Güzel seri
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
15. Bölüm 15
“Nasıl kibar bir hayat sürdüreceğini mi soruyorsun?”
“Evet.”
Lubella gözlerini kırpıştırdı. Böyle bir soru beklemiyordu. Weig bile merak dolu gözlerle Zich’e baktı. Zich ciddiydi.
'İyi bir hayat sürdürmek istiyorum ama kibarlığın ‘k’sini bile bilmiyorum. Vurup kırmak için hiçbir şey düşünmeye gerek yok, o yüzden kolay bir iş.’
Zich neredeyse bütün hayatı boyunca canı ne isterse onu yapmıştı. ‘Kibar bir hayat sürmek’ istese bile bunu nasıl başarabileceğini bilmiyordu. Bu zamana kadar aklına ne gelirse ona göre davranmıştı. Ama davranışlarının gerçekten ‘kibar’ olup olmadığından emin değildi.
‘Bu kadın en azından nereden başlayacağımı bana gösterebilir.’
Zich zamanda geriye gitmeden önce bu kadın bir Azizeydi. Şu an Azize olmasa bile Karuwiman’ın Azize’si adayı olmak dahi zor bir işti. Küçüklükten beri içinde Azizeleri Azize yapan o özelliği, kibarlığı taşıyor olmalıydı. Zich için bu özellik aptallıktan başka bir şey değildi.
“Hmm, biraz düşüneyim...”
Lubella nasıl cevap vereceğini şaşırdı. ‘Nasıl kibar bir hayat yaşanır?’— bu soru fazlasıyla geniş bir soruydu.
“Bu soruya cevap vermeden önce bana neden böyle bir soru sorduğunu öğrenebilir miyim?”
“Birisi bana bir kez olsun iyilik dolu bir hayat sürdürmemi söylemişti. Önceden çok sert ve kaba bir biriydim, bu yüzden tam olarak ne yapmam gerektiğini bilemiyorum."
Zich, dolaylı olarak kötü bir hayat sürdüğünü itiraf etmişti. Ama Lubella onu ayıplamak yerine takdir etti.
"Ne kadar da güzel. Kendinizi değiştirmeye çalışmak çok zor bir şey olmalı.”
Tüm kibar insanlar gibi o da her şeye olumlu tarafından bakıyordu.
“Kİbar bir hayat sürdürmenin birçok yolu var. Yetenekli olduğun bir konu var mı?”
“Bir şeyleri kırıp dökmekte iyiyim.”
“Ö-öyle mi?”
Lubella'nın afalladığını gören Weig sessizce güldü. Birkaç kelimeden Zich'in nasıl biri olduğunu anlamışlardı.
"Yani, fiziksel güç gerektiren işlerde iyisin, değil mi?"
"Evet, öyle denebilir."
"O halde yardıma muhtaç insanlara bir el uzatmaya ne dersin?"
“Yardıma muhtaç insanlar mı?”
"Evet. İyilik yapmanın türlü türlü yolu var. Ama temelde bir davranışı kibar kılan şey, ister küçük ister büyük olsun, başka bir insanı mutlu etmesidir.
“Başka birini mutlu eden bir davranış...”
Bu Zich’in daha önce hiç yapmadığı bir şeydi — aslında hep tam tersi davranışlarda bulunmuştu.
Pek çok insanın içi Zich yüzünden kan ağlamıştı. Kendinden başka bir insanı hiç mutlu etmemişti.
“Fiziksel güç gerektiren işlerde iyi olduğunu söylemiştin, neden insanlara bu şekilde yardım etmeyi denemiyorsun?”
“Yani, tek yapmam gereken şey yardıma muhtaç insanlara yardım etmek mi?
“Evet. Bununla başlarsan yavaş yavaş kibar davranmanın ne olduğunu da kavramaya başlarsın.”
Zich kafasıyla onayladı.
“Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.”
“Ne demek, hayatını değiştirmek isteyen birine yardımcı olabildiğim için mutluyum. Karuna’ya seni kutsaması için dua edeceğim.
Kendisi için dua edileceğini duymak Zich’i ürpertti. Ama hiç belli etmedi. Lubella onu kutsarken, Karuwiman'ın artık bir düşman olmadığını kendisine defalarca hatırlattı.
Zich vagondan indi.
"Oraya neden gittiniz, efendim?"
Hans meraklı gözlerle Zich'e baktı. Aklı hala Lubella'daydı.
“Önemli bir şey yok. Sadece nasıl kibar bir hayat sürdürebileceğimi sordum.”
“Nasıl kibar bir hayat sürdürebileceğinizi mi, efendim?”
‘Bir dakika, söylediklerinde ciddi miydi?’
Steelwall'dan ayrılmadan önce Zich'in ağzından böyle bir şey çıktığını duymuştu ama bu ona kadar saçma gelmişti Hans bunu unutup gitmişti.
“Ne oldu, niye bu kadar şaşırdın?”
“Şa-şaşırmadım, efendim!”
Yalan söylediği kabak gibi ortada olsa da Hans, şaşırdığını hiddetle inkar etti. Zich’den hiç beklenmedik bir hareket olduğu için şaşırdığını itiraf edemezdi.
“Niye, benden beklenmeyecek bir şey mi?”
“Hi-hiç öyle şey olur mu, efendim.”
Hans'ın ağzı kurudu. Zich'e bir bakış attı. Hiç beklemediği bir şekilde Zich'in keyfi yerinde görünüyordu. Zich, yakacak odunları karıştırıp ateşi yaktıktan sonra bir şarkı mırıldanmaya başladı.
Hans, Zich’den bir yumruk yemeyeceği için rahat bir nefes aldı; ortamın müsait olduğunu düşünen Hans, Zich'e başka bir soru yöneltti.
"Leydi Lubella size ne söyledi, efendim?"
"Yardıma muhtaç insanlara yardım etmemi söyledi. Bir şeyleri kırıp mahvetmekte iyi olduğumu söyleyince fiziksel gücümü kullanarak insanlara yardım etmemi önerdi.”
“...”
Tam da Zich gibi birinin yapabileceği bir işti. Hans’ın uzun yıllardır bildiği Zich, bir hizmetçiye bile karşılık vermeye korkan ve umutsuzca babası tarafından sevgi görmek isteyen bir Zich olsa da Zich’in şimdiki hali Hans’ın üzerinde öyle bir etki bırakmıştı ki artık onu yalnızca her bir sorununu şiddet yoluyla çözmeye çalışan bir diktatör olarak görebiliyordu.
‘Eh, belki de kutsal leydinin tavsiyesi üzerine Sör Zich’in hayatı iyiye gider. Sahiden de iyilik yapmak istiyor gibi duruyor.’
Ancak Hans bunları düşünürken bile Zich'e şüpheci gözlerle bakmaktan kendini alamadı.
* * *
Karuwiman'ın Azizesi ailenin simgesiydi. Bu yüzden, Azizelik statüsüne erişme süreci karmaşık ve uzundu. Yapılması gereken şeylerden biri de Lubella'nın şu anda yaptığı şeyi yapmaktı: dünyayı dolaşarak her gruptan insanın görüş ve düşüncelerini dinlemek.
"Gidelim."
Lubella bir kez daha bir köy halkını dinleyip, teselli etmişti. Onları kutsadıktan sonra at arabasına bindi.
"Yoruldun mu?"
“Evet, biraz yoruldum.”
Weig'in sorusu üzerine Lubella kendisini zorlayıp gülümsedi. Kalan son enerjisini harcıyormuş gibi yumruklarını havaya kaldırdı.
"Ama Karuna'nın bir hizmetkarı olarak Karuna'nın öğretilerine uymak ve her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak zorundayım. İnsanlara yardım edemesem bile en azından onları teselli edebilirim. Yorulup yorulmamamın bir önemi yok.”
"Ayrıca Azize seçilme ihtimalinizi de artmış olacak."
"Sör Weig."
Weig, Lubella'nın sert tonuna güldü.
"Fufufu, yaşlandıkça düşüncesizleşiyorum herhalde."
"Benimle alay etmeyi kes."
"Özür dilerim."
Weig, ciddiyetle başını eğdi.
“Ama seçilme şansınızı artırdığı doğru.”
"Bunu Azize olarak seçileyim diye yapmıyorum!"
"İşte bu tutumunuz sizi mükemmel bir Azize adayı yapıyor."
Lubella’nın tartışmada Weig’i yenmesi imkansızdı çünkü bu adam türlü türlü sıkıntılar atlatmıştı ve kurnazlık yapmayı çok iyi biliyordu. Lubella somurttu ve başını çevirdi.
‘Daha çok genç.’
Duyguları yüzünden okunuyordu. Hayatını küçücük bir balonun içinde geçirdiği için onu eleştiremiyordu. Bu yolculuk onun deneyim kazanması ve üzerindeki saflığı atması için önemliydi.
‘Fakat diğer adaylarla kıyaslanırsa Azizeliği en çok o hak ediyor.’
Azize olmak için aday olmuş olsalar bile herkes Lubella gibi saygılı ve nazik değildi.
Örneğin, Weig'in görünce ‘Bunlar adaylık sınavını nasıl geçti?’ diye düşündüğü bazı insanlar vardı. Onlara kıyasla Lubella melek gibi bir insandı. Ama kusursuz değildi.
'Azimli değil.'
"Bu yolculuk bittikten sonra tekrar Kiliseye döneceksin."
Weig, bunu Lubella'yı sınamak için söylemişti. Lubella'nın yüzü düştü. Bunu gören Weig dilini şıklattı.
"Bir kez daha söylüyorum, Leydi Lubella, sadece sabırlı ve kibar olmak yetmez. Karuwiman'ın hizmetkarları olarak insanları sadece teselli etmekle kalamayız, aynı zamanda onları korumamız gerek. Bu yüzden yüreğimizin güçlü olması lazım.”
“...Biliyorum.”
Lubella bunu çok duymuştu ve anladığını göstermek için başını salladı. Ancak sesi neredeyse duyulmamıştı.
'Söylemesi kolay.'
Fiziksel becerileri deli gibi antrenman yaparak geliştirmek mümkündü ama zihinsel olarak güçlenmek çok daha karmaşık bir işti. Bu konu hakkında konuşmak Lubella'yı strese sokuyordu, bu yüzden Weig konuyu değiştirdi.
"Şimdi düşünüyorum da, arkadaşımız ne durumda acaba?"
"Arkadaşımız mı?"
“Hani şu sana nasıl kibar bir hayat sürdüreceğini soran genç adam vardı ya.”
“Ah!”
Lubella' birden hatırladı. Üzerinden çok zaman geçmemişti çabucak hatırladı.
"Beni gerçekten şaşırttı. Birinin böyle bir soru sormasını beklemiyordum.”
"Evet, ama o genç adam için önemli bir konuydu herhalde."
Lubella, Kutsal Şövalyeler'in sıkı koruması altında olduğundan birinin onunla tanışmak için izin istemesi bile çok cesurca bir hareket olurdu.
"Bence de. Sorusunu sorarken tamamen ciddiydi. Tavsiyemin bir yardımı dokunup dokunmadığını, kibar bir hayat sürmek için neler yaptığını bilmek istiyorum.”
Lubella, Zich’in iyi yolu bulması için kendi kendine sessizce dua etti.
* * *
Karuwiman'lılar büyük şehre vardılar. İlk önce kalacakları yeri hallettikten sonra ve şehirdeki Karuwiman tapınağını ziyaret ettiler. Lubella bir Azize adayı olarak seyahat ettiği için tapınakta konaklamaları mümkün değildi. Lubella, birkaç Kutsal Şövalye eşliğinde konakladıkları yerden ayrıldı. Sadece köylerde değil şehirlerde de insanların nasıl hayatlar sürdüklerini görmeli ve onlarla iletişim kurmalıydı.
Ancak, en yakın muhafızı olan Weig ortadan kaybolmuştu. Weig’e Kilise'den bir emir gelmişti. O yüzden bir süre ortalıklarda olmayacaktı.
"Şuraya gidelim bakalım."
Lubella bir iki kişinin olduğu karanlık bir sokağı işaret etti. İlk bakışta pek tekin bir yere benzemiyordu, bu yüzden Kutsal Şövalyeler gidip gitmeme konusunda kararsızdı. Ancak, Lubella dünyanın kötü taraflarını da görebilsin diye bu yolculuğa çıkmışlardı. O yüzden kimse onu durduramazdı.
Kutsal Şövalyeler, bir terslik çıkmasın diye umut ettiler. Tam aksine, sokaktan acı çığlıklar yükselmeye başladı.
"Lü-lütfen kurtarın beni!"
"İstediğim şeyi bana verirsen seni rahat bırakacağım dedim! Dediğimi yapsana!”
Pat! Pat!
"Ah! Ahhh!"
Korkunç çığlıklar, savrulan tehditler ve sert yumrukların sesi sokakta yankılanıyordu. Neler olup bittiği ortadaydı.
Lubella ve Kutsal Şövalyeler hemen ara sokağa koştular.
“Kes şunu!”
Sokağa giren ilk Kutsal Şövalye, çığlıkların geldiği yöne doğru bağırdı. Yumruk sesi birden kesildi. Hemen ardından Lubella olay yerine vardı ve neler olduğunu anlamaya çalıştı. İlk olarak yere yığılıp kalmış birini gördü. Yüzünün orası burası şişmişti, dudaklarından ve burnundan kanlar akıyordu. Belli ki iyi dayak yemişti. Adam yaşlı gözlerle sanki kurtarıcılarıymış gibi Lubella'ya ve Şövalye'ye baktı.
Sonra, Lubella suçlulara baktı. Dört kişiydiler. Hırpani kılıklı kaba saba insanlardı. Çetecilere ya da haydutlara benziyorlardı. Suçlular, Lubella ve Kutsal Şövalye'yi karşılarında görünce hepsi afalamıştı — bir kişi hariç.
"Aaa. Leydi Lubella ve Kutsal Şövalyeler değil mi onlar? Hangi rüzgar attı sizi buraya?”
"Sen…!"
Lubella şok olmuştu. Saldırganların başını çeken kişi Zich'ti!
“Sizinle bu kadar çabuk karşılaşacağımı düşünmemiştim. Niye aceleyle buraya geldiğinizi sorabilir miyim?”
“Niye mi?”
Zich'in arsızlığı karşısında Lubella’nın dili tutuldu. Hemen kendisine gelip "İnsanlara faydam dokunsun diye tabii ki de! Asıl benim sana sormam lazım! Bana kibar bir hayat sürmek istiyorum dememiş miydin? Ne yapıyorsun böyle!”
Lubella uzun zamandır bu kadar öfkelenmemişti. Ama Zich neden sinirlendiğini anlayamıyormuş gibi ona bakmaya devam etti ve bu Lubella’yı iyice kızdırdı.
“Ama tavsiyene uyuyorum işte.”
“Bu nasıl tavsiyeme uymak oluyor!”
“Yardıma muhtaç insanlara el uzatmamı söylemiştin.”
Zich, arkasında duran üç haydudu gösterdi.
"Yardıma ihtiyaçları var, ben de onlara yardım ediyorum."
'B-ben ona yardıma muhtaç insanlara yardım et dedim, o da gidip haydutlara mı yardım ediyor?'
Zich, kendisini o kadar yanlış anlamıştı ki neredeyse onunla dalga geçtiğini düşünecekti. Lubella, bir kez daha diyecek bir şey bulamadı.
Magnec