Vaov bir tsundere gördüm sanki:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Çocuk Zindan Kaşifi Olur (7)
Ben düşünceler içinde kaybolmuş bir vaziyetteyken, herkes ödüllerini seçmeyi bitirmişti. Ellos ellerini çırparak herkesin dikkatini çekti.
"Millet iyi iş çıkardık. Aramızdan bir kişi bile olmasa, Ork Lideri'ni yenmeyi başaramazdık. Zindana tırmanan parti yoldaşları olarak iletişimde kalmamız çok iyi olurdu."
"İletişimde kalmak mı? Nasıl?"
"Ah, demek bilmiyorsun. Bir arkadaşlık isteği gönderebilir ve her iki taraf da zindanda olduğu zaman iletişim kurabilirsiniz."
"Anladım."
Ellos’un sözleriyle, zindan hakkında öğrenecek çok şey olduğunu fark ettim. Ellos'u arkadaş olarak kaydettim. Palludia'yı bir arkadaş olarak kaydetmek istemesem de, beni öldürecekmiş gibi baktığı için onun isteğini de kabul ettim. Ellos'u ekleyip Palludia'yı eklemeseydim çenesinden kurtulamazdım.
"O zaman şimdi 6. kata mı gidiyorsunuz, Bay Kang Shin?"
"Aynen. Hedefim 10. katı yenmek."
"Ahh... Bu..."
"...?"
Ellos bir şey söylemek istiyor gibiydi ama başını eğdi.
"H-Hayır, bir şey yok. Um... İyi şanslar. Yardıma ihtiyacın olursa beni ara. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım."
"Hmm... Tamamdır."
Acaba ne diyecekti? Düşünceler içindeyken kafamı iki yana salladım ama Ellos'un içtenliğine inandığım için bu konuyu bir yana bıraktım.
Parti dağıldı. Daha önce olduğum yere geri gönderildim. Lider odasının ilerisinde, 6. kattaki merdivenin yanındaki Kat Dükkanı'nın oradaydı. Kat Dükkanı'na giderek satın alınabilecek özel bir şey olup olmadığını kontrol ettim ama pek kayda değer bir şey yoktu. Enerjik bir şekilde merdivenlere doğru yürürken, dükkandaki abla bana bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"İyi şanslar! Hayaletler insan enerjisini emerek tüketirler!"
"Teşekkürler, abla! Hayaletler?"
6. katın 5.’den daha zorlu olacağını düşünürken, “Keşfe başla!” diye bağırdım. Bir anda karanlık etrafımı sardı.
"... Eh?"
- Shuuu
"... Eh?"
Bir şey mi duydum? Kollarımdaki tüyler birden diken diken oldu.
“Bu tam da nefret ettiğim bir ortam.”
Yutkunarak ilerlemeye başladım. Hemen ardından, aniden bir ürperti daha geldi.
"Ugyaaaah!"
Çığlık atarken bunu babamın görmesine ve duymasına izin veremezdim, ilginç sesler çıkaran beyaz bir şey saldırıyordu.
"UuuuuUUUuuu!"
"Ugyaaaah!"
Hayaletler çok korkutucuymuş! Yumruklarımı savursam da içlerinden geçip gidiyorlardı. Yenilmiyorlardı. Sonunda yumruklarımla vuramayacağımı anladım.
[Hayalet ruhunu lekeledi! MP'niz olmadığı için, YP'niz sürekli olarak azalacaktır.]
"UuuuuUUUuuu!"
"Ugyaaaah!"
Sayıları artmaya başlamıştı! Birden fazla hayalet aniden ortaya çıkarak saldırmaya başladılar. Mızrağımı kullanmayı bile düşünmeden çığlık çığlığa koşarken hala el ve ayaklarımla saldırmaya çalışıyordum. Tabii ki, hiçbir etkisi olmuyordu ve YP'm tükenmeye devam ediyordu. Sonunda, YP'm 0'a ulaştı ve zindandan kovuldum. Oldukça utanç verici bir çıkıştı.
"Baba!"
"Hoop! Neden bağırıyorsun!?"
"Beni kandırdın!"
"Ne zaman?"
"Şimdiye kadar hiç mana taşı görmedim. Üstüne 6. katta hayaletler var. Ki olmadan hiç birini öldüremezsin! Dürüst ol, kaçıncı kattasın?"
"... Şey, şöyle evlat."
"Kaçıncı kattasın?"
Ona kötü kötü bakarken, babam sonunda cevap verdi.
"A-Altı."
"Baaaaabaaaaaa!"
Bağırırken babam seğirmeye başladı.
"Öhöm. Sorun nedir Shin? Sadece 5. kattaki orkları yenerek çok fazla altın kazanabilirsin. Bu evi, arabayı ve annene aldığım çantayı o parayla aldım. Gördün mü? Baban iyi para kazanıyor."
"Sadece 5. kata kadar çıkmış biri için, cidden iyi sallıyorsun!"
"Hah, senin için de çok farklı olmayacak. Sonsuza kadar ork avlamaya devam edeceksin."
"Baaabaaaa!"
Beni neşelendirmek yerine, benimle dalga geçiyordu! Yakasına yapışıp kavga etmek istesem de, kapı aralığından annemin ve Yua'nın bize baktığını görünce, bu düşünceden vazgeçtim.
"Huu, sadece ork avlamak için zindan kaşifi olmadım ben..."
"Shin, bu herkesin elde edemeyeceği bir şans. Orklar on altın veriyor, ki bu da 20.000 won eder. Üç orka 20.000 won. Bunun ne kadar zengin bir maden olduğunun farkında mısın?"
"Ama baba..."
"Sorun ne?"
"Ki'min olmasını istiyorum."
"Sen..."
Babam duygulu bir ifadeyle bana baktı. Vücudu titriyordu. Aniden beni kucakladı. Hayır, daha çok güreş hareketi gibiydi.
"Daha ben Ki'yi elde edememişken sen mi yapacaksın! Benden önce aldığını görmeyeyim!"
"Artık senle işim bitti baba! Bitti!"
Sonunda, 5. kata geri döndüm. Fakat tüm gün ork avlamak istemedim. Ork Lideri'yle savaşmanın heyecanını yaşadıktan sonra, sıradan orklar beni tatmin etmek için yeterli değildi. Şimdi durum bu noktaya geldiği için, daha fazla Kas Sıkıştırma İksiri elde etmeye karar verdim. Tekrar bir partiye girerek, Ork Lideri'yle savaşmayı seçtim.
Tabii ki, birçok engel vardı. İlk olarak, kat lideriyle günde sadece bir kez savaşabileceğimi öğrendim. Başarılı olsam bile, ancak ertesi gün tekrardan deneyebilirdim. Tabi ki başarısız olursam, bir hafta boyunca zindana giremezdim. Ork Lideri de basit bir düşman değildi. Sonuç olarak, hangi partide olduğumun bir önemi olmadan, yüzde elli şansla zindandan atılıyordum.
Ayrıca, Kas Sıkıştırıcı İksir her zaman çıkmıyordu. Bir de her zaman katkı sıralamasında ilk sırada olamıyordum. Bazen sadece, bana geçiçi süreli kuvvet veren kuvvet iksiri ve düşük seviyeli iksirler kalıyordu. Tabi iyi haberler de vardı. Vücudumun bu kadar büyük olmasının nedeni sadece kaslarımdan değil, aynı zamanda kemiklerimin de büyük olmasından kaynaklanıyordu. Basitçe söylemek gerekirse, bir ejderhanın kemiklerine sahiptim. İlk Ork Lideri avımdan tam olarak yarım yıl sonra, 14. galibiyetimde yeni bir sıkıştırma iksiri ortaya çıktı.
[Kemik Sıkıştırma İksiri (Nadir)
Tüketildiğinde, vücuttaki kemikleri sıkıştırarak daha küçük ve güçlü hale getirir. Ancak kişinin kemikleri maksimum seviyeye kadar sıkıştırılmışsa, kişiye hiçbir etki vermeyebilir ya da öldürebilir.]
"Vuhuuuu!"
Kas Sıkıştırma İksiri'ni ilk defa elde ettiğim zamanki gibi sevinçten zıplıyordum. Hemen Kemik Sıkıştırma İksiri'ni kullandım ve bu kez yaşam gücüm kalıcı olarak 1 arttı.
Sıkıştırma iksirlerini tüketmek her zaman istatistiklerimi arttırmıyordu, sadece zaman zaman artış gösteriyorlardı. Böylelikle, Ork Lideri'ni defalarca yenmem artık o kadar kötü değildi. En önemlisi, Ork Lideri gibi güçlü bir rakiple savaşmak, düşük dereceli dövüş sanatları becerimi hızla arttırmakta önemli bir rol oynadı.
Bir yılın ardından, Ork Lideri'ni avlamak daha kolay hale gelmişti. Zindan kaşifleri arasında bilinmeyen bir ağ varmış gibi duruyordu, çünkü ne zaman bir parti kursam katılan insanlar bana “Veliaht Prens” olup olmadığımı soruyorlardı. Onlara Veliaht Prens olayının ne olduğunu sorduğumda, 5. Kat Lideri'ni avlamakta uzmanlaştığım için bana verilen takma ad olduğunu söylediler. Tam adı 5F'in Veliaht Prensi'ydi.
"V-Veliaht Prens..."
Garip bir şekilde bu aşağılayıcı takma adını kazanmıştım. Elbette, bunun insanların gücümü kabul etme şekli olduğunun farkındaydım. Bir yıl boyunca Ork Lideri'yle savaştığım için, onunla savaşırken tek bir parti üyesini kaybetmeden yenecek kadar güçlü bir düzeye gelmiştim.
Bunun sebeplerinden biri kas ve kemik sıkıştırma iksirlerinden gelen istatistiklerimdi ama daha da önemlisi; dövüş sanatı yeteneğimin, mızrak yeteneğim kadar güçlenmesiydi. Bununla orkların her hareketini hızlı bir şekilde okuyabiliyor ve tepki verebiliyordum.
Bir yıl sonra biri daha benimle bağlantı kurmuştu. Bu Ellos'tu. 9. kata çıktıklarını söylemişti.
[Üzgünüm. Keşke sana mana gelişimi yöntemimi öğretebilsem...]
"Sorun değil. Bunun aile sırrınız olduğunu biliyorum. Kat Dükkanı'ndan aldığımız şeyleri de başkasına veremediğimizi duydum. Bu da benim şansım sanırım."
[Diğer zindanlarda, hayaletler 10. kattan sonra ortaya çıkıyor. Ne yazık ki ilk zindan kaşifisin... Üzücü.]
"Dediğim gibi, bu da benim şansım."
Ellos'un endişesini hissedebiliyordum. Ellos'un bana bir yıl önce ne söylemek istediğini de anladım.
Ellos'un benimle iletişime geçmesinden üç ay sonra, beklenmedik biri beni aradı: Palludia. Onu bir daha görebileceğimi veya onunla konuşacağımı hiç düşünmemiştim.
[... Hala 5. katta olduğunu duydum.]
"Heh, sen neredesin?"
[H-Hah. Ben şimdiden 13. kattayım. Aramızdaki fark bu.]
"Senin adına sevindim..."
Onu iğnelemeye çalışmadım. Gerçekten onu kıskanıyordum. Para kazanmak için zindan kaşifi olmamıştım. Hazineler, canavarlar ve keşfetmek! Yeni şeyleri tecrübe etmek istedim. Daha farklı, daha güçlü canavarlarla savaşmak istedim.
Palludia'nın benimle dalga geçtiğini bilsem de, bir yıl geçmesine rağmen bunu umursamadım.
[E-eğer bu seni o kadar sinirlendiriyorsa, çabuk ol ve yüksel! 5. katta oyalanmanın vakti değil!]
"Ama hiç manam yok."
[Eek, o zaman ruhunu ve iradeni kullanarak bir şeyler yap! Beni iki kere kurtardın, yani en azından bu kadarını yapabilirsin!]
"...Heh."
Yoksa beni cesaretlendirmeye mi çalışıyor? Sadece sesini duyabilsem de, onun benimle dalga geçmediğini artık anlamıştım. Süpriz bir hediye almış gibi hissettim.
[N-ne...]
"Teşekkürler."
[Haa? Hiçbir şey yapmadığım halde neden teşekkür ediyorsun!]
"Sadece minnettarım. Bana moral verdin. Daha fazla çalışacağım."
[Uuuu... Ne istersen onu yap! Bir dahaki sefer sen iletişime geç, aptal!]
Ardından kapattı. Bir süre gözlerim kapalı durdum, ardından yanaklarımı tokatlayarak ayağa kalktım.
"Pekala, bugünkü av başlasın o zaman!"
Magnec