Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

292. Bölüm Umudun Katili

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

“Hong!”

 [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği] şehir duvarlarına atıldığı gibi dört bir yanı dağıtmaya başlamıştı ve duvarlarda çatlaklar oluşmaya koyulmuştu. Aslında bu yetenek NPC binalarına zarar verebiliyordu; normalde, bu tür etkiye sahip yeteneklerin olayı fazla açığa çıkmıyordu; ancak bazı şehir ya da ulus savaşlarında durum gerçekten değişiyordu.

 Ok yağmuruna tutulduğum için canım epey düşmüştü. Nebula Zırhı’ma saplanan onca okun ardından kaşla göz arasında Can Barı’mın 1000’e gerilediğini hemen fark etmiştim. Sevgili Duck ve diğerleri daha sura çıkmayı başaramadıklarından, şu an için kendi başımın çaresine bakmam gerekiyordu!

  Kılıcımı havaya savurduğum gibi [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif etmiştim. Havaya fırlayan kızıl ışık hüzmesi, NPC okçusunun göğsüne savurduğum bu saldırının ölümcül bir darbe olacağını işaret ediyordu---

10993!
+1099!

 Can çalmanın etkisi gerçekten olağanüstüydü. Sol elim kaldırarak [Tedavi]’yi kullanıp, bir de 8.seviye can iksiri içtiğimde canım hemen dolmuştu. [Kızıl Ejder’in Kalkanı]’na çarpan oklar etrafa saçılıyordu. Önümde duran 40 okçuyu bir an önce öldürmezsem, fazla dayanabileceğimi düşünmüyordum!

 “Roar Roar……”

 Hemen yanımda ortaya çıkan kaplan havaya doğru kükrüyordu. Alevli Kaplan Tanrısı çabucak [Ateş Gücü Hücumu]’nu aktif ederek önünde duran okçuları ateş gölüne çalmış ve yaratıkların kralı olduğunu herkese göstermişti. Ardından [Keskin Kükreme]’yi savurduğunda yaratıklara verdiği hasar daha da artmıştı. Pençelerini durmaksızın sola sağa savuran yaratığın [Ateş Zırhı]’nı aktif etmeyi ihmal etmemiştim.

 Hemen arkamda, surlara güzeller güzeli bir figür zıpladı. Uzun, ince bacaklara sahip olan güzeller güzeli figür Yue Qing Qian’dan başkası değildi. Hançerini savurduğu gibi dört bir yana saçılan alev dalgalarında ateşten bir tilkiyi görebiliyordunuz. Bir sonraki anda, Yue Qing Qian avcunu açarak ateş tilkisinin pençesini çağırmış ve resmen katliama başlamıştı!

 “Hong!”

 20 metrelik menzile sahip olan [Ateştilkisi’nin Kavrayışı], okçuları birer birer doğruyordu. Yaratıkların her biri 3500 hasar maruz kalmıştı. Burada ciddi ciddi bir süikastçinin sergileyebileceği en yüksek performansa şahitlik ediyordum. Muhtemelen oyunda Yue Qing Qian’dan daha güçlü olan tek süikastçi Wan Er’di.

……..

  Yeteneklerim dolduktan sonra [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni tekrar aktif ettim; ardından Beş Mohist Parşomeni’nden [Ruh Ordusu]+[Siyah Kaplumbağa Diyarı]’nı çağırmıştım. Durum böyle olunca, Yue Qing Qian’la birlikte suru kontrolümüz altına almayı başarmıştık. Li Mu, Wang Jian, Yaşlı K, Kurt ve diğerleri de surun üstüne çıkınca omuzlarımızdaki yük hafiflemişti. Sevgili Duck ve Şifacılarımız da mekana ulaşınca Zhan Long sapasağlam bir şekilde surun üstünde dikilmeye başlamıştı!

  Talimatlarım üzerine Wang Jian, Li Mu ve diğerleri etraftaki okçuları öldürmeye başlamıştı. Ardından surlarda dikilen figürümle, şehri incelemeye koyuldum. Beklediğim gibi şehir uzun binalarla ya da geniş caddelerle kaplı değildi; her yer yıkık dökük duvar parçalarıyla doluydu. Şehrin orta yerinde bulunan ayin noktası dikkatimi çekmişti. Bölgedeki totem sütunları geçen zamana dayanamayarak paslanmıştı. Ayin alanının orta yerinde siyah zırhlara bürünmüş, elinde kılıç tutan bir figür seçilebiliyordu. Adam başını kaldırıp, soğuk gülümsemesiyle mekanı süzüyordu. Uzaktan ismini görebiliyor olsam da, puanlarını okuyamıyordum----

 

【Umudun Katili – Li Qing】(Valkyrie BOSS)
Seviye: 75
Saldırı: ? ? ?
Defans: ? ? ?
Can: ? ? ?
Yetenekler: ? ? ?

Açıklama: Li Qing Kadim Alev İmparatorluğu’nun Baş Generali’ydi. İmparatorluktaki bir milyon askeri kontrol ederek katıldığı her savaşı kazanmış ve kıtanın dörtte üçünü ele geçirmişti. İnsanlar ona Savaş Tanrısı diyorlardı. Lakin, kıtanın maruz kaldığı bir veba sonucunda bölge ölümün hükümdarlığına girmişti. Alev İmparatorluğu aniden çökmüş ve insanlar ölmeye başlamıştı. Baş General son ordusuyla birlikte hayatta kalabilecekleri bir yer aramak için yolculuğa çıkmıştı. Sonuç elde edemeyince, İmparatorluk Şehri’ne geri dönerek ölümünü beklemeye başladı. Çaresizlik ve nefret içindeki ruhunu nihayetinde, İmparatorluk Şehri’nin bir kez daha ayaklanması için karanlığa satmıştı. Hikayelerde geçen o İmparatorluk Şehri’yse, [Eskilerin Şehri]’ydi.

……….

 ‘’Tanrım, son boss 75.seviye Valkyrie Boss….’’

  Ne diyeceğimi bilemiyordum: ‘’Umudun Katili son boss olsa gerek. Beklendiği gibi Valkyrie seviyesinde…’’

 Matcha gülümsedi: ‘’Patron, onuncu dalgada yaratıklar varmış gibi görünmüyor; sanırım sadece Li Qing şehri koruyor. Aşağıya inip…şu herifle karşılaşsak diyorum? Zhan Long’un hala daha 300 oyuncusu var. Eğer güzel bir takım oyunu yakalayabilirsek, bossu öldürebiliriz.’’

 ‘’Acaba, tam olarak bu bossun kaç canı vardır?’’

 ‘’1 milyon civarındadır bence….Asıl saldırı puanıysa 12,000’e ulaşmıştır. Patron, kaç defansın var? 12,000 saldırı puanını karşılayabilir misin?’’

 Puanlarıma baktıktan sonra cevapladım: ‘’Temel defansım 2400 ve ekipmanlardan %14 ekstra geliyor. Saldırı puanının %7’sini görmezden gelen yeteneğim ve diğer defansif ekstralardan bir %14 daha geldiğini düşünürsek, toplamda %35 civarında falan artıyor olması lazım. Yani defansım 3240 sularında…’’

 Matcha ufak ağzını sonuna kadar açmıştı: ‘’Şey…3240 defansla 12,000 saldırı puanına karşı koymak biraz canını acıtacaktır. Sıradan saldırılardan bile 3000 civarı hasar alacağını düşünürsek, herif özel yeteneklerini kullanırsa tek yiyebilirsin. Ne yapacağız, savaşacak mıyız?’’

 ‘’Savaşacağız! Savaşmak zorundayız!’’

 Yumruklarımı sıkarak söylendim: ‘’Çin Sunucusu’ndaki üç şehirde çok sayıda olağanüstü klan var. [Efsane], [Kahramanın Heybeti], [Öncü] ve [Prag] gibi klanlar sağlam birer finansal desteğe sahip! Buna karşılık Zhan Long’un böyle bir desteğe sahip olmadığını biliyorsun; bu yüzden Ticaret Tanrısı’nın Rozeti’ni ele geçirmemiz lazım. Bu sayede, özgüvenimizi kazanabiliriz…’’

 Matcha onayladı: ‘’Tamamdır, nasıl saldıracağız?’’

 ‘’Bırakalım ilk önce diğerleri saldırsın; sonuçta az oyuncumuz var. Sabırlı olalım. Eğer direkt saldırırsak kazanma şansımızın olacağını düşünmüyorum. Yine de…Ticaret Tanrısı’nın Rozeti bu bossda mı acaba?’’

 ‘’Muhtemelen…’’ Yue Qing Qian bossun omzunu gösterdi: ‘’Orada altın bir rozet duruyor. Eğer yanılmıyorsam o rozet Ticaret Tanrısı’nın Rozeti’dir.’’

 Biraz düşündükten sonra söylendim: ‘’Şimdilik izleyelim, surdaki NPC okçularını temizledikten sonra tekrar konuşuruz!’’

 ‘’Tamamdır!’’
……

 Çok geçmeden, NPC ordusunun şehre yaptığı saldırı da ilerlemeye başlamıştı. Şehir surlarındaki kuleler indirilmişti. Surların üstünde, baltasının tek bir hamlesiyle duvarda on metrelik bir yarık açan adamı görünce şoke olmuştum. Herif kibirle kükrüyordu: ‘’Li Qing, milyonlarca yıl önce ölüp gitmiş bir ruhun tekisin. Ciddi ciddi bu çürümüş pezevenkleri toplayarak Ba Huang Şehri’ne sorun çıkarmaya mı geldin?!’’

 Şehrin içindeki Li Qing başını kaldırarak, gülümsedi: ‘’Yeni jenerasyondan gelen genç adam, o getirdiğin askerlerle [Eskilerin Şehri]’ni ele geçirebileceğini mi düşünüyorsun? Hahaha, bugün tek yapmam gereken şey hepinizi öldürüp, kanınızı ölülere sunmak. 12 saat içinde, ruhlarınızı kullanarak namevtleri çağırabileceğim. Ba Huang Şehri bendeniz, Li Qing’e ait olacaktır!’’

 ‘’Hassiktir oradan!’’

  Şehir surlarında dikilen baltalı herif kükredi: ‘’Şehre, yürüyün! Li Qing’i öldürüp, kellesini Ba Huang’ın kapısına asacağız! Kutsal Rahip’in lanetini kullanarak ruhunu hapsedeceğiz! Her gün, her saat bizzat ona işkence edeceğim!’’

 O esnada, nihayet baltalı herifin ismini görmeyi başarmıştım---

 [Katliam Fırtınası – Luo Lie]

 Açıklama: Ba Huang Şehri’nin Dük’ü, Luo Lei’nin en genç kuzenidir. Savaş konusunda akılalmaz bir yeteneğe sahiptir ve bugüne dek savaş kaybetmemiştir. Ba Huang Ordusu’nu yöneterek şehrin güneyiyle kuzeyini ele geçirmiş ünlü askerdir! Nihayetinde, Ba Huang’ın Cennet Vari Generali olarak unvan kazanmış ve Ba Huang’ın askeri birlikleri onun emrine verilmiştir!

……

 ‘’Demek Dük Luo Lei’nin genç kuzeniymiş…’’ Gülümsedim: ‘’Merak ediyorum da, Luo Lie mi daha güçlü yoksa şehirdeki Umudun Katili mi? Meseleyi izlemek için sabırsızlanıyorum. Bırakalım Luo Lei, Umudun Katili’ni, canı %1’e düşene kadar pataklasın, ardından meseleye katılırız…’’

 Yue Qing Qian sırıttı: ‘’Büyük kardeş, o nasıl bir tavır öyle…’’

 Ba Huang’ın NPC askerleri şehre doğru atılıyordu. Yakın dövüşçüler önde, birkaç bin süvari da mızraklarını kavrayarak [Eskilerin Şehri]’nin merkezine doğru at sürmeye başlamıştı. Mesafeden, mızrakların çaldığı ıslıkları ve Li Qing’e doğru atılan saldırı seslerini duyabiliyordunuz. Süvari mızraklarının uçları Qi’ye benzeyen garip enerji parçalarıyla kaplıydı. Muhtemelen bu süvariler Ba Huang’ın elit askerleriydi.

  Mızraklar kendisine ulaşmadan önce Li Qing aniden başını kaldırıp, gururla kükremişti: ‘’Aşağılıklar! Size gücümün ne denli heybetli olduğunu göstereceğim!’’

 “Weng! ”

 Aniden gökyüzü donakalmıştı. Li Qing’in etrafındaki garip kalkana çarpan mızraklar geriye, kenara ve hatta havaya savruluyordu. Li Qing havaya doğru on metre zıpladıktan sonra elektrik dalgalarıyla kaplı kılıcını çekti. Kılıç aniden bir yıldırım edasıyla toprağı ikiye bölmüştü. Ardından herif kılıcıyla süvarilere doğru geniş bir kesik savurarak rakiplerinin kollarını, bacaklarını biçmeye başladı. Elit süvariler kalın zırhlara bürünmüş olsalar da, Li Qing’in kılıcına can vermeden duramıyorlardı.

 Li Qing heybetli figürüyle gökyüzünde dikiliyordu. Muazzam cübbesi rüzgarın eşliğinde dalgalanıyor, adam sol elinde garip bir güç topluyordu: ‘’Hepiniz, geberin! [Ağır Toprak]!’’

 “Peng…… ”

 Yeryüzü titremeye başlamış ve aniden şehrin 100x100 metrelik bir bölgesi yere göçmüştü. Alevden bir deniz yukarıya fırlayarak çok sayıda süvariyi kaplamıştı. Herifler acı dolu çığlıklarla ölümlerine doğru koşuyorlardı!

………..

 ‘’Bu…’’

  Gözlerindeki öldürme isteğine engel olamayan Luo Lie savaş baltasını kaldırarak kükredi: ‘’Okçular, ilerlemeye devam edin. Metal oklarınızı kullanarak öldürün şu herifi!’’

 Okçu kalabalığı şehre girdikten sonra bir çizgi formasyonu oluşturmuşlardı. Ardından yaylarını kaldıran askerler Li Qing’i hedef almış ve Luo Lei’nin emirleriyle gökyüzü oklara bürünmüştü!

 “Sousousou……”

 Havaya fırlayan okların gidişatında herhangi bir sorun yoktu; lakin oklar Li Qing’e yaklaşır yaklaşmaz kenara savrulmaya başlamışlardı. Li Qing’in özel yeteneği muhtemelen uzun mesafeli yetenekleri bertaraf edebiliyordu ve bu durum…dehşet vericiydi!

 ‘’Ölmek istiyorsunuz demek…’’

  Gülümseyen Li Qing kılıcını, sırtında asılı duran kınına sokmuştu. Ardından iki kolunu da kaldırarak, söylendi: ‘’Toprak’’. Sol avcuna yeşil renkli taşı andıran bir enerji toplanmıştı. Sağ elini bir kez sallayan herif yine söyleniyordu: ‘’Gökyüzü’’. Aniden, yıldız enerjileri bölgeyi kaplamaya başladı. Ardından, Li Qing iki kolunu ileriye savurarak dehşet verici bir kahkaha patlattı: ‘’Geberin, karınca bozuntları! [Gökyüzü ve Toprak Denizi]!’’

……

“Hong! ”

Gökyüzü ve toprak birleşmiş, saldırı binlerce okçuyu katlederek şehri kan gölüne çevirmişti!