Woojin git ellerini yıka ya mahvettin arabayı
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
26. Bölüm Küçük İblis Bibi
Eve 14 gün sonra taşınacaklardı. Sözleşme ücreti ve diğer ödemeler ise taşındıkları gün yapılacaktı. Bu yüzden Sunggoo’nun parasını almasına gerek kalmamıştı.
Woojin, Alphen gezegenine lise 3. sınıftayken geçmişti ve o tarafta gayrimenkul sözleşmesi diye bir şey yoktu. Gittiği ve o gün uyuduğu yerler onun eviydi.
Bu şekilde tam 20 yıl yaşamıştı.
Hiç böyle gereksiz bir sözleşme yapmamıştı orada. Bu yüzden sözleşme ücreti ya da diğer ödemeler neydi bilmiyordu.
Onlar ev aramakla meşgulken ise güneş çoktan batmıştı. Yakındaki bir restoranda aç karınlarını doyurmuşlar ve Sooah yorgunluktan çoktan uykuya dalmıştı.
Woojin Sooah’ı kucağına alıp geri eve götürdü ve yatırdı. Lee-soogyung da oğlundan ayrılmak istemediği için yüzünde hayal kırıklığına uğramış bir ifade vardı.
“Taşınana kadar bizimle kalsan olmaz mı?”
“Hayır anne. Hem yakında beraber yaşayabileceğimiz bir evimiz olacak zaten.”
Woojin de kalmak istiyordu aslında. 20 yıldır ailesiyle kavuşmayı iple çekiyordu. Durum böyleyken neden istemeyecekti ki? Ancak ailesinin görmesini istemediği şeyler vardı.
İşte bu yüzden olabildiğince hızlı bir şekilde ev almak istiyordu.
Oğlunun cevabını duyunca annesi de onu bu küçük evde kalmaya zorlayamadı. Onu burada tutamazdı ne de olsa.
“Peki. İşi bıraktığım gibi şu yanında kaldığın gence biraz banchan yapayım ben de.” (ÇN: Banchan: yemeklerin yanında yenen mezeler.)
“Öhöm. Çok iyi olur gerçekten. Biraz böbürlenme fırsatım da olur hem.”
Oğlunun bu yalakalığını görünce Lee-soogyung içindeki huzursuzluğu biraz da olsa atabilmişti. Oğlunun geri dönüşü bile rüya gibi bir şeydi. Ancak bir süredir sadece hayalini kuracağı şeyler gerçekleşip duruyordu zaten.
“Yarın görüşürüz. Bu arada ne olur birkaç güne ayrıl o işten artık. Sooah’ı kreşe gönderdikten sonra sıkılıyorsan bir kafe açarım sana.”
“Ah canım benim. Sen ve Sooah ile her akşam yemek yiyebildiğim sürece mutlu olurum ben.”
“Ben de...”
Uyuyan Sooah’ın saçını okşadı Woojin. Ardından ayağa kalktı.
“Yarın görüşürüz anne.”
“Aynen. Yarın görüşürüz oğlum.”
Veda etmek zorunda olduğu için kötü hissediyordu Woojin.
Ancak her şeye rağmen Jaemin’in evine yöneldi.
“Hımm. Ama yine de çok şanslıyım bence.”
Woojin her gece kötü bir ruh tarafından rahatsız ediliyordu. İşte rahat uyuyamamasının sebebi buydu. Bundan kaçınmak istese de bu bir lanet olduğu için kaçamıyordu.
Ancak şükür ki bu acıdan biraz kurtulabileceği bir yol bulmuştu.
Biraz yürüdükten sonra Woojin kimsenin olmadığı bir ara sokağa geldi.
“Çık dışarı Bibi.”
Voosh.
Woojin’in çağrısıyla hafif bir rüzgar esmeye ve siyah bir duman sıkışmaya başladı. Ancak duman tam bütünleşeceği anda aniden dağılıverdi. Bu birkaç kez tekrar etti. Siyah duman ortaya çıkıyor sonra yine kayboluyordu.
“Neler oluyor böyle? Çık dışarı Bibi.”
Voosh.
Siyah duman sokağın daha derinliklerine doğru kayboldu ve Woojin’in önünde tekrar şekil aldı. Ancak bu sefer öncekinden çok daha küçüktü.
“Miyaav.”
Bibi artık küçük bir iblis olarak görünmüyordu. Onun yerine bir kediye dönüşmüştü. Ufacık, genç bir kedi yavrusu.
“Ne? Neler oluyor böyle?”
“Miyaav. Kendi vücudumu kullanamadım. Bu yüzden daha küçük bir yaratığın vücudunu bulmaktan başka çarem kalmadı miyav.”
Woojin tüm gücüyle şakağını ovuşturdu.
“Burası neresi? Trahnet’in enerjisini hissedemiyorum miyav.”
Woojin Bibi’yi eline aldı.
“Yeteneğini bu vücutla kullanabilir misin?”
“Miyav. Siz düşük seviye olduğunuz için ben de düşük seviyeyim efendim. Bu yüzden sadece Kabus’umu kullanabiliyorum miyav.”
Woojin’in ailesinin de seviyeleri vardı. Woojin’in geçişiyle onların da seviyeleri sıfırlanmıştı. Bibi düşük seviye bir succubus iblisiydi. Ancak görünüşe bakılırsa Kabus gibi basit yetenekleri vücuduna bağlı değildi.
“Kullanabiliyorsan o iş görür.”
Bibi seviye atlasa bile Woojin, onun ilerde çıkacak yeteneklerine ihtiyaç duymuyordu.
“Miyav. Burası güzel kokuyor. Huzur kokusu var burada.”
İblis olmasına rağmen o da barış istiyordu demek. Onun bu sözlerini duyunca evine bakıp buruk bir şekilde gülümsemeden edemedi.
“Böyle olması daha iyi olabilir aslında. Bu vücutla yanımda rahatça yaşayabilirsin.”
“Öyle mi miyav? Çağırma odasında beklemek yerinde yanınızda kalabilir miyim miyav?”
“Tabi ki. Ama konuşmaman lazım.”
“Miyav. En azından o kadarını ben de biliyorum miyav. Bir kedi nasıl konuşabilir ki miyav?”
Bibi her şeyi çabuk kavradığı için sıkıntı olmayacaktı. Ayrıca Woojin uyurken ona yardımcı da olacaktı. Kötü ruhun lanetiyle işkence görmektense kâbus görmeyi tercih ederdi. Çok sapkın bir şey değildi bu değil mi?
Bibi, Woojin için çok önemliydi. Dünyadaki durum yüzünden, onun iblis formuyla yanında olması sıkıntı çıkarabilirdi. Ancak artık kedi gibi göründüğü için bu sıkıntı ortadan kalmıştı. Yanında bir kediyle uyumasını kimse yadırgamazdı.
Aslında düşününce Sooah’ın bir köpek istediğini hatırladı.
“Hey. Köpeğe dönüşebiliyor musun?”
“Miyav. Değişimimi tamamladım. Artık değiştiremem miyav.”
“Hmm.”
Neyse. Kediyi de sevebilirdi ne de olsa.
*
Dersleri bittikten sonra Jaemin evine doğru yöneldi.
“Peki abla. Gelirken dikkatli ol. Dershanemin önünde buluşuruz.”
Bugün Cuma’ydı. Yarın ise ablası gelecekti.
Bip bip biiip.
Evinin kapısını açtığında istemsiz bir şekilde tetikte durup ve evi yoklamıştı ve tahmin ettiği gibi Woojin yine yatakta oturuyordu. Bir yandan televizyon izliyor, bir yandan mandalina yiyordu.
“Hahaha. Geldin mi?”
Jaemin gelmesine rağmen Woojin hala gözlerini televizyondan ayırmıyordu. Birisi bunu görseydi Woojin’in orada bir yıldır yaşadığını sanırdı. Hayır, o kadar doğal davranıyordu ki insanlar onu Jaemin’in kardeşi sanabilirdi.
Üstüne üstlük Woojin bugün yalnız da değildi.
“A...abi. O ne?”
Jaemin yüzünde şaşkın bir ifadeyle kediyi işaret ediyor, işaret eden parmağı titriyordu.
Beş yüz dolar çok büyük bir miktar olduğu için onu evine zorla girmiş olarak tanımlayamıyordu...
Ancak Jaemin’in sırtından geçinmesinin üstüne bir de evcil hayvan getirmişti şimdi.
“Ah. Buraya gelirken yolda buldum onu. Ben bakıyorum ona.”
“Hı hı. Bir kedi. Tü..tüyü, Ko..kokusu....”
Jaemin’in yüzünde keyifsiz bir ifade vardı. Mecalsiz bir şekilde ayakkabısını ve sonra da çantasını çıkardı. Ardından buz dolabından bir bardak su alıp kafasına dikti.
“Olamaz bu ya.”
Yarın ablası geliyordu ve o sırf derslerine odaklansın diye Jaemin’e bu güzel stüdyo daireyi ayarlamıştı. Evinde başka bir adam olduğu için yeterince rahatsızdı ama şimdi de bu kişi ondan izin almadan bir evcil hayvan getirmişti eve.
Davranışları bu sefer çizgiyi aşmıştı. Bu evin sahibi olduğunu hatırlatması gerekiyordu. Boş bardağı yemek masasına bıraktı. Bunu o kadar sert yapmıştı ki bardaktan ‘taak’ diye bir ses geldi.
“Abi”
“Ha. Yemek masasının üzerine biraz kira parası bıraktım bu arada. Haha. Bu çok komik cidden de.”
“......”
Woojin televizyon izlemeye döndü. Jaemin ise yemek masasının üzerindeki zarfın içine baktı.
‘Ü...ü...üç yüz mü?’
Bu beklemediği miktardaki para karşısında Jaemin’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu adamın nasıl bu kadar çok parası olabilirdi? Jaemin’in bakışları bir kez daha Woojin’e döndü.
“JaehoonJaehoon. Bana bunu alabilir misin? He he he.”
Jaemin dönüp Woojin’e baktı. Televizyona dalan Woojin tam bir dilenciye benziyordu. Ancak göründüğü kadarıyla, işsiz biri olmasına rağmen çok parası vardı. Bırak gümüşü, kesin ağzında altın kaşıkla doğmuştu bu.
Böyle zengin biri nasıl bu kadar serseri kılıklı olabilirdi.
“Miyaav.”
Yanındaki kedi de artık onunla mandalina yiyordu... Ne? Az önce o kedi mandalina mı yedi?
“Niye öyle duruyorsun orada? Gel biraz mandalina ye. Çok lezzetliler cidden de.”
Alphen’de sadece elma ağacı vardı. Hiç mandalina ağacı yoktu. Woojin ise mandalinayı çok seviyordu ve geçtiği her sokakta birkaç yer satıyordu onu. Bu yüzden her gördüğünde alıyordu bu meyvelerden.
Jaemin sesini çıkarmadan Woojin’in yanına geçti
“Ah, bu çok komik ya.”
Komedi programındaki skeç bitti. Woojin de sonunda kafasını televizyondan çevirip Jaemin’e baktı.
“JaeminJaemin. Neden? Neden üzgünsün? JaeminJaemin.”
Bu abi hayattan niye bu kadar çok keyif alıyordu? Sürekli bir şeyler hakkında endişelendiği için onun yanında Jaemin tuhaf kalıyordu.
“JaeminJaemin. Harçlık mı lazım? JaeminJaemin.”
“......”
Woojin cüzdanını çıkardı. Woojin’in elindeki 50 doları görünce Jaemin de telefonunu çıkardı. Ardından Kakao Talk uygulamasını açıp ablasına mesaj yazdı. (ÇN: Kakao Talk: Korenin Whatsapp’ı)
[Abla sanırım yarın otelde kalman gerekecek...]
“JaeminJaemin. Al şu harçlığı. JaeminJaemin.” (ÇN: Programdaki şakayı taklit ettiği için böyle konuşuyor.)
“Teşekkür ederim. Kedinin adı ne abi? Ne kadar da sevimli bir şey.”
Jaemin’in tavrı 180 derece değişmişti ve şimdi pamuk gibi kibar ve nazik bir sesle konuşuyordu.
*
Fiiiyt.
Sunggoo ıslık çaldı. Öyle ayakta duruyor olsa da dans edecek gibi mutlu hissediyordu.
“İşte bu! Bunun benim arabam olduğuna inanamıyorum.”
BMV 5 serisi.
Daha fazla harcayabilirdi ama 4 yıldızlı zindanın giriş ücreti için para ayırması gerekiyordu. Bu yüzden kenarda biraz para bırakmıştı.
Sözleşmeyi imzalamak için satış ofisine gittiğinde çok gergin hissediyordu. Ardından tam parayı ödeyecekti ki Woojin aradı ve borç istedi. İşte bu olunca çok kötü ağlamak istemişti.
Sonunda 60 arabayı aylık bir ödeme planıyla satın almıştı ve bugün arabası teslim edilmişti.
Camların filmle kaplanması bittiğinde saat 12 olmuştu bile.
“Hehe, Vın-vın? (ÇN: Arabanın adı.) Biraz gezintiye çıksak mı?”
Hong-sunggoo. 21 yaşında. Bu ise hayatında aldığı ilk arabaydı. Bu yüzden onu aşırı decerede seviyordu. Ayrıca bu araba arkadaşlarının arabalarından çok daha iyiydi. Hatta arabası olan arkadaşları bile çok değildi.
Vııııın, vııııııııın.
Arabanın motor gücü Matiz’inkiyle karşılaştırılamazdı bile. Sunggoo iyice bir keyiflendi. Ailesiyle öğle yemeği yemek için eve dönmüştü ve şimdi saat 2’yi çoktan geçiyordu.
Woojin’i alma vakti gelmişti.
Sunggoo için Woojin piyango bileti gibiydi.
[Abin bir araba aldı. Seni almaya gelecek ~]
Sunggoo bir yandan arabayı Sadahng istasyonuna sürüyor bir yandan bağıra bağıra şarkı söylüyordu.
Sunggoo, Woojin’i aradı ve Woojin dışarı çıktığında gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Vaaaay! Bu arabayı mı aldın?”
“Haha. O ufak Matiz’e biniyor olman hoşuma gitmedi abi. Ben de bu arabayı aldım.”
“Çok iyiymiş. Ha bu arada artık bana borç vermene gerek kalmadı.”
“Ne?”
“Ödemeyi iki hafta sonra yapmaya karar verdik.”
“......”
Sırf onun yüzünden 60 aylık ödeme sözleşmesini imzalamıştı... Daha önce söyleseydi ne olurdu sanki.
“Tüh. Eğer senin içinse tüm servetimi bile harcayabilirim abi.”
Sunggoo’nun yağ çekmelerine alışmıştı Woojin. O yüzden o arabaya bakıp bir şey demedi.
“Vay be. Bu araba gerçekten çok iyiymiş.”
Woojin yolcu koltuğuna geçti ve araba onu büyülemiş gibi her köşesine dokunmaya başladı. Arabanın sahibi olan Sunggoo ise gergin bir şekilde bakıyordu.
‘Aaaah. Onun ellerinin yağı...’
Hiçbir şey söyleyemiyor ve sadece gülümseyebiliyordu. Ancak içi resmen yanıp kavruluyordu. Woojin ise hala aynı şekilde arabanın her yerine dokunup duruyordu.
‘Hayıııııııır!’
Diye feryat ediyordu içinden Sunggoo. Ancak gözleri merakla dolu olan Woojin bir türlü durmuyordu.
“Ne bekliyorsun? Arabayı çalıştırmayacak mısın?”
“:..Hemen.”
Araba eninde sonunda kirlenecekti. Ne de olsa yeni arabalar bir gün kullanılmış arabalar olurdu. Çocuklar, yetişkin olurdu. Doğanın kanunuydu bu. Kendini sakinleştirmeye çalışırken akli dengesini korumak için Sunggoo, bir Budist duası okumaya başladı içinden.
“Rezervasyon ne zamana?”
“Saat 5.”
Zindanı kullanabilmek için çoktan rezervasyon ücretini vermişti. Bu yüzden erkenden gidip sıraya girmelerine gerek yoktu. Sadece rezervasyon yapmaları yeterli oluyordu. Bu popüler bir zindan olduğu için de tüm hafta rezervasyonlarla doluydu.
Ayrıca zindanın ne zaman yenileneceğini bilmedikleri için sadece bir haftalık bir süre rezervasyona açılıyordu.
“Nereye gidiyoruz bu sefer?”
“Gwachun istasyonu 6. çıkışa gidiyoruz.”
Ha? Orası lisesinin yakınlarındaydı.
İlk başta Gwachun istasyonunun 1. çıkışına yanlışlıkla girmişti. Bunu düşününce sırıttı.
İkisi, yeni arabada Gwachun istasyonuna yöneldiler.
Magnec