İşler ilginçleşmeye başladı belki bu çocuğu kurtardıktan sonra atımız falan yaparız
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
47. Bölüm 47
Gümbür!
Buradan çok uzakta, yerin gümbürdediği duyuldu.
Gıcır! Gıcır!
Kapıdan ve pencereden kulak tırmalayıcı sesler geliyordu. Yatak, içine taş atılmış bir gölet gibi dalgalandı.
“...Ha?”
Sam derin uykusundan uyanıp gözlerini açtı. Uzun süre yattığı için bulanık görüyordu ama hemen dikildi.
‘Deprem mi oluyor?’
Sırtını gerdi. Deprem gibi bir doğal felaket herkesi korkuturdu, ama madenciler herkesten daha çok korkardı. Özellikle Sam depremlerden nefret ediyordu.
Derem kısa süre içerisinde sona erdi ama Sam’in kalbi hala deli gibi çarpıyordu.
‘Dışarıyı kontrol edeyim.’
Deprem madeni vurmuş olabilirdi. Gecenin bu saatinde ne kadar etkilediğini anlayamazdı ama dışarıdan bakabilirdi. Hemen giyinip dışarı çıktı.
* * *
Hans, Zich’in atlayıp gittiği pencereye bakakaldı.
‘Ne oluyor?’
Hans, Zich’in hemen döneceğini düşünmüştü ama gideli uzun zaman olsa da Zich hala ortalıklarda yoktu. Hans, Zich’in bu konuları pek takmadığını düşündüğü için uyumayı düşündü; Zich’in Hans’ın kendisinden önce uyumuş olmasına sinir olacağını sanmıyordu. Ama deprem aklına takılmıştı. Bir insanın doğal bir felaketin yaşanmasında payı olduğunu düşünmek çok saçma olurdu ama konu Zich olunca her şey mümkündü.
‘Böyle bir şey kesinlikle olabilir.’
Bu yüzden Hans huzurlu bir şekilde uykuya dalamadı.
‘Ha?’
Zich’in depremle bir alakası var mı yoksa bu bir tesadüften mi ibaret diye düşünürken karanlıkta yürüyen birini gördü.
‘Sam değil mi o?’
Gecenin bu saatinde ne yapıyordu? Hans hemen pencereden atladı. Her ne kadar bunu reddetse de giderek Zich’e benziyordu.
“Bay Sam?”
“Korkuttun beni!”
Sam tedirgin olmuş görünüyordu. Elindeki meşaleden yardım alarak karanlığın içinde yürümeye çalışıyordu, Hans gökten inince şaşırmıştı. Sam, elini deli gibi çarpan kalbine götürdü ve sakinleşmeye çalıştı.
“İ-iyi misiniz?”
“Evet. Sadece biraz şaşırdım.”
Hans, mahcup olmuş bir ifadeyle Sam’e baktı.
Hans, Zich’in yanında bir süs eşyası gibi dolaşan biriydi. Zich onu hizmetçisi olarak tanıtıyordu ama Sam, Hans’ın bir köle olmadığını biliyordu, o yüzden onunla konuşurken saygıyı bozmadı.
“Ne için geldiniz, Bay Hans?”
“Camdan dışarı bakıyordum ve sizi gördüm.”
Hans yanlarındaki binayı işaret etti. Pencerelerle dolu binada ışığı yanan, açık tek bir pencere vardı.
‘Oradan mı atladı?’
Sam, şaşkınlık içerisinde Hans’a baktı ama Hans yaptığı şey çok normal bir şeymiş gibi sakindi. Sanki anormal olan kişi Hans değil de Sam’di.
‘Zich’e nazaran daha normal ve ağırbaşlı olduğunu düşünmüştüm, ama sonuçta Zich’in hizmetçisi.’
Hans da onun gibi sıradan insanlardan farklıydı.
“Gecenin bir yarısı acele acele nereye gidiyorsunuz?”
“Deprem oldu ya, gidip madeni kontrol edeceğim.”
“Bu saatte mi? Hava aydınlıkken daha kolay olmaz mı?”
“Şimdi kontrol etmezsem içim rahat etmez.”
Sam yüzünde bir kaygı ve çaresizlik vardı, o yüzden Hans daha fazla üzerine gitmedi. Ama gece geç saatti, bu saatlerde dışarısı özellikle tehlikeli olurdu. Canavarlarla karşılaşmasa bile dağdaki yırtıcı bir hayvan bile bir insan için büyük tehlike arz ediyordu.
‘Gitmesine müsaade edersem ve başına bir şey gelirse muhtemelen azar yerim.’
Hans kafasını kaşıdı ve, ‘Ben de seninle geleyim. Sör Zich burada olsaydı öyle yapardı.’
“Sana rahatsızlık vermiş olmaz mıyım?”
Sam böyle dese de bunu duyduğuna mutlu olmuştu. Canavar avlayan birisi ona korumalık yaparken kendisini çok daha güvende hissederdi.
“Sorun değil. Çabucak gidip gelelim.”
Hans nereye gittiğini bir kağıda yazdı ve Sam ile beraber madenin yolunu tuttu.
* * *
Kollarını kavuşturup madenin girişinde dikilen Zich düşünmeye başladı. Değişik bir enerji madeninin içine dolup madenden taşmıştı. Yavaş yavaş sızan bu enerji depremin etkisiyle patlamıştı. Devasa bir kaya parçası enerjinin akışını engelliyordu, o yüzden Zich’in enerjinin yönünü ve nereden geldiğini anlaması zordu. Ama enerjinin madenden geldiğine emindi.
Zich, somut bir kuvvet ve canlılık hissetti; toprağın enerjisiydi bu.
‘Nowem uyanmış olmalı.’
Zich Nowem’in tam olarak kim olduğunu bilmiyordu. Sadece Nowem’in yeryüzünde mutlak bir hüküm sürdüğünü biliyordu, madenin içinde uyanan kişi de o olmalıydı.
‘Tahmin ettiğim gibi, o adamların Nowem’le bir bağlantısı var.’
Böyle olduğu kesindi çünkü o suikastçılar madene girdikten hemen sonra sesi Nowem’i andıran bir varlık kendisini göstermişti.
‘Bu iyi oldu. Zaten bu şehre gelme sebebim Nowem ile karşılaşmaktı. Onu burada öldüreceğim.’
Maden şehirden çok uzak olduğundan Zich’in insanların canlarına ve mallarına zarar verme gibi bir kaygısı yoktu. İlk önce, vücudunu kontrol etti. Acıyan ya da rahatsızlık duyduğu bir yeri yoktu; o suikastçıları alt etmek ona çerez gibi gelmişti, adeta bir ısınma turuydu onun için. Ölen suikastçılar Zich’in bu kadar sakin olduğunu duysalar sinirden dişlerini gıcırdatırlardı. Zırhı sağlamdı ve elindeki kılıcı sıkıca tutuyordu. Son olarak vücudunda dolaşan manayı da kontrol ettikten sonra madenin girişine yaklaştı.
Zich, madenin içine girmeyi düşünmüyordu. Madende savaşmaları Nowem’in işine gelirdi çünkü toprağın gücünü kullanabilirdi. Zich, henüz eski zamanlardaki gücüne ulaşamamıştı ve zorunda kalmadıkça düşmanının evine girmek istemiyordu.
‘Kendisi çıkacak zaten.’
‘Yeryüzü’nün Tiranı’ o unutulmaz girişini Suol’u yerle bir ederek yapmıştı; yani Zich, Nowem’in öyle ya da böyle Suol’u yok etmek için o madenden çıkacağını biliyordu. Düşüncelerinde haklı olduğu kesinleşti çünkü Zich madenin girişine doğru gelmekte olan birinin olduğunu hissedebiliyordu. Toprağın enerjisi de bu kişiyle beraber hareket ediyordu, ve Zich gelenin Yeryüzü’nün Tiranı Nowem olduğundan emindi.
‘Ha?’
Ama, gelen kişiyi hissedince düşünceli bir şekilde kafasını yana eğdi.
‘Bu… Bu enerji bana tanıdık geliyor.’
Öncekinden birazcık daha farklı hissettiriyordu ama kesinlikle karşılaştığı biriydi.
‘Yoksa…!’
Zich’in aklında bir anı canlandı ve onu şaşkınlığa uğrattı.
Adım! Adım!
Madenin içinden gelen ayak sesleri duydu. Zich kollarını kavuşturmayı bırakıp kılıcını çıkardı.
Önünde bir insan vardı. Kasabada nereye gitseniz görebileceğiniz tipte çok normal bir insandı. Ayırt edici tek özelliği dalgın ve boş bakan gözleriydi. Ancak vücudundan gelen toprağımsı kokuyu duyunca Zich bu insanın Yeryüzü’nün Tiranı Nowem olduğunu anladı.
“Seni gördüğüme inanamıyorum.”
Zich dilini şıklattı. Kaderin oynadığı bir tür oyun gibiydi— Yeryüzü’nün Tiranı Nowem’in, tanıdığı biri çıkacağını hiç düşünmemişti. Zich, ona adıyla seslendi.
“Snoc.”
Snoc, bu isime tepki vermedi. Zich sordu, “Suikastçılar tarafından sürüklenmedin mi? Madenin içinde neler döndü? Etrafındaki o enerji de ne öyle?”
“…”
Cevap gelmedi. Snoc sanki başka bir dünyadaydı.
“Belki de şu isime daha çok aşinasındır, ha, Nowem?.”
Zich, sonunda bir tepki görebilmişti.
Göz kırp!
Uzaklara dalmış olan gözleri tekrar odaklandı ve Zich’e baktı— hayır, gözlerini ona dikti.
‘Gerçekten de öyle.’
Snoc, Nowem ile alakalı olmayan hiçbir soruya cevap vermemişti. Mutlaka Nowem ile bir tür ilişkisi olmalıydı.
“Kuuoooo!”
Snoc, bir hayvan gibi inledi.
‘Nowem hep böyle miydi?’
Onun tanıdığı Nowem işini ciddiye alan biriydi. Onun elinden kurtulmayı başaranların anlattıklarına göre Nowem vahşi ve acımasızdı, toprak üzerinde hakimiyet kurarak rakiplerini köşeye sıkıştırırdı. Dikkatsiz bir hayvan gibi davrandığını söyleyen kimse olmamıştı.
“Kuaaaaah!” diye haykırdı Snoc.
Pop!
Yer hafifçe sallandı, Zich’in ayağının dibinde bir dikit belirdi. O kadar hızlı bir şekilde topraktan fırlamıştı ki bir mızrak ya da oktan bile daha tehlikeliydi. Zich’in bedenini bir şiş gibi delip geçebilirdi; ama Zich’in bedenini ıskaladı, onun yerine havayı deldi. Zich, hedefini kaçıran iki metrelik dikitin ucunu yere devirdi.
“Aklın başında değil gibi görünüyor, ama bana saldırdıktan sonra paçayı yırtabilecek misin sence?”
Zich gülümsedi. Ruhsuz Snoc bile bu korkunç gülümseme karşısında irkildi.
“İlk hamleyi yaptığına göre sanırım tekrar asıl amacıma odaklanabilirim.”
Zich’in Suol’e gelme sebebi bir kibarlık yapıp Yeryüzü’nün Tiranı Nowem’i yeryüzünden silmekti.
“Birbirimizi tanıdığımız için dövüşün ortasında kendine gelirsen, duracağım. O yüzden—”
Gümbür!
Zich ayaklarını hareket ettirince dikit de parçalandı. Tam o anda, Zich’in yeni gücü de bir ok gibi fırladı.
“Başına kötü bir şey gelmesini istemiyorsan, hemen kendine gel!”
Zich, kılıcını sıktı.
Taaang!
Derin ve net bir çınlama sesiydi. Mana yüklü kılıç hayal edilemeyecek bir güce ulaştı. Ancak, Snoc’a bir çizik dahi atamadı.
Ciyk! Ciyk!
Kılıcın kenarı taşa sürttü ve kulak tırmalayıcı bir ses çıktı. Yerden bir kaya yığını çıkarak bir duvar oluşturmuş ve Zich’in kılıcını bloke etmişti. Ama Zich bunun olacağını tahmin etmişti, kılıcı iyice kavrayıp manasını aktardı.
Krakk!
Duvar patladı. Havaya uçuşan kaya parçaları ve toz bulutunun arasında Snoc’un şoka uğramış suratını gördü. İfadesine bakılırsa Snoc, duvarın bu kadar kolay parçalayacağını beklememişti. Sonra, boştaki elinin parmağıyla uçan taşlardan birine vurdu.
İt!
“Urhh!”
Küçük taş parçası tam Snoc’un karnına isabet etti. Snoc, inleyerek geri adım attı.
‘Dayanıklılığı bayağı artmış.’
Normal bir insanın katlanabileceği türden bir hamle değildi. Doğrusu, Zich attığı taş Snoc’un karnını delip geçseydi umurunda olmazdı, taşı atarken o kadar sert atmıştı.
“Kuuaaaah!”
Snoc elini kaldırdı.
Kraaaaaşşh!
Zich’in ayaklarının altındaki yer adeta patladı. Toprak parçaları ve kocaman kayalar dört bir yana uçtu ve her yeri mahvetti. Zich, bir yandan kılıcını savururken bir yanda da geriledi.
Ttatatatang!
Zich, üst düzey bir teknik kullanmıştı. Ona doğru gelen küçük taş parçalarını engellemek için kılıcıyla hava akımları yaratmıştı, büyük parçaları ise birer birer kılıcın kendisiyle bloke etmişti. Sonra da ‘Hava Delen’ tekniğini kullanarak Snoc’a hava püskürtmüştü.
İttir!
“Urgh!”
Gücün etkisiyle Snoc’un omzunda bir delik açıldı ve kan fışkırmaya başladı. Vücudundaki delikler giderek artıyordu. Snoc, Zich’in saldırılarını engellemek için bir duvar yarattı ama iki delik daha açılmıştı.
‘Güçsüz.’
Zich başını yana eğip ona karşı koymak için çabalayan Snoc’u izledi. Yeryüzünün Tiranı unvanını kazanmış birisi için fazla güçsüzdü.
‘Bu adam hakikaten de...’
Zich, Yeryüzü’nün Tiranının varlığından şüphe etmeye başlamıştı.
Kraaaşh!
Ayağının altından bir dikit daha yükseldi.
Gümbür!
Zich, dikiti ayağıyla ezdi. Snoc’un hamlelerini çok daha rahat engelleyebiliyordu ve Snoc’un kazanma şansı ortadan kalkmış gibi görünüyordu. Diğer yandan, Zich parçalanan dikite bakınca bir şey fark etti.
‘Daha güçlü.’
Bu dikitin gücü ve sertliği diğerlerine göre daha iyiydi. Dikiti ezdikten sonra ayağı uyuşmuştu.
‘Giderek güçleniyor.’
Snoc, gücünü inanılmaz bir hızla toparlıyordu. Yeryüzün’nün Tiranı muhtemelen böyle ortaya çıkmıştı; yani daha da güçlenmeden onun işini bitirmek en iyisi olacaktı. Zich, kılıcını salladı.
Snoc, defans olarak yine taştan bir duvar ördü, ama bu işe yaramadı. Zich’in kılıcı duvarı sanki çamurdan yapılma bir duvarmış gibi deldi geçti.
Kraaaşh!
Zich’in Snoc’un boynunu hedef alan kılıcı birden durdu. Kılıç, kana susamış başka bir kılıç tarafından engellenmişti.
“Hayat değerlidir. İnsanları öylesine öldürürsen Cehennemi boylayacağını bilmiyor musun?”
“Senin gibi bir adamın ağzına alabileceği laflar değil bunlar,” diye cevapladı Zich. Karşısında Snoc’u kaçıran suikastçıların lideri vardı.
Magnec