Lan niye reddediyon mc tavsiyesi reddedilmez
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm 51
“Sam’i uzaktan koruman gerek. Aynı şekilde devam et.”
“Tamam, efendim!”
Bir insanı en iyi motive etme yöntemlerinden biri de övgüydü.
Hans, bütün kaygılarını bir kenara atıp bütün enerjisini Sam’i korumaya verdi. İkisi de güvende olacakları bir yere geçtiler, ama Sam Snoc konusunda endişeli olduğundan savaş alanını terk edemediler. Zich de onları daha fazla uzaklaştırmaya çalışmadı. Zich, hiç zorlanmadan hem Snoc’la savaşıp hem de Hans ve Sam’i koruyabilirdi; üstelik Snoc’un bazı hamlelerini durduramasa bile Hans gelecek bu saldırılarla başa çıkabilirdi. Ancak hepsinden önemlisi Snoc’u normale döndürmek için Sam’a ihtiyaçları olabilirdi.
‘Eh, hiç belli olmaz. Belki de aileden birinin sesini duymak yüreğine dokunur falan.’
En kötü durumda, Zich Snoc’u öldürmek zorunda kalırdı ama en azından Snoc son nefesini verirken yanında ailesinden biri olurdu.
“Kuuahhhh!” diye haykırdı Snoc, kana susamıştı.
“Evet ya. Aklını yitirmiş biri için fazla sessiz duruyordun.”
Her ne kadar ürkek bir hayvan gibi Zich’e karşı tereddütlü olsa da Snoc artık kendisini tutamıyordu. Snoc ona doğru koşmaya başlayınca Zich kılıcını kaldırdı.
“Dürüst olmak gerekirse seni nasıl normale çevireceğimi bilmiyorum. Bunun işe yarayacağından emin değilim. O yüzden—”
Yumruk!
Altından kayan toprağa bastığı anda Zich, işaret parmaklarını Snoc’un yanaklarına geçirdi ve “Bırak da seni ölesiye döveyim!” dedi.
* * *
Snoc, Zich ve kaftanlı adamla üçlü bir dövüş içerisindeyken herkes neredeyse eşit durumdaydı. Ancak, şu anki durum tamamen farklıydı. Bir daha düşününce Zich ona üç taraflı bir dövüş bile diyemiyordu; kaftanlı adam tamamen Snoc’un tarafına geçip sadece Zich’e saldırmıştı. Adam olmadan Snoc, Zich ile bire bir bir mücadelede zor dayanıyordu.
Pop!
Altından dikitler fırlarken yukarıdan da kocaman kayalar düşüyordu. Zich, hem üstten hem de alttan gelen saldırıları görünce homurdandı.
“Bundan sıkılmaya başladım.”
Tong!
Biraz daha hızlanarak Zich bu saldırıları atlatmayı başardı ve Snoc’un yüzüne bir yumruk indirdi.
Punch!
“Kuugh!”
Snoc’un yüzü gari bir şekilde büzüldü. Üzerinde taşlardan yapılma bir zırh olsa da Snoc’un bu hamleden etkilendiği belliydi.
Yumruk! Yumruk!
Zich’in yumruklarıyla beraber Snoc’un üzerindeki taşlar da düştü. Zich, yumruk yerine kılıcını kullanmış olsaydı bu mücadele çoktan bitmiş olurdu. Snoc, sanki kaçıyormuş gibi aralarındaki mesafeyi açtı. O uzaklaştıkça taş parçaları yerden fırlayıp ayağına yapıştı.
“Zırhını korumak mı istiyor?”
Snoc’un bedeni iri yarı bir golemi anımsatıyordu. Yüzü dışında her yeri kayalarla kaplıydı.
“Kuaaaah!”
Kraşh!
Taştan zırh çok ağırdı. Snoc’un adım attığı yer yarılıyordu.
Güm! Güm!
Bir çift ayak yerde çukurlar açıyordu. Hareket ederken çıkardığı ses bile duyanların rengini attırırdı. Ama Zich sakindi.
“Harika! Şimdi tam da çocukların oynadığı o çamurdan oyuncaklara benziyorsun.”
Tabii, olur da ileride çocuk sahibi olursa Zich asla çocuğuna böyle bir oyuncak vermeyecekti.
Güm!
Snoc, Zich ile aralarında yaklaşık otuz santim kalana kadar ilerledi.
“Krugh!”
Snoc, garip bir çığlık atıp neredeyse adam büyüklüğündeki yumruğunu salladı.
Svişş!
Snoc’un yumruğu ile birlikte esen rüzgar Zich’i önceden uyarmış oldu. Zich, tam üç adım geri attı.
Kraaaşh!
Snoc’un yumruğu çorak toprağa çakıldı ve Snoc, yana yana Zich’i aramaya başladı.
Güm! Güm!
Ayaklarını hareket ettirip bedenini büktü. Üzerindeki taştan zırha bakınca zor ve kaba bir şekilde hareket etmesini beklerdiniz, ama beklenmedik bir şekilde hareketleri çok akıcıydı.
“Kuuuh! Kuuuh!”
Snoc, Zich’e saldırmaya devam etti; yumruk salladı, tekme attı, yakalamaya çalıştı, ama Zich bu saldırıların hepsini kıl payı atlatmayı başardı. Zich bir sivrisinek gibiydi— Snoc’un yakınında uçuyordu ama Snoc onu bir türlü yakalayamıyordu— ve bu Snoc’u iyice sinir ediyordu. Zich’i bir eline geçirse onu tekme tokat dövebileceğine inanıyordu ama Zich her seferinde kıl payı kurtulmayı başarıyordu.
“Kuuuuuah!”
Kraşh!
Snoc parmaklarını birleştirip yere vurdu. Ancak, yaptığı hareketler yalnızca güç kazanmıştı ve her zamankinden daha hantaldı, o yüzden hiçbiri Zich’e isabet etmedi. Snoc, elleriyle yere vurmaya devam etti ama Zich bu fırsatı Snoc ile arasındaki mesafeyi kapatmak için kullandı.
Zich’in giderek yaklaştığını görmek onu çok mutlu etmiş gibi Snoc hemen karşılık verdi. Taştan zırhına güvendiği için savunma pozisyonuna geçmedi. Tam tersine, Zich’i kucaklamaya çalışıyormuşçasına kollarını hareket ettirdi ve onu yakalamaya çalıştı. Zich’i kollarının arasında ezmeyi planlıyordu.
“Sırf zırhının sağlamlığına güvenerek hareket edersen kan göreceksin haberin olsun.”
Svişh!
Zich, kılıcını savurdu. Normalde kılıcıyla yaptığı hareketler havayı kesecek kadar düzgün olurdu ama şimdi tarzını değiştirmişti. Duyularını kılıcının ucuna kadar uzatıp içine aktardığı mananın şeklini değiştirdi. Kılıcın ucundan ve yanlarından süzülen mana kılıcın etrafındaki havaya karışıyordu. Kılıcın etrafında ilik parçasına benzer havadan şertiler dönüyordu; her bir şerit mana ile güçlendirilmişti.
Onlarca keskin hava parçası Snoc’a doğru uçtu.
Vhooşh!
Küçük bir rüzgar yanağını okşadı. Ancak bu Zich’in acımasız saldırılarının yalnızca ilkiydi.
Kes! Kes! Kes! Kes!
İnce rüzgar şeritleri Snoc’un taştan zırhı ile çarpıştı. İnanılmaz bir şekilde, kalın zırh yarıldı ve rüzgarın her bir darbesiyle parçalandı.
Güm! Güm!
Yere atılan fındık kabukları gibi Snoc’un zırhı da parçalara ayrıldı ve yere düştü. Zich’in ince işçiliği sayesinde hava Snoc’un hiçbir hayati bölgesine zarar vermemişti; ama Zich, bedeninin diğer bölgelerine hiç acımadı.
Spurt!
Snoc’un bedeninin her yeri kanla kaplandı.
“Kuuuuah!”
Zırhını kaybedince Snoc yere çöktü. Keskin rüzgarlar her yerine değdikten sonra bütün vücudu sızlayan yaralarla kaplanmıştı.
“Ah, bu, ıııı…!”
Sam hemen ayaklandı. Snoc’un zavallı halini gören Sam, Zich’i durdurmak istedi ama yapamadı çünkü bu Snoc’un yaşayıp yaşamayacağını belirleyecek bir mücadeleydi. Sam’in neler hissettiğine aldırmadan Zich, Snoc’un yanına yaklaştı.
Snoc’un yaraları derindi. Kızıl kan toprağa karıştı ve yepyeni bir renk ortaya çıktı. Ancak Snoc henüz savaşma becerisi kaybetmiş değildi.
‘Bu haldeyken bile kendisini iyileştiriyor.’
Hafif yaralar tamamen gözden kayboldu, ağır yaralar ise hafifledi. Üstelik, bedenini kaplayan o kana susamışlık da geri gelmişti ve her zamanki gibi çok güçlüydü.
‘Hm. Onu biraz daha döversem gerçekten de ölebilir.’
Zich’in birinci planı, yani ‘onu zayıflatmak için biraz yaralama ve aklını normale döndürme’ planı başarısız olmuştu. Bir dal parçasını bir böceğe saplarmışçasına Zich, kılıcının ucuyla Snoc’un bedenini dürtüklemeyi denedi. Snoc güçlü bir şekilde karşılık verince Zich, Snoc’un istediği kadar zayıf düşmediği anladı ve hayal kırıklığına uğradı.
‘Peki o zaman, B planını deneyelim.’
Bir B planı yapmış olsa da bu yönteme hiç başvurmak istemiyordu. Zich dudaklarını yaladı. Fiziksel yaralar ne kadar ağır olursa olsun kaliteli iksirler ve usta rahipler sayesinde iyileştirilebilirdi.
‘Ama psikolojik yaraları iyileştirecek hiçbir iksir yoktu dünyada.’
Viiing!
Zich’in kılıcı çınladı. Mana ile dolu olan kılıçlar genelde çınlardı ama bu sefer farklı olan bir şey vardı. Snoc da bunun farkına varmış olmalıydı ki gözlerini Zich’e dikmişti.
‘Psikolojik bir saldırıya uğradıktan sonra aklını kaybetmiş, bu yüzden işin buralara kadar gelmesini istemezdim ama...’
Ama ilk planı işe yaramamıştı, Zich başka ne yapabilirdi ki? Zich, kılıcının ucunu Snoc’un kafasına koydu.
“Ne olur delirme.”
Tang!
Zich, kılıcını Snoc’un kafasına doğru ittirdi. Hayır, daha doğrusu bir resmi Snoc’un kafasına doğru ittirmişti. Snoc, zihni paramparça oluyormuş gibi hissetti, sonra başı öne düştü.
* * *
Snoc, uzun bir rüyanın içerisindeymiş gibi hissetti. Duyuları geri geliyordu ve kafası giderek rahatladı. Buna karşılık bedeni ise suyla dolmuş gibi ağırlaşmıştı, kaslarına sızan yorgunluğu hissedebiliyordu.
“Ah!”
Bütün bedeni karıncalanıyordu, istemeden bir çığlık bastı. Ama çığlığı kısaydı; kısa olmasının sebebi artık acı hissetmemesi değildi. Tam tersine o kadar çok acı içerisindeydi ki çığlık atmak bile acı veriyordu.
Snoc, gözlerinde biriken yaşları bastırdı ve önüne baktı.
“Başarılı.”
Çok tatmin olmuş bir ses duydu. Sesin kime ait olduğunu ya da nereden geldiğini bilmiyordu ama sesin sahibinin elde ettiği başarıdan ötürü çok gurur duyduğu belliydi.
‘Sanırım bu sesi tanıyorum.’
Bu sesi daha önce duymuştu. Snoc sesin geldiği tarafa baktı.
“...Bay Zich?”
Tanıdık bir yüz gördü.
“Nasıl hissediyorsun?”
“Ne oldu…?”
“Snoc!”
Birinin ona seslendiğini duydu. Bu sesi de tanıyordu. Sam yarı rahatlamış yarı üzgün duruyordu; Snoc’a doğru koşarken çok komik görünüyordu. Hemen arkasından Hans geliyordu. Sam, Snoc’un kendine geldiğini görür görmez koşmaya başlamıştı, ama Zich kollarıyla ona engel olarak daha fazla yaklaşmasına müsaade etmedi.
“Üzgünüm dostum, ama biraz daha sabret. Daha bitmedi.”
“Bitmedi mi? Ne bitmedi?”
Snoc, mevcut durumu anlamakta zorluk çekiyordu; gecenin bir yarısı neden bir dağın içinde uyandığını bilmiyordu ve Zich, Sam ve Hans’ın neden başında dikildiğini de anlamamıştı.
“Peki, Snoc. İlk önce bir durumu değerlendirelim. Kaçırıldın. Bunu hatırlıyor musun?”
“Kaçırıldım mı?”
Snoc’un başına ağrı girdi. ‘Kaçırılmak’ kelimesini duyunca aklına üç beş şey gelmişti. Siyah kaftanlı adamı, içine sürüklendiği madeni ve Nowem’in gerçek kişiliğini hatırlamaya başladı.
Snoc, kıpırdanmaya başladı. Paçavraya dönmüş kıyafetlerini yırttı ve göğsüne yerleştirilmiş bir şey olduğunu gördü.
“Bir mühür taşı.”
Hans ve Sam şaşırmış görünüyordu ama Zich şaşırmamıştı.
‘O adam Nowem’i Snoc’un içine bir mühür taşı sayesinde mi sokmuş?’
Mühür taşını gördükten sonra Snoc’un yüzünde pek çok farklı ifade belirdi: şaşkınlık, öfke, çaresizlik, üzüntü ve akla gelebilecek her türlü duygu. Ancak, en sonunda yüzüne hakim olan duygu kindi.
Tut!
Snoc, elleriyle mühür taşını tuttuğu gibi gücünü parmaklarına verdi. Taşı çıkarmaya çalışıyordu.
Tekme!
Zich, ayağıyla Snoc’un kollarına vurdu.
“Bekle. Zaten çıkaramazsın, çıkarabilecek olsan bile bunu yapmasan daha iyi olur.”
“O zaman bunu nasıl çıkaracağım?”
Üzerinde iğrenç bir böcek varmış gibi Snoc iğrenerek ürperdi.
“Göğsüne soktukları o şey seni toprağın hayvanı ile birleştiriyor. İkinizin de iradesini göz ardı ederek, seni o hayvanla birleşmeye zorluyor. Zorla nasıl çıkarabileceğimizi bilmiyorum ama sihirli hayvanla resmi bir anlaşmaya varırsan, kendiliğinden düşer…”
“Reddediyorum!” diye bağırdı Snoc. Red ettiği kesin ve netti.
Magnec