Adma yine zengimn olucak nsnsbsjsnssn kim bilor tanesi kac altindir dndbn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
105. Bölüm Hava Saldırısı
Haritada, Yeşil Qilin Vadisi Ba Huang’ın kuzey-batı sınırında yer alan koca bir yeşil nokta olarak tasvir edilmişti. Bu yeşil nokta muhtemelen vadinin içindeki ormanları belirtiyordu; yani bitki gelişimi için uygun bir alan sayılabilirdi.
Yeşim Şehri’nin Kılıcı omzumda, Ufak Bobo yanımda, Ba Huang’ın şehrinden çıkmaya koyulduk. Buz ve Ateş Pelerini rüzgarın narin dokunuşlarıyla dalgalanıyordu. Suratım da Ateş Feneri Miğferi’nin etrafa saçtığı ışık hüzmelerinin altında gizlenmişti. Benden 5 seviye düşük olan oyuncular adımı ya da suratımı görebilme şansına erişemeyeceklerdi. Lakin ne yazık ki seviyem eskiden olduğu kadar yüksek olmadığı için, millet ismimi rahatça görebiliyordu…
Dinggg!
Cam Fox’dan bir mesaj geldi: ‘’Patron Xiao Yao, kasmaya mı gideceksin?’’
‘’Evet, hayırdır?’’
‘’Şey…’’ Fox konuşmak için doğru sözleri bulmaya uğraşıyordu: ‘’Eğer yüksek seviyeli bir maden cevheri bulursan sakla. Metal işlemesini öğrenmeye başladım; Yavru Kurt da cevher kazıcılığı konusunda geliştirmeye başladı kendisini. Yaşlı K’yı da metal dövme konusunda ustalaştırmaya çalışıyoruz. Bu sayede demirci olup, Ba Huang’ın en güçlü silahlarını yapabileceğim…’’
Gülümsedim: ‘’Tamamdır, kolay gelsin! Cevherle geri geldiğimde, kullanmanız için depoya koyarım. Oh doğru ya! Neredesiniz şimdi?’’
‘’Ba Huang’I terk edip, kasmaya gidecektik. Altın da kasmamız lazım bildiğin üzere. 27.seviyede olan bir şifacı da bulduğumuz için sorunumuz kalmadı.’’
‘’Tamamdır, siz kasmaya devam edin! Hadi bakalım!’’
‘’Görüşürüz!’’
…..
Stüdyo üyelerine cesaret dolu sözler söyledikten sonra tek başıma Ba Huang ormanına girdim. Eğer Yeşil Qilin Vadisi’ne gitmek istiyorsam, Ba Huang ormanını geçmem gerekiyordu. Hay böyle işin ben… Vadiye gitmek için 90 dakikalık bir yolculuk yapmam gerekecekti. Binek hayvanı sistemi henüz devreye girmediği için, yalın ayak gitmekten başka çarem yoktu.
Yürümeye devam ederken bir mesaj daha geldi. Yue Qing Qian: ‘’Xiao Yao!’’
“Hmm? Qing Qian, ne oldu?
Yue Qing Qian arama sistemini açtıktan sonra kulağıma onun tatlı sesi geldi: ‘’Xiao Yao, Prag’ın bütün bilgi sistemini ben kontrol ediyorum. Birkaç dakika önce [Kahramanın Öfkesi]’nden 10 kişinin seni gözlerine kestirdiğini öğrendim. Dikkatli olman lazım. Nereye gidersen git, Batılı Diktatör henüz peşini bırakmış değil…’’
Kaşlarım çatılmıştı: ‘’Wow, cidden beni öldürmek istiyor bu dingil.’’
‘’Nereye gidiyorsun?’’
‘’Çook uzak bir mekana, şehirden 100 dakikalık mesafeye gidiyorum. Muhtemelen 40-70 arasındaki yaratıklarla uğraşacağım.’’
‘’Hehe!’’ Yue Qing Qian gülümsedi: ‘’Süper o zaman! Boşuna endişelenmişim desene. [Kahramanın Öfkesi]’nin 1000’e yakın üyesi var. Dediklerine göre Batılı Diktatör bütün oyunculara haftalık para ödüyormuş. Lakin buna rağmen ortalama seviyeleri 39 civarındaydı. Şimdilik sana ciddi bir tehdit oluşturmuyorlar. Üstelik o kadar uzağa da geleceklerini sanmıyorum. Ohh, rahatladım ya!’’
‘’Haha, endişelerin için teşekkür ederim. Korkacak bir şey yok.’’
‘’Tamamdır, kendine iyi bak!’’
…..
Arama sistemini kapattıktan sonra Yue Qing Qian’ın çoktan 47’ye ulaştığını gördüm. Kız acayip seviye kasıyordu. 45.seviyede olan şahsım Ba Huang’ın 45.sırasındaydı. Daha çok uğraşmam lazım!
Tırırırırırrım….
Gümüş Bağcıklı Savaş Botları’m ormandaki ufak çalılıkları ezerken ilerliyordum. Aynı sırada arkama bakmış ve bir grup oyuncu görmüştüm. Ellerinde hançer tutan iki süikastçi ve havada uçan bir Rüzgar Elfi Okçusu beni takip ediyordu. 41.seviyedeki Rüzgar Elfi 20 metre yüksekliğe kadar uçabiliyordu; yani beni bulamaması neredeyse imkansızdı.
“Ugh….”
Sinirim bozulmuştu. Arkamdakilere çaktırmadan hızlanmaya başladım. Kılıcım dans ederken 5.seviye [Hız]’ı aktif etmiştim. Hareket hızıma eklenen %5’lik artışın yanında, saldırı hızım da %10 artmıştı. Süikastçiler durumu fark ettikten sonra koşmaya başlamıştı. Yavaş yavaş bana doğru yaklaşmalarına şaşırmamak lazımdı; zira Süikastçi sınıfı hız konusunda bir numaraydı.
Etrafa baktığımda ormanın içinde bir şey görmüştüm!
Bang!
Botlarım yere yığılmış ağaç gövdesine doğru hamle yaptığı gibi vücudumu çevirdim ve bir grup çalılığa doğru yuvarlandım. İleri doğru yuvarlanmaya devam ederken etrafa bir de toz dumanı saçmıştım. Akıllıca bir hareketle durumu kurtarmıştım.
‘’Huh?’’
Demin beni takip etmeye çalışan iki süikastçi şaşırmış ve hemen arkamdan koşmaya başlamıştı!
‘’ROOARRR…’’
Süikastçiler kükreme sesiyle duraksamış ve içlerinden biri 47.seviyedeki Kül Ayısı’ndan bir darbe alarak yere yığılmıştı. Yere yığılan süikastçiyi 3 kez ısıran ayı, herifi anında öteki dünyaya yollamıştı.
‘’Hassiktir!’’
Diğer süikastçi ayıya kapışmaya başladı. Ayıyı bıçakladıktan sonra koca bir ‘’ISKA!’’ yazısı havaya fırlamış ve Kül Ayısı fırsatı değrelendirip süiksatçiyi ısırmıştı. Pençeleriyle süikastçiye son bir darbe geçiren ayının keyfine diyecek yoktu. Oyuncular ne olduğunu bile anlamadan hayatlarını yitirmişti.
Arkamdan gelen acı dolu çığlıkları dinlerken gülmeden edememiştim. Hesaplarım doğru çıkmıştı. 45.seviyede olduğum için yaratıklara 25 metreden daha fazla yaklaşırsam dikkatlerini çekiyordum. Ne yazık ki henüz 40.seviyeye ulaşmamış olan süikastçiler için bu sayısı 30 metreye çıkıyordu. 47.seviyede olan Kül Ayısı’nın yardımıyla, ikiz dingillerin işini halletmiştim. Bu tipler için kendi ellerimi kullanacak değildim ya!
Gökyüzünde uçan 41.seviye Rüzgar Elfi sinirden çılgına dönmüştü. Yayını çektiği gibi kükredi: ‘’Bu salaklar nasıl öldü anlamıyorum, hay böyle işin ben! Xiao Yao, nereye kaçabileceğini düşünüyorsun? Gerçekten [Kahramanın Öfkesi]’nin peşini bırakacağını mı sanıyorsun?’’
‘’Voosh!’’
Gökyüzünden bana doğru bir [Ateş Oku] geliyordu. Oku atlatmak için yeterince hızlı değildim.
174!
Ciddi bir hasara uğramamış olsam da okçunun saldırı puanı düşük değildi. Herif muhtemelen bütün puanlarını çevikliğe basmıştı.
Birinci okun ardından zaman kaybetmeyen okçu bir ok daha yollamıştı. Bu sefer yolladığı oklar 2.resmileştirmenin ardından kazandığı [Üçlü Ok] yeteneğine işaret ediyordu. Havaya fırlayan üç ok ayrı ayrı %55, %65 ve %75 saldırı puan oranına sahipti. Sırtıma saplanan oklardan kaçamamıştım.
112!
131!
152!
….
Canımın düştüğünü görünce kendime engel olamamıştım. Sağ elimi kaldırıp [Tedavi]’yi kullanarak 750 canımı doldurdum.
Gökyüzünde süzülen okçu kafayı yemek üzereydi. Yine de dikkatini kaybetmemiş ve yerden 15 metre yükseklikte uçmaya devam etmişti. Bu Rüzgar Elfleri için ideal biryükseklik sayılabilirdi; sonuçta bu sınıf yükseldikçe hareket hızlarını da kaybediyordu.
‘’Başlarım böyle işe, bu nasıl defans arkadaş! Yine de pes edeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun!’’
Havada ıslık çalarak ilerleyen ok sesleri kulağıma gelmeye başlamıştı. Bu esnada haritada beliren birkaç mavi nokta da dikkatimi çekmişti. Şüphesiz ki bu mavi noktalar [Kahramanın Öfkesi]’ne ait olan Rüzgar Elfleriydi. Sonuçta diğer sınıfların bu hıza ayak uydurması pek de mümkün sayılmazdı.
Başımı çevirip baktığımda sonunda adamın ismini görebilmiştim.
Kıyı Kesimi Sv 41 Gümüş Okçu
……
Yok, bu iş böyle olmaz. Bu heriften kurtulmak için bir an önce bir şey yapmam lazımdı. Aksi taktirde diğer oyuncular yardımına gelecek ve hayatımı daha fazla koruyamayacaktım. Gerçi 1022 defansla kolay kolay ölecek de değildim.
Gözlerimi kısıp, rüzgardan sebep yıkılmış ve yerde hareketsiz duran bir ağaca doğru bakmaya başladım. Ağaca bakar bakmaz aklıma bir fikir gelmişti; ormanı lehime kullanabilirdim!
Shua!
Ufak Bobo’yu geri çağırdıktan sonra dizlerimi büküp ağaca doğru kaymaya başladım. Vücudum ağacın altındaki ufak boşluğa girmiş ve anında okçunun görüşünden çıkmıştım.
‘’Kaçmaya mı çalışıyorsun?! Seni bulup, ağzına sıçacağım!’’
Gökyüzünde süzülmeye devam eden Kıyı Kesimi öfkeden çılgına dönmüş ve herif yavaş yavaş altında bulunduğum ağacın üstüne doğru gelmeye başlamıştı.
……
“Hua!”
Bir anda ağacın altındaki delikten fırladım. Elimdeki Yeşim Şehri’nin Kılıcı’yla birlikte ağacın dallarına basarak herife doğru atıldım. Pah pah pah, botlarım ağacın gövdesinde izler bırakıyordu. Pah! Gücümün ve çevikliğimin kombinasyonuyla birlikte herife doğru bir ok edasıyla zıpladım. Neredeyse 20 metrelik bir zıplama gerçekleştirmiş ve insan sınırlarına ciddi bir şekile meydan okumuştum!
Weng!
Yeşim Şehri’nin Kılıcı titremeye başlamıştı!
Kıyı Kesimi’nin gözleri sonuna kadar açılmıştı. Gökyüzüne doğru fırlayan vücudumu görünce elindeki yay titremeye başlamış ve herif kendi kendine söylenmişti: ‘’Vay arkadaş, tuzağa düştüm..’’
Dudaklarım bükülerek bir gülümsemeye dönüşmüş ve [Rüzgar Kılıcı]’nı kullanmaya koyulmuştum: ‘’Geber!’’
Peng!
Kılıcın insan vücuduna girerken çıkardığı ses kulaklarıma ulaşmıştı. Kıyı Kesimi’nin vücudu daha fazla dayanamamış ve ortaya devasa bir sayı çıkmıştı---
1007!
Tek bir vuruş! Kumaş zırh giyen bu tiplerin kılıcıma dayanması mümkün değildi!
“Keng!”
Kılıcımı kınına soktuktan sonra Ufak Bobo’yu çağırdım ve çalılıklara doğru ilerlemeye koyulduk. Birkaç metre sürüklendikten sonra ormana girmiş ve peşimdeki [Kahramanın Öfkesi]’ne üye olan oyuncuları da atlatmıştım.
……
Gerçekten de Rüzgar Elfi Okçusu’nu öldürdükten sonra geriye kalan diğer Rüzgar Elfleri cesaretlerini kaybetmişti. Artık akıllarındaki ‘Güvenli Gökyüzü’ düşüncesi yerle bir olmuştu. Ayrıca basit bir şekilde Ufak Bobo’yu kullanıp onları öldürebilirdim; ancak buradaki asıl nokta kılıcımı kullanıp, heriflerin yüreklerine korku salmaktı.
Devasa haritadaki mavi noktalar gitgide azalıyordu. Bu ormandaki yaratıkların seviyeleri 45-48 arasında değiştiği için normal oyuncuların buraya adım atacağını düşünmek bile saçma olurdu. Meseleyi iyice inceledikten sonra 50-55 arasında olan yaratıkları aramaya başlamıştım. Benden 5-10 seviye yüksekte olan yaratıkları öldürmek bir bakıma güvenli sayılabilirdi.
Bir saatin ardından Ba Huang Ormanı’ndan çıktım.
Ormanın ucunda dikilirken, gözlerimin önünde yer alan devasa vadiye bakıyordum. Vadinin biraz arkasında kadim zamanlardan kalan dağlar ve dağların ortasında da Yeşil Qilin Vadisi yer alıyordu.
Vadide uluyan ve etrafta dolaşan sürüyle kurt vardı. 49.seviyede olan bu kurtlar tek bir noktaya işaret ediyordu: Yeşil Qilin Vadisi’ndeki yaratıkların çoğu, büyük ihtimalle 50.seviyenin üstünde olacaktı. Lakin 6.seviye bitkisi olan Yeşil Qilin Otları ve kazanacağım altınlar için bu riske değerdi.
Yeşim Şehri’nin Kılıcı elimde, ileriye doğru atıldım.
Magnec