Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Bugünden İtibaren Resmi Bir Kaşifim (1)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Kendimi son zamanlarda yeni ulaştığım Element Uzmanı sınıfına verdiğim için neredeyse unutmuştum. Cep saatini envanterimin derinlerine attıktan sonra bir daha yüzüne bakmamıştım. İşlerin böyle gelişeceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Her zamanki gibi, beklenmedik kazançlar en çok mutluluk veren şeylerdi.

Daha da önemlisi, bu bir alt sınıftı. Element Uzmanı sınıfının aksine, dövüşme şeklimi belirleyecek inanılmaz yetenekler vermiyordu. Bununla birlikte, sınıfım Element Uzmanı yerine başka bir sınıf olsaydı gerçekten garip olurdu. Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı’nı ve Kinci Ruhun Feryadı’nı herhangi bir ekipman giymeden kullanabilmek kesinlikle faydalı olacaktı.

Ayrıca pasif sınıf yeteneği “Koleksiyoncunun Ruhu” vardı. Bu yetenek çoğu zaman şansa dayalı gibi görünse de, sonuçta yeteneğin hiçbir kötü yanı yoktu. Uzunca bir süre bana pasif yetenek olarak yardımcı olacaktı.

Düşüncelerimden kurtulduktan sonra aceleyle cep saatini çıkardım. Cep saatinin dışındaki mücevherler göz kamaştırıcı bir ışıkla parıldıyordu. Bu, tıpkı düğmeye basarak ışığı açmak gibiydi. Kapağı açtığım an, saat 11 ve 12 arasında olan yelkovan aniden dönmeye başladı. O esnada kulağımda bir ses yankılandı.

[Yetenek Bahşetme yeteneğini kullandın. Şu anda 3 ekipman yeteneğine sahipsin. Hangisini bahşetmek istersin?]

[1. Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı
2. Kinci Ruhun Feryadı
3. Kara Yıldırım Patlaması.]

“Vaay.”

Tam hayal ettiğim gibi olmasa da, sonucunu görünce sırıtmadan edemedim. Gülümsememi bozmadan konuşmaya başladım.

“Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı.”

[Saatini tanımla.]

“Saat? Ah, nerede olması gerektiği sanırım. O halde saat 1’de olsun.”

Sözler ağzımdan çıktığı anda, Ork Lideri Seti envanterimden çıkıp yere düştü. Ardından set kızıl bir ışıkla parlamaya başladı. Hemen ardından ise kızıl bir mücevher, parıltılı ışıkların içinden uçarak cep saatinin içine girdi.

Parıltılı kızıl ışık ve mücevher o kadar göz alıcıydı ki; tehdit altındaymışım gibi hissettirdi. Neredeyse cep saatini elimden bırakacaktım. Fakat herhangi bir hasar almadığımı fark edince tekrardan cep saatine odaklandım. Dönen yelkovan durmuş ve saat 1’de takılı kalmıştı. 1’in üzerinde artık “1” yerine, o kızıl mücevher vardı.

İşte o zaman cep saatindeki deliklerin ne işe yaradığını anladım. Bu delikler, yeteneklerin geleceği boş soketlerdi.

“Kinci Ruhun Feryadı. “

Diğer seferde olduğu gibi, Hayalet Kraliçe’nin seti de kasvetli gri bir parıltıyla envanterimden çıktı ve gri mücevheri ortaya çıkardı. Ardından saat 2 soketine yerleşti. Ardından Kara Fare-İnsan’ın Seti’yle devam ettim. Onu da saat 3’e yerleştirdim. Garip bir şekilde bu mücevher sarıydı. Yıldırımlar aslında sarı olduğu için mi acaba? Fakat yeteneğin adı “Kara Yıldırım”dı... Ne kadar garip.

“Hah, demek ki artık tüm seti giymek zorunda değilim. Gerçi Kara Fare-İnsan’ın Seti hala en iyisi, onu giymeye devam ederim.”

Kuvvet ve becerimi 10 arttırıyordu. Bu istatistikler tam 4 seviye anlamına geliyordu! Kara Fare-İnsan’ı tek başına yenebilmek fazlasıyla zorlu olsa bile, bunu başarınca getirisi çok büyük olmuştu. Tüm bu şeylerden sonra aşırı mutluydum, gülümseyerek Peika’nın başını okşadım.

[Dur, saçlarım dağılacak.]

Peika söylenmeye devam etse de kızarmış yanakları ve vücut dili tersini söylüyordu, ona aldırmadan okşamaya devam ettim.

Hmm? Neden bir şeyleri unutmuş gibi hissediyorum?

“Ah doğru, ödül.”

Kat ustasını tek başıma yenmenin ödülünü neredeyse unutuyordum. Kontrol ettiğimde, Dönüş Büyü Kitabı’nı gördüm. Dönüş? Başımı iki yana savurarak hemen kullandım.

[Dönüş yeteneğini öğrendin. Kalan MP’nin yüzde seksenini kullanarak önceden belirlenmiş herhangi bir yere ışınlanabilirsin. Yanında iki kişi sana eşlik edebilir. Herhangi bir zaman iki yer seçebilirsin fakat bu iki yeri daha önceden ziyaret etmiş olmalısın. Bu yeteneği günde sadece iki kez kullanabilirsin. Konumları iki haftada bir değiştirebilirsin. Yer sayısı ve dönüşü kullanılabilecek zamanların sayısı, seviyelerle artacaktır.]

[Kaşif olmayan kişileri zindana getiremezsin.]

[Başka dünyalara ait olan şeyleri kendi dünyana götüremezsin.]

“Yuh! Çok fazla iki var. En azından ezberlemesi kolay olur. Bir dakika, şimdi düşününce bu yetenek...”

“Bir... Harika!”

Okula gitmek için daha iyi bir yetenek olamaz! Kendimi okula ışınladığımı ve dersler biter bitmez geri ışınlandığımı hayal ettikçe heyecandan yerimde duramıyordum.

“Ah, evden ışınlanmak kolay, bir tuvalete saklanıp yapabilirim fakat diğeri biraz zor olacak... Okulda tenha bir yer bulmam gerekecek. Neyse bunu sonra düşünürüm.”

[ İsim: Kang Shin              
Irk: İnsan            
Cinsiyet: Erkek
Sınıf: Element Uzmanı (Alt- Yetenek Koleksiyoncusu)  
Unvan: Kara Fare-İnsan Katili     
Kademe: Bronz 1
Seviye: 20
YP  – 5,870/5,870            
MP – 3,860/3,860
Kuvvet – 55(+15)             
Beceri – 49(+13)              
Yaşam Gücü – 59(+3)
Zeka  – 20(+3)                  
Büyü – 74(+3)                  
Karizma – 43(+3)             
Şans – 20(+1)

Normal Yetenekler - Orta Dereceli Mızrak Tekniği (Usta), Yüksek Dereceli Mızrak Tekniği (Sv3), Orta Dereceli Kahraman Saldırısı (Sv2), Düşük Dereceli Kışkırtma (Sv7), Dönüş (Sv1), Peruta Dolaşımı (Sv2) İlahi Vücut Bulma  

Sınıf Yetenekleri – Düşük Dereceli Ruh Ustalığı (Sv5), Düşük Dereceli Ruh Aurası (Sv1), Düşük Dereceli Elementsel Kontrol (Sv1), Düşük Dereceli Elementsel Sözleşme (Sv2), Düşük Dereceli Elementsel Bora (Sv5)

Alt Sınıf Yetenekleri – Yetenek Bahşetme, Koleksiyoncunun Ruhu]

Huu. İstatistiklerime baktığımda bir şey göze çarpıyordu. En yüksek statü puanım büyüdeydi. Bir Element Uzmanı ve Yetenek Koleksiyoncusu olduğumda çok fazla büyü puanı elde etmiştim.

Elbette büyü, mızrak tekniklerini güçlendirebildiği için kötü bir şey değildi. Diğer yakın dövüş sınıfları da büyük olasılıkla bonus gücü, beceri ve yaşam gücü istatistikleri elde ediyordu. Fakat tükettiğim iksirler bu farkı kolaylıkla kapatıyordu. Üstüne bir de Kara Fare-İnsan Seti’nden gelen puanlarla onları rahatlıkla aşıyordum. Kuvvet ve beceriyi 10 puan yükselten ekipmanların nadir olduğunu biliyordum.

Daha sonra Kat Dükkanı’nı ziyaret ettim; Loretta hiçbir şey demeden gülümsüyordu. Ona parıltılı cep saatini gösterdiğimde bile, bunu zaten bekliyormuşçasına sakince gülümsemeye devam etti. Durduk yere bu şekilde gülümsemesi beni sinir etti.

“Demek bundan sonra 20. kat ustasına meydan okuyacaksın.”

“Evet, yine de 25. seviye olana kadar tam bir fetih için uğraşmam.”

Sözlerimin ardından Loretta düşünmeye başladı ve sonra, “Değerli müşteri; 20. kat ustası olan Kertenkele Şövalye, bronz ve gümüş kademeyi birbirinden ayıran bir canavar. Gümüş kademe derecesine yükselme niteliklerini karşılamayan kaşifleri katleden acımasız ve zorlu bir canavar…”

"Öyle mi? Ancak neden bana bunu söylüyorsun?”

“Senin için Kertenkele Şövalye’yi yenmek Kara Fare-İnsan’dan daha kolay olabilir.”

“Neden?”

Loretta bir süre sessiz kaldı, ardından konuşmaya devam etti.

“Değerli müşteri, eğer Kara Fare-İnsan yanındaki fareler olmadan ama daha güçlü bir savunmayla karşına çıksa ne yapardın?”

“Muhtemelen 15. seviyede onu yenebilirdim. Tek yapmam gereken yeteneğini atlatmak olurdu.”

Kara Fare-İnsan dövüşünün çok zor olmasının bir nedeni vardı. Onun yıldırımından kaçarken diğer farelerle uğraşmak çok zordu. Fakat dert edecek fareler ortan kalkınca, Kara Fare-İnsan’ı yenmek çok kolay olurdu. Hatta Hayalet Kraliçe’den bile daha kolay olabilirdi. Savunması ne kadar yüksek olursa olsun, yeteneklerim karşısında bir şansı olmayacaktı. Tek fark yeteneklerimi biraz daha fazla kullanmam gerekecekti.

Ancak yanıtımdan sonra Loretta, dili tutulmuş gibi kıpırdamadan bana baktı. Ona, “Neden bana böyle bakıyorsun?” bakışı attığımda boğazını temizledi ve devam etti.

“Kertenkele Şövalye tam olarak böyle. Onun için savaşan herhangi bir canavarı yok. Ancak güçlü, hızlı ve dayanıklıdır. Bu özellikleriyle sayısız kaşife çaresizlik içinde diz çöktürdü. Fakat değerli müşterim, kendine güveniyorsan ona tek başına meydan okuman eğlenceli olurdu.”

“Maceraya meydan okumak. Demek istediğin bu, değil mi?”

“Sana söylediğimi hatırlıyor musun? Maceranın meyvesi her zaman tatlıdır.”

Loretta bana bir ipucu veriyordu. Ama macera meyvesi tatlıdır, derken neyi kastediyordu? Kertenkele Şövalye Katili unvanını ne zaman elde edersem edeyim aynı olmalıydı. Şimdi veya daha sonra elde etmemde ne gibi bir fark olabilir ki?

Ah.

“İlk baskın denemesinde tek başıma başarılı olursam farklı bir şey olacağını mı söylüyorsun?”

"Kim bilir? Hwi hwi!”

Loretta ıslık çalar gibi yaparak bakışlarını kaçırdı. Şüpheli bir durum olduğu barizdi fakat Loretta hiçbir zaman beni dezavantajlı duruma sokacak bir şey söylememişti. Sadece daha fazla eşya almam için beni zorlamıştı.

...Ona güvenebilir miyim?

“Değerli müşteri, bir şey daha var.”

Benim gibi 20. seviye bir kaşifin böylesine mantıksız bir şeyi yapmasındaki amacı düşünürken, Loretta öldürücü darbeyi vurdu.

“İlkler her zaman özeldir.”

İlk. Bu kelimeye güçlü bir çekim hissettim. Ayrıca bu aslında hiç ilk olmadığımı ima ediyordu. Her zamanki salaklığımla, gururum provoke ediliyordu. Gözleri bile, “Bunu yapamazsın.” diyordu.

“Tamam, yapacağım. İlk…"

Gözlerimin içine bakarken birden yanakları kızardı ve arkasını döndü. Ardından bir şey çıkartarak bana bağırdı.

“O zaman Kat Dükkanı’ndan bir teklif! Bu, düşmanın hareketini beş saniye boyunca durduran bir eşya! Sadece şimdi on bin altın!”

“Almıyorum.”

“Neden?”

Buna meydan okuyacağım. 20. seviyede, 20. kat ustasını tek başıma yeneceğim! Bu büyülü eşya olmadan elbette!