Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

394. Bölüm Benim Kadınım Olacak!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Keng!”

  Mızrak, Soğuk Demir Kılıcı’mla buluştuğunda, fırsattan istifade herifin mızrağını kavrayıp, süvariyi atından çekerek yere çaldım. Qing Qian ve Matcha da hemen saldırmaya başlamıştı. Süvari ölünce cesedinden geriye saldırıyı %20 ve canı %10 artıran Süvarı Kartı kalmıştı. Kart acayip kullanışlı bir karttı. Qing Qian’a verdim; zira başarıya çıkan yol fazla cana sahip olmaktan geçiyordu. Artık Süikastçiler durmaksızın bütün puanlarını çevikliğe basmıyorlardı. 5000 canı olmayan Süikastçiler’e tek yiyecek paçavralar olarak bakıyorduk. Rakibin saldırılarını ne kadar atlatabiliyor olsalar da, elbet öleceklerdi.

 Süvarilerin saldırıları hız kesmeden artıyordu ve sayıları da acayip fazlaydı. Öte yandan [Zhan Long]’daki herkes bu mücadeleden büyük kazançlar elde ediyordu; çoğu insan seviye atlamıştı. Li Mu, Wang Jian, Yaşlı K ve Bai Qi artık ön safları terk etmiyorlardı; zira bu seviye atlama fırsatını geri tepmeye niyetleri yoktu.

 [Kapıdaki Düşman], [Öncü], [Prag] ve [Uçan Ejderhalar]’ın oluşturduğu ön saflarımızın 1000 metre öte yanında, Jiu Li Şehri’nin [Efsane], [Yargı] ve [Görünüş Topluluğu] duruyordu. Meselenin farkında olmayan kimse yoktu. Bu boşluk anında, herkes NPC askerlerini öldürerek Savaş Puanı toplamaya çalışıyordu.

……..

  Hemen yakınlarımızda [Binlerce Cenaze] de ortaya çıkmıştı. Baltasını kaldıran Sıradan Değil, Youyi’ye durmaları için talimat verdi. 20 metre uzunluğunda ön saflarıyla duraksamışlardı. [Binlerce Cenaze] savaşlara fazla katılmadıkları için güçlerini de epeyi korumayı başarmıştı. Youyi kılıcını kaldırarak kükredi, ‘’Hadi, canlanın bakayım! Ne kadar öldürürseniz o kadar kazanırsınız! Klanı 4.seviyeye kasmamız lazım!’’

  Beyaz Mürekkep yayını kaldırarak, üç ok fırlattı. Kaşları çatılmıştı, ‘’Aptal, Youyi…Tek bir ekip halinde hareket etmemiz lazım. Alan yeteneği kullanırsak fazla rakibin dikkatini çekeriz...O kadar adamı Şifacıların nasıl koruyacağını düşünüyorsun?’’

 Youyi sırıttı, ‘’Eh…o kısmı düşünmemiştim. Başkan Yardımcısı, haklısınız. Hehe, o zaman neden ön safları siz kontrol etmiyorsunuz?’

 Sıradan Değil baltasını omzuna atarak söylendi, ‘’Aynen öyle! Youyi, savaş taktiği konusunda hiçbir şey bilmiyorsun. Ufak Beyaz’a bırak…’’

 Beyaz Mürekkep Youyi’ye keskin bir bakış attı, ‘’Daha dün savaş konusunda ne kadar iyi olduğunu söylemiyor musun? Hani 300 kez benimle düello etmek istiyordun…’’

 Youyi titredi, ‘’Şey…aslında 300 düello dediğim mesele farklı bir konudaydı…Gerçek hayattan bahsediyordum.’’

 Beyaz Mürekkep aniden durmuş ve yayını kaldırdığı gibi söylenmişti, ‘’Oh? Ciddi misin…O zaman adresimi seveyim ve dışarıda biraz kapışalım, ne diyorsun?’’

 Youyi şaşkına dönmüştü, ‘’Ciddi misin?’’

 ‘’Tabii ki hayır!’’ Beyaz Mürekkep sırıttı, ‘’Senin gibi bir sapığın fazla dayanamayacağını biliyorum…’’

 Youyi öfkeliydi, ‘’Nereden biliyorsun ki?’’

 Beyaz Mürekkep cevapladı, ‘’Suratın soluk, bacakların titriyor, dilin beyaz ve nefeslerin kısa. Bu belirtiler böbrek hastalığına işaret etmiyor mu?’’

 Youyi Sıradan Değil’e baktı, ‘’Patron, klandan çıksam olur mu?’’

 Sıradan Değil kahkaha attı, ‘’İşe yaramaz herif!’’

…….

 [Binlerce Mezar]’ın yanında [Kahramanın Heybeti: İlk Grup] da vardı. Wang Ze Cheng demir mızrağıyla ön saflarda dikiliyordu. Hemen yanındaki Ebedi Güzellik hançerini kaldırarak söylendi, ‘’[Binlerce Cenaze] Beyaz Mürekkep’in [İlk Buluşlamar]’ını ve diğer ufak klanları da arasına aldı. Toplamda 2,000 kişiler. Sıradan Değil cidden klanı büyütmek istiyor…’’

 Wang Ze Cheng’in suratında soğuk bir bakış vardı, ‘’Hmph, kral olmak isteyen karınca sürüsü işte. Sıradan Değil’in zekasına sahip oldukları sürece, [Binlerce Mezar]’dan hiçbir halt olmaz. Bir değil, 10 tane Beyaz Mürekkep’e sahip olsalar dahi onlardan bir bok olmaz!’’

 Ebedi Güzellik onayladı, ‘’Evet, aşkım!’’

 ‘’Ne?’’ Wang Ze Cheng ona bakıyordu.

 Ebedi Güzellik söylendi, ‘’Yani, klanımıza dört yan oluşum kurdun ve neredeyse toplamda 10,000 oyuncuya ulaşmış durumdayız; eğer Q-Kılıcı durumu öğrenirse, o alçağın sana bir şeyler yapacağını düşünmüyor musun? Unutma, [Kahramanın Heybeti], Q-Kılıcı’nın kendi elleriyle kurduğu bir imparatorluktur.’’

 Wang Ze Cheng gülümsedi, ‘’Merak etme, Q-Kılıcı beni Ba Huang’a bilerek yolladı, zaten benimle uğraşmayı düşünmüyor. Ba Huang’da işleri ne kadar karıştırırsam, o kadar mutlu olacak. Ayrıca Klan Başkanı [Öncü], [Prag] ve [Zhan Long]’la mücadele etmek istiyorsa bu durum çıkarına değil mi? Belki de daha fazla yan oluşum kurarsam, Q-Kılıcı keyiflenebilir. Sonuçta Li Xiao Yao’yla aramdaki sıkıntıyı biliyor; yani gelecekte Zhan Long’la işbirliği yaparak [Kahramanın Heybeti]’ne saldırmam mümkün değil. Bu yüzden, ne yaparsam yapayım Q-Kılıcı mutsuz olmayacaktır.’’

 ‘’Oh, o zaman sıkıntı yok..’’ Ebedi Güzellik Wang Ze Cheng’in koluna sarıldı, gözlerinde yanan bir arzu vardı, ‘’Savaş bittikten sonra dinlenmemiz lazım. Bende kalmak ister misin?’’

 ‘Tamam…’’ Wang Ze Cheng hafiften sapık bir gülümsemeyle, Ebedi Güzellik’in omzuna sarıldı, ‘’Ne oldu? Daha iki gün önce görüşmüş olmamıza rağmen, hemen özledin mi beni?’’

 Ebedi Güzellik fısıldadı, ‘’Yok canım, sadece…seni görmek istiyorum.’’

 ‘’Tamam tamam. Şimdilik yaratıkları öldürmeye odaklanalım. [Efsane] saldırıya geçtiğinde hemen geri çekileceğiz. Onlarla savaşmamıza gerek yok. [Kahramanın Heybeti: İlk Grup]’un amacı Şehir Koruma Fermanı’nı ele geçirmektir. En iyi oyuncu ödülünü alamayacağımıza göre, en azından fermanı almamız lazım!’’

 ‘’Tamam!’’

……..

 Oyuncular durmaksızın NPCler’i öldürüyor ve savaştaki durum sürekli değişiyordu.

 ‘’Whoosh!’’

 Kabus Ordusu’nun komutanı, Raikes iki kolunu kaldırıp, dizlerini büktüğü gibi direkt Lin Qiong’a atıldı. Elindeki hançer sayısı aniden ikiye çıkmıştı.

 ‘’Oh? [Kabus Darbesi]?’’ Lin Qiong şaşırmıştı; ancak çabucak kendine gelerek gülümsedi, ‘’O zayıf yeteneklerinle bana karşı çıkmak mı istiyorsun? Raikes, ölmek istiyorsan daha önce söyleseydin ya!’’

 Silahını sallayan herif [Kabus Darbesi]’ni yerle bir etti. Ardından havaya zıplayan Lin Qiong kılıcını sımsıkı kavrayarak Raikes’e doğru bir yıldırım yollamıştı!

 ‘’Keng!’’

 İki hançerini çaprazlayan Raikes, Lin Qiong’un saldırısını direkt karşıladı. Aynı esnada gülümsüyordu, ‘’Lin Qiong, ölümün kıyılarında gezmek nasıl hissettiriyor?’’

 ‘’Huh?’’

 Lin Qiong aniden yaşananları anlamıştı; zira hemen arkasında güzeller güzeli bir figür seçilebiliyordu. Angela bütün gücüyle saldırıyordu!

 Peng!

  Darbe dalgası kaybolduğunda, Lin Qiong’un sırtında yıldırımdan bir kalkan belirmişti. Çılgın bir kahkaha savuran herif kılıcıyla öne atıldı. Angela çabucak kaldırdığı demir şemsiyesiyle saldırıyı karşılamaya koyulmuştu. Darbenin etkisiyle birkaç metre geriye savrulan genç kadın, Lin Qiong’un Raikes’in omzuna attığı tekmeyi izliyordu. Herif kaşla göz arasında Raikes’i de geriye savurmuştu. Yere çakılan Raikes on metre sürüklendikten sonra zar zor ayağa kalktı. Ağzından sızan kanları görünce herifin ciddi bir yara aldığını anlamıştım.

……

 ‘’Şerefsiz herif!’’

 Raikes ayağa kalkarak gökyüzüne bakmaya koyuldu; ancak Lin Qiong’u göremeyince olduğu yerde donakalmıştı. Başını çevirdiğinde karşılaştığı manzara dehşet vericiydi; zira tam arkasında, Lin Qiong’un yıldırımlarla kaplı Yıldırım Rüzgar Kılıcı vardı!

 ‘’Pu Chi!’’

 Raikes’in vücuduna saplanan kılıç kızıla boyanmıştı. Açılan yarayı yakıp kavuran yıldırım Raikes’in kalbini yerle bir etmişti. Çok geçmeden ruhunu yitiren adam yere yığıldı. Namevt olsa bile Lin Qiong’a can vermişti.

 ‘’Komutan Raikes!’’

 Namevt grubunun ne kadar şaşkına döndüğünü herkes görebiliyordu. Öyle ya, kimse bu adamın iki Ba Huang generalini öldürebileceğini düşünmemişti.

……..

   İleriye atılan Namevt süvarileri Lin Qiong’un gülümsemesiyle şoke olmuştu. Avucundan çıkan alev parçalarıyla birkaç yüz metrelik alanı yerle bir eden adam, kaç kişiyi öldürdüğünü bile bilmiyordu. Namevt Ordusu’nun kayıpları o kadar fazlaydı ki, manzarayı izlemeye gönlüm el vermiyordu!

 Gökyüzünde, Angela’nın figürü seçilebiliyordu. Tanrı vari kılıç, Katleden, Lin Qiong’un omzuna saplanmıştı; lakin saldırı Lin Qiong’un enerjisiyle yerle bir olmuştu. Buna rağmen Angela pes etmeye niyetli değildi. Kar beyazı bacaklarını kaldıran kadın, kızıl ışık hüzmelerle kaplı botlarıyla Lin Qiong’un göğsüne bir tekme savurdu!

 “Err……”

 Lin Qiong acı içerisinde, birkaç metre geriye savrulmuştu. Dudaklarından sızan kanlarla, ayağa kalktıktan sonra Angela’ya doğru gülümsedi, ‘’Ba Huang’ın hükümdarının üvey kızı. Güzeller güzeli Ay Elfi Prensesi, Angela. Sahip olduğun güç gerçekten insanı şaşkına çeviriyor. Neden Ba Huang neden seni bana vermiyor? Eğer verirlerse, bendeniz, Lin Qiong, bu savaştan çekilmeye razıyım. Hahahaa…’’

 Angela dişlerini sıkarak kükredi, ‘’Şeytan! Ba Huang’a dokunmayı aklından bile geçirme! Vücudum toza dönüşse dahi senin acımana maruz kalmak istemiyorum. Senin gibi bir şeytanla evleneceğime, ölürüm daha iyi!’’

 Lin Qiong geniş bir kahkaha atarak mesafedeki Luo Lei’ye baktı, ‘’Luo Lei, hey! Şimdi dur ve beni dinle. Kızını, Angela’yı istiyorum. Benim kadınım olacak! Ve kimse bu durumu değiştiremeyecek. Evlilik hediyesi olarak Ba Huang’ı yerle bir edeceğim, ne diyorsun?!’’

 Luo Lei o kadar öfkeliydi ki; herifin omuzları titriyordu. Kılıcını kaldırarak öfkeyle kükredi, ‘’Jiu Li Şehri! Ba Huang’ın can düşmanısınız! Bütün ordular, ileri! Gebertin şu herifleri!’’

…..