Elinize sağlık. Yua yı goruyomusun iyice dost okdu cıktı. Tamam engerek faslı bitsinde fungyou ya gecsinler artik bi an once
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
107. Bölüm Geçmiş (4)
Yılanın parçaları orta boyutlu bir sesle yere düştüğünde Zend üzerine büyük bir yorgunluk çöktüğünü hissetti. Elindeki yanma geçmişti ama hala kalbi deli gibi atıyordu. Biraz önce hissettiği şeyler de neydi? Hayatında ilk kez bu kadar duyguyu bir arada yaşamıştı. Vücudu da Zend gibi afallamış ve şaşırmıştı, kılıcı tuttuğu kolu kılıcın ağırlığıyla zangır zangır titremekteydi, aynı zamanda bacakları da uyuşmuş ve garipti. Tüm bu kötü hislerine, yorgunluğuna rağmen aynı zamanda mutluydu, savaşı bittiğinde üzerine bir dinginlik çökmüştü. Biraz önce her ne yaşadıysa, Zend yaşadığı şeye hayran kalmıştı. Aynı zamanda son derece şaşırmıştı da, acaba bu Savaş Tanrısının Heyecanı'nın bir özelliği miydi? Ya da Savaş Tanrısının Heyecanı seviye mi atlamıştı? Zend biraz önce ne yapmıştı? Neyi kullanmıştı? Şaşkınlık, Zend biraz önce yaptıklarını aklından tekrar geçirdikçe onun kafasına hızlı bir şekilde dolmaya başlamıştı.
Titreyen kollarını bu yükten kurtarmak için kılıcı yere bıraktı. Sol kolu hala uyuşuk ve şişikti. Belliydi ki içindeki zehir hala dışarı çıkmamıştı. Gerçi Zend onu çıkarmak için hiç uğraşmamıştı, nasıl kendi kendine çıkmasını bekleyebilirdi? Yaralarının kendi kendine iyileşmesine alışmıştı. Maalesef bu zehirli yaralar için geçerli değildi. Bacaklarının baştan sona yorulmasının sonucu olarak, daha fazla ayakta duramadı ve dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini tamamen serbest bıraktı, Yua'nın tişörtünden çekmeyi başarabilmek için kenetlenmiş sol kolu, serbest kalınca sıkıca tuttuğu Yua'yı bıraktı ve Zend'e geri geldi.
Zend vücudunu serbest bırakmış, kollarını yere sarkıtmış ve dizlerinin üzerine çökmüş bir şekilde etrafına baktı. Kafesin dışındaki insanlar hala konuşmuyor, öncekinden farklı olarak garip bir şekilde Zend'e bakıyorlardı. Oradaki insanların neredeyse tamamında büyük bir şaşkınlık vardı; ağızları açılmasa da, bunu dışa vurmasalar da, gözleri her şeyi belli ediyordu. Sanki çok garip bir şey görmüş gibi susmuşlardı, hareket etmiyorlardı. Sanki korkmuş gibilerdi, ama geri çekilip kaçmıyor, ya da her neden korktularsa, onunla savaşmıyorlardı. Biraz önce bağırıp kapıyı geri kapatmış olan adam dahil, Zend'in maçını ayarlayan adam dahil herkes susuyordu. Hatta biraz önce kapıyı sertçe kapatmış olan adam Zend ona baktığında kaçıp gitmek istemiş ama başaramamış gibiydi.
Yua da Zend kadar şaşırmıştı. Biraz önce Zend'den garip bir enerji dalgası yayılmıştı. Kafesin etrafına baktığında, etraftaki hiç kimsenin konuşmadığını fark etti ve onlara hak verdi. Eğer Zend'in yanında olmasaydı ve onu tanımasaydı, şu anda kendisi de hareket etmemiş, konuşamamış olurdu. Çünkü biraz önce Zend'de olan şeyler onları tamamen susturmuş ve kilitlemişti. Tabii ki Yua buna dahil değildi, Zend'in ona zarar verecek bir şey yapmayacağını çok iyi biliyordu. Zend biraz önce karşısındaki son derece tehlikeli olan büyülü yaratığı tek harekette öldürmeyi başarmıştı. Yua kılıcını kaybetmek gibi büyük bir hata yaptığında, yenileceklerinden neredeyse kesin olarak emindi. Çünkü Zend'in büyüsünü yılanın zehri mühürlemişti ve Zend, tüm yeteneklerini kullanmasına rağmen yenilmek üzereydi. Yua'nın oraya girmesinin ana nedeni, Zend'in enerjisinin biraz sonra biteceği ve tüm yeteneklerinin kapanacağı, kazanma şansının kalmayacağıydı. Yua müdahale ettikten sonra, Zend'in enerjisi yılanın zehrinin etkisiyle birlikte erimeye devam etmişti. Tam büyülü yaratık saldırıya geçtiğinde, bir anda tüm enerjisi sıfırlanmış, sonra da enerjisi bir anda patlama yaşamıştı. Çocuğun tüm vücudu bir anda sınırlarını zorlayacak kadar fazla enerji ile dolmuş, etrafa garip bir enerji dalgası yollamıştı. Ama bu sadece normal, anlamsız bir enerji dalgası değildi. Etraftakilere bir mesaj vermişti; bu yüzden şu anda etraftaki insanlardan hiçbiri hareket etmiyordu. Zend'in vücudunda adeta patlayan enerji dalgası etraftakilere yaklaşmayın mesajı vermişti. Buradaki herkes tam olarak mesajı almıştı. O enerji dalgası, 'Yaklaşmayın,' diyordu herkese, 'yaklaşırsanız sonunuz bu büyülü yaratıktan farklı olmayacak.'
Yua kılıcını almalıydı. Burada daha fazla kalmak istemiyordu, buradaki insanlar şimdilik sessiz olsalar da, bu onların hep sessiz kalacaklarını göstermezdi. Bir anda saldırıya geçebilirlerdi, ya da Yua'nın ve Zend'in zarar göreceği şeyler yapabilirlerdi. Özellikle Zend'in şu anda hemen buradan çıkması gerekliydi, biraz önce yaydığı dalga her ne kadar çok etkili olsa da, şu anda pek tehditkar ya da güçlü görünmüyordu. Dizlerinin üzerine çökmesinden, kılıcını bırakmasından çok yorgun olduğu fark edilebiliyordu. Saldırıya açıklardı, Yua hemen kılıcını almalıydı. Etraftakilerin çok zeki olmadığı kesindi, ama beyni olan herkes, Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kullanan bir çocuğa saldırmaması gerektiğini bilirdi. Kılıcını alması etrafa daha tehlikeli bir hava yayacaktı. Güçlü bir savaşçının öğrencisi olduğunu hareketleriyle herkese göstermeliydi.
Ama düşündüğü gibi olmadı. Ayağa kalkmaya yeltendiğinde, vücudunun kasılmış olduğunu fark etti. Kendini hareket etmeye zorladığı halde, kolu sadece birkaç santim yukarıya kaymıştı. Yua yıllardır ustasıyla enerji dalgalarına karşı koyma eğitimleri yapıyordu. Ustası ona her seferinde öldürücü, tehditkar enerji dalgaları yollar, Yua da bu enerji dalgalarına karşı koymaya çalışırdı. Birkaç yılın ardından, aralarında çok fazla seviye farkı olmayan insanların enerji dalgalarından neredeyse hiç etkilenmemeyi öğrenmişti. Artık ustasının tüm enerjisiyle yolladığı enerji dalgalarından bile bir saat kadar denedikten sonra çıkabiliyordu. Hem de ustası Ejderha Seviye bir savaşçıydı, onun tüm gücüyle yolladığı enerji dalgalarına karşı koymak, Pounz Krallığında fazla kişinin yapabileceği bir şey değildi. Kısacası, birinin Yua'yı sadece enerjisiyle hareketsiz bırakabilmesi için, en azından İmparator Seviye biri olmalıydı.
Ama şu anda, Zend'in bir saniyeliğine yaydığı enerji dalgası yüzünden Yua neredeyse hiç hareket edemiyordu. Zaman ilerledikçe tehlikenin içine giriyorlardı. Yua kendini ne kadar zorlasa da, hareket edemiyordu hala. Zend'in ona zarar verecek bir şey yapmayacağını kesin olarak biliyordu, ama bunu bilmesine rağmen elinden bir şey gelmiyordu. Zihni Zend'in ona zarar vermeyeceğini ve enerji dalgasını ona yollamamış olduğunu bilmesine rağmen, vücudu öyle düşünmüyordu. Kendini sabitlemişti ve korku içinde hareketsizliğe kapılmıştı.
Zend tam üzerine çökmüş olan devasa yorgunluktan dolayı bayılacakken, kapıdan içeri üzerinde son derece koyu yeşil bir paltoya sahip olan, gri saçlı ve kirli sakallı bir adam girdi. Adam kapıyı sertçe açtığı anda Zend'in dikkatini üzerinde topladı. Zende doğru, yüzünde ince bir gülümseme varken ilerlemeye başladı. Zend'in yanına geldiğinde, Zend'in biraz önce yere bırakmış olduğu kılıcı uç tarafından tutarak elindeki yüzüğe koydu. Zend daha onun yüzüne bile bakamamıştı, vücudu biraz önce yaşadığı şeyleri kaldıramamıştı, neredeyse bayılacaktı. İçeri giren adamı bir silüet olarak görüyordu, gözleri bile tam olarak düzgün çalışmamaktaydı. Adam Zend'in önüne geldiğinde, elini Zend'in omzuna yolladı. Zend ona karşı koyamıyordu. Ne yapacağını ya da onun niyetini bilmese de, tanımadığı birinin böyle bir ortamda onun omzundan tutmasını doğal olarak istemiyordu. Onun elini engellemek ve oradan çıkmak istese de, bunu yapamadı. Hareket edemiyordu, enerjisi sonuna kadar kullanılmıştı. Zend'in omzundan tutacağı anda, eli başka bir el tarafından tutuldu.
Yua, o adamın Zend'i alıp götüreceğini Sarı Cennet Krallığı'ndan bile sezebilirdi. Ayrıca Zend'in biraz önce bıraktığı kılıcı almış olması rastlantı olamazdı, kesin bir şey planlıyordu. Ayrıca çok da güçlü gibiydi, ama yine de Yua onun öylece Zend'i alıp gitmesine izin vermek istemiyordu. Ustasına ne derdi? İradesini sonuna kadar kullanarak kolunu hareket ettirmeyi başardı ve adamın Zend'e doğru ilerlemekte olan siyah eldivenli elini yakaladı, ''Elinizi çekin lütfen.'' dedi. O adamın elini yakalamış olsa da onu kışkırtmak ya da sinirlendirmek istemiyordu, o çok güçlü biri olabilirdi. Sonuçta herkesin etkilenmiş olduğu enerji dalgası onu hiç etkilememiş gibiydi. Dilediğince yürüyordu.
Adam yavaş bir şekilde Yua'ya baktı. Yüzündeki gülümseme hala oradaydı ve bu onu iyice korkulacak biri haline getiriyordu. Yua, adam ona baktığında onu iyice inceleme fırsatı buldu. Adamın kıpkırmızı gözleri vardı. Bir gözünün üzerinde aşağıya doğru inen bir çizgi vardı. Adamın yüzüne bakıldığında dikkati ilk olarak o iz çekiyordu. Aslında iz, adamın yüzünün geri kalanı ile uyumluydu; adamın yaralarla dolu bir yüzü vardı. Kırmızı gözleri, beyazla karışık gri saçlarıyla birleşince korkulması gereken biri olduğunu göstermişti. Güçlü olduğu her halinden anlaşılıyordu, onun Yua'ya bakışı bile bunun kanıtıydı. Ona, sanki ondan güçlü olduğunu belli etmek istemiyormuş, ama bunu yapamıyormuş gibi bakıyordu.
''Genç kız, cesaretin takdire şayan, ama elini çekmesi gereken kişi sensin. Ona zarar vermek gibi bir niyetim yok.'' Adam Yua'nın gözlerinin içine baktı. ''Hatta şu an istediğim şey onu keşfetmek, onu temsilcim yapmak ve ismimi tüm dünyaya sertçe duyurmak.''
***
1221
Magnec