çeviri için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
56. Bölüm Anında Sakatlık
"Tik tak."
Zend başı patlayacakmış gibi hissetti, saat sesleri sonunda durdu ve birkaç çark sesinden de sonra sessizlik her yere hakim oldu.
Ne Karkan'ın, ne Fun'un, ne Saga'nın sesi... Hiçbir ses yoktu, üstüne görüntü de yoktu.
"Kör mü oldum?" Zend kendi kendine sordu, çünkü artık gözünü açsa da açmasa da aynı şeyi görüyordu; karanlık.
"Hey, biri var mı?" Zend bu sefer konuştu, ama kendi sesini duyamadı. Sağır olduğunu da düşünmeye başlamıştı, sonuçta duyduğu büyük uğultular hayra alamet değildi.
"Işık." Zend kıymık büyüklüğünde bir beyaz ışık gördü. Ama o kıymık kadar olan ışık gözünü o kadar almıştı ki, Zend gözünü hemen kapatmak zorunda kalmıştı. Gözünü açmaya çalıştı, ama açamadı. Bu sefer de gözleri yapıştırılmış gibiydi.
Etraftan uğultular yükselmeye başladı, sanki çok fazla insan aynı yerde bulunuyormuş gibiydi.
Zend kalabalığın büyük nidaları eşliğinde gözlerini aniden açtı. Vücudu yorgundu, ama boynundaki o his... O tarif edilemez his son derece düzgün bir şekilde hala yerindeydi. Bu da demekti ki, şu an sağlamdı!
Etrafına baktı, karşısındaki çocuk beşinci saldırı için hazırlanıyordu. Zend kendine bir tokat attı, bu herkesin gülmesine neden oldu. Çocuğun kendini tokatlamasını hiç kimse beklemiyordu. Zend gözlerini iyice ovdu, ama bu gerçekti! Hisler tamamen aynıydı ve her şey hatırladığı gibiydi!
"Bir şekilde zamanda geri geldim!" Zend mutlu ve neşeli bir kahkaha attı, şu an sakat değildi ve gerçekten de geçmişe gelmişti!
"Bunu nasıl yaptığımı bilmiyorum ama, şimdi yapabileceğim bir şey var." düşündü Zend. "O şu an beni daha sakatlamadı. Yani onu öldürmek hoş olmaz. O beni sakat bıraktı..."
Zend anında duruşunu aldı, beynini zorladı. Buraya nasıl geri gelmişti? Ama şu an bunun çok önemi yoktu, gerçekten gelmişti.
"Bu yumruğu ye, sana kalıcı hasar vereceğim. Hahaha!" çocuğun konuşması, tribünlerin sesinin altında yok oldu.
"Bu sefer onun ne yapacağını biliyorum. Sağ ayağıma değil, sol ayağıma tüm gücümü verip onun sağa giden yumruğundan çıkacağım..." Zend yumruğunu hazırladı bile. "Sonra da, kısasa kısas!"
Çocuk bir çılgın gibi koşarak Zend'e doğru geldi, Zend Saga'nın sesini duydu, ona kaçmasını söylüyordu. Ama önemli değildi. Bu sefer sakat bırakılan taraf farklı olacaktı. Zend ne olacağını tam olarak biliyordu.
Gelen yumruk ona iyice yaklaştığında, tüm gücünü sol ayağına vererek kenara çekildi ve görüşünü düzelttiği gibi, dağ gibi olan yumruğu yedi.
Yüzünü yine hissetmiyordu. Dili uyuşuktu ve geçen sefer yaşadığı tüm o hisleri tekrar yaşıyordu. Duyduğu tüm acı, tüm kin tekrar toplanmıştı. Nerede hata yapmıştı? Kesinlikle emindi ki, o bir önceki saldırıda sağa kaymıştı. O büyük yumruk ağır bir şeydi, öyle kolayca döndürülemezdi. Yani yumruğunu yine sağa kaydırmalıydı, Zend onun hiçbir şeyi tahmin etmesi mümkün olmasın diye son ana kadar bile beklemişti. Boynunu hissetti. O akış durmuştu.
Yaşanacak en büyük acı, aslında ondan kurtulduktan sonra aslında kurtulmadığınızı hissettiğiniz zaman gelen, hayal kırıklığı ile beraber gelen acıdır. Zend onu şu an fazlasıyla yaşıyordu.
Nasıl kaybetmişti? Bu nasıl olmuştu? Gözünü kin mi bürümüştü? Tanrı ona bir şans daha verip, Zend'in o şansın elinden kaçırmasını mı sağlamıştı? Zend kabullendi. Kendi açgözlülüğü yüzünden bu olaylar olmuştu, eğer hemen pes etseydi hala damarı düzgün olacaktı. Hissetmediği gözlerinden yaşlar akmaya başladı, ama Zend ağladığını bile daha anlayamamıştı...
"Böyle bir saldırıyı kullanmak da ne demek oluyor?! Yoksa iyi niyetimizi boşa mı çıkarıyorsun Walof?! Dua et, Zend'e bir şey olmamış olsun. Diğer türlü tanrılar bile çocuğunu elimden alamaz!"
"Karkan'ın öfkeli sesi, yine aynı konuşma..."
"Ki damarları zedelenmiş! Karkan, o artık bir savaşçı olamaz!"
"Kyuk aynı şeyi söylüyor." Zend düşündü. Zaten şu an başka bir şey yapamıyordu. Neden buradaydı? Tanrı ona bir hediye mi vermişti, yoksa yaşadığı bu kabus gibi olayı tekrar yaşatarak onu cezalandırmak mı istemişti? Ona bunu kim yapmıştı ki?
"Lanet olsun, neden bunu bir kere daha yaşıyorum? İlk sefermiş gibi canımı yakıyor!" Zend isyan etti, ama onu kim duyabilirdi?
Sessizlik. Yine.
"Anladın mı?" Zend'in kulaklarında bir ses yankılandı. Orta yaşlı bir adamın sesi gibiydi, ama gayet inceydi.
"Neyi anladım mı? Tanrı olduğunu ya da bana acı çektirmeye çalıştığını falan mı?" Zend gözlerini açtığında yine karanlık bir ortamda olduğunu fark etti, ama bu sefer bir değişiklik vardı. Kafasının üstünden göğsüne kadar inen bir yara izine sahip, kafasında yara izinin olduğu yerlerde saç çıkmamış siyah saçlı bir adam, Zend'in karşısında beyaz bir sandalyeye oturuyordu. Yüz hatları kusursuzdu, uzun siyah saçları omuzlarının altına kadar uzanıyordu ve masmavi gözleri vardı. Önü açık bir gömleği vardı, o da neredeyse saydamdı.
"Hayır, onu yenemeyeceğini." adam tekrar konuştu, ama çok ikna edici bir ses tonu vardı.
"Ama ben onu yenebilirim, emin ol, sadece şansl--" Zend'in içindeki umut yine yeşerdi. O adam çok güçlü biri gibiydi, belki de ona kendini ispatladığında buradan çıkması mümkün olabilirdi.
"Yeter." ses sakin bir şekilde konuştu, ama adamın ses tonu normal ve sakin olmasına rağmen aşırı baskıcıydı. Zend cevap bile veremedi.
"T-Tamam." kekeleyerek konuşmayı başardı.
"Şimdi gidip pes edeceksin. O kadar." adam sakince konuşmaya devam etti, ama sanki her kelimesi Zend'in derisine işliyordu.
"T-Tama--" Zend yine onun dediklerinden çıkmayacaktı ama konuşmayı başaramadı. Sanki dili kurumuştu.
"Sadece git ve pes et." adam kendini tekrarladı.
"B-Bir şey sormak istiyorum, siz kimsiniz acaba? N-Neden beni oradan çıkardınız?" Zend tüm cesaretini topladı ve konuştu, adam ona zarar verecek olsa şimdiye kadar verirdi, ayrıca onu oradan kurtarmazdı. Eğer bu soruları şimdi sormazsa bir daha o adamı görüp de sorma şansı olacağını düşünmüyordu.
"Borç." adam tek kelimeyle cevap verdi. Başka hiçbir şey söylemedi.
Zend birkaç saniye bekledi ve adamın konuşmayacağını anladı, bu yüzden kendisi konuştu. "Tamam o zaman, artık gidebilir miyim?"
Adam ona sadece başını salladı, Zend kendini bir anda o çocuğa bakarken buldu. Çocuk yine elini beşinci saldırı için hazırlıyordu.
"Hahaha, gerçekten onun pes edeceğini mi düşündün Zamanın Efendisi? Yoksa onu unuttun mu? Siyah dumanlar ruhsuz gibi görünen adamın üstünde uçuştu. Çocuk çoktan buradan gitmişti.
Adam elini kafasındaki yara izine götürdü. "Onu nasıl unutabilirim?"
***
Zend ne yapacağına daha karar vermemişti. Adama pes edeceğini söylemişti ama, şimdi içinden son derece büyük bir dürtü onu yenebileceğini söylüyordu. Ona uymalı mıydı? Yoksa yine geçen sefer olduğu gibi mi olacaktı? Yine yenilip sakat mı kalacaktı? Bu sefer yine zamanı baştan alabilir miydi?
Yumruk gözünün önüne geldi. Ne sağa, ne sola kaçarsa ondan kurtulamayacaktı. Sonunda savaş yönü baskın geldi, yumruk ona gelirken Saga'nın sesini yine duydu ama bu sefer onu hiç dinlemedi. Tam olarak odaklanması gerekliydi!
"Kısasa kısas!" Zend eğer ondan kaçamıyorsa, onun kaçmasını sağlayacaktı. O yumruğu savuşturamıyorsa, ona savuşturamayacağı bir yumruk atacaktı! "Sakat mı bırakacaksın?! Kesinlikle, burada bir sakatlık olacak!"
Zend bağırdığı gibi daha önce birleştirmediği kadar gücünü sağ elinde birleştirdi, onları bir araya topladı. Tüm hırsı ve gücüyle, içindeki yoğun kin ile birlikte yumruğunu kendine gelen yumrukla çarpıştırdı.
İki yumruk çarpıştı.
Çatırdama sesleri arenanın en uç köşelerinden bile duyulabilirdi.
"AAAHHHH!!" yakışıklı çocuk, eskiden düz olan eline baktı. Şu an eli resmen normalin tam tersi yöne kıvrılıp bükülmüştü, onu hissetmiyordu.
Zend süngerlerle çok çalıştığı ve güç kazandığı için kendine şükretti.
Çocuğun koluna bakmak için, Kyuk hemen yerinden fırladı.
Siyah giyimli adam da hemen gelmişti, değerli çocuğunun yanında duruyordu.
Kyuk'un sesi duyuldu. "Sağ kolundaki ki damarları tamamen birbirine girmiş! Bu kalıcı bir sakatlık olacak! O artık savaşçı olamaz!"
Herkes sustu, ama Zend içinden kahkahalar atıyordu. "Hahaha, bir dakika, ne demişti?" düşündü, sonra sesini yükseltti.
Sesinin yapmacık olduğunu herkes tahmin edebilmeliydi, yoksa zevki çıkmazdı. "Aman tanrım! İsteyerek olmadı!"
***
Magnec