Yav sen de bi karar ver diyicem.. tsunderesin ondan birsey diyemiyorum.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
116. Bölüm İlk Aşk
‘’Kimin umrunda, dönmeyiz olur biter…’’ Wan Er’in dudakları bükülerek bir gülümsemeye dönüştü.
Dong Cheng Yue’nin kaşları çatılmıştı: ‘’Neyse, öyle olsun bakalım. Xiao Yao, olacaklardan sen sorumlusun ona göre…’’
Yeni kılıcımdan sebep mutlu olduğumdan, cevap vermemiştim.
‘’Li Xiao Yao, ne düşünüyorsun?’’ Wan Er bana bir bakış attı.
Rüya benzeri tecrübeden uyanmış ve keyifli keyifli cevaplamıştım: ‘’Yok… bir şey düşünmüyorum canım, hahahahah. E ne yapıyoruz, yemek mi yiyeceğiz?’’
‘’Mm, sen ısmarlıyorsun…’’
‘’Tamamdır! Hadi gidelim!’’
……
Wan Er ceketinin yakasını kapattıktan sonra okul kapısının önünde dikilmeye başladı.
Kapı görevlisine doğru ilerleyip sordum: ‘’Efendim, lütfen kapıyı açar mısınız?’’
Görevli başını kaldırıp bana baktı: ‘’Bu saatte nereye böyle?’’
‘’Yemeğe!’’
‘’Odanıza dönüp hazır ramen falan yapın. Okul kurallarında gayet net bir şekilde belirtildiğine göre, okul kapısı saat 01:00’den sonra kapalıdır. Kim olursa olsun istisna yapılmaz!’’
Bakışlarını arkamdaki güzelliklere çevirmişti: ‘’Oh, hiç de fena sayılmazsın, iki kadın demek? Halledebilecek misin?’’
Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmiş olsa da ağzından bir kelime çıkmamıştı. Onun yerine Dong Cheng Yue ileri atılıp, söylendi: ‘’Ne dedin? Bird aha söyle bakayım! Söylesene!’’
Görevli cevap vermemiş ve ben de Dong Cheng Yue’nin kollarını tutmuştum: ‘’Tamam, sakin ol Dong Cheng Yue. Başka bir yol buluruz artık.’’
……
Yolda yürürken Dong Cheng Yue söylendi: ‘’Başka bir yol var mı ki?’’
Kollarımı kaldırıp, sağ tarafa işaret ettim: ‘’Duvardan atlayacağız…’’
‘’Ne?’’
Duvara bakan Wan Er’in gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Sen atlayabilirsin de, biz nasıl atlayacağız… Kadın olduğumuzu unutuyorsun… Duvar çok yüksek…’’
Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’O zaman Xiao Yao, sen duvarın yanında dur, omuzlarına basarak yukarı çıkarız, ardından sen öteki tarafa geçip bizi yakalarsın…’’
Kaşlarım çatılmıştı: ‘’Niye bu kadar karıştırıyorsun ki? İkinizi tutarak karşıya direkt atlayabilirim…’’
‘’Yok artık, o kadar güçlü müsün?’’ Dong Cheng Yue söylediklerime inanmakta zorluk çekiyordu.
Gülümsemeden edememiştim: ‘’Beni hafife alıyorsunuz…’’
‘’Tamam, deneyelim o zaman.’’ Wan Er kırmızı dudaklarını büküerek gülümsedi: ‘’İlk Dong Cheng Yue gidiyor o zaman…’’
Dong Cheng Yue titremeye başladı: ‘’Deney faresi ben mi olacağım yani…’’
‘’Yemek yemek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Ben de acıktım, eğer daha fazla beklersek gücüm kalmayacak cidden!’’
Cheng Yue pes etti: ‘’Tamam, önden ben gidiyorum…’’
Elimi ona doğru uzattım: ‘’Sıkı tutun ve bırakayım deme. Eğer bırakırsan hiç de hoş şeyler olmaz…’’
Başını öne doğru salladı, yanıma geldi ve kollarını boynuma doladı. Fazla yakınlaşmıştık ve arkadan Wan Er’in sistem ettiğini duysam da, söylediklerini tam olarak anlayamamıştım.
Ben de kollarımı Dong Cheng Yue’nin narin beline dolamıştım. Doğrulduktan sonra yere sabitlenen acil su hattı borusuna doğru atıldım ve çevik bir zıplamayla öteki tarafa geçtim. Biraz dengesiz bir vaziyette olsak da sorun çıkacakmış gibi görünmüyor. Hava karardığından önümde karanlıktan başka hiçbir şey yoktu. Yine de öteki tarafın zeminini görecek kadar keskin gözlerim vardı.
Hafifçe yere indim ve Dong Cheng Yue’yi indirmeye çalıştım. Direnmişti, kulağıma fısıldadı: ‘’Biraz daha sarılalım…’’
Ona bir bakış attım: ‘’Dong Cheng Yue, lütfen yapma. Wan Er diğer tarafta bekliyor…’’
‘’Tamam…’’
……
Birkaç adım geri attıktan sonra tekrar zıpladım. Dong Cheng Yue’nin küçük ağzı sonuna kadar açılmıştı: ‘’Bu… Olimpiyat rekorlarını bile geçmiyor mu? Gerçek misin sen..’’
Lin Wan Er duvarın diğer yanında tatlı bir ifadeyle dikiliyordu. Gözleri bana dönmüş ve keskin bir bakış fırlatmıştı.
Kolumu uzatıp gülümsedim: ‘’Wan Er, sıra sende…’’
“Mm.”
Güzeller güzeli hanımefendinin teni gerçekten inanılmaz yumuşaktı. Yavaşça yaklaşdı ve kollarını boynuma doladı. Ben de belini kavradıktan sonra nazikçe sıkmıştım. O anda yumuşak, narin 34D’lerin göğsüme yaslandığını hissedebiliyordum. Bu hisse karşılık olarak suratım kıpkırmızı kesilmiş ve oracıkta dikilmeye başlamıştım.
Lin Wan Er başını kaldırıp bana baktı. Onun da suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Saçma sapan şeyler düşünme. Hadi artık…’’
Bir saniyeliğine de olsa aklımı okuyabiliyor sanmıştım. Tabii bu sebepten gerilmiş ve zaman kaybetmeden atlamıştım.
“Ah!”
Dong Cheng Yue’nin çığlığını duyduktan sonra aşağıya baktım. Hassiktir! Neden duvarın dibinde duruyordu ki? Ona çarpacaktık!
Yapacak başka bir şey olmadığından havada süzülen vücudumu çevirdim ve Wan Er’ı sımsıkı kavrayarak sırt üştü düşmeye başladım. Bu sayede kıza zarar gelmeyeceğini umuyordum. Buna rağmen ineceğimiz zeminde betondan başka hiçbir şey yoktu.
Bang!
Toz dalgası dağıldıktan sonra dişlerimi sıktım, canım acımıştı! Omurgamın alt kısmı yerinden çıkmış bir tuğlaya gelmişti. Şans bu ki yıllar yılı yaptığım antrenmanlar sayesinde vücudum normal insan sınırlarının üstüne çıkmıştı. Yoksa bu düşüşten ufak sıyrıklarla kurtulmama imkan yoktu.
Sızlandım.
Sımsıkı kavradığım Wan Er şok olmuştu. 34D’lerin göğsüme hücum ettiğini hissedebiliyordum. Parlak ay ışığının altında, önümdeki güzelliğin keyfini çıkarıyordum. Bu çektiğim çilelerin karşılığında bana sunulmuş bir lütuf gibiydi. Suratı kıpkırmızı kesilen Wan Er hemen doğrulup, beni itti: ‘’İyi misin!?’’
‘’İyiyim…’’ cevapladım, acıdan dişlerimi sıkıyordum: ‘’İyiyim Wan Er, hadi gidelim…’’
“Mm…”
Doğrulduğum gibi sırtıma keskin bir acı dalgası saplandı. Sonuçta vücudum altından yapılmış değildi, tabii ki acı çekecektim!
Wan Er ve Dong Cheng Yue iki yandan beni destekliyor, üç kişi yakınlardaki yemek standlarına doğru ilerliyorduk. Bir sandalyeye kurulduktan sonra kıyafetlerime yapışan toz parçalarını silkeledim ve sipariş verdim. Stand görevlisi pişirmeye başlamıştı. Çok geçmeden büyük ekmeklerin yanında ilk sipariş gelmişti. Acı çekiyor olsam da şansıma diyecek yoktu. Parlak ay ışığının altında iki güzellikle yemek yiyordum…
……
23 yaşlarında görünen iki öğrenci arkamızdaki masaya oturmuş ve konuşmaya başlamıştı-----
‘’Songsong, dün yaşananları gördün mü? Tam oyundan çıkacaktım ki Ba Huang’daki oyunculardan birinin mor ekipman aldığını gördüm. Ekipmanın adı Buz Yağmuru Kılıcı’ydı. Manyak bir şey, değil mi!? Birinin, Jian Feng Han’ın Cennet Düzeni’nin Kılıcı’ndan bile daha iyi olan 48.seviye mor ekipman alması… Kim bu herif sence?’’
Arkadaşı biradan bir yudum aldıktan sonra gülümsedi: ‘’Muhtemelen Jian Feng Han, Yan Zhao, General Li Mu ya da [Kahramanın Öfkesi]’nden biridir. Başka kim olacak ki? Ba Huang’da mor bossu öldürebilecek güce sahip olan yalnızca birkaç klan var. Sağlam bir güce sahip olmadan öyle bir bossa meydan okumayı aklından bile geçirme…’’
Songsong iç geçirdi: ‘’Ne zaman mor ekipmanım olacağını hç bilmiyorum. Eğer elime bir tane bile mor ekipman geçerse, Kan Yemini Stüdyo’muza gelecek oyuncuları bir düşün. Stüdyomuzu 4 gün önce kurmuş olsak da, daha doğru düzgün birini alamadık. Böyle devam edemeyiz; bize adam lazım…’’
‘’Mmm, beyin fırtınası yapalım… Neden kız yurduna makyaj malzemeleri tanıtmaya bir sonraki gidişimde yanıma Kan Yemini posterini almıyorum? Eğer makyaj malzemelerini severlerse, stüdyomuza da katılabilirler. O tarz öğrencileri alabilirsek olayı anında bitiririz. Sonuçta popüler insanların fanları da var oğlum! O kadar insanla Ba Huang’ı ele geçirebiliriz…’’
‘’Hayal edince bile insan mutlu oluyor. Hay böyle işin ben, yarın makyaj malzemelerini alıyorum lan! O posterlerden yakınlardaki otel köşelerine falan yapıştırmayı unutma, çiftleri de yanımıza çekmek istiyoruz!’’
‘’Mm, tamamdır!’’
……
Üçümüz de çocukların konuşmasını dinlemeye koyulmuştu. İkili gittikten sonra Lin Wan Er geniş bir kahkaha patlattı ve neredeyse yere düşecekti. Düşmemesi için tutmuştum tabii…
Çok geçmeden yemeği bitirdik ve masadna kalktık!
Ne yazık ki ön kapıdan girme şansımız yoktu. Görünüşe göre geri dönmek, dışarı çıkmaktan daha zor olacaktık. Üçümüz de oracıkta dikilmiş, duvarı izliorduk.
‘’Ne yapacağız? İçeri girsek bile yurt görevlisi bizi yakalayacaktır…’’
‘’Evet, duyduğuma göre zamanında öğrencilerden biri yurda 01:10’da girmeye çalışmış; ancak görevliye yakalanmış… bütün okula duyrulduktan sonra kızın ailesini aramışlar…’’
Wan Er bana bir bakış fırlattı.
Gülümsedim: ‘’Aileni arasalar ne olacak ki? Eğer baban, Lin Tian Nan okula gelirse muhtemelen okul müdürü bile onu karşılamaya gelir…’’
‘’İstemiyorum…’’
Dong Cheng Yue döndü ve uzaktaki ışıklara baktı: ‘’Şuna ne diyorsunuz… otelde kalsak? Yarın sabah döneriz, ben de ailemin aranmasını istemiyorum…’’
‘’Sen ne diyorsun Wan Er?’’
Lin Wan Er gözlerini kapatıp cevapladı: ‘’Peki…’’
……
Ondan sonra kızları yeni bir maceraya doğru sürükledim. İlk durduğumuz otel ağzına kadar dolmuştu. Diğer üç otel de… doluydu!
Dong Cheng Yue esnedi: ‘’Çok yoruldum, bugünün Cuma olduğunu unuttum, millet otellere akın ediyor tabii…’’
Saate baktım ve zaman çoktan 03:00’e gelmişti. Wan Er kollarımı tutmuş ve tamamen bana yaslanmıştı. Ayık durmaya çalışıyordu; ancak uzun kaşları daha fazla duruma dayanamamıştı.
Suratım ekşidi: ‘’Şu tarafta 4 yıldızlı bir otek var, oraya bir bakalım!’’
“Mm…”
……
Dördüncü otele gelmiştik ve sonunda, resepsiyonda duran kadın söylendi: ‘’Bir oda var…’’
Sadece… Bir oda!!!
Ne kadar dramatic bir durum ama; kalbimin dört nala koşmaya başlamasına engel olamamıştım! Biraz para çıkarıp söylendim: ‘’Bir oda olsun o zaman, çabuk olun…’’
Dong Cheng Yue masaya yaslandı ve bang! Kafası bir laptopa çarpmıştı: ‘’Xiao Yao, 3 kişi mi kalacağız?’’
‘’Mm, istemiyorsan yolda yatabilirsin…’’
Dong Cheng anında başını iki yana doğru sallamıştı: ‘’Yok yok, tamam 3 kişi kalırız…’’
……
Odaya girmiştik; mekan gayet genişti. Wan Er biraz da olsa kendine gelmiş ve gözlerini ağır ağır açmıştı: ‘’Bu… 3 kişi nasıl uyuyacağız?’’
Öne doğru atıldım: ‘’Ben koltukta yatarım, siz de yatakta yatarsınız…’’
Wan Er başıyla onayladı: ‘’Duş almam lazım, biraz çekilir misin?’’
Odaya göz gezdirdim: ‘’Oda çok büyük sanki, nereye çekilyim?’’
‘’İyi tamam, sakın bakayım deme…’’
‘’Mm.’’ Koltuğa geçtim ve uyku bütün bedenimi kapladı.
……
Dong Cheng Yue ve Wan Er banyoya geçmiş ve beraber duş almaya başlamıştı. Bu esnada banyodan gelen sesler kulağıma ulaşıyordu..
‘’Waa, Wan Er ne güzel vücudun var… Kıskandım…’’
‘’Dong Cheng Yue, dokunmasana!’’
‘’Wan Er, benimkiler ne zaman seninkiler kadar büyük olacak…’’
‘’Dokunmak yok dedim, of be kadın!’’
‘’Söylesene, duştan sonra Li Xiao Yao bir şey yapar mı sence?’’
“Bilmiyorum…”
……
Yarım saat geçtikten sonra güzellikler havlulara sarınmış bir vaziyette banyodan çıkmıştı; ancak ben çoktan horul horul uyumaya koyulmuştum.
‘’Yok artık!! Bu herif…’’
Wan Er’in dudakları bükülmüştü, sinirlenmekle hayal kırıklığına uğramak arasında gidip geliyordu!
Magnec