Biz on yıllık gelecek planı yapmaya korkuyorz kız iki dakikada asırlar sonrayı planladı
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
258. Bölüm Bölüm 93 - Fozre Ailesi (2)
Kral Dustin, Zend'in hüzünlü kelimelerini duyar duymaz yüzüne bir gülümseme geçirmişti. ''Demek seni çok üzdü, ha?''
''Evet, onunla çok vakit geçirememiş olsak da, onun kaderini düşünerek üzülüyorum... Aynı şekilde benim de olduğum bir yerde böyle bir suikaste kurban gitmiş olan birinin ölümü, beni nasıl etkilemez?'' Zend oyunculuğunu profesyonel bir şekilde sürdürürken, yürümeye de devam ediyordu. Yakında Fozre Ailesi'nin malikanesine girmiş olacaklardı. İçerisi biraz kalabalık olsa da, Zend bir boşluğu yakalayıp içeride bir tur atmayı başarabileceğini düşünüyordu. Eğer bunu yapamazsa da, Era'yı yollayacaktı. Era kendisinden daha küçük olduğu için daha az dikkat çekerdi, üstelik minik bir kedinin evde dolaşması, bir insanın evde dolaşmasından daha az göze batardı. Üstüne üstlük Era'nın, Zend'in henüz yakınına bile yaklaşamayacağı bir hız seviyesi vardı. Ancak Zend'in içinde, evin içini görme isteği vardı. Bu yüzden, son çare olarak Era'yı yollamayı düşünüyordu. Başta kendisi girmeye çalışacaktı, göz önünde olmaktan kaçınarak.
''Hahahaha...'' Dustin bir süre güldü Zend'e bakarak. ''Epey zeki olduğuna hiç şüphe yok, Zend, muhtemelen sadece taziye için geldiğini söyleyeceksindir ama buraya gelişinin,'' dedi ve üstüne bastıra bastıra, ''gerçek sebebini merak ediyorum.'' diyerek, malikanenin kapısını araladı. Daha sonra da arkasına döndü, ''Çocuklar, siz içeride bekleyin. Ben Lord Vosu ile görüşmeye gidiyorum, iki lider olarak onunla yalnız görüşmek istiyorum. Ben odadan çıktıktan sonra siz de hep beraber içeri girebilirsiniz.''
''Tamam, baba.'' Büyük prens, ilk olarak Dustin'e cevap vermiş olan kişiydi. Ardından Prens Fintan ve Prenses Yuna da aynı şekilde onaylayarak, babalarının arkasından içeriye doğru yürümeye başladılar.
Zend de Dustin'in hemen yanında içeri girmişti. Dustin'in bir şeyler konuşacağını duyduğunda, bunun en azından bir on dakika süreceğini anlamıştı direkt olarak. Bu yüzden, Kral Dustin'in girmesini bekleyip, ardından da küçük bir keşif turuna çıkacaktı. Eve erken girdiği için, ev kapanırken içeride gizlenme işi suya düşmüştü, bu sebeple de yapabileceği en iyi şey, önce bir keşif gezisine çıkmak, sonra da Fozre Ailesi'nin liderine taziyelerini iletip asıl öğrenme turunu başlatmaktı. Bu şekilde hem en az dikkati çekmiş olacaktı, hem de asıl öğrenme turunda, daha önce yapmış olduğu keşif gezisinden aklında kalan bilgiler olduğu için daha rahat edecekti. Hareketleri de, olduğu yeri daha iyi bilmesinden dolayı iyice hızlanacaktı.
Dustin yanından ilerlerken, oldukça büyük olan malikanenin içinde bir kenara geçip beklemeye başlayacağı şekilde bir plan yapıyordu şu anda. Tabii ki ilk olarak Dustin'i takip edecekti belli etmemeye çalışarak, Dustin'in bir odaya girdiğini gördüğü zaman bu odanın Fozre Ailesi'nin liderine ait olan salon olduğunu anlayacaktı. Zaten muhtemelen bu yorumu, kapılardaki korumalara bakarak da yapması mümkündü. Fozre Ailesi'nin malikanesinin içinde dahi, lider kendini korumak için yanına birkaç kişi alıyor olmalıydı elbette. Dustin'in içeride bir yerlere doğru ilerlediğini gördü Zend, o tarafta epey büyük bir kalabalık vardı ve pek çok kişi, bir sorun olursa bastırmaya hazır olan gözlerle birlikte etrafı izliyordu. Çoğunlukla yüksek seviyelilerdi, Zend enerjisini hafifçe saldığı zaman bunu fark etmişti direkt olarak. ''Herhalde orası Fozre Ailesi'nin liderinin olduğu yer,'' diye sessizce mırıldandı ve adımlarını yavaşlatarak, arkasından ilerleyen Kraliyet Ailesi'nden olan gençlerin ona yetişmesine izin verdi. Prens Fintan'ın yüzünde hala soğuk bir ifade vardı, Zend onun yakını olan Lurgus Nata'yı öldürdüğü için böyle davranıyordu muhtemelen. Zend onu pek umursamıyordu, zaten burada muhatap olacağı birisi varsa, o da Prenses Yuna idi. Prenses diğer prenslerin de arkasından geldiği için, ona samimi bir selam verme amaçlı olduğu yerde beklemeye başladı Zend. Prensler onu geçerek evin içerisine doğru ilerlemişti, Prenses Yuna Zend'in yanına geldiğinde. İkisi de oldukça soğuk bir havaya sahiplerdi, Zend'i sevmedikleri oldukça açık bir şekilde belli oluyordu. Zend kafasını çevirerek Yuna'nın yüzünü görüş alanının içerisine aldığı zaman, yavaş bir şekilde onun yanına doğru ilerleyerek kendine doğru gelen kıza iyice yaklaşmıştı. ''Merhaba prenses, nasılsınız?'' diye gülümseyen bir yüzle seslendikten sonra, elini uzatmıştı. Yuna elini Zend'in elinin üstüne koydu ve cevap verdi. ''İyiyim Kardeş Zend, peki siz nasılsınız?''
Zend Prenses Yuna'nın elini nazik ve yumuşak bir şekilde hafifçe öperek, kafasını kaldırdı tekrardan. ''Ben de iyiyim, sorma nezaketini gösterdiğiniz için teşekkürler, Prenses Yuna.''
''Eh, pek de kibarsınız.'' diye devam etti Yuna. Zend'e bakarak gülümsemişti, yalnızca yüzünde değildi bu gülümseme, gözlerinin içi de gülüyordu. ''Ama bu kadar saygı insanı boğuyor, bence daha samimi bir konuşma, seslenme yolu kullanmalıyız, hehehe...'' diyerek yavaşça güldü.
''Pekala o halde,'' diyerek bir gülüşle karşılık verdi Zend de. ''direkt Yuna desem sorun olur mu?''
''Hayır canım, ne sorunu olacak... Gerçekten iyi olur hatta, ben de sana direkt olarak Zend derim.'' Yuna Zend'e bakmaya devam etti.
''Öyleyse tamam, Yuna.'' diye konuştu Zend. ''Bu arada, burada niye hiç Kraliyet Askeri yok?'' diye sordu ardından da.
''Ah,'' Yuna birazcık arkasına doğru döndü ve pencereden, Fozre Malikanesi'nin bahçesine açılan kapıyı işaret etti. ''Kraliyet Askerleri kapının dışında bekliyor. İçeri girmemelerini söyledi babam, onlar da kabul etti. Zaten yakın olduğu için bir sorun olduğu takdirde içeri gireceklerdir hemen, onlar epey hızlıdır.''
''Anladım.'' Zend Yuna'nın anlattıklarını dinlerken kafasıyla onayladı. ''Hanren falan da geldi mi? Öfkeli miymiş hala bana?'' diyerek sorularını sürdürdü.
''Evet, sanırım biraz öfkeli...'' Yuna hafifçe başını eğerek konuştu. ''Onlara kızma, Lurgus Nata ile yakındı Kraliyet Askerleri birliğinde olan pek çok kişi. Onu birinin öldürmesi, onların canını yaktı. Ancak ben sana kızmıyorum, sonuçta Lurgus Nata Siyahlar'a girerken bunu göze almıştı, eğer öldürülmesinin ardından arkadaşlarının böyle şeyler yaptığını görse eminim çok üzülürdü... Üstelik adil bir savaşta öldürüldü, değil mi? Babam da biraz önce bunu teyit etmek için sana onun Ruh Şövalyesi olduğunu söyledi, senin onunla savaştığını kanıtlamak için. Sen de, beklediğim üzere herhangi bir sorun olmadan düzgün bir şekilde cevapladın ve Lurgus Nata'yı hakkınla öldürmüş olduğunu gösterdin, bu yüzden sana kızgın değilim ben. Gerçi, burada sadece yalan söylemiş de olabilirsin, bilemiyorum.'' diyerek konuşmasına devam ederken, sesini iyice alçaltarak, sadece Zend'in duyabileceği bir şekle soktu. ''Sonuçta Ovaur Fozre'yi öldüren sen olsan da, babama hiçbir açık vermedin ve onun tuzaklarından herhangi birine yakalanmadan, tek bir ipucu bile vermedin ona. Aynısını diğer konuda da yapmış olabilirsin tabii, orasını da bilebileceğimi pek sanmıyorum...''
''Hahahaha...'' Zend de sadece Yuna gibi sesini alçaltarak küçük bir kahkaha atmakla yetindi. ''Her neyse, bana öfkeli değilsen sorun yok. Kraliyet Ailesi içerisinde sadece seninle samimi olacakmışım gibi görünüyor zaten, ağabeylerin de çocuk gibi, Lurgus Nata'yı öldürdüğümden dolayı bana küsmüşler sanki. İnsan bazen gerçekten hayret ediyor...''
''Zend, cidden bir Kraliyet Askeri olacak mısın?'' Yuna parlayan gözlerle Zend'e bakmaya başladı. Biraz önce Zend'in söyledikleri onu epey mutlu etmiş gibi görünüyordu. ''Ben, senin daha önce Berinne ile samimi olduğunu gördüğüm zaman Renkli Yıldırım Krallığı'na gideceğine neredeyse emin olmuştum, ama sen babama Pounz'da kalacağını söyledin, bunu duyduğumda nasıl mutlu oldum anlatamam... Gerçekten, eğer sen Pounz'da kalırsan, bizim gücümüz tahmin edilemeyecek derecede artacaktır. Senin Pounz'da daha önce eşi benzeri görülmemiş bir dahi olduğunu babam bile kabul etti, onun böyle kabul ettiği bir şeyle daha önce karşılaşmadığımı söylesem yalan olmaz! Senin gerçekten inanılmaz olduğunu düşünüyordum, hem güç, hem de konuşabilme yeteneğin açısından. Böyle inanılmaz birinin rakip krallıklara gittiğini düşünmek, Pounz'un iyice aşağıda kalacağını gösteriyordu sadece. Ancak bu inanılmaz kişi, yani sen, Zend; Pounz'da kalırsan bizim gücümüz iyice artacağı için diğer krallıklara kafa tutabilecek seviyeye gelebileceğiz!'' Yuna epey heyecanlanmış gibiydi, Zend'e bakarken, gözlerindeki umut kendini belli etmeye devam ediyordu.
''Tek bir kişi ile çok da fazla şey değişecek değildir, Yuna, bu kadar da mutlu olmaman gerek, benim kibir kazanmama yok açacaksın yoksa...'' Zend genelde övüldüğü zaman içine girdiği, utangaçlık modu ile karşılaştı tekrardan. Bunu bir yandan bastırıyordu, ama biraz belli olmasına da izin veriyordu. Sonuçta Yuna'ya karşı, utangaçlığını birazcık belli etmesinde bir sorun olamazdı. Bu yüzden kendini çok de engellemiyordu genç adam.
''Heh, her şeyi bastırmayı biliyorsun, kibirli olsan bile bunu bastıramayacak mısın sanki?'' Yuna biraz daha gülmesini sürdürerek konuştu. ''Ayrıca, tek kişi pek çok şeyi değiştirebilir Zend. Mesela senden örnek vermemiz gerekirse, sen şimdi tek başına çok büyük bir etki yaratmasan dahi, Pounz Krallığı'nda ölene kadar en azından beş öğrenci alacaksın. Bu öğrenciler de ölene kadar beş öğrenci alacak. Onlar da aynı şekilde devam edecek, ki bir ustanın öğrenci sayısının ondan aşağıda olduğu da çok nadir görülür. Sadece bu küçük sayılarla hesaplasak bile, kısa bir süre içerisinde krallığın içerisinde çok güçlü kişiler olacak, iyi ustaların öğrencisi de iyi olur. Senin iyi bir usta olacağına hiç şüphe yok, yani krallığa bırakacağın en az beş öğrencinin tamamı da, neredeyse kesin olarak oldukça güçlü kişiler olacak. Böylece zaman içinde krallığımız, sadece senin sayende yüzlerce güçlü kişi kazanmış olacak. Şimdiki, dünyanın en güçlü krallıkların bulunduğu yerde olmasının nedeni de en başta sadece tek kişiydi. Örneğin, Renkli Yıldırım Krallığı'nın kurucusu olan Qiawshi ve kardeşi Qansaor olmasalardı, Renkli Yıldırım Krallığı böyle güçlü olabilir miydi? Elbette olamazdı, sadece Qiawshi'nin eğittiği öğrenci sayısı bile çoktan yüzü geçti. Bu öğrencilerin de birer öğrenci aldığını düşünelim, sadece yirmi ya da otuz yıl içersinde Qiawshi tüm krallığa iki yüz kişi hediye etmiş olacak. Üstüne üstlük bu hediye edilmiş olanlar, yüksek tekniklerle kaplı, güçlü kişiler olmuş olacak. Bir savaşta ne kadar çok şeye etki edebileceklerini tahmin edebiliyor musun? Bu açıdan bakınca, aslında sen de Pounz'un kurtarıcılarından birisi olmayı başaracaksındır, zaman ilerlediği zaman. Bu yüzden sana minnettarım ve mutluyum...'' diyerek, konuşmasını sürdürdü Yuna.
''Heh, Yuna, sanki çoktan krallığa büyük katkılarda bulunmuşum gibi konuşuyorsun... Daha üzerimdeki bu ödülle birlikte, uzun bir süre yaşayabileceğimin bile garantisi yok, yaşasam bile zamanı gelince daha iyi bir yere giderek, Pounz'a ihanet edebilirim. Biliyorsun ki tarihte böyle şeyleri pek çok kez gördük, benim, bazı şeylerden yararlandıktan sonra ihanet etmeyeceğimi nereden biliyorsun?'' Zend de hafifçe gülümseyerek cevap verdi kıza.
''Yapmayacağını hissediyorum.'' diyerek Zend'in siyah gözlerine baktı Yuna. ''Çünkü eğer yapacak olsaydın, krallığa girmeye ihtiyaç duyar mıydın ki? Zaten direkt olarak Renkli Yıldırım Krallığı'na gitme imkanın var, dirket olarak oraya gitmek varken, neden önce Pounz'a girip ihanet edecek kadar güven kazanmaya çalışarak vaktini harcayasın? Bu oldukça saçma olurdu...''
''Öyle de düşünebilirsin tabii...'' Zend Yuna'ya bakmayı sürdürdü.
''Bu arada, Zend, bir soru daha sormak istiyorum.'' diyerek yeni bir soruyu dile getirmek için hazırlandı Yuna. Bu sırada arka tarafına bakarak, ağabeylerinin buradan çoktan gitmiş, içerilere doğru ilerlemiş olduğunu fark etmişti. Muhtemelen Zend ile muhatap olmak istememelerinden dolayı, onunla konuşuyor olan Yuna'yı terk ederek kaybolmuşlardı ortadan.
''Buyur, bekliyorum.'' Zend de Yuna'nın ne soracağını tahmin ediyor olsa da, bilmezlikten gelerek konuştu. Böyle bir durumda Yuna'nın ne soracağını tahmin edemez olur muydu hiç? Yuna saf bir kızdı, soracağı şeyler de ağırlıklı olarak Zend'in tahmin edebileceği şeyler oluyordu zaten. Biraz önce Pounz'un kralı olan Dustin ile Zend'in konuşmasını dinlemişti, bu konuşmayı dinleyen birinin soracağı ya bir ya da iki soru olurdu, bunlardan birisinin sorulma ihtimali de diğerine göre acayip yüksekti...
''Acaba, buraya gerçekten taziyelerini sunmak için mi geldin? Onu öldüren kişi aslında sen olduğun için, ben de babam gibi böyle bir şeyin nasıl olacağına anlam veremedim. Tabii babam aslında bunu bilmiyor, bunu karıştırmayalım, hehehe...'' Yuna hızlıca sorarak birazcık gülümsedi.
***
1715
Magnec