, yaptığı bencilce davranışların sonucunu göstermek istiyordu. Basit bir karanlık stili büyüyle kendini dikkat çekmeyecek bir şekilde gizledi ve seyircilerin arasından koltukların en üst sırasına doğru ilerledi, sonra da koltukların arkasına yapılmış iki insanın sığabileceği genişlikte olan yürüme alanında hızlıca ilerledi, şişman adamın arkasına geçti.
Sesini alçalttı ve arkasından adamın kulağına doğru yaklaştı. ''Hiçbir şey söylemeden beni dinle. Çıkaracağın en ufak bir seste seni öldüreceğim.'' Tofu içindeki aurayı yavaşça adamın üzerine doğru yolladı, adam ölüm tehlikesini şu an tam olarak anlamış olmalıydı ve Tofu ne derse onu yapacaktı.
''Tafu Sweng rakibini saniye içinde yendiği için otomatik olarak beş tur atlayacak. Tafu Sweng'in savaşacağı bir sonraki kişinin Yua Tengo olmasını sağla, yoksa ailenle birlikçe çok sıkıntı çekersin.'' Tofu konuştuktan sonra kendini karanlığın içine bıraktı ve onuncu seviye işlevsel bir büyüyle arkadaşlarının yanına döndü.
Şişman adam korkarak arkasını döndüğünde, arkasında kimsenin olmadığını fark edecekti ve bu onun daha da korkmasını sağlayacaktı. Tofu'nun konuşmasından sonra, adamın onun dediklerini yapmaması için küçük bir ihtimal vardı. Ama şu an yoktu, o son derece korkuyordu. Tofu işini her zamanki gibi garantiye almıştı, şu an Yua ile olan savaşı kesindi. Bakalım, Zend ile iyi ilişkileri olan Tofu'ya ne yapabilecekti?
Zend Tou'ya baktığında, iri adamın terlemeye başladığını gördü. Zend'in maça çıkmadan önce oturduğu koltuğun olduğu tarafa bakıyordu Tou, sonra bir anda titremeye başladı ve ayağa kalktı, ''Bu kadar yeter!'' diye bağırdı ve geri oturdu. O çok sıkıntı içindeymiş gibiydi. Ama fark etmezdi, Maddle şu an güvendeydi, hemen birkaç şifacı Maddle'yi alıp götürdü. Şimdi iyileşecekti, kalıcı bir hasarı da olmayacaktı. Ama Zend Tou'ya ne kadar teşekkür etse azdı, adam resmen onun aklını okumuş ve Maddle'nin hayatını korumuştu. Zend ona hayran olmakta haklı olduğunu düşündü, birkaç gün önce ona yaptığı isyandan dolayı son derece utandı. Gerçekten, Tou hayran olunacak biriydi. Yine de şundan emin oldu Zend. Tou hayran olunacak biriydi evet, ama Yua, ondan hiçbir şey öğrenmemişti, hala üç yıl önceki gibi bir pislikti.
***
Maddle'nin dövüşünün üzerinden altı gün geçmişti. Bir sonraki dövüşler bugün yapılacaktı, Zend Hinia'ya destek olmak için Fun ile birlikte Maddle'nin yanında duruyordu. Hinia altı gündür çok durgundu, üzülüyordu, ama aynı zamanda pes etmemiş ve güzel bir dövüş çıkarmış olan öğrencisiyle gurur duyuyordu. Zend savaşın iğrenilecek bir şey olduğunu tekrar anladı, zarar gören taraf tanıdığın ve sevdiğin biri olunca işler tamamıyla değişiyordu. Zend bir rakibini daha kolayca yenmişti ve hızlıca Maddle'nin yanına dönmüştü, zaten Yua ile karşılaşana kadar hırsla savaşacağı biri olmadığını düşünüyordu. Altıncı turun olduğu kurayı izlemeye ve savaşacağı kişiyi öğrenmek için gitmedi bile. Zaten rakibini belli bir süreden önce yenenler direkt olarak bir tur farkla, eğer büyük fark varsa iki ya da üç tur farkla sonraki tura atlamışlardı, ikinci turda rakibiyle uzun süre mücadele edenler vardı, üçüncü turda da ikinci turda tıkananlar ve birinci turda anında kazananlar savaşıyordu, bu şekilde devam ediyordu. Zend de ilk savaşından sonraki rakibini son derece hızlı bir şekilde yendiği için direkt olarak altıncı tura atlamıştı, bu aynı zamanda çeyrek finaldi.
Tekrar arenaya doğru ilerledi, seyirciler yine coşuyorlardı. Her seferinde böyleydiler, turnuvaya katılan on çocuk ölmüştü, bu ölümlerde kalabalığın son derece yüksek seslerini arenaya yakın olan bir yerde kaldığı için duyabiliyordu Zend. Maddle de aynı yerde kalıyordu zaten, Zend eğer son derece yüksek ve coşkulu uğultular duyarsa anlıyordu ki biri ölmüştü. Bugün bir maçı daha olmalıydı. Fun'dan Hinia'nın yanından ayrılmamasını istedi ve arenaya doğru ilerlemeye başladı Zend.
Çeyrek finalden itibaren yapılacak dövüşler ve dövüş sıraları arenanın girişine asılıyordu. Zend arenanın içine giden tünellerden birine girdiğinde, kimsenin olmadığını fark etti. Seyirci koltuklarına da buradan çıkılıyordu, normalde içecek ve yiyecek alan birçok insan buradan geçerdi. Ama şu an fazlasıyla boştu, Zend bunu maçın başlamasına az kalmış olmasına verdi ve maçlara göz attı. İlk olarak kendi ismini aradı. Kendisi üçüncü sıradaydı ve yine tanımadığı biriyle dövüşecekti. Dövüşler Kral Modu olan biri için fazla kolaydı, buraya katılanlar Zend'den yaş olarak fazla büyük olmuyorlardı, Zend'i çok zorlamıyorlardı. Listedeki herkese bakmak için listenin en üstüne çıktığı sırada iki isim gördü, Tafu Sweng ve Yua Tengo.
Zend içinden bir küfür savurdu. ''Lanet olsun, Tofu on ikinci seviye bir karanlık elementi büyücüsü! Mantıklı bir şekilde düşününce Yua'dan çok daha güçlü olması gerekiyor, eğer Yua'yı yenerse ben Yua'yla nasıl dövüşeceğim?'' Zend yanında Kara Yaprak'tan gelen kel adam olsa da Tofu'yla konuşmalıydı. Ondan yenilmesini istemek zorundaydı! Hızlıca asillerin olduğu yere doğru yönelmişti ve koşmaya hazırlanmıştı ki, sunucunun sesini duydu. Umursamadan devam ediyordu, ama aklına gelen şeyler onu durdurdu. ''Bir dakika, Yua ve Tofu'nun isimleri en üstteydi. Yani ilk savaş onların olacak!''
Sunucunun büyüyle yükselmiş sesi Zend'in kulaklarına dolmaya başladı. ''Biliyorsunuz ki, çeyrek finale girdik. Şimdi izleyeceğimiz maçlar, çok daha güzel ve kanlı olacak! Hem de ilk izleyeceğimiz maç, hepimizin turnuvanın en güçlüleri olarak gördüğü isimlerin arasındaki iki kişinin arasında olacak! Kara Yaprak'tan gelip turnuvamızı onurlandıran Tafu Sweng!'' sunucu bağırdı ve Tafu kulübesine doğru ilerlemeye başladı, Zend sunucu konuşmaya başladığı anda seyircilerin yanına koşmuştu ve şu an Tafu'yu görüyordu. Tafu'nun üzerinde bakışlar toplanmıştı şu anda, gayet kendinden emin gibi görünüyordu.
Sunucu tekrar bağırmaya başladı. ''Ve şimdi de, yaptığı savaşlarda üstün teknikler kullanan, hem de Savaş Tanrısı'nın tekniğine bizzat sahip olan Yua Tengo!'' insanlar yine bağırmaya başladılar ve Yua da kulübesine girdi. Sunucu yaklaşık bir dakika sonra tekrar Yua'nın ve Tofu'nun ismini haykırdı, böylece Tofu ve Yua kulübelerinden çıkıp birbirlerine doğru ilerlediler. Savaş birkaç saniye içinde başlayacaktı.
Yua Tofu'nun karşısına gelince, Zend'i yine şaşırttı ve beklenmedik bir şekilde Güç İspatı yaptı. Zend Tofu'ya baktığında, Tofu'nun hiç oralı olmadığını, Güç İspatını bırak, pozisyon bile almadığını gördü. Sırtındaki siyah cübbesini çıkarmıştı ve üzerinde lacivert bir giysi vardı. Yua gülümsedi ve yüzüğünden kılıcını çıkardı, bir büyücüye karşı savaşırken şartlar zaten eşit olmayacağından dolayı kılıcını kullanmakta sakınca görmüyordu. Tofu'ya doğru saldırıya geçti.
Yazar notu: Normalde burada bırakacaktım ama mükemmel biri olduğum için devam edicem eheuhehe.
Tofu kendine doğru gelen kılıcı gördü, ama eliyle Yua'ya beklemesini gösteren bir işaret yaptı. ''Bir dakika, söylemek istediğim bir şey var.''
Yua sağ elini geri atıp kılıcını vücudunun sağ tarafında Tofu'ya doğru dik bir şekilde tuttu. ''Ne diyeceksin?''
''Zend ile iyi ilişkisi olan herkesin sonucunun, bilinçsiz olduğu halde dövmeye devam ettiğin kız gibi olacağını söylemiştin, diyorum ki, benim de Zend ile ilişkilerim çok iyi, kardeş gibi seviyorum onu. O da beni seviyor, yani ilişkilerimiz çok iyi.'' Tofu sırıttı. ''Kusura bakma, önceki dövüşlerdeki seriyi bozmamak için seninle bir dakikadan fazla oynayamam. Erken bitirelim.''
Yua, Tofu'nun söylediklerinin onu kızdırmak için olduğunu fark etti. Sinirlense de belli etmedi, yine de onu hafife almadığı için Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı aktifleştirdi ve birkaç tekniğini birden aktifleştirdi. Ona karşı açık vermeyecekti.
Yua tekrar saldırıya geçtiğinde, Tofu da bir büyüye başladı ve elinde oluşturduğu siyah bir topu Yua'ya fırlattı.
''Bana değmeyecek.'' Yua hemen kenara çekildi ve top arkasına doğru gitti, biraz gittikten sonra yere düştü ve yerde küçük bir gölet oluşturdu.
Tofu elinde birkaç tane daha top oluşturdu ve onları seri seri Yua'ya fırlatmaya başladı. Yua Savaş Tanrısının Heyecanı sayesinde tüm saldırılardan hızlıca kaçabiliyordu. Ona yaklaşamıyorlardı bile. Tofu hızlıca başka bir yere gitti, oradan toplarını fırlatmaya devam etti.
''Pozisyon değiştirsen de işe yaramaz, sen bir büyücüsün, sonun yenilgi olacak!''
Yua saldırıya geçmenin vaktinin geldiğini düşündü ve sağ tarafında olan kılıcını, kendinden birkaç metre uzakta olan Tofu'ya doğru çevirdi, ona doğru son derece hızlı bir şekilde koştu, arkasına geçti ve kılıcını Tofu'nun koluna savurdu. Tofu şu ana kadar yedi saldırı yapmıştı, hesabına göre daha fazla yapmasına gerek yoktu. Olasılıklar tamamlanmıştı. Şimdi tek yapması gereken... Onu itmekti.
Kılıçtan kaçamayabilirdi. Bu yüzden elinde bir büyü oluşturdu ve onu fırlatmadan elinde tuttu, onu da vücudunun kılıcın gelme ihtimalinin en yüksek olduğu yerine doğru ilerletti. 'Sağ tarafında kılıcı tutuyor. Öyleyse sol kol.' Tofu zaten bunu düşünmüştü, o ilk saldırısını Tofu'nun sol koluna yapacaktı. Tahmin ettiği gibi oldu ve kılıç, yan bir şekilde Tofu'nun büyüyü topladığı eline saplandı. Daha doğrusu büyüye saplandı.
Yua son derece şaşırdı. 'O beni nasıl görüyor?! O bir büyücü!''
Yua kılıcını çekti ve Tofu'ya baktığında, Tofu onun yakınına gelmişti ve ona bir yumruk attı. Yua biraz önce çok şaşırmıştı ama şu an gülmek üzereydi. 'Haha! Bir büyücünün yumruğu mu?'
Yua Tofu'dan gelen yumruğu omzuyla karşıladığında, biraz öncekinden fazla şaşırdı. Çünkü o, Yua'yı itmeyi başarabilmişti! Resmen Yua bir adım geri gitmişti! Bu takdire değerdi!
Yua bir adım geri gittiğinde, sağ ayağı yerdeki siyah sıvılardan birine girdi. Yua panikle ayağını yerden çıkarmak için, diğer ayağıyla, saplanmış ayağının ön tarafına vurdu ve kendini geriye attı.
Tofu sırıttı. ''Birinciye girdi.''
Yua tekrar saldıracağında, kendini geriye atarak gittiği yerde yine sağ ayağının siyah sıvılardan birine girmiş olduğunu fark etti. ''Lanet olsun!'' bu zincirleme bir tuzak olabilirdi. Bir yıl önce bunlardan biriyle karşılaşmıştı.
'Zincirleme tuzaklar insanların yapma ihtimali çok olan şeylerle yapılan tuzaklardır. Öyleyse bundan kurtulmak için sadece düşündüğümün tam tersini yapmam yeterli.' Yua hızlıca düşündü. Normalde olsa şu an rakibine saldırmak için Savaş Tanrısının Heyecanı'nın hızından yararlanırdı ve rakibinin yanına giderdi. Öyleyse ileri gitmek yerine geri gitmesi yeterliydi. Diğer ayağını tüm gücüyle yere tekrar vurdu ve tekrar geri gitti. Zaten biraz önce geri gidip siyah şeylere basmıştı, şu an aynısının olma ihtimali yoktu.
''Sanırım kendini zeki sanıyorsun.'' Tofu gülerek konuştu.
Yua kendini geri attığında, kendini şimdi de siyah şeylerin içine sol ayağını sokmuşken buldu. 'Bunları düşüneceğimi düşünmüş.' Yua onun dövüşmeye değer olacağını tahmin etmişti. ''Hah! Düşük seviye bir tuzak. Bunlardan kolayca çıkabilirim.'' bu sefer Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan gelen gücü kullanarak yana attı, ama bu sefer attığı yerde siyah şeylerden yoktu. Kendini güvene almıştı. Sonuçta siyah şeyler her yerde değillerdi, bu sefer onun tahmin edemeyeceği bir şekilde çıkmıştı, ancak o toplardan birkaç tane daha atsa ve arenanın her yerinde onlardan olsa, Yua bu savaşı kaybedebilirdi. ''Bazen ileriyi görmek ve tahmin etmek yetmez, acemi.''
Kılıcını çekti ve fazla uzadığını düşündüğü dövüşü sonlandırmak için hızlıca gitmeye başlayacağı sırada, iki ayağının da altında siyah sıvılardan olduğunu gördü. Bu nasıl olmuştu?! Buraya atlarken kesinlikle emindi, burası temizdi!
''Ne yani, seni tutabilmek için iki ayağını da tutmam gerekiyordu, bu yüzden iki ayağını da tek tek olsa da bir şekilde büyülerimden birine sokmanı bekleyeceğimi düşünmedin mi?'' Tofu gülümsedi. ''Ayağının altına yapışabileceklerini tahmin edemedin mi?''
Yua bu durumu daha önce yaşamıştı ve çok şükrediyordu ki, Alim Modu o zaman da açıktı. O zaman rakibini yenmişti, yapması gereken sürpriz, tahmin edilemeyecek bir saldırıydı. ''Hakkını yememeliyim, gerçekten güzeldi.'' Yua konuştu. Sonra doğruldu ve konuşmaya devam etti. ''Ancak bir hata--'' rakip seni dinlerken saldırmak, onun zayıf noktasına ulaşmanı sağlardı. Yua daha önec bu durumdan böyle çıkabilmişti. Konuşurken kılıcını tüm tekniklerinden gelen birleştirilmiş hız ile Tofu'ya fırlattı.
Tofu'nun kalbinin birkaç santim altına saplandı kılıç, Tofu darbenin etkisiyle birkaç adım geri gitti. Yua kahkaha attı, ''Kibirli olmamalıydın, hala üç yıl önceki gibi zayıfsın.''
Tofu'nun göğsünden yere birkaç şey damladı. Ama bunlar kan değildi, dökülen şey siyah bir sıvıydı. Yua Tofu'nun göğsünden giren kılıca baktığında, kılıcının, Tofu'nun göğsündeki siyah, tam olarak kılıcının genişliğindeki siyah bir alana girmiş olduğunu gördü. Santimi santimine kılıcı, o siyah şeyin içindeydi.
Tofu tekrar güldü. ''Sanırım bunu da tahmin etmiştim.''
Yua'nın ayağının altındaki sıvı, onu çekmeye başladı. Boyuna kadar çekilmişti, bu gidişle ölecekti! Ama pes edemezdi. Bu onursuzca olurdu. Gerekirse ölürdü. ''Sanırım öleceğim!'' Yua panikle konuşmaya çalıştı, ama konuşamadı, burnu da büyünün içine girmişti ve nefesi bitmek üzereydi.
''Pes ediyorum.'' Tofu elini kaldırdı ve pes etti, Yua'yı büyüden çıkardı.
''Ne?'' Yua şaşırmıştı, bir saniye daha orada kalsa, büyük ihtimal nefessizlikten ölecekti. Doğru düzgün hiçbir şeyi göremiyordu, gözleri de biraz önce sıvının içine girmişti ve görüşü düzelmemişti. Ama görüşü, Tofu'nun arkasında olan büyük saatin üzerindeki, büyük elli dokuz sayısını göremeyecek kadar kötü değildi.
***
2762
Magnec