Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Makul Bir Yanlış Anlaşılma

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

 

“Abi, annenle görüşmedin mi?”

“Görüştüm ama bizim ev çok küçük. Ev satın alana kadar seni rahatsız etmem gerekecek.”

Seul’daki mülk fiyatları çok düşmüş olsa bile, bu kadar para Jaemin için çok büyük bir miktardı. Yanında kalıp ev alana kadar onu sömürecek miydi bu adam şimdi?

Jaemin’in suratına düşünceli bir ifade yerleşmişti. Jaemin’in bu halini görünce Woojin güldü.

“Gitmem uzun sürmez. Bu yüzden çok takma kafana. Abin bugün 13000 kazandı. Ayrıca yakında 4000 daha gelecek.”

“Sorun o değil. Hafta sonları ablam geliyor buraya ondan.”

“Ha öyle mi?”

“Evet. Yarın onu ararım artık. Bu arada ablamı tanıyor musun abi? Ablam senin adını hatırladı.”

“Hadi ya? Ablanın adı ne?”

“Do-jiwon.”

Woojin, Do-jiwon adını hatırlamaya çalıştı ve kim olduğunu bulunca neredeyse gözleri yuvalarından fırlayacaktı.

“Do-jiwon mu? Üçüncü sınıfların Jun-jihyun’u mu?” (ÇN: Merak edenler nasıl bir hanım olduğuna Google’dan bakabilir.)

“Hı hı. O benim ablam. Aslında onun hakkında böyle konuşmak tuhaf olsa da evet. Eskiden ona öyle derlerdi.”

“Hımmm. Demek Jiwon’un kardeşisin sen ha?”

Woojin, Jiwon’u şöyle bir süzdü ve başını salladı. Önceden de onun yakışıklı olduğunu düşünüyordu ve şimdi Do-jiwon’un, ablası olduğunu öğrenmişti.

Kardeşlerin ikisi de bu kadar güzel olduğuna göre bunlar kesin üstün genlere sahipti. 20 yıl geçmesine rağmen Do-jiwon’u hala hatırlıyordu ne de olsa.

O zamanlar okulun en güzel kızı olarak meşhurdu. Woojin de aslında ondan hoşlanıyordu ama çok utangaç olduğu için belli etmemişti.

Eğer onunla şimdi karşılaşsaydı…

“Ablan nerde yaşıyor da sadece hafta sonları geliyor?”

“Bir fabrikada.”

“Ne? Fabrika mı? Do-jiwon? Paraya ihtiyacı varsa niye ünlü filan olmadı ki?”

Woojin, Jiwon’u bir fabrikada hayal bile edemiyordu ve bu yüzden kafası karışmıştı. Jaemin ise biraz hüzünlü bir şekilde cevapladı.

“Bir…bir kaza oldu. Her neyse. Telefonunu değiştirdin mi abi?”

“Ha evet. Dönerken değiştirdim.”

“Vay. Bu çok pahalı. Dokunabilir miyim?”

“Hakikaten mi? O kadar iyi mi?”

“Tabi ki. Çılgın Kırmızı bu.”

“Çılgın Kırmızı mı?”

“Kan cevheri teknolojisi kullanıyor. O yüzden çok pahalı bu. Çok para kazandın galiba abi.”

Kan cevherleri içinde büyük miktarda enerji barındıran materyallerdi. 5 yıllık araştırmanın sonunda kullanıma uygun hale gelmiş ve ürünlerde görülmeye başlamıştı.

Batarya olarak kan cevheri kullanılması IT sektöründe çığır açmıştı.

“Bedavaya değiştirdi.”

“Ne? Bu bedava mıydı?”

“Yani. Bir etkinlik vardı.”

Telefon satıcısının hayatının söz konusu olduğu bir etkinlik.

“İşe bak. Gerçekten şanslısın. Bunlar çok pahalı.”

Göründüğü kadarıyla satıcı az da olsa sorumlu biriydi. Bu yüzden içinde tuttuğu kini bırakmaya karar verdi Woojin.

Jaemin ise telefonun sahibinden daha heyecanlıydı. Telefona bir mesaj geldiğinde bir süredir telefonun yeni özelliklerini anlatıyordu.

Bi-bip

Jaemin telefonun yukarısındaki mesaja baktı ve okurken gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı.

<xxBank>

13.09.2015 21:13

Havale Miktarı: 40,000

Tüm Bakiye: 51,230

xxBank Hong Sunggoo

“Ne! Kaç 0 var burada?”

Jaemin sayıya baktı ve ardından Woojin’e baktı. Uyanmış kimliğinde F düzey yazıyordu ama bir günde 13,000 kazanmış ve şimdi de 40,000 para gelmişti.

O anda Woojin’e başka bir gözle bakmadan edemedi Jaemin.

“A...abi. Çok becerikliymişsin gerçekten de.”

Woojin telefonunu geri aldı ve kaşlarını çattı.

“Şu geri zekalı. Sadece 4 banknot göndermesini söylemiştim.”

Hemen Sunggoo’yu aradı.

‘Bu miktar sinirime dokunuyor. Çok sinirime dokunuyor.’

Telefon daha bir kez bile çalmadan cevapladı Sunggoo.

[A...alo? Abi? Parayı aldın mı?]

“Hey seni şerefsiz. Dilenci mi sanıyorsun beni? Dört banknot göndermeni söylememiş miydim? Bu ne böyle?”

[Doğru. Dört banknot dediğinde o banknotlardan bahsetmiştin tabi ki.]

Mikrofonun üzerine elini kapamış gibi boğuk geliyordu ses ama Woojin çok iyi duyduğu için ses ona geldiğinde kaşlarını çattı.

“Neden bahsediyorsun sen?”

[A...abi seninle yüz yüze konuşalım en iyisi. Adresini verebilir misin?]

“Ne? Niye beni bulmak istiyorsun şimdi?”

[Oraya geldiğimde anlatırım. Neredesin abi?]

Sunggoo’nun sesi çok çaresiz geldiği için Woojin’in boşluğuna geldi ve adresi verdi.

[Oranın yakınlarında Angel Angel diye bir kafe var. 10 dakikaya orada olurum.]

Sunggoo hızla telefonu kapattı. Onun davranışına şaşıran Woojin ise telefona bakakaldı.

“Neyi var bu şerefsizin?”

Eğer Sunggoo ona hesap numarasını söyleseydi 36,000 doları geri gönderirdi. Neden buluşmak istiyordu ki şimdi?

“İçki de bitmişken ben gidip biraz alayım. Sen tavuğu yemeye devam et.”

“Peki abi.”

“Kapının şifresini eskisiyle değiştir bu arada.”

“…Peki.”

Woojin önce gidip biraz daha soju almaya ve bundan sonra Sunggo ile görüşüp parasını vermeye karar verdi. Jaemin de yalnız kalınca sojudan bir yudum daha aldı ve yine yüzü buruştu.

“Ahh. İnsanlar bunu niye içer ki?”

Ardından sojunun tadını götürmek için bir kutu kola açtı ve can sıkıntısından telefonuyla oynamaya başladı.

“Kesin pahalıdır bu.”

Jaemin parfümün markasına baktı ve modeli internette arayınca ağzı açık kaldı.

‘İ..iki yüz dolar mı?’

Bu fiyat bir liselinin iç rahatlığıyla kullanabilmesi için fazla pahalıydı. Pek parfüm kullanmıyordu zaten. Eğer sigara içseydi anca o zaman kullanırdı.

“Galiba a..abi keyfine göre harcıyor. Para kazanmaya başlayınca çok çarçur eder olmuş.”

Woojin’in verdiği 500 doları görünce rahatsız olmuştu. Hatta şu anda fabrikada canını dişine takmış çalışan ablasının yıllık geliri bile Woojin’in bir günde kazandığı 53,000 dolardan daha azdı.

Bir noktadan sonra Jaemin, Woojin’i beklemekten sıkılıp sık sık girdiği bir forumu açtı ve bir paylaşım yaptı.

[Millet, hediye olarak bir parfüm aldım. Üç gün önce bir amca ile tanıştım ve evimde bir gün kalmasına izin verdim. O kişi bana parfüm aldı ve 500 dolar verdi. Tam bir talih kuşu değil mi? Şu anda tavuk yiyip içki içiyorum. Abi de bittiği için biraz daha alkol almaya çıktı. Bolca parası var. Hatta durun hediyemle hava atayım biraz.]

Jaemin parfümün fotoğrafını yükledi ve yorumları beklemeye başladı.

Biip, biip.

Paylaşıma yorumlar yağıyordu.

[XXX Bey Arkanızdan yana dikkatli olun.]

[Parfüm ve kiralanan oda. Başarılı.]

[Bugün de mi beraber kalıyorsunuz?]

[Senin bu abin kesin yan dairene taşınır.]

[Alkol almıyor o. Kesin hücum yeleği almaya gitti.]

[Ahmak. Hamile kalamaz ki. Neden hücum yeleği alsın?]

[Ne aptalı! Lavman alıyordur o zaman.]

[Lavman dedi.]

[XXX Bey çok geç değil. Odandan vazgeç, arkanı kollamaya bak.]

[Kim altta olacak?]

[Parayı veren üstte olur.]

[Arkanın büyük açılışı için kutlarım!]

[Arka ne?]

[Senin kıçın geri zekalı.]

[Hadi kıçını gönder. Monitörün karşısında bekliyorum.]

Jaemin’in suratı asıldı.

“Cık cık cık. Kıskanıyorlarsa söylesinler. Niye eşcinselmişim gibi davranıyorlar ki?”

Jaemin yazılan yorumları okumaya devam etti ve gözü kapıya kaydı. Öyle bir şey yapmazdı o.

Yapmazdı.

Ağzındaki lezzetli tavuk lastik gibi gelmeye başladı bir anda. Kendini mi kandırıyordu yoksa.

Hayır, hayır böyle bir şey yapmazdı.