Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

128. Bölüm Qi Bölümü

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  ‘’Hass, Jian Feng Han klanı kurdu…’

  Ba Huang’ın ortasında dikilirken, aldığım haberlerden sonra dişlerimi sıkmış ve oracıkta dikilmeye devam etmiştim.

  Yanımda duran Yue Qing Qian büyük gözlerini açıp kapatıyordu; başını kaldırıp, bana doğru gülümsedi: ‘’Xiao Yao, Jian Feng Han klanı kurdu. Şimdilik, büyük ihtimalle [Öncü] kendisini Ba Huang’ın bir numaralı klanı olarak tanıtacaktır. Daha önce Jian Feng Han’la bir sürü sorun yaşamıştınız, ne olacak sence?’’

  Kılıcımı hafifçe kavradım ve söylendim: ‘’Akışına bırakacağım şahsen. Eğer Feng Han klanını kullanıp, beni köşeye sıkıştırmaya çalışırsa sonuna kadar mücadele ederim. Bu oyun benim için oldukça önemli; yani pes edecek değilim!’’

  Yue Qing Qian başıyla onayladıktan sonra gülümsedi: ‘’Mm, senden de bu beklenirdi. Merak etme, eğer Jian Feng Han sana karşı bir hamle yaparsa, hemen [Prag]’ı kullanıp yardımına koşarım.’’

  Gülümsemeden edememiştim: ‘’Normalde benim seni korumam gerekirdi; ancak neden işler bu şekilde gelişti ki?’’

 
 ‘’Ne fark eder ki…’’

 ‘’Doğru diyorsun…’’

……

  Biraz lafladıktan sonra Yue Qing Qian yanımdan ayrıldı. Çok zaman geçmeden Fox, envanterimdeki ekipmanları toplamak için şehre gelmişti. Hesaplarımıza göre birkaç yüz altın elde edebilecek düzeyde ekipmana sahiptik; bir başka deyişle birkaç bin RMB kazanacağımıza şüphe yoktu. Oyunda, klan mücadelelerinde elde ettiğiniz eşyalarla bir hayli para kazanabiliyordunuz.

  Saat 19:30’a yaklaştığında güzeller güzeli hanımefendimden bir mesaj aldım: ‘’Li Xiao Yao…’’

  Konuşma sekmesini açıp, söylendim: ‘’Wan Er, seviye kasmayı bitirdiniz mi? Eğer öyleyse hemen oraya geliyorum…’’

  ‘’Gerek yok, bugün başka bir işimiz çıktığından okulda yemeyeceğiz…’’

  ‘’Oh? Ne oldu ki?’’ diye sordum, şaşırmıştım.

  Wan Er hafifçe gülümsedi: ‘’Çok da önemli bir şey değil. Babam bugün beraber yiyelim dedi, senin de gelmeni istiyormuş. İlk Gökyüzü Restoranı’nda yiyeceğiz. 10 dakikaya hazır ol, bugün Cheng Yue bize katılmayacak.’’

  ‘’Hm, İlk Gökyüzü Restoranı, bu restoran Batı Gölü bölgesinni en pahalı restoranı değil mi…’’

  ‘’Evet, tahmin ettiğin gibi…’’

  ‘’İyi bakalım, zaten daha önce oraya gitmemiştim…’’

  ‘’Tamam, aşağı in de çıkalım hemen.’’

  ‘’Anlaşıldı.’’

……

  Oyundan çıkıp, derin bir nefes çektim. Yataktan kalkıp yakalarımı düzelttim. Aynaya geçtiğimde karşımda dik başlı, genç ve ortalama kıyafetler giren bir herifle karşılaşmıştım. Bu kıyafetlerle İlk Gökyüzü Restoranı’na nasıl ayak uyduracağımı bilmiyordum…

  ‘’Li?’’

  Dört göz arkamdan seslendi: ‘’Genelde aynaya pek bakmazsın; hayırdır? Her zamanki dingil tipine niye bakıyorsun? Lin Wan Er’le yemeğe çıkarken bile aynanın karşısına geçmiyordun. Ne oldu bakalım?’’

  Gülümsedim: ‘’Yok bir şey, kaç oldun?’’

  ‘’46, sen?’’

  ‘’50…’’

  ‘’Hadi lan oradan!’’

 “…”

  Kim takar dört gözü? Hadi gidelim!

  Dışarıya adımımı atar atmaz soğuk rüzgar suratıma çarpmış ve hemen kız yurduna doğru yürümeye koyulmuştum. Yurda vardığımda Wan Er merdivenlerden iniyordu. Kahverengi bir gömlek giymiş altına da ufak bir etekle kombin yapmıştı. Uzun, kar-beyazı bacakları her zamanki gibi etkileyiciydi; bana bakıp gülümsedi: ‘’Hadi gidelim!’’

  Araba anahtarlarını aldıktan sonra çok geçmeden otoparka ulaşmıştık. Audi TT’yle yaptığımız 20 dakikalık yolculuğun ardından Batı Gölü bölgesindeki İlk Gökyüzü Restoranı’na varmıştık. Bahsi geçen bu restoran bölgenin en meşhur ve en pahalı restoranıydı. Öyle ki, duyduklarıma göre burada bir yemek yemek için en azından 5.000 RMB ödemeniz gerekiyordu. Bu nasıl bir lüks yahu!

  Arabayı park ettim ve kırmızı güllerle döşenmiş ufak yolda Wan Er’e eşlik etmeye koyuldum. Böyle lüks bir mekana gelecek insan sayısı az olduğundan, içeride fazla kişi yoktu.

 Bu esnada burnuma keyifli bir koku ulaştı. Tabii bu kokunun sahibi Wan Er’den başkası değildi. Hemen ona bir bakış fırlattım ve her zamanki güzel gözleri beni etkilemeyi başarmıştı. Özellikle de bugün giydiği kıyafetler ona yetişkin bir hava katmıştı. Normalde sahip olduğu genç ve dik başlı profili yerini yetişkin ve olgun bir kadın figürüne bırakmıştı. Wan Er küçük yaştan itibaren halka açılmış bir insandı. 16 yaşında Zamanın Kalbi albümünü yayınlamış ve album doğu bölgesinde hit olmuştu. Bu başarıdan olacak ki, yaşıtlarında olmayan gizemli ve değişik bir havaya sahipti.

   ‘’Li Xiao Yao, bugün grup mücadelesi yapmışsınız diye duydum?’’ Wan Er bir anda başını çevirip bana baktı.

  Hemen başımı çevirmiş ve ona bakıp durduğumu anlamaması için uğraşmıştım. Bu çabamı fark eden Wan Er gülmemek için kendini zor tutmuştu. Kadın zihin okuyabiliyordu, yani aptal aptal niye numara yapmaya çalıştıysam, anlamamıştım.

  ‘’Öhömmm…’’ Burnumu kaşıdıktan sonra söylendim: ‘’Sabah General Ailesi’ne bir görev için yardım etmeye gitmiştim; ancak kim görev esnasında [Uçan Ejderhalar]’ın bize saldıracağını düşünebilirdi ki? Başka çaremiz olmadığından heriflerle kapışmak zorunda kaldık. Şans bu ki yüksek seviyeli oyuncularımız sayesinde sayısal dezavantajımızın üstesinden gelmeyi başardık… Sen nereden duydun?’’

  Wan Er gülümsedi: ‘’Artık Kaygısız Xiao Yao’nun katıldığı her mücadele Kader forumlarında popüler oluyor, başka nereden duyacaktım ya? Bilmem farkında mısın; ancak seni seven bir sürü insan var. Özellikle de o saf ve temiz 15-17 yaşlarındaki kızlar… Neymiş efendim, çok yakışıklıymışsın… Tipe bak, bu mu yakışıklı…’’

  Başını kaldırıp tekrar gülümsedi: ‘’Senin nereni beğeniyorlar anlamıyorum gerçekten…’’

  Utanmıştım: ‘’İnternetteki yazışmalar güven olmaz, boşver gitsin…’’

……

  Mekana ulaştığımız gibi bir kadın garson bizi karşılaşmıştı: ‘’Pardon, acaba siz Bayan Lin Wan Er ve Bay Li Xiao Yao musunuz?’’

  ‘’Evet.’’ Wan Er başıyla onayladı.

  ‘’Bay Lin sizi bekliyor, bu taraftan lütfen…’’

  ‘’Tamamdır, teşekkür ederiz!’’

……

  İlk Gökyüzü Restoranı çiçek bahçesi konseptine uygun düzenlenmişti. Çiçek bahçesinden geçtikten sonra ana salona ulaşmıştık. Garson gülümsedi: ‘’Buyrun, bu oda sizing…’’

  Kapıyı açtıktan sonra büyükçe bir masanın arkasında oturan, 50’li yaşlarda görünen Lin Tian Nan’la karşılaşmıştık. Parıldayan gözlerinde anlaşılamayan bakışlar vardı; işte bu herif Tian Xin Şirketi’nin başkanıydı. Aynı zamanda Wan Er’in babası, benim de işverenimdi.’’

  ‘’Wan Er, geldiniz demek!’’

  Lin Tian Nan ayağa kalkıp, sandalyelerden birini çekti. Gülümseyerek söylendi: ‘’Gel de otur hadi. Çoktan sipariş verdim; birazdan gelir. Haline bakarsak bütün gün Kader’deydin, yanlış mıyım? Acıkmadın mı?’’

  Wan Er çantasını babasının yanına koyduktan sonra sandalyeye kuruldu. Dilini çıkartmış ve ufak bir çocuk gibi etrafa kahkahalar saçmaya koyulmuştu: ‘’Aslında bütün gün Kader’de değildim, genellikle Kader’deydim dersek daha doğru olur. Bu arada baba, ne yiyoruz?’’

  Lin Tian Nan gülmeden edememişti: ‘’Merak etme, senin sevdiklerinden söyledim…’’

 ‘’Tamam, tamam…’’

……

  Ellerim arkada, kenarda dikiliyordum. Başından beri Lin Tian Nan bana bir kez olsun bakmamıştı. Koruma olarak görevlerimi ve sorumluluklarımı yerine getirmek zorundaydım. Yani anlayacağınız, işverenlerim yemek yerken, benim görevim oracıkta dikilmekti!

  Bir bakış daha attığımda, benim gibi davranan iki genç adam daha olduğunu gördüm. Siyah takım elbiselere bürünmüş olan bu heriflerin Lin Tian Nan’ın korumaları olduğuna şüphem yoktu. Sonuçta Lin Tian Nan gibi önemli bir figürün koruma olmadan dışarıda gezmesi olacak şey değildi. Gençlerin duruşlarına bakınca, birinin Vücut seviyesine, diğerinin de Lian Qi seviyesine adım atmak üzere olduğunu anlamıştım.

 “Li Xiao Yao!”

  Birkaç dakika geçtikten sonra Lin Tian Nan kızını şımartmayı bırakmış, bana bir bakış fırlatıp söylenmişti: ‘’Sen de Kader’desin, değil mi? Nasıl durumlar peki? Wan Er’e sorun çıkartmıyorsun, değil mi?’’

  Düşük bir sesle söylendim: ‘’50.seviye bir kılıç ustasyım, Bay Lin!’’

  Wan Er gülümseyerek söylendi: ‘’Baba, bu kadar ciddi konuşmasanız olmaz mı? Biraz rahatlayın…’’

  Lin Tian Nan hafifçe gülümsedi: ‘’Tamam. Li Xiao Yao, gel sen de otur. Sizden başka bir de büyük ustalardan birini çağırmıştım. Beraber yiyeceğiz.’’

  ‘’Oh, kimi çağırdın?’’ Wan Er merakla söylendi.

  ‘’Amcanı, Huang’ı.’’

  ‘’Huang amca mı?’’ Wan Er şaşırmıştı: ‘’En son görüştüğümüzde 12 yaşında falandım herhalde. Bunca yıldır niye gözükmedi hiç?’’

  Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Amcan bulutlar kadar kaygısızdır ve kuşlar gibi dünyayı dolaşır. Gökyüzünden başka nereye gittiğini bilen birinin olduğunu sanmıyorum. Söylediğine göre sevgili yeğenini özlemiş ve bu sebeple gelmiş. Yoksa ona nasıl ulaşacaktım ki?’’

  Sessizce dinliyordum. Kafam biraz karışmıştı.

  Wan Er ifademi görünce açıklamaya başladı: ‘’Huang Amca babamın eski arkadaşlarındandır. Gerçek adı Huang Ning’di. Küçükken tanışmıştık ve hatırladığım kadarıyla inanılmaz iyi biridir. Yine de görüşmeyeli çok olmuştu.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Oh…’’

……

  O esnada kapı bir anda açılmış ve enteresandır ki kapıdan herhangi bir hava akımı yayılmamıştı. Elinde kağıttan bir yelpaze tutan orta yaşlı adamın içeriye girdiğini görmüştüm. Üstünde siyah, geleneksel ceketlerden biri vardı. Ellerini hareket ettirmemesine rağmen kapılar bir anda kapanmıştı.

  ‘’Uh…’’ İki genç koruma adeta hayalet görmüş gibiydi.

  Hava akımının hızlandığını görünce kaşlarım çatılmıştı; söylendiği gibi, bu herif gerçek bir ustaydı; bir Lian Qi Ustası!’’

  ‘’Huang Amca!’’ Wan Er ayağa fırladı.

  İçeriye gelen adam geniş bir kahkaha patlatıp, söylenmeye koyuldu: ‘’Oh, yedi yıl ne çabuk geçti! Wan Er son gördüğümde ufacıktın, şimdi şu hale bak! Büyümüş, güzeller güzeli bir kadına dönüşmüşsün! Eski dostum, ah! Böyle güzel bir kıza sahip olmak için önceki hayatında ne tür iyilikler işledin merak ediyorum!’’

   Lin Tian Nan doğrulduktan sonra gülmeye başlamıştı: ‘’Hadi ama, dalga geçmeyi bırak da otur şuraya!’’

  Huang Ning bana bir bakış fırlattıktan sonra söylenmişti: ‘’Bu çocuk…’’

  Hemen ayağa kalkıp, başımı öne doğru salladım: ‘’Merhaba efendim, ben Lin Wan Er’in koruması, Li Xiao Yao!’’

  ‘’Güzel, güzel, güzel!’’ Huang Ning üç kere ‘Güzel’ demiş ve ardından bana bakmaya devam etmişti: ‘’Qi akışın gizlenmiş olsa da Qi yolların güçlü ve geniş. Hiç fena değil…’’

  Gülümsemeden edememiştim, buraya beni test etmek için mi gelmişti?

  ‘’Öyle demeyin, yalnızca fazla pratik yapıyorum, o kadar…’’

  ‘’Mm, gel de otur bakayım…’’

……,

  Birbiri ardına gelen yemeklerin yanında, Lin Tian Nan doğrulmuş ve herkese şarap doldurmaya koyulmuştu: ‘’Eski dostların buluşması öyle her gün olan bir şey değil, hadi bakalım, iç!’’

  Hareket etmedim.

  ‘’Li Xiao Yao, neden içmiyorsun?’’ Lin Tian Nan bana doğru bakmaya başladı.

  Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Şarap 57 derece sıcaklıkta ve içtiğim taktirde kararlarımı etkileme potansiyeline sahip. Lin Wan Er’in güvenliği için bu şarabı içemem!’’

  ‘’İç gitsin, bugün kendini zorlamana gerek yok!’’

  ‘’Uh… Tamam o zaman…’’

  Bahanem kalmadığı için bardağı kafaya diktim.

……

  İçtikten sonra Huang Ning bana bir bakış fırlattı: ‘’Li Xiao Yao, vücudundaki Qi çok sakin; diğerlerine hiç benzemiyorsun. Ustanın adını bana söyleyebilir misin?’’

  Duraksadım. Lin Wan Er bana bakmış ve sırlarımı ortaya dökmemi istermişcesine başıyla onaylamıştı.

  Kaşlarımı çatıp, cevapladım: ‘’Wu Dang Hou San.’’

 “Oh?’

 Huang Ning gülümsedi: ‘’Demek Wu Dang’mış. Bu yeni dünyada pratik yapan çok fazla insan yok; ancak bildiğim kadarıyla Wu Dang ikiye ayrılmıştır. Qi bölümü ve Kılıç bölümü, sen hangisine aitsin?’’

  Duraksadım: ‘’Qi bölümü…’’

  ‘’O zaman Ling Cheng’i tanıyor musun?’’

  ‘’Hayır, TANIMIYORUM!’’

 “Ohh….”

……

  Ling Cheng, o yaşlı bunak. Onunla ilgili hiçbir şey bilmiyorum!

  Yumruklarımı sıktığım gibi gözlerimin önüne bir görüntü geldi.

  ‘’Velet, demin sana öğrettiklerimden ne kadarını hatırlıyorsun?’’

  ‘’Çoğunu hatırlıyorum usta!’’

  ‘’Güzel, şimdi ne kadarını hatırlıyorsun?’’

  ‘’Çoğunu unuttum usta!’’

  ‘’Çok güzel, peki ya şimdi, ne kadarını hatırlıyorsun?’’

  ‘’Hepsini unuttum usta!’’

  ‘’Güzel! Güzel! Demin sana yanlış bilgileri öğretmiştim, şimdi baştan başlayacağız!’’

  ‘’Siktir…’’