Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

80. Bölüm Kasti İhmal (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Orcheim ve Dejame aynı anda saldırıya uğramışlardı.

 

Büyük Klanın savaşçıları ve onların alt klanlarına dahil olan düşük seviyeli savaşçılar, Luklan Dağlarına doluşmuşlardı. Yürüyüşlerinin yarattığı ivme gayet vahşiydi ama bu ilerlemeleri Orcheim’den onlara doğru koşan bir ork yüzünden durdurulmuştu.

 

“Aaaaaagh!”

 

Orklardan biri saldırmaya çalışmıştı ama vücudu ikiye bölünmüştü.

 

Başka bir orkun kafası o orkun tekmesi yüzünden havada süzülüyordu, yere yığılan bedense istemsizce titriyordu. Kafasının kesildiğinden bile habersiz ölüp gitmişti ork. O ansızın iki orku öldüren savaşçı, kırmızı bir saç bandı takıyordu, vücudu tamamen dövmelerle kaplıydı ve elinde bir büyük kılıç vardı. O ordunun önünde garip bir ork savaşçı vardı.

 

O savaşçı tabi ki Crockta’ydı. Artık her hareketi ölümcüldü.

 

[Durum Penceresi]

 

‘Kuzeye Ulaşan Kişi’ Crockta, Ork Savaşçı

 

Seviye: 57

 

Başarı Puanları: 245400

 

Asimilasyon Oranı: %85

 

Yetenekler:

 

Dağ Ezen Emsalsiz Güç (Zirve)

 

İyileşme Erbabı (Zirve)

 

Leyteno’nun Kalpten Gelen Silahşörlüğü (Zirve)

 

Aşırı Hırçın Ruh (Zirve)

 

Kalp ve Ruha Nüfuz (Zirve)

 

Onurun, Savaşın ve Savaşma İradesinin Dövmeleri (Zirve)

 

Ordu Ezen Kızgın Kükreyiş  (Zirve)

 

Yaratıkların Kasabı (Öz)

 

Bütün sahip olduğu yetenekler ‘Zirve’ seviyesine yükselmişti. Behemotu öldürüp kuzeyi açtıktan sonra, sistem bütün yeteneklerinin derecelerini yükselterek ödüllendirmişti onu. Ayrıca yeni bir yeteneğe daha sahip olmuştu ‘Yaratıkların Kasabı’.

 

Bu yetenek Crockta’ya savaşırken yeni bir bakış açısı kazandırmıştı. Öz ve Zirve arasındaki derece farkı sadece bir basamak yükselmekten ibaret değildi. Daha önceki bütün gelişmelerden daha büyük bir gelişmeydi.

 

“Gelmekten çekinmeyin.”

 

Crockta burada olan hiç kimseye karşı kaybetmeyeceğinden emindi. Ona doğru fırlatılmış bir baltadan kaçındı ve başka bir düşmanı daha biçti. Rakiplerinin yapabileceği bütün hareketleri kavramıştı ve akrobatik hareketler kullanarak saldırılardan kaçınıyordu, birbiri ardına düşmanlarının kafalarını kese kese ilerliyordu.

 

Birisi bağırdı, “Kimsin sen?”

 

Crockta sadece güldü. Eğer bilmek istiyorlarsa onlara açıklamaktan mutlu olurdu tabiki.

 

Crockta bir an için düşman ordusunun önünde durdu ve büyük kılıcının ucu onlara doğru bakacak şekilde kaldırdı, bağırdı “Benim adım!”

 

Zirve seviye yeteneği, Ordu Ezen Kızgın Kükreyiş!

 

“Crocktaaaaaaaaaaaa------------------!”

 

Sanki bir bombardıman altındaymış gibi yer sarsılmıştı. İsmini bağırmadan önce tekrardan harekete geçmişti ve ordunun arasına dalmıştı. Düşmanlarının kanını akıtmaya devam ediyordu. Crockta aynı bir yıldırım gibi hareket ediyordu savaş narasını attıktan sonra.

 

“Crocktaaaa----------!”

 

Başka bir orkun kafasını uçurduktan sonra tekrar bağırmıştı ismini. Orkların kafalarının parçaları ve kan her tarafa saçılıyordu. Orcheim’e doğru yürümekte olan ordu olduğu yerde donup kalmıştı sanki.

 

İçgüdüsel olarak farkına varmışlardı durumun. Önlerindeki ork, tek başına bile savaşın kaderini belirleyebilecek olan bir güce sahipti.

 

Tek adamlık ordu.

 

“O aynı büyük reis gibi…” Komutan ork kendi kendine mırıldanmıştı.

 

Sonra kafasını sağa sola sallamıştı, mümkün değildi böyle bir şey. Sadece tek bir büyük reis vardı. Bu içindeki korkuyu hafifte olsa atabilmek için emrindeki ork savaşçılara bağırdı. “Ben Akbahal, emirleri direk olarak büyük reisten alan ork!”

 

Sonrasında baltasını kaldırdı.

 

“Beni takip edin! Bu küstah orku büyük reis adına öldürelim!”

 

Ork savaşçıların moralleri bir parça yerine gelmişti ve birbiri ardına silahlar havaya kalktı.

 

“Kuweeeehh!”

 

“Büyük reisss!”

 

“Büyük Klan için!”

 

Orklar Crockta’ya doğru koştular. Mızraklar, kılıçlar, baltalar, hepsi Crockta’yı hedef alıyordu. Cin cücelerin arbaletleri orku kevgire çevirmek için hazır bir şekilde ona nişan almışlardı. Crockta büyük kılıcını tek bir savuruşuyla hepsini tek seferde engelledi.

 

“Öl!”

 

Defansı kırılmıştı, Akbahal ve orklar Crockta’ya saldırdılar. Onlarca silah Crockta’ya vurmak için hareket ediyordu.

 

Kakang!

 

Büyük kılıç onları engellemişti. Orklar ve Crockta arasındaki mücadele devam etti. Orkların gözleri sonuna kadar açılmıştı, geri doğru itiliyor gibi hissediyorlardı. Bütün o sayı avantajlarına ve diğer şeylere rağmen, ne zaman Crockta bir adım atsa, orklar da geriye doğru bir adım atıyorlardı.

 

Dağ Ezen Emsalsiz Güç! Crockta büyük kılıcını muazzam bir güçle savuruyordu. Bütün orkları hedef alıyordu her darbesi. Tuhaf büyük kılıç, Gulyabani Katili, orkların son gördükleri şey oluyordu, kafaları kesilmeden hemen önce.

 

Puok!

 

Puok!

 

Et ve kemik parçaları havaya saçılıyordu. Savaşçı Akbahal kendini zorlukla geriye doğru atmıştı. Çok saçmaydı bu ya, tamamen garip bir durumdu. Akbahal dişlerini sıkarak tekrar ayağa kalktı. Crockta isimli ork şimdi ona doğru yürüyordu. Büyük kılıcın hareketini bir an için gördü ve görüşü karardı.

 

Akbahal’ın kafası da gövdesinden ayrılmıştı.

 

“Aman tanrım!”

 

Dehşet verici yaratık Akbahal’ı tek bir darbede öldürmüştü! Ve bu ölümden sonra zaten dipte olan ork savaşçıların morallerinden geriye bir şey kalmamıştı. Crockta her hareket ettiğinde mutlaka bir iki ork ölüyordu. Orklar gerilemeye devam ediyorlardı.

 

Aniden. Crockta ilerlemeyi durdurdu. Klan savaşçıları bu ani beklemeyi nefeslerini toplamak için kullandılar, üzerlerindeki baskı biran için azalmıştı.

 

Crockta güldü. O durduğu için savaş bitmemişti. Crockta’nın arkasından, Orcheim savaşçıları çıkageldiler. Crockta’nın sergilemiş olduğu güçten dolayı moralleri en üst seviyedeydi.

 

“Waaaahhhhhh---------------!”

 

Orcheim savaşçılarının savaş naraları meydanı doldurdu ve Luklan Dağlarına yayıldı. Crockta, Orcheim savaşçılarının, Büyük Klan savaşçılarını yarıp geçişlerini izledi.

 

Orcheim savunması tamamlanmıştı. Sırada Dejame vardı.

 

Crockta koşmaya başladı. Fiziksel gücü ve yetenekleri, ‘Dağ Ezen Emsalsiz Güç’ ve ‘İyileşme Erbabı’ seviyesine ulaştıktan sonra, önceki haliyle mukayese bile edilemeyecek kadar artmıştı. Vücudunda ve kaslarında akıl almaz bir güç vardı ve sanki uçuyor gibi hissediyordu. Dayanıklılığı azalmıyordu bile.

 

Neredeyse anında yamaca ulaşmıştı. Kara elf köyü Dejame hemen onun altındaydı. Sayısız ork köyü kuşatmıştı ve istilacı orkları durdurmaya çalışan kara elflerle aralarındaki savaş başlamıştı.

 

İstilacıların üzerine ok yağmuru yağıyordu ama orkların akınına tam olarak engel olamıyordu bu ok yağmuru.

 

Crockta derin bir nefes aldı. Hava içine doldu, karın kaslarına güç verdi ve diyaframını çelik kadar sertleştirdi. Kükreyişi Luklan Dağlarındaki taşları titretti.

 

“Bul’tarrrrrrrrrr----------------!”

 

Kükreyişi orkları ve kara elfleri durdurdu. Savaş alanındaki herkes bir an için panikledi. Crockta Dejame köyüne doğru harekete geçti o arada. Bacak kasları iyice şişmişti, sanki patlayacak gibiydiler. Vücudu bir an sonra öne doğru atıldı.

 

Her attığı adımla metrelerce ilerliyordu.

 

Ve düşmanla yüzleşti. Gulyabani Katili, düşmanlarını parçalarına ayırdı, kılıcının her hareketiyle acı bir çığlık yükselerek etrafa kan sıçrıyordu.

 

“Uhweeeeh!”

 

“N-Neler oluyor?” Orklar daha durumu anlayamamışlardı bile ve kendi aralarında sorguluyorlardı. Crockta’ysa onlara durup cevap verecek kadar kibardı.

 

“Ben savaşçı Crockta! Sizde Luklan Dağlarını istilaya gelenlersiniz!”

 

İki ork yoluna çıkmışlardı. Gulyabani Katiliyle onları katletti çünkü silahlarını kullanma ihtimalleri vardı. Orkların uzuvları, Crockta’ya yakın olanların talihsizlikleri yüzünden, kesilip duruyordu.

 

“Hepiniz öleceksiniz!”

 

Dejame o savaşçının bir anda ortaya çıkmasıyla bir an için şaşırmıştı. Dejame komutanı bu durumdan faydalanmak için askerlere ok atmaları için emir verdi.

 

“Ben Orcheim’den gelen desteğim, o yüzden ok atmayın!”

 

Kara elfler kulaklarına inanamıyorlardı. “Destek için gelen sadece tek bir kişi mi?”

 

“Orkların ne durumda…!”

 

Tek bir orkun, istilacı orkları eziyor olması kara elflerin düşüncelerini tersine çevirmişti. Dejame’yi kuşatan orkların sayısı, sanki onları bir yaratık avlıyormuşcasına sürekli azalıyordu. Dejame’nin komutanı Janaru, yüksek bir noktadan yaşananları seyrederken sesli bir şekilde yutkundu.

 

“Gerçekten inanması zor bir manzara…”

 

O büyük kılıç tarafından orkların bir çoğu katledilmişti. Her adımını bastığı yerde korkunç bir kan gölü oluşuyor ve etrafa yayılıyordu.

 

Crockta savaşa dahil olduktan sonra kısa sürede, kara elfler sayısal avantajı ele geçirmişlerdi. Ve o andan sonra da kara elf savaşçılar bariyerlerin arkasından çıkıp saldırıya geçerek kalan istilacı orkları temizlemek için harekete geçmişlerdi. Orkları öldürmek için ellerindeki meçleri ve yaylarını kullanıyorlardı.

 

“Hoo. Hoo.”

 

Crockta derin bir nefes aldı. Etrafında ölü ork bedenleri vardı.

 

Gökyüzüne baktı, geçmişe dair anıları ve tecrübeleriyle şu an yaşadıkları birbirine karışmıştı. Bu acımasız savaş alanlarıyla daha önce bağlantısını kesmişti ama şimdi kendi bir kez daha bir tanesinin ortasında duruyordu.

 

“Eğer öldürmezsen, ölürsün.”

 

Ayağının ucunda bir kara elfin cansız bedeni vardı. Gözlerindeki bütün ışık sönmüştü. Crockta elfin açık olan gözlerini kapattı. Her zaman kendine aynı soruyu sormuştu, ve hala bir cevabı yoktu o soruya.

 

‘Bu yaptığım doğru bir şey mi?’

 

Cevabını hala bilmiyordu.

 

‘Bu adil mi?’

 

Bilmiyordu.

 

Ancak, bu güne kadar sadece inandığı şeyi yapmıştı.

 

“B-Ben, savaşçı unvanını büyük reisten aldımç”

 

“Bu doğru mu?”

 

“Eğer beni öldürürsen, kesinlikle Büyük Klan ve Büyük Reis tarafından katledilirsin. Eğer benim gitmeme izin verirsen ben…”

 

Crockta kafasını kaldırdı, ona bakan bir ork vardı. Her tarafı zırhla kaplı vücudunun titrediği belli oluyordu. Gözleri korkudan sonuna kadar açılmıştı, Crockta bu manzara karşısında gülmeye başladı, bu bir savaşçı için içine düşülecek en acınası manzaraydı, şu sözde büyük reisin gururunu taşıması gerekirken  hayatı için yalvarıyordu.

 

“Beni öldürürsen eğer, kesinlikle büyük reisin hedefi olursun.”

 

“Anlıyorum.”

 

“Bu doğru. Öyleyse…”

 

Gulyabani Katili onun konuşmasını kesti. Son Büyük Klan savaşçısının başı havaya uçmuştu.

 

“O zaman yapacak bir şey yok.”

 

*** ***

 

Başka bir kurban Kolezyuma fırlatıldı. Orada beş ork, dört kara elf, iki insan ve bir cin cüce vardı. Çoğunluğunun elinde silahlar vardı ama gözlerinde savaşmaya dair istek yoktu.

 

Adam yukarı baktı. Adamları birkaç ork ve kara elfi daha getiriyorlardı. Tekrardan ayağa kalmadan önce çamurun içinde yuvarlanıyordu getirilen kara elf ve orklar.

 

Ama gözlerinde hala korku vardı. Ellerinde silahlarıyla geri çekilmeye devam ediyorlardı. Karşısındakiler için bu durum hala yetersiz miydi?

 

Elindeki baltayı da fırlattı. Artık çıplak elle dövüşecekti.

 

“Özgürlüğünüzü kazanın.”

 

Birkaç gözde umut kıvılcımları gördüğünde güldü. Avları sonunda bir parça savaşacak cesarete kavuşmuşlar ve silah tutan ellerini kaldırmışlardı. Aslında hiç bir farkı yoktu, onları ha çıplak elleriyle parçalamıştı ha silahıyla. Avları birbirleriyle bakıştılar ve kendi aralarında bir savaş pozisyonu aldılar.  Orklar en önde, kara elfler en arkada ve cin cücelerle insanlarsa ortalarında.

 

Ne kadar acınası. Böyle şeyler ezici bir güç ile karşılaşıldığında önemsizdiler.

 

Sonra avları ona doğru atıldılar.

 

“Waaaah!”

 

“Kuaaaak!”

 

Orkların savaş naraları duyuldu.

 

Gülümserken ayağını yere vurdu. Onun muazzam gücü karşısında yer sallandı. Orklar sanki kendi ayakları birbirlerine dolanmış gibi dengelerini kaybettiler ve düşmemek için durdular.

 

Adam kükredi. “Kiyaaaaaaaaaaaaaaaaack!”

 

Korkunç bir kükremeydi, onu duyanların kulak zarlarını yırtacak ve ruhlarına işleyecek bir kükremeydi. Kısa sürede avlarının önüne gelmişti. Aradaki boy farkı gittikçe belli oluyordu, orklar onun yüzüne bakabilmek için başlarını kaldırdılar.

 

Onlara sanki karıncalarmış gibi yukarıdan bakıyordu ve güldü. Sonra yumruklarını sıkıp avlarına savurmaya başladı. Direnmeye çalışmışlardı ama yumruklar onları durdurmaya çalışan silahları savurmuş ve avlarının kafalarını ezmişti. Kafatası ve beyin parçaları, dökülen kanın kırmızıya boyadığı toprağa saçılıyorlardı. İlerlemek için önündeki ölü bedenlere basıyordu.

 

Şimdi avları tekrardan korku duymaya başlamışlardı. Gözlerinden ne kadar paniklemiş oldukları belli oluyordu ve artık farkına varmışlardı, hayatları artık onlara ait değildi. Bir parça çaresizlik ve bir parça şiddet içeren bakışlar.

 

İşte bu manzara en sevdiği manzaraydı.

 

Kara elfler oklarını atıyorlardı, sanki canı sıkılmış bir edayla elini savurdu ve ona doğru uçan oklar ön koluna çarptıktan sonra yere düştüler.

 

Ona en yakın olan orkun kafasını kavradı ve havaya kaldırdı. Ork umutsuzca baltasını savurdu ve adama vurdu ama sert deriye bir zarar veremiyordu. Elinde tuttuğu orkun kafasına güç uyguladığında, orkun yüzü kırmızıya sonra maviye döndü.

 

Sonra orkun kafatası patladı.

 

“Sıkıcı.” adam mırıldandı.

 

Artık avlarının gözünde sadece korku vardı. Gözlerindeki çaresizlik ve şiddetin yerini tamamen ümitsizliğe teslim etmişti. Karşı koyacak hiç irade güçleri kalmamıştı.

 

Öne atıldı, avları dehşet içinde kaçıştılar. Ne oklar ne de baltalar ona zarar verebiliyordu. Karşılığındaysa orkları tek eliyle eziyordu. Sırasını bekleyenlere bakarak gülümsedi.

 

Sadece 20 dakika içerisinde ona yakın olan herkes birer ceset haline gelmişti. İç organların ve kopmuş uzuvların birbirine karışıp etrafa saçılmış olduğu bir manzaraydı adamın arkasında bıraktığı. Hangi parçanın kime ait olduğunu söylemek imkansızdı.

 

O anda, emri altındaki adamlardan biri yaklaştı. “Yeterine eğlendin mi?”

 

“Hayır bu yetersiz.”

 

Normal bir orkun iki katı olan devasa bir vücudu vardı. Büyük Klanın, büyük reisiydi o, kuzey ırklarının hükümdarı, Calmahart.

 

“Savaş kapıya dayandı.” Adamı baltasını ona geri uzatmıştı.

 

“Evet yakında açılacak. Bütün orklar Büyük Klan’ın bayrağı altında toplanacaklar ve yakında Luklan Dağları meselesi de halledilecek.

 

“Hammerchwi geri döndü.”

 

“Bu…” Calmahart adamına baktı. Asker bir anda o bakış karşısında gerilmişti. “Hammerchwi ve bütün savaşçılar geriye yaralı bir şekilde döndüler.”

 

“.....”

 

“Hammerchwi’ye göre onlar kıtadan bir orkla karşılaşmışlar…”

 

“Calmahart baltasını aldı. “Kıtadan?”

 

“Evet.”

 

“Sınırın ötesinden mi?”

 

“Kukuku…” Calmahart güldü. “Ne kadar ilginç Hammerchwi nerede şimdi?”

 

“Şu anda bir şaman tarafından tedavi ediliyor.”

 

“Hadi gidelim.”

 

“Tamam.”

 

Adamı Calmahart’ı takip etti. Aslında iri bir orktu ama büyük reisin yanında çocuk gibi kalıyordu.

 

“Kölelerin geri kalanlarıyla ne yapmalıyız?”

 

Calmahart durdu.

 

Kolezyumun içinde, birkaç sırasını bekleyen köle vardı. Calmahart kan dökmek arzusu duyduğu için buraya getirilmişlerdi. Az önce onunla karşılaşıp ölenler gibi kolezyumda Calmahart’ın karşısına çıkmak için bekliyorlardı.

 

Bütün kölelerin gözleri Calmahart’taydı, bakışlarında umut ve korku birbirine karışmıştı.

 

“Şu an için kan isteğim törpülendi.”

 

“Öyleyse…”

 

“Serbest bırakın onları.”

 

“Anlıyorum.”

 

Kafesteki kölelerin yüzleri aydınlanmıştı. Ama o anda.

 

Calmahart elindeki baltayı fırlattı. Balta havayı yararak kölelere doğru ilerledi. Tek sıra halinde duran orklar ve cüceler balta tarafından biçilmişlerdi, kelimenin tam anlamıyla yarıya bölünmüştü kafesin içinde sırada bekleyen insanlar, kara elfler ve cin cüceler.

 

Bir anda ortalık kan gölüne dönmüştü.

 

Calmahart ekledi, “Eğer hayatta kalırlarsa.”

 

Sonra arkasını döndü.

 

“...Hıççkk!”

 

O sıranın sonunda bir cin cüce hala ayakta duruyordu, hıçkırırken artık kısalmış olan saçına bakıyordu.