Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Çocuk Zindan Kaşifi Olur (3)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

"Kat Dükkanı'nda takas edebilirsin."

"Takas mı? Altınla wonu takas edebilir miyim yani? Orada banka falan mı var?"

"Kat Dükkanı'nda aptal."

Zeka statüm 10 olmasına rağmen, bir aptal olarak çok uzun süre yaşamıştım. Zeka puanımı arttırmış olmama rağmen, doğduğum seviyeyi aşmam hala zordu.

Kat Dükkanı'na gitmemi söylemesinden bir şey anlamayarak babama karşı konuşmaya devam ettim. Sonuç olarak dayak yedim, böylece dükkana gitmem gerektiğini de anlamıştım. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, diye boşuna dememişler.

Bir hafta sonra tekrar zindana girdiğimde, “Keşfe başla” diye bağırmak yerine dönüp ikinci kattaki Kat Dükkanı'nı ziyaret ettim. İstediğim şeyin onuncu kattaki dükkanda olduğu söylendiği için, birinci ve ikinci Kat Dükkanlarını ziyaret etmemiştim. Satılan şeyleri görünce altınımı boşa harcayacağımı düşünüyordum.

"Evet, 1 altın için 2.400 won kazanabilirsiniz."

"2.400 won!?"

"Evet, takas kuru her sabah 06.00’da değişiyor, bu yüzden tavsiyem kurun yüksek olduğu zamanlarda takasınızı gerçekleştirmeniz yönünde."

Kat Dükkanı'nın sahibinin önünde dilim tutulmuştu... Dükkandaki abla da güzeldi.

2.400 won!

İlk kattaki mukuslardan üçünü öldürdüğümde genellikle bir altın veriyordu ve ikinci kattaki bal arıları her üç kesişimde iki altın veriyordu. Pek goblin kesmemiş olsam da, onlar dört-beş altın veriyorlardı.

Zindanın yüksek seviyelerine doğru ilerlediğimde bu sayının katlanarak artması muhtemeldi. Şu anda 655 altınım vardı. Kafamdan hesaplama yeteneğim pek iyi olmasa da sahip olduğum her şeyi wona çevirirsem, 1.000.000 won kazanabilirdim.

1.000.000 won! On beş yaşındaki biri için hayal edilemeyecek bir miktardı. Tek bir Sin Saimdang* bile beni titretmeye yetiyorken, 1.000.000, yirmi tane Sin Saimdang demekti!

1.000.000 wonun on beş yaşında biri için büyük bir miktar olacağından emindim. İşte o zaman babamın “En çok para kazananlar zindan kaşifleridir.” lafını anlayabildim.

"Vay be."

Hayranlıkla oracıkta durdum. Ardından ablaya elimdeki tüm altını wona çevirmek istediğimi söyledim. Birden kafama dank etti. Ki elde edebilmek için bir mana gelişimi yöntemi almalıydım. Bunu yapmak için 10. Kat Dükkanı’na gitmem gerekiyordu ve bunu altınla almam lazımdı.

"Ah."

Omuzlarım düştü. Ardından dükkandaki abla endişeli gözlerle bana baktı: "Neyiniz var?"

"H-Hiç bir şey. Teşekkürler."

Tereddüt etsem de, gözyaşlarımı saklayıp arkama döndüm. Ki! Bu Ki denen şey için 1.000.000 wondan vazgeçmiştim. Ancak babamın her zaman Ki'ye sahip olmanın öneminden bahsettiğini hatırladım. Böylece 1.000.000 won yerine Ki'yi öncelik haline getirdim.

Ki'ye sahip olduğum zaman, sahip olduğum tüm altınları değiştirmeye yemin ettim. Dünyadaki tüm lezzetli şeyleri yiyecektim! Bu düşünceyle, 3. kata fırladım.

Tabii ki, goblinlerin dartları yüzünden felç oldum ve tekrar ölerek kovuldum.

"Baba, ne yapmam lazım? Senin yüzünden kovuldum!"

"Benim oğlum olmana rağmen, fazla aptalsın. Zindandan kendi kendine ayrılabilirdin."

"Hah, bunu neden daha önce söylemedin?"

"Haha. Seviye atladığında zeka puanını arttır, anladın mı? Önce zehirli dartlarla nasıl başa çıkacağımı anlatacağım…"

Babamın söylediği basitti. Sadece 2. Kat Dükkanı’nda olan felçlerden kurtulma iksirini al ve onu iç. Sadece biriyle bütün bir saat boyunca felce karşı bağışıklık kazanacaktım. Daha önce oraya gittiğimde neden satın almadım ki? Neler satıldığını kontrol etmediğime pişman olmuştum.

O gün iki tane söz verdim. Birincisi, her kat temizlediğimde Kat Dükkanı'na giderek nelerin satıldığını kontrol etmek. İkincisi ise, seviye atladığımda zeka puanımı arttırmaktı.

Sonuç olarak, 5. kata güvenle ulaşmıştım. Sadece yarım yılımı almıştı.

"Chwiik! İnsan!"

"İnsan, bizden büyük!"

5. katta, dilimizi konuşan domuz başlı insanlar vardı. Ablanın ara sıra söylediği mesajlara göre, bu yaratıkların adları “ork”tu. Onlara benzerliğimiz nedeniyle yakınlık hissi duymama rağmen, bana yiyecek olarak davranmaları ve saldırgan eğilimleri beni kızdırdı.

Ancak onlarla doğrudan karşılaştığımda dezavantaja düşüyordum. Zekaya 15 puan vermiştim ve zekam artık 20'ydi. Sonunda daha akıllı olmama rağmen diğer istatistiklerim düşüktü. Statü puanlarımı yükseltmek için başka bir yöntem bilmediğimden, genel özelliklerimden üstün olan orklarla savaşmak zorunda kalıyordum.

"Chwiik! İnsan, güçsüz! Ezik!"

"Kimmiş ezik!? Ahh, ahh. Tüm puanlarımı zekaya vermemeliydim."

Zeka puanım 20 olduğu için sonunda düşünebiliyordum. Elbette hiçbirini yenemediğim için kaçmak zorunda kaldım.

Sonunda beynimi kullanmaya başlayarak yaşıtım olan diğer insanlarla iletişim kurabileceğimi öğrendim. “Kang Shin’in Zindan Kaşifi Olayı”ndan sonra okulda zindan hakkında konuşmayı bırakmıştım ve zekam 20'ye ulaştıktan sonra zindana girebilmenin normal bir şey olmadığının farkında varmıştım. Ayrıca ailemizin mızrak tekniğini kavrama konusunda da anormal olduğumu öğrenmiştim.

Hayatımın geri kalanında yalnız kalacağımı fark ettiğimde, çılgınca bir biçimde sağduyulu olmayı öğrenmeye çalıştım ve onuncu kez 5. kattan atıldığımda ise normal bir insan gibi davranmaya başladım. İri vücudum konusunda yapabileceğim fazla bir şey yoktu ama sonunda arkadaş edinebilmiştim.

Ayrıca online RPG oyunlarının varlığını ilk kez bu zamanlarda öğrendim.

"Uh…"

"Ne oldu Shin?"

"Şey, bu zind..."

Neredeyse zindan kelimesini kullanacakken hemen geri yuttum. RPG oyun karakterinin “statüsü”, sahip olduğum statüye çok benziyordu. Yine de statü penceremi arkadaşlarıma gösteremezdim. Envanterimi açıp tahta mızrağımı çıkarabilsem de çıkarmadım, devletin beni alıp götüreceğinden korkuyordum.

Ancak şimdi emindim. Arayüzleri farklı olsa da; envanter, statü ve canavarlar gibi birçok ortak nokta vardı. Böylece, gelecekteki zindan keşfinde bana yardım edeceğini umarak oyunları öğrenmeye başladım.

RPG'lerin aksine, ne kadar canavar kesersem keseyim deneyim kazanamıyordum. Canavarlardan alabildiğim şeyler vücut parçaları, altın, yetenek deneyimi ve son derece nadir olan ekipmanlardı. Böylece cevabımı bulmuştum.

Statülerimin düşüklüğünü yeteneklerimle kapatmalıydım. Saldırı gücüm artan beceri seviyeleriyle daha da güçleniyordu. Oyunları oynarken bunu öğrenmiştim.

"Uraaaaaaaah!"

"Chwiik, alt tarafı insanmış!"

"Alt tarafı orkmuş!"

Onları mızrağımla bıçaklarken orklarla tartışıyordum. Bunu babama anlattığımda bana tuhafmışım gibi davrandı.

Seviye 3'te başlamış olan orta dereceli mızrak tekniği, 5. kattaki orklarla savaşırken yavaş yavaş gelişiyordu. 5. kata çıktıktan yarım yıl sonra, lisenin ilk yılında, nihayet 10. seviye olan ustalık seviyesine ulaşmıştım.

[Orta Dereceli Mızrak Tekniği’nde ustalaştınız! Mızrağınızla daha da sert ve keskin bir şekilde vurabilirsiniz. Beceri seviyesi sizinkinden daha düşük olanları korkutabilirsiniz.]

[Yüksek Dereceli Mızrak Tekniği’ni öğrenmek için manaya sahip olmalısınız. Yüksek Dereceli Mızrak Tekniği’ni öğrenemezsiniz.]

İşte yine mana önümü kesiyordu. Ancak pes etmedim. 10. kata ulaştığımda manayı elde edebileceğimi biliyordum.

Gerçekte, aslında zaten fark etmiştim. Babam yirmi yıllık bir zindan kaşifi olmasına rağmen mana kullanamıyordu. Zekamı arttırdıktan bir süre sonra olayı anlamıştım. Ancak bunu görmezden gelmek için elimden geleni yaptım. Mana kullanamayacağım gerçeğini kabul etmek istemedim. Gerçeği öğrenmekten korktuğum için babama sormadım.

5. kat diğer katlardan farklıydı. Koridorun sonuna geldiğimde seviyemin otomatik olarak yükseldiği 1. ve 4. katların aksine, 5. kat koridorunun sonunda büyük bir kapı vardı. Önünde durduğumda sakin ses bir kez daha kulaklarımda yankılandı.

[Kat ustası Ork Lideri, bu kapının ardında bulunuyor. Yalnız girmek ister misiniz? Ya da başka boyutlardan oyuncularla bir parti kurmak ister misiniz?]

Kapının ötesindeki kuşkusuz “Kat Lideri”ydi. İlk defa karşılaştığım için çok heyecanlıydım. Sesin başka boyutlarla ne demek istediğini anlamamıştım ama daha denemeden yardım istemek erkeklik gururumu ayaklar altına almak demekti. Bu yüzden kapıyı tekmeleyerek içeri girdim.

"Ork Lideri! Dövüş benimle!"

"..."

"... Chwiik."

Odanın içinde on beş ork vardı, hepsi birden bana odaklanmıştı. Daha ileride, büyük bir tahtta oturan ve bir et parçası ısıran daha büyük bir domuz-insan vardı. Kafasını kaldırdığında ne kadar büyük olduğunu o an fark ettim.

Kalın, çelik bir zırh giyiyordu ve yanına bir balta yaslamıştı. Kesinlikle o Ork Lideri'ydi. Hafifçe gülümsedim.

"Ah, sanırım yanlış yere geldim."

Çabucak geri adım atmış olsam da kapı otomatik olarak arkamdan kapandı. Orklar, silahlarını aldıkça yavaş yavaş ayağa kalktılar.

“Hay sıçayım, bu şeyler fena acıtacak.” başımı eğerken kendi kendime mırıldandım.

En son kovulmamın üzerinden uzun zaman geçmişti.

Eşek sudan gelinceye kadar dövdüler.

Çevirmen notu
*Sin Saimdang, Kore 50.000 parasının yüzündeki kadın.