Ellerinize sağlık :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
153. Bölüm Ulusal Bayrak
Gecenin köründe, polis ofisinde Wang Xin tek başına masasında oturuyordu.
Gizlice kılıcımı sırtıma takmış, simsiyah kıyafetlerle gecenin karanlığına uyum sağlamıştım.
“Wang Xin!”
Önüne geçmeseydim orada olduğumu anlamayacaktı. Bu normal insanlarla, geliştiricilerin arasındaki ciddi farklardan biriydi. Figürümü süzen Wang Xin nostalji yaşıyordu: ‘’Bu halini en son 3 yıl önce görmüştüm…’’
Elimi havaya savurduktan sonra gülümsedim: ‘’Wang Xin, yaşlandık, değil mi?’’
Wang Xin cevapladı: ‘’Ben yaşlandım da, senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.’’
Söylendim: ‘’Hadi gidelim!’’
‘’Tamamdır!’’
Yönetici binasının derinlerine doğru bana eşlik etmiş; lakin yürürken ağzından tek bir kelime bile çıkmamıştı. Nihayetinde Wang Xin kapıyı açarak ileri girmişti. İçeriden gelen ışık hüzmesi odayı kaplıyor olsa da, bu ışık hüzmesinin polis rozetinden geldiğini anlayabilmiştim.
………
‘’Kaptan bu?’’ şaşırmıştım.
Wang Xin gülümseyerek söylendi: ‘’Polisliği bırakalı uzun bir zaman olduğundan tekrar yemin etmeni istiyorum. Bunu karşılık olarak kabul et. Ayrıca ben de sana katılacağım. Bugünden itibaren ben deniz, Wang Xin, ve sen, Li Xiao Yao sonuna kadar yoldaşız!’’
Şok olsam da başımı öne doğru sallamış ve titreyen ellerimle ileri atılıp, rozti almıştım. Uzun zamandır aklımda olmayan kelimeler ağzımdan dökülmeye başlamıştı---
‘’Ulusal Bayrak’a yemin olsun ki, her sözüm ve her davranışımla, Altın Kalkan’ın namına leke sürmeyeceğim!’’
Anayasa yemin olsun ki, düşüncelerim ve ideallerim hiçbir zaman kanun çizgisinin dışına çıkamayacaktır!
İnsanlara yemin olsun ki, hayatım boyunca onların beklentilerine bir kez bile olsun ihanet etmeceğim!
……….
Ardından göz pınarlarım akmaya başlamış ve yaşlarıma engel olamamıştım. Yavaş yavaş ulusal amblemin önünde diz söktüm ve yumruklarımı sıkmaya başladım. Sıcak göz yaşlarım yere damlıyordu. Zar zor da olsa kendimi toparlayarak sözlerime devam edebilmiştim: ‘’Kaptan, insanlara ve adalete ihanet etmeceğim. Ben deniz, Li Xiao Yao, zayıfların yanında duracak ve pes etmeceğim! Bir kez daha Polis olduğum için, koşullar ne olursa olsun, hayatımı vermem gerekse bile gözümü kırpmadan öne atılacağım! O şerefsizlerin polis rozetlerine leke sürmesine izin vermeyeceğim! Buna şerefim üstüne yemin ederim! Eğer olur da bu yeminimi bozarsam, ne o kadınla karşılaşmaya yüzüm kalır, ne masum kanlarına layık bir vücudum kalır ve ne de gururla kendime bakacak halim kalır!’’
Omzuma hafifçe dokunan Wang Xin de titrememek için kendini zar zor tutuyordu: ‘’Bu sefer, beraber sonuna kadar gideceğiz. Adalet için!’’
Başımı öne doğru salladıktan sonra ona bir bakış attım: ‘’Ağlamayı kesmen lazım.’’ Gülümsedim. ‘’Ağlayınca acayip çirkin oluyorsun.’’
Wang Xin pofladı: ‘’Tsk, velede bak, gel benimle!’’
‘’Tamam!’’
Wang Xin’le beraber cephanenin olduğu yere gelmiştik.
Tak…
Silahların olduğu bölmeye açılan kapıyı araladıktan sonra karşıma çeşit çeşit silahın olduğu biro da çıkmıştı. Biraz şaşırmıştım: ‘’Hassiktir… ağır silahlar bile var… şuradaki RPG mi? Çetelerle karşılaşırken bunları mı kullanıyorsunuz?’’
Başını iki yana sallayan Wang Xin gülümsedi: ‘’Geçtiğimiz günlerde, 3 çete de normalde olmadıkları kadar vahşileşmeye başladı. Onlarla başa çıkabilmek için ağır silah kullanmak zorunda kalıyoruz. Niye sen de istediğin silahı seçmiyorsun. Şurada keskin nişancı tüfekleri var, bir tane ister misin?’’
‘’Hayır teşekkürler, bahsettiğin yaratığa mermi işlemiyormuş. Ayrıca, eğer o kadar silaha kuşanırsam, mücadelede nasıl taşıyacağım, şunu alsam yeter!’’
Tabancayı aldıktan sonra modeline baktım. M9C! modeli, bu silah yalnızca Amerika’da üretiliyordu. En etkili olduğu menzil 50 metre civarlarındaydı ve gayet ölümcül sayılabilecek bir silahtı.
‘’Sadece tabanca mı?’’ Wang Xin sordu.
‘’Evet.’’ Diye söylendim, silahı belime soktuktan sonra iki şarjörü de cebime atmıştım: ‘’Yakın mücadelede ne olur ne olmaz diye alıyorum. Eğer o yaratığı öldüreceksem, bunu Xiao Hei’yi kullanarak yapacağım!’’
‘’Tamam o zaman olayı kapattık. Bu silahı adına kaydettirmeye gideceğim ve elimden geldiğince erken izin alacağım. Şu an için silah sana ait olduğundan yanından ayırayım deme.’’
‘’Tamamdır!’’
…
Dış görünüşümü inceleyen Wang Xin önerilerde bulundu: ‘’Eğer şu anda giydiklerin hoşuna gitmiyorsa, kıyafet departmanından birkaç kişiyi ayarlayabilirim.’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Madem öyle diyorsun, siyah yapsınlar. Sonuçta gece karanlığında en uygun renk siyahtır. Ayrıca sırtıma takacağım bir silah kınına da ihtiyacım var, bir de silah için tabanca kılıfı yaptır. Ayak kısmına da bıçaklar için yer yaptırmayı unutma sakın.’’
Wang Xin gülümsedi: ‘’Ah, tamamdır. Hadi gidelim, nakliyata 4 saat kaldığından bir an önce yola koyulmamız lazım.’’
‘’Emredersiniz Kaptan!’’
Operasyon bölgesine vardığımızda, silahlarını hazırlamış, bekleyen bir sürü polisle karşılaşmıştım. Beklediğim gibi, her polisin suratında ciddi birer ifade vardı; muhtemelen geçen operasyonun sonuçlarından sebep gerilmişlerdi. Bu operasyon için toplamda 15 adam seçilmiş ve hepsinin de polis rozetleri ışık hüzmeleri saçmaya koyulmuştu.
Vakit kaybetmeden polis rozetini koluma yapıştırdım ve Wang Xin’le beraber platformda dikilmeye koyuldum: ‘’Li Xiao Yao’yu çağırdım, umarım bu operasyon planlandığı gibi gider, herkes hazır mı?’’ Wang Xin emir veren ses tonuyla söylendi.
‘’Hazırız!’’ Kalabalık cevaplamıştı.
‘’O zaman başlayalım!’’
……
İnsan dolu üç polis arabası şehrin üç farklı noktasına yayılmıştı. Saat 22:00 sularıydı; gizliliği korumak adına sirenler ve ışıklar açılmamıştı. Ormana geldikten sonra araçta beklemeye koyulmuştuk. Kimisi çimlere uzanmış, mücadeleye hazırlanmaya başlamıştı. Uzaktaki ırmağı izlerken, hedeflerimizi beklemeye başlamıştık.
Wang Xin’in düşük sesi detayları açıklıyordu: ‘’Elde ettiğimiz bilgilere göre, nakliyat karşıda duran nehir kıyısında yapılacak. İki tarafın da kalabalık geleceğini bekliyoruz; yani nakliyat başladığında, saldırıyormuş gibi yapacak ve yaratığı salmalarını bekleyeceğiz. Li Xiao Yao, yaratığın adamlarımıza zarar vermesini engellemek adına ileriye atılacaksın. Gebert o yaratığı; ancak cesedini bize bırak, daha sonra laboratuvara yollatıp, incelemek istiyoruz.’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır, anlaşıldı!’’
‘’Güzel, hazır olun!’’
……
Ayaklarım çamurdan sebep kirleniyor ve uzun bir süredir beklediğimden, ay gökyüzünün tepesine yerleşiyordu. Nihayetinde hareketlenmeler başlamıştı. Bir araç gelmiş ve bahsi geçen noktada durduktan sonra etrafı incelemeye başlamıştı.
Çok geçmeden iki gruptan insanlar olay yerine ulaşmıştı. Bulunduğum yerden, otomatik tüfeklerini görebiliyordum. Kalbim hafiften titremişti, bu insanlar para kazanmak için her şeyi göze alan tiplerdi.
Wang Xin hafifçe elini kaldırmış ve operasyonun başladığını işaret etmişti: ‘’Keskin nişancılar, silahlı herifleri vurmaya hazır olun, geri kalanlar 100 metre ilerleyip, yaratığı bize doğru çekin!’’
Çatışmanın başlamasını bekliyordum.
“Pew pew!”
Her ne kadar keskin nişancılar susturucu kullanıyor olsalar da, ölen iki adam grubun yakınlarında durduğu için durum hemen karışmıştı.
‘’Yürüyün!’’
Wang Xin kükredikten sonra polisler koşmaya başladı.
……
‘’Hassiktir! Bizi satmışlar! Liu San Er hain değilmiş, yanlış adamı öldürmüşüz!’’ Adamlardan biri bağırdı: ‘’Che, parayı alıp, malı bırak! Gizli silahı devreye sokup, şu polislerin icabına bakalım!’’
“Hou hou…”
Uzaktan gelen kükreme sesi dört bir yana yayılmıştı. Siyah kürke bürünmüş devasa yaratık ortaya çıktığında, hızının normal bir insandan daha yüksek olduğunu hemen anlamıştım.
‘’Ateş!’’
Çimlerde pusu kuran polis ekibi hedefe mermi sıkmaya başlamıştı; lakin yaratığın kürkü o kadar kuvvetliydi ki, mermiler adeta plastik toplar gibi geri sekiyordu.
‘’Hadi ama!’’ Wang Xin’in suratı öfkeden kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Li Xiao Yao!’’
“Pa…”
Çamurlu toprağa adımımı atar atmaz ileri koşmaya başlamış ve ayaklarımın altından garip bir rüzgar yayılmaya başlamıştı.
Keng!
Xieo Hei’yi çektikten sonra Qi’ye odaklandım. Yaratığı direkt karşılamış ve kılıcımı savurarak onu ikiye bölmeye çalışmıştım!
“Kacha!”
Siyah pençesiyle kılıcımı karşılamıştı. Ay ışığını altında bana öfkeyle bakan bir çift gözü rahatça görebiliyordum. Durumun korkutucu olması yetmemiş, yaratık bir de ağzını açarak kolumu ısırmaya çalışmıştı.
Odaklandıktan sonra demir bir yumrukla yaratığa aparkat geçirdim.
Peng!
Ağır yumruğum yaratığın ağzını kapatmış ve hemen ardından da havaya bir tekme savurmuştum. Kılıcımı sımsıkı kavradıktan sonra ileriye doğru geniş bir kesik attım; yaratığın beynini hedeflemiştim!
“Ca!”
Kükreme sesleri bir anda kesilmiş ve yaratığın kan gölüne dönen başı yere yuvarlanmıştı. Devasa vücudu yıkıldığında, ayaklarımın altındaki toprak bile titremeye başlamıştı!
Kılıcımı temizledikten sonra birkaç saniye boyunca yaratığın cesedini izledim. Garip bir şey yaşanıyordu. Yaratığın simsiyah kürkü vücudunu terk etmiş ve geriye 20’li yaşlarında görünen bir adam kalmıştı. Kellesini almış olsam da boynunda bir sürü iğne izi vardı;
……
Wang Xin vakit kaybetmeden elini havaya savurdu: ‘’İleriye, yakalayın şunları!’’
Ardından koşa koşa yanıma gelmiş ve yerde yatan genç adamın cesedine bakarak söylenmişti: ‘’Demek olay buymuş… bir adam nasıl olur da yaratığa dönüşür… yoksa, yoksa yanlış adamı mı öldürdük?’’
Suratımdaki ifade Wang Xin’e olayları hemen açıklamıştı: ‘’Yanlış adamı falan öldürüğümüz yok. Herifi geri götürüp, inceleyen Kaptan. Bu varlık düşündüğümüz kadar belli değil. Yeraltı örgütlerinden elinden geldiğince bilgi toplaman lazım; aksi taktirde şehir karışacak.’’
Wang Xin başıyla onayladı: ‘’Ah, biliyorum, Pekin’deki laboratuvarı arayacağım.’’
‘’O zaman ben kaçıyorum.’’
‘’Gidiyor musun?’’
‘’Evet, neden ki?’’
‘’Bana rapor yazsan diyorum!’’
‘’Tek bir şey bile yazmayacağım, kendin yaz! Sanki yaşananları izlemedin.’’
‘’Velet seni…’’
……
15 dakikada çatışma sonlanmış ve Wang Xin’in adamları geri dönmüştü. Bu herifler kesinlikle polis departmanının elitleriydi, gerçek mücadelelere meydan okuyabilecek tiplerdi! Hatta yüksek seviyeli polis güçleriyle bile karşılaşabileceklerine emindim. Tabii mesele özel harekata gelince, bizzat kendi tecrübelerimden yola çıkarak heriflerin kaliteden biraz yoksun olduğunu söyleyebilirdim.
Siren sesleri bölgeyi kuşatmış ve polis ekipleri uyuşturucu ticareti yapmaya kalkan adamları tutuklamıştı. Toplamda tutuklanan 17 kişiden 12Si Kan İttifakı’na üyeydi. Kollarındaki çarpaz kemik ve kafatası dövmeleri olayı hemen açığa çıkarmıştı.
Şehre döndüğümüz sırada polis arabasında oturuyordum. Geniş suratlı kadın polis bana bakıp, söylenmişti: ‘’Sen… Efsanevi Li Xiao Yao musun?’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet, bir şey mi oldu?’’
‘’Nasıl olur da mermi işlemeyen bir yaratığı kılıcınla ikiye ayırabildin?’’ Diye sordu, kılıcıma göz gezdiriyordu.
Gülümsedim: ‘’Çünkü kılıcım efsanedir!’’
“Ah?”
Kılıcıma yakından bir bakış attıktan sonra kabzasındaki desenleri incelemeye başladı: ‘’Ah, burada kelimeler var…Gan Jiang? Ah! Yoksa bu kılıç kadim efsanelerde geçen Gan Jiang mı?’’
‘’Evet, başka sorun var mıydı?’’
Wang Xin kadına bir bakış attıktan sonra meseleyi üstelemedi.
……
Stüdyoya geri döndüğümde saat çoktan 03:00’a gelmişti. Odama gizlice girdim. Görünüşe göre Matcha uyuya kalmış olsa da, kapıyı kilitlemeyi unutmuştu.
Yatağın altından kutuyu çıkardıktan sonra kılıcımı ve M9 tabancamı yerleştirdim.
Başımı kaldırdığımda, bir çift göz bana bakıyordu. Ardından bu gözlerin sahibi olan Matcha doğrulmuş ve yastığıyla bana vurmaya başlamıştı: ‘’HIRSIZ VAR! CANAVAR, AH, YARDIM EDİN!’’
Hemen kolunu tutup, fısıldadım: ‘’Matcha, benim, Li Xiao Yao!’’
‘’Ah? Patron?’’
Matcha bana bakıyordu. Suratı hemen kıaarmıştı: ‘’Patron, burada ne işin var…’’
……
Kapı açılmış ve Song Han, Ran Min, Fox üçlüsü içeriye girmişti: ‘’Nerede o sapık!? Ah? Patron?!’’
Song Han bana bakarken gülümsüyordu: ‘’Hehe, Xiao Yao, bunu nasıl açıklayacaksın merak ediyorum?’’
Magnec