Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

294. Bölüm Kışkırtma

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Yua ile konuşmasının ardından evin içine doğru yavaşça geçmişti Zend. Direkt olarak Vosu ile görüşürse, görüşmenin ardından evden gitmesi istenecekti ve Ankoa ile konuşmak için bir fırsat bulamamış olacaktı genç adam. Böylece planı suya düşmüş olacaktı, böyle olmaması için ilk olarak bir şeylerle uğraşması şarttı.

 

‘’Ankoa nerede peki Era? Onu hissedebiliyor musun?’’ Zend, kafasının hemen yanındaki büyülü yaratık ortağına seslendi hızlıca, eve girer girmez. Şimdilik bir sorun yaşamamalıydı evin içerisinde, gece olan şeylerden dolayı korumalar iyice artırılmıştı tabii, muhtemelen Dustin bizzat buraya bir sürü asker yollamıştı. Zend bir daha gelirse diye… Ovaur’un ölümünden sonra daha ev sakinleşememişken bir saldırı gerçekleştiren kişinin aklına, neden hemen bir saldırı daha yapmak gelirse onu tutan bir şey olur muydu? Beklenmedik saldırılar hızlı gelenlerin arasından çıkardı her zaman, rakibin hazırlanmasına izin vermeden saldırmak, insanoğlunun doğuşundan bu yana sürekli kullanılan bir şeydi. Hem de her türlü yerde…

 

Era, Zend’in sorusunun ardından biraz bekleyip enerjisiyle, kimsenin onu fark etmesine izin vermeden evin içini taramaya çalışmıştı hızlıca. ‘’Zend, görünüşe göre bu sefer evin içerisinde farklı kişiler var. Vosu’nun kardeşleri buraya ulaşmış olmalı, onun odasında değiller ama civardaki odaların içerisinden güçlü enerjiler hissediyorum. Çok da güçlü değil tabii, ama bize sorun çıkarabilecek seviyedeler. Üstelik bir araya gelirlerse, işimiz iyice zorlaşmış olur. Olur da savaşırsak tabii, eğer sen kafandaki planı düzgün bir şekilde uygularsan bir sorunumuz kalmaz, Ankoa’yı kışkırtmana bak. Ağzına geleni söyle.’’ dedi ve biraz daha bekledikten sonra, konuşmasını sürdürdü minik büyülü yaratık. ‘’Ankoa da buralarda, hatta şu köşedeki koridorda, birisiyle birlikte bekliyor. Onunla sohbet ediyor olmalı…’’ dedi ve patisiyle bir yeri işaret etti Eralkavender. Ankoa’nın enerjisini geçen sefer, ne olur ne olmaz diye ezberlemişti, hatta o gün evin içinde gördüğü herkesin enerji yoğunluğunu, farklılığını göz önüne alarak bir liste çıkarmıştı kendi kendine, şu anda, geçen sefer karşılaştığı herkesi tanıyabilecek durumdaydı. Tek ihtiyacı olan, enerjiyi hissetmekti.

 

‘’Tamam,’’ Zend, Era’nın işaret ettiği yere doğru gitmeye başlamıştı hızlıca, onun konuşmasının ardından.

 

‘’Onunla direkt gidip sohbet falan etmeye çalışmayacaksın, değil mi?’’ Era, Zend’in bir anda Ankoa’nın bulunduğu köşeye doğru ilerlemeye başladığını görüp şaşırarak. Genç adamın üzerinde olan gözler de vardı aynı zamanda, eve girdiği anda, birkaç kişi gözlemlemeye başlamıştı genç adamı. Sonuçta daha yeni bir saldırıdan kurtulmuş olan bir eve giren, Fozre Ailesi ile çok samimi olmayan her kişi bir tehlike oluşturma potansiyelindeydi şu anda. Ama onun kim olduğunu bildikleri için, gidip de bir şeyler söylemeye cesaret edememişlerdi. Fozre Ailesi’nin içinde olan hemen herkes, Fozre ile Zend’in arasının iyi olmadığının farkındaydı. Ayrıca dün onun Kral Dustin ile nasıl rahat bir şekilde konuştuğu da dillerde dolaşmıştı tüm gün boyunca, onun yüksek kademeli biri olduğunu o an daha da iyi anlamışlardı. Eğer yanlış bir şey söylerlerse gidip de, Zend onları katledebilirdi. Bunu yapabilecek kadar gücü de, desteği de vardı. Üstelik, onun acımasız biri olduğu tüm haklın dudakları arasında yayılıyordu, bu yüzden kimse Zend’e müdahale edecek bir şey yapma cesaretini gösteremiyordu o anda.

 

Ailenin güçlülerinin de orada olmamasından dolayı, içlerinde bir güvensizlik vardı Fozre Ailesi üyelerinin. Kral Dustin’in oraya gönderdiği askerler Zend’den çekiniyordu, çünkü o bir Kraliyet Askeri’ni bire birde öldürmeyi başarmıştı, üstelik bu Kraliyet Askeri de sıradan biri değildi, Siyahlar’ın içerisinde on beşinci sırada olan Lurgus Nata’ydı. Ama Zend onu öldürmeyi başarmıştı, ek olarak Kraliyet Sarayı’nda, Ovaur’u Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında öldürmeye cesaret eden ve başarılı olan kişinin Zend olduğu söylentileri de yayılıyordu, yavaş yavaş da olsa. Bunu yapmaya cüret eden, üstelik daha önceden aralarında bir anlaşmazlık olmamış, onunla sadece ilk görüşmeleri olmasına rağmen, birkaç saatte kazandığı öfkeyle Ovaur’un, kemikleri etrafa saçılarak ölmesini sağlayan kişi, kim bilir canını sıkanlara neler yapmazdı...

 

Zend’e karışmaları için, onun en azından bir şeyleri yanlış yapması gerekiyordu evin içinde. Zend de buna devamlı olarak dikkat ettiği için, onun adına bir sorun olmuyordu.

 

Etraftaki bakışları fark eden Zend, dikkatli bir şekilde adımlarının devamını getirirken kendisine, dikkatli olmasını sağlamak amaçlı bir uyarıda bulunmak üzere olan ortağına cevap vermişti çabucak. ‘’Hayır ortak, direkt gidip onunla konuşmaya çalışmayacağım.’’ dedi ve adımlarını, Ankoa onun görüş alanına girene kadar yavaşlattı. ‘’Onun geçen sefer benimle neden konuştuğunu hatırlıyorsun, değil mi?’’

 

‘’Elbette, birinci katta bir şeyler arıyorduk, daha dündü o. Bir gün içerisinde çok fazla şey yaşandı diye unutacak değiliz sonuçta…’’ Era, hızlıca Zend’e cevap vermişti.

 

‘’Aynen öyle. Eğer o eleman bizi, birkaç kanıt arayarak katı kolaçan ederken ziyaret ettiyse, yine aynı şeyi yapıyormuş gibi görünürsek o da yine aynı şeyi yapacaktır. Ama bu sefer bizi kesin görmesi lazım, bu yüzden onun görebileceği bir yerlerde dolaşacağım.’’ Zend, içten içe gülerek planını anlattı Era’ya. Aklından, Ankoa’ya söyleyeceği şeyleri geçiriyordu sırayla. Onu gerçekten de sinirlendirecekti, zaten ancak böyle, onun, söylediklerini düşünmeden kabul etmesini sağlayabilirdi. Yeri belirlemişlerdi Tarini ile birlikte, aynı şekilde ona yardım edecek ve Ankoa ile birlikte gelen askerlere saldıracak olan Beyaz Taç üyeleri de şu anda hazırdı, önlem almışlardı. Ama Zend, eğer becerebilirse Ankoa’nın yalnız başına gelmesini sağlamak istiyordu. Eğer böyle olursa hem görgü tanığı olmazdı Ankoa’nın nasıl, kimin tarafından kaçırıldığına dair, hem de, Beyaz Taç’tan getirdiği dostları yaralanma riskini almamış olurdu. Böylece Beyaz Taç işin içine hiç girmemiş de olurdu ve Zend daha rahat ederdi, çünkü şimdi dikkatler yine Zend’in üzerine toplanacaktı Ankoa kaybolunca… Üstelik, Zend ile buluşmaya gittiğini söyleyerek gidecekti kesin, Zend bunu da engellemeye çalışacaktı ama pek başarılı olacağını sanmıyordu, yine de deneyecekti tabii, ama ihtimallerden büyük olanı gerçekleşir de Ankoa, Zend’in onu çağırdığı yere gideceğini birilerine söyledikten sonra, tam da o yolda saldırıya uğrarsa, dikkatler tam olarak Zend’in üstünde toplanacaktı bu sefer… Normalde burada yapılması gereken ortamın soğumasını beklemekti, Zend, eğer fazla fazla vakte sahip olsaydı şu anda hiç kendini kasmıyor, Beyaz Taç’ta antrenman ya da meditasyon yapıyor olurdu. Ancak hiç vakit kaybetmek istemiyordu o, yapacak bir şeyleri vardı çünkü… Bu ödül kaldırıldığı zaman, Fungyuo’ya gidecekti. Oraya gecikmek istemiyordu. Bu yüzden, dişini sıkıp şimdi hızlı hızlı, insanların ona odaklanmasını kafaya takmadan hareket ediyor ve saldırılarını art arda yapmaya devam ediyordu…

 

‘’Eh, hadi bakalım o halde…’’ Era, Zend’in planını duyduktan sonra cevap verdi usulca, kendisi de bir şeyler olursa diye, tetikte beklemeye devam ediyordu. Aynı zamanda da etrafına enerjisini yavaşça yayarak, sağda solda kim var kim yok diye kontrol ediyordu.

 

Zend, Ankoa’nın görüş açısına girdiğine emin olduktan sonra ona arkasını dönerek, ileriye doğru yürümeye başlamıştı. Bu yol, biraz daha ilerlendiği takdirde; Ankoa’nın geçen sefer Zend’i götürdüğü banyoya çıkıyordu. Ankoa gelip de ona nereye gittiğini sorarsa oraya gittiğini söyleyecekti, ama önce onun yanındaki şu adamlardan biraz uzaklaşması gerekiyordu. Muhtemelen onlar da askerdi ve Ankoa ile muhabbet ediyorlardı… Tabii onun kuzenleri falan da olabilirlerdi, Zend onları gözleriyle görememişti, yalnızca enerjisiyle kontrol edebilmişti.

 

‘’Oltaya düştü.’’ Zend, içinden soğukça gülerken, ona doğru yaklaşmaya başlamış olan Ankoa’yı fark ederek, diğerlerinden uzaklaşmak için adımlarını hafifçe hızlandırmaya başlamıştı. O genç Zend’in arkasından geliyordu hızlıca, Zend’e ulaşmak istiyordu anlaşılan. Ama Zend buna şimdi izin verir miydi? Tabii vermezdi… O arkasından geldikçe, Zend de o banyonun olduğu odaya doğru hızlıca ilerliyordu.

 

Tam odanın kapısına geldiğinde, Ankoa ona arkasından seslenmişti sert bir şekilde, geçen seferki gibi öfke doluydu o genç. ‘’Sen, burada ne yaptığını sanıyorsun?!’’

 

Zend, onu zar zor duymuşçasına ilk başta olduğu yerde bekleyip, bir süre geçtikten sonra arkasına döndü. ‘’Ah, Kardeş Ankoa. Yine mi karşılaştık?’’ dedi, gülümseyerek.

 

‘’Sana bir soru sordum, cevap ver!’’ Ankoa, yine sinirlerine hakim olamıyormuş gibi görünüyordu, gerçi geçen sefer daha ağırbaşlıydı, gece yapılan saldırıdan ötürü şu an, düne göre daha da öfkeliymiş gibi görünüyordu.

 

‘’Eh, kardeş, lütfen sakin olalım.’’ Zend avuç içleri ona bakacak şekilde ellerini kaldırdı, Ankoa’ya doğru. ‘’Dün buradan çıktıktan sonra şehirde biraz dolaşmıştım, malum Beyaz Taç Tolan Şehri’nde olduğu için genellikle Tolan Şehri’nde oluyorum, Kaimei’yi özlüyorum. Her neyse, geceyi Kaimei’de geçirmeye karar verdikten sonra uyuyuverdim bir handa, sabah kalktığımda ise kulağıma, gece vakti Fozre Ailesi’nin ana binasına bir saldırının yapıldığı geldi, ben de acısı henüz hafiflememiş olan Fozre’ye, böyle bir saldırıyı hangi alçağın yaptığını merak ettim ve öfkelendim, ama elimden bir şey gelmemişti çünkü çoktan saldırının bastırıldığını da duymuştum… Daha sonra ben de, yapabileceğim bir şeyin olup olmadığını görmek için Fozre Ailesi’ne bir ziyarette daha bulunmak ve böyle onursuzca bir saldırıya maruz kaldığı için, Lord Vosu’ya geçmiş olsunlarımı iletmek için Fozre Ailesi’nin malikanesine bir daha gideyim dedim… Şimdi de geçen sefer bana gösterdiğin o banyoya doğru gidiyordum, gece kaldığım handa pek ayna görme fırsatım olmamıştı, dışarıda da maske takmak zorunda olduğum için görünüşümü kontrol edemedim… Malum, başımda bir milyon altını aşan bir ödül var maalesef. Lord Vosu’nun karşısına bu şekilde çıkmak istemediğim için de bir banyo aradım, şansa bak ki yine seninle hemen hemen aynı yerlerde karşılaşmışız Ankoa Kardeş!’’ dedi ve gülerek, samimi bir şekilde konuştu.

 

‘’Hmph!’’ Ankoa ise, Zend’i dinlerken çattığı kaşlarını hafifçe düzelterek, Zend’e yukarıdan bakıyormuşçasına konuşmaya başladı: ‘’Senin gibi birinin geçmiş olsuna gelmesi, bizim onurumuzu düşürüyor. Buna ihtiyacımız olduğunu da nereden çıkardın?’’

 

‘’Hey hey, hadi ama… Kırılıyorum bak…’’ Zend, Ankoa’nın söyledikleriyle birlikte yüzünü hüzün duyduğunu belli edeceği bir hale sokmuştu hızlıca.

 

‘Bir de ziyarete gelmiş! Aşağılık herif, sanki gece eve saldıran kendisi değildi. Büyülü yaratık ortağı bile aynı, insan en azından onu gizlemek için de bir şeyler yapar! Hakikaten aptal bu adam! Dün, burayı kontrol etmek ve evi öğrenmek için gelmişti. Evet, peki bugün niye geldi acaba? Yine neler yapmaya çalışacak, hmph, babam gece odamdan dışarı çıkmama izin vermediği için çok şanslı!’ dedi içten içe Ankoa, gözleri sanki Zend’e bakarken tiksiniyordu. ‘’Öyleyse hızlı ol, babamla konuş ve buradan git! Bir daha da, bana kardeş diye sesleneyim deme!’’

 

‘Gece seni görseydim de bir, o zaman bunları yüzüme söyleseydin…’ Zend içten içe, Ankoa’ya tahammül etmek istemese de mecburen biraz öncekileri söylemek zorunda kalmıştı… ‘’Kardeş Ankoa,’’ Zend, içinden soğukça gülmeye devam ederken ‘kardeş’ kelimesini vurgulayarak konuşmaya devam etmişti, bunu söylediği zaman, oldukça çabuk sinirleniyor olan Ankoa’nın öfkesi yine tetiklenmişti… ‘’bana neden böyle düşmanca davranıyorsunuz ki?’’ diye sordu masumca genç adam, daha sonra, Ankoa’nın yüzü, Zend’in geri adım attığını görmesiyle birlikte yavaşça yumuşamaya başlamışken, Zend onun öfkesini katlayacak şekilde devam etti: ‘’Kardeşlerinizi öldürdüğüm için mi? Ah, sanırım yaptığım en zevkli işlerden biriydi… Özellikle küçük olan… İsmi neydi onun? Ben ağabeyinin kafasını keserken bana attığı öfkeli bakışlar, sonra Fozre Ailesi’nin askerlerini teker teker hançerimle yolcu ettiğim zaman onun gözlerindeki öfkenin yerini alan korku ve endişe… Ah,’’ diyerek, yüzüne şeytani bir gülümsemeyi geçirmişti Zend. ‘’onları tekrar görmek isterdim gerçekten… İlk başta epey cesaretli olan o çocuğun, ben ailesindeki herkesi öldürdükten sonra bir anda korkuya kapılıp kaçması… İnanılmazdı. Özellikle, ben hançerimi onun zayıf göğsüne sapladığım zaman, ondan önceki günlerde bana karşı olan kendini beğenmiş bakışının iyice solması, elleri titrerken göğsündeki hançeri çıkarmaya çalışması, ama debelendikçe canının daha çok yandığını fark edip ölümü kabullenerek hareketsiz kalması… Gerçekten de muazzamdı… Ama boğazı kesilirkenki o küçük, ince sesi duyabilmesi için onun kan kaybından ölmesini engelledim, için rahat olsun… Hançerimi onun göğsünden çekip boğazına ilerlettim, dinlemesini söyledim, o anı duymalıydı, tenine bıçağımın girdiğini hissetmeliydi… Eh, başarılı bir şekilde hissettiği de söylenebilir, ben boğazını yavaş yavaş kestiğim, hançerimi çok yavaş ilerlettiğim için… Ama ağabeyi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, ne yazık ki onun kafasını vücudundan ayırmam çok kısa sürmüştü, onun ardından öldürülecek bir sürü adam vardı çünkü… Hey, niye bana iyice öfkelenmiş gibi bakıyorsun ki? Sadece biraz geçmişten bahsetmek istemiştim halbuki…’’

 

***

 

1805