Ana karektere çok haksızlık adam bu kadar acı çekti ve 140 lv oldu fakat bütün yan karekterler 10 günde onunla aynı seviyeye geldi...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
144. Bölüm En Önemli Oyuncu Bana Ait (2)
Il Han ve Yu Mir evdeki yemeklerin neredeyse yarısını bitirdikten sonra ağızları dondurmayla dolu bir şekilde eve döndü.
Melekler, elfler, insanlar ve bir de kurt çoktan masa tenisi maçını bitirmiş ve Playstation’da dört oyunculu bir araba yarışı oynuyordu.
“Sürüş yeteneklerime bakın! Evvet!” (Yu Na)
“Sadece bedenini oynatıyorsun!” (Mi Rae)
[Kyak, bomba!] (Liera)
[Kanatlarınla ekranı kapayıp duruyorsun!] (Erta)
Oyun sırasında eğlenenlerin ikisi aptaldı, ikisi de sürekli laf sokuyordu. Geri kalan üyeler büyük ekrana bakarak vücutlarını oyunla birlikte hareket ettiriyor ve oynayanlar bizzat kendileriymiş gibi davranıyordu.
Sadece on gün içinde oluşturulamayacak bir arkadaşlığı görebiliyordu. Liera’nın gruba girebilmesine çok şaşırmıştı.
Yu Mir de onlara katılmak istiyormuş gibi göründüğünden onu serbest bıraktı. O sırada Spiera yanına geldi.
[Fazla bir şey yokmuş gibi duruyor.] (Spiera)
“İkisi de aşırı derecede normaldi. Neyse ki.”
Eğer ikisinden biri bin yılı yaşamış olsaydı o zaman Il Han’ın sözlerine bir şekilde tepki verirdi. Il Han, insanların ifadelerini okumakta kendine fazlasıyla güvendiğinden ikisinin de çok normal bir hayat yaşadığından emindi.
[Ben de birçok melekten ikisinin gittikleri dünyalar hakkında rapor aldım. İkisi de gerçekten diğerleri gibi on yıl yaşamış ve diğer insanlarla birlikte geri dönmüş. Şu an çok emin olamasam da bu durumu etkileyenin dışarından bir unsur olması ve genlerle ilgisinin olmaması yüksek bir ihtimal.] (Spiera)
“Bence de.”
Il Han onaylarken güldü. Sonrasında Spiera’nın sözlerindeki gizli anlamı fark etti ve kaşları seğiriyorken sordu.
“Kendin yapabilecekken neden beni gönderdin? Hayır, aslında Mir ile ailemi tanıştırdım ve yüzlerini gördüm ama öyle bile olsa…”
[Meleklerin mükemmel olmadığını sen de çok iyi bilmelisin. Kaçırdıkları bir şey olabilirdi. Bu yüzden senin bizzat doğrulamanı istedim.] (Spiera)
Daha en başta melekler mükemmel olsaydı başka elit gruplar tarafından rahatsız edilemezlerdi veya içlerinde hainler olmazdı. – Spiera ekledi. Il Han karşılığında hiçbir şey söyleyemedi.
“…İlk tanıştığımız zamanlarda Liera ve Erta’nın üstün varlık gururları tavan yapmıştı ama sen de kabul etmelisin ki…”
[Mükemmel olamamayı anlamadan ilerleme kaydedilemez. O ikisi de bunu anladığından ilerleme kaydedebiliyor.] (Spiera)
“Hadi ya (!)”
Il Han, Liera’nın kanatlarıyla ekranı kapatışını ve Erta’nın ona acımasızca kızmasını izlerken mırıldandı.
Ne kadar ilerleme kaydettiklerini çok iyi bilmese de şu anki görüntülerine baktığında ikisi de ümitsiz vakaydı. Ama öyle bile olsa en başından itibaren zeki taraflarını göstermişlerdi…
Şu anki durum daha çok hoşuna gitse de bazen onların eski hallerini özlüyordu. Bunlar hakkında düşünürken Spiera bir anda konuştu.
[Bunları bırak da hazırlan.] (Spiera)
“Neye hazırlanayım?”
[Az önce rekabet Savaşı ile ilgili bilgilendirme geldi.] (Spiera)
Il Han’ın hareketleri anında durdu. Rahatlayan bedeninin anında gerildiğini hissetti.
Rekabet Savaşı. Neden bunu bilmiyordu? Sadece bunun yüzünden başka bir dünyadaki neredeyse bütün bir krallığı yakıp yıkmıştı.
Hala yarış oyunu oynayan insanlara bir bakış atarak tekrar Spiera’ya baktı.
“Yani artık bu konudan bahsedebilirsin.”
[Çok fazla zaman kalmadı. Yakında Dünya’daki bütün insanlara söylenecek.] (Spiera)
“Kaç gün kaldı?”
[Üç saat içinde katılımcıları seçecek sahne kurulacak.] (Spiera)
Günler değil de saatlerdi!
“Hah, bana gerçekten ‘çok uzun zaman’ verdin.”
[Acele etmeye gerek yok. Katılımcıların seçimi 24 saat sürecek. Terkedilmiş Dünya savaşının olduğu New York’ta olacak.] (Spiera)
Herkesin dikkati orada olduğundan yer çok iyiydi.
[Dünya’ya Yıkım Tuzağı’nı getirmek isteyen herkes katılabilir. Sadece bin kişi katılma hakkı kazanacak.] (Spiera)
“Bin kişi…?”
Il Han başını eğdi. Tuhaf bir şey fark etmişti.
Eğer katılımcıların sayısı o kadar yüksekse o zaman Venezuela’nın tamamını yutmaları yetmez miydi? Milyonlarca kişiyi göndermelerine gerek yoktu!
[Rekabet Savaşı’nın kuralları her dünyanın güç dengesine göre değişiyor. Bu seferki kural ‘Elit Güçler Savaşı’ olsa da Ferata’ya ikinci değişimde ‘Herkesin Savaşı’ kuralının çıkmış olma ihtimali çok yükse.] (Spiera)
“Kulağa korkunç geliyor.”
Bunun anlamı Kadra İmparatorluğunun güçlerini Venezuela’nın ötesine yaymış olma olasılığı da vardı. Kadra İmparatorluğu’nun istilasını engellemeseydi olacakları düşününce ürperdi.
Elbette söz konusu krallık, canavarlar yüzünden yok olmak üzere olmalıydı… Bunu düşünürken Spiera’nın sözleri tekrardan kulaklarında yankılandı.
[Bu karşılaşmada iyi bir pozisyona sahip olmalısın.] (Spiera)
“Bunu söylemesen bile elimden geleni yapacağım ama… neden?”
[Rekabet Savaşı o kadar sıklıkla düzenlenmez. Ve Dünya da şimdi inanılmaz bir hızla gelişiyor. Seni temin ederim ki Dünya üçüncü değişimini yaşamadan önce başka bir Rekabet Savaşı yapılmayacak.] (Spiera)
Rekabet Savaşı, Cennet’in Ordusu’nun hâkimiyeti altındaki bir üstün dünyada ‘Lu Füera’da yapılacaktı. Doğal olarak hiçbir düşük varlık oraya giremezdi. Oraya girmenin tek yolu düzenli olarak düzenlenen Rekabet Savaşı’ydı. Dolayısıyla da Dünya için bir istisna olması söz konusu olamazdı.
Bunu duyan Il Han’ın içgüdüleri anında parladı.
“Üstün dünya ha. Şimdi endişelenmeye başladım.”
[Ne düşündüğünü anlıyorum.] (Spiera)
Cevap verdi Spiera gülümseyerek.
[Diğer elit birliklerin Cennet’in hâkimiyeti altındaki bir üstün dünyayı istila etmesi imkansız. Aynı şekilde melekler de Kaos Duvarı’nın ardını işgal ederek ve Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun ana güçleriyle savaşıp da hayatta kalamazlar.] (Spiera)
“Hey, orada bir tane var.”
[Ama o… Haklısın.] (Spiera)
Il Han, sadece kendi arabasını geçtikleri için korkakça ekranı kapayan meleği işaret ettiğinde Spiera yalnızca onaylayabildi.
[Orada daha fazla güvenlik olacağından emin olacağım.] (Spiera)
“Lütfen. Oh, ve Na Yu Na-shi’yi düzgün bir melek yap. Onu kişisel olarak umursamasam da durum bu hale geldiği için Mi Rae-shi de işin içine sürüklenebilir. Öyle olursa Mir çok üzülür.”
[Bunu aklımda tutacağım.] (Spiera)
Il Han konuşmadan sonra oyuna dalmış gruba yaklaştı. Oyun yeni bitmişti ve cezayı Liera almıştı.
“Ben kazandım, sen kaybettin cezanı çekeceksin!”
“Büyük bap, bap, bap, bap!” (Ç/N: Kore’deki ceza oyunu. Kaybeden kişiye vurulur ve vururken ‘bap’ denir.)
[Kahretsin, ne zaman kızaracak!]
Basit ceza şarkısı bitmeyerek vuruş sayısı 300’ü geçtiğine göre herkes Liera’dan nefret ediyordu. Bunu sonsuza kadar izleyemeyeceğinden Il Han oyunu Liera’nın alnına vurarak bitirdi.
“Kızardı.”
[Ah, seni seviyorum, Il Han!] (Liera)
“Aaah, sen oynamadın bile. Cezalandırma hakkın yok!” (Yu Na)
“Evin sahibi olarak hakkım var. Oyun bitti, dinlenme de bitti.”
72 saati dolduramadıkları için hayal kırıklığına uğrasalar da harcayacak zaman yoktu. Il Han’ın bir şey söyleyeceğini fark eden Mi Rae’nin de ifadesi değişti.
“Üç saat içinde Cennet’in Ordusu’nun düzenlediği Rekabet Savaşı’na katılacak olan katılımcılar seçilecek. Duyduğum kadarıyla ikinci değişimi başarıyla atlatabilmemiz için çok önemliymiş. Detayları Erta açıklayacak.”
[Neden hep ben açıklama yapmakla görevlendiriliyorum!? …Sadece bir kez açıklayacağım o yüzden dikkatli dinleyin! Rekabet Savaşı’nın anlamı…] (Erta)
Erta’nın şaşırtıcı açıklamaları devam etti. Herkes, Cennet’in Ordusu’nun görevinin Yıkım Tuzaklarını kurmak olduğunu bildiği için çabucak anladı.
Bu sürede Il han yeni bir şey öğrenmişti, karşılaşmanın kuralları. Her şeyi yok etmesinin yeteceğini düşünmüştü ama görünüşe göre öyle değildi.
[Her katılımcıya minimum sayıda güvenlik aletleri verilir. Cennet’in Ordusu’nun Yıkım Tuzaklarını dağıtmasının sebebi dünyaların genel gücünü zayıflatmak değildir.] (Erta)
Bunu yapmak için her katılımcıya, derilerinin üzerini kaplayacak bir koruma zarı veriliyordu ve bu koruyucu zar belli bir zarar aldığında parçalanıyor ve kişiyi kendi dünyasına geri gönderiyordu. Sonuç da tarafların kaç düşmanı elediğine ya da hepsini eleyip elemediğine bakılarak değerlendiriliyordu.
Ama savaşı kazansalar bile elenen kişiler bir daha katılamazdı yani önemli olan güçlerini saklayabildikleri kadar saklamaktı.
“Peki ya birisi, hem düşmanını eleyip hem de öldürecek güçte saldırırsa ne olur?”
[Verilecek koruyucu zar yapabileceğimizin en iyisi. Bu karşılaşma kişilerin kendi dünyalarını koruması için yani eğer böyle bir şey için düzgün hazırlanmazlarsa o zaman en başında katılmamalılar.] (Erta)
“Konuşman çok soğuktu….”
Rekabet Savaşı büyük ölçüde Ast ve Kıdemli olarak ikiye ayrılıyordu. Ast ikinci değişimi geçirmek üzere olan dünyalar arasındaki karşılaşmayken, Kıdemli üçüncü değişimi geçirmek üzere olan dünyalar arasındaki karşılaşmaydı. Yarışmanın şekli kazanan ilerler şeklindeydi ve yalnızca en güçlü dört Ast ile en güçlü dört Kıdemli, kendi paylarına düşen ve daha iyi malzemelerden yapılmış Yıkım Tuzaklarını alabilecekti.
“Neden adaletli bir küme tarzında karşılaşma değil de turnuva?”
[Şu anda Ast turnuvasına katılmak için yeterli olan 48 dünya var. En güçlü bin kişinin 47 kere dövüşmesine izin veremeyiz. Büyük ihtimalle Yıkım Tuzaklarından vaz geçerler.] (Erta)
“Bu doğru…”
Eğer Elit Güçler Savaşı yerine Herkesin Savaşı olsaydı durum büyük ihtimalle çok daha ciddi olurdu. Herkes Erta’nın sözlerini kabul etti.
“48 dünyadan en iyi dördü…!”
Durumun ne kadar önemli olduğunu fark eden Mi Rae içini çekti. Yu Na’nın ise morali bozulmuştu.
“Melekler bize yalnızca bir şey olmak üzere olduğunda söylüyorlar.”
[Bunu daha önceden bilseydin bile bir şey yapamazdın.] (Liera)
“Ama yine de daha erken bilmek isterdik…!”
[Hepsi bu değil.] (Erta)
Orda bitseydi çok daha iyi olurdu ama bitmemişti. Hem Ast hem de Kıdemlilerden dört tane seçildikten sonra Ast ve Kıdemli sınıflandırması kayboluyor ve gerçek final başlıyordu. Üçüncü değişimden önce Ferata’nın Dünya’yı işgal etmeye çalışmasının sebebi de buydu.
“Nasıl?”
[Sebebi bazen Ast turnuvasına katılanların Kıdemli turnuvasına katılanlardan daha güçlü olabilmesi. Ama eğer karşılaşma Astlar ve Kıdemliler bölünmüşken biterse o zaman Ast olarak katılanlar şikâyet etmez mi? Elbette o noktada pes etmeyi de seçebilirler.] (Erta)
Evet, Dünya’nın o sıradaki güçleri ikinci değişime yaklaşan bir dünya için güçlü olarak değerlendirilebilirdi. Eğer daha fazla Yıkım Tuzağı kazanma imkânları olursa ve Il Han’a ırada durması söylenirse oldukça sinirlenirdi.
[Özetlemek gerekirse, sonuna kadar savaşmalı ve kaybetmemelisiniz.] (Erta)
“Zaten ortada olan tavsiyen için teşekkür ederim.”
“…Acele etmeliyiz. Cephe Birliği ile konuşmalı ve çeşitli ülkelerle de görüşmeler yapmalıyız ki dengeli bir takım seçebilelim. Ve de olabilecek en güçlü takımı… Oh, seçim ne zaman sona eriyor?”
[Sahne kurulduktan sonra yirmi dört saatin sonunda.] (Erta)
“O zaman daha da acele etmeliyiz.”
Mi Rae hızla eşyalarını toplayarak telefonla bir yeri aradı. Büyük ihtimalle Amerika’dan bir yerle konuşuyordu.
“Bir süre boyunca New York’a gitmek istemiyordum ama hemen geri dönüyoruz. Il Han-shi, sana da uygunsa birlikte gidelim.”
“Bekle, doğrulamam gereken bir şey var.”
Il Han Liera’ya sordu.
“Canavarlar da karşılaşmaya katılabiliyor mu?”
[Katılımcıların seçiminde belirli bir kısıtlama yok!] (Liera)
“Güzel, peki ya elfler?”
[Elbette. Hatta bırakın seçimleri, karşılaşmanın kendisi bile çok sıkı değil. İnsanların tarafında canavarlar, başka dünyadan insanların katılması... En başta bunların hiçbiri düşünülmedi. Bu kadar kötü olan Dünya!] (Liera)
Demek ki Ferata yarışmaya insan derileriyle katılmayı düşünmüştü! Il Han kıkırdayan Liera’ya cevap verdi.
“Böyle. Absürt. Şeyler. Oluyor. Şu anda. Dünyada. Değil mi?”
[Hiik.] (Liera)
Il Han her kelimesini vurgulamıştı. Alnındaki damarlar belirginleşmişti. Liera şok geçirdiğinden hıçkırık tuttu.
“Yani gelecekte bu kuralları düzeltmelisin, değil mi?”
[Evet, efendim!] (Liera)
“Zarar gören biz olduğumuza göre rekabeti olduğu gibi kabul edelim ve gelecekte de lütfen gerekeni yapın.”
[Yapacağız.] (Liera)
“Güzel, iyi kız.”
Il Han meleklere emir veriyordu. Mi Rae ve Yu Na şaşkınlıkla bunu izlerken Spiera ve Erta iç çekti.
“Öyleyse…”
“Lütfen söyleyin, efendim.”
Il Han, Liera’ya söz verdirdikten sonra arkasını dönünce Ericia’nın orada olduğunu gördü. Ne konuştuklarını anladıktan sonra ona yaklaşma biçiminden ve onu beklemesinden ne kadar da güvenilir olduğu anlaşılıyordu.
“Lütfen Flemir’i çağır. O da New York’a gidecek.”
“Gözünde yeterli olmasalar da Dünyalı insanlardan çok daha güçlü olan kurtlar var. Onları da toplayayım mı?”
“Hayır, sadece Flemir yeterli. Onun yerine güçlüleri seç ve biz yokken Seul’u korumalarını sağla.”
“Anlaşıldı.”
Ericia, Flemir’i ve diğer kurtları çağırmak için hemen ayrıldı. Bu sırada Mi Rae ve Yu Na’nın yüzlerinde Flemir’in gücü bilmelerinden dolayı rahatlamış bir ifade oluşmuştu. Elfler ona yaklaştı.
“Majesteleri, biz de elfleri toplayalım mı? Eğer doğrudan sizden eğitim almış olan güçlü savaşçılara sorarsak anında istediğiniz zaman sizin gücünüz olmak için gelirler.”
“Elfler Dareu’da yeterince çekti. Siz dördünüzü başka seçeneğim olmadığı için getirdim ama daha fazlasına izin veremem.”
Herkes sorunsuzca ilerleme kaydediyor olsa da eğer içlerinden daha fazla kişi alırsa o zaman soyları tükenebilirdi. Onları buraya getiremezdi.
Dahası ortalama seviyeleri 130 olan dört elf buradaydı. İçlerinden en yüksek seviyede olan Paté 134. Seviye olduğundan başka bir güç çağır-
O sırada aklına başka bir şey geldi.
“Paté.”
“Evet.”
Il Han envanterinde duran destansı seviyeli yay olan Ölüm Tanrısının Yörüngesi çıkardı ve ona verdi. Ona bakan herkesin ilgisi bir anda yayda toplandı. Paté’den bahsetmeye gerek bile yoktu.
“Majesteleri, böyle bir hazine…”
“Nasıl, kullanabilir misin?”
“…Çok zor olsa da, zorlukla kullanabilirim.”
Ölüm Tanrısının Yörüngesi’nin kullanıcı kısıtlaması ana sınıfı okçu olan üçüncü sınıf ve güç ve çeviklikte 250’nin üstünde olan biriydi. Paté’nin istatistiği güç ve çeviklik üzerine yoğunlaştığından zorlukla da olsa gereklilikleri karşılıyordu.
“O zaman bana daha önce kullandığını ver ve bundan sonra da bunu kullan.”
“Majesteleri!”
Paté’nin dili tutulmuştu. Gözlerinde parlayan yaşlarla oldukça kadınsı gözüküyordu bu yüzden de Il Han onu ittirdi. Sonra da ona bakan elflerle konuştu.
“Eğer iyi iş çıkarırsanız size de yaparım.”
“Eğer iyi iş çıkarırsak…”
“Eğer iyi iş çıkarırsak! Destansı seviye!”
Elfler gelecekte destansı seviyeli bir ekipmana sahip olmanın tutkusuyla yanıyordu. Bu sahneyi izleyen Mi Rae cansız bir sesle konuştu.
“Daha önce gördüğüm için efsanevi seviyeli şeyler yapabileceğini bilsem de… Destansı seviyeli ekipmanlar da mı yapabiliyorsun?”
Il Han’ın astlarıyla iki yıl dokuz ay yaşadığı için onların elf olduğunu ve dünya çağında satış yapan Vanguard silahlarını Il Han’ın yaptığını biliyordu.
Savaştan önce Erta’nın ona verdiği efsanevi seviyeli bileklik aşırı derecede kaliteliydi ve diğer dünyada hayatta kalmada oldukça işine yaramıştı. Bir de demirci olduğu için şaşırmıştı ama… destansı seviyeli bir şeyler de mi yapabiliyordu!
Ama Il Han başını yana eğerek konuştu.
“İstediğim gibi yapamasam da eğer şanslıysam bir tane yapabiliyorum. Eğer ileride yaparsam sana da bir tane veririm. Mir seni sevmişe benziyor.”
“Been! Peki ya been! Ben de Mir ile yakınım! Mir kesinlikle beni seviyor!”
“Ama ben senden hoşlanmıyorum. 300 yıl sonra bana tekrar sor.”
“Vao!”
Çok açık bir şekilde Yu Na’yı reddetmişti. Mi Rae bunu gördüğünde gülümsedi. Kendi klanı için kötü olsa da nedense memnun olmuştu. Kalbi hızlandı.
Evet. Özel muamele gördüğünden kendini çok sevimli hissediyordu.
“Mi Rae! Az önce sırıttın, değil mi! Eğer destansı seviye bir şeyim olursa senin de işine yarar.”
“Hayır, sırıtmadım.”
Mi Rae hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranırken Il Han Mir’i kollarına aldı.
“Ericia Flemir’i çağırırken ben de bir süreliğine atölyeye gideceğim. Son kontrolleri ve Mir’in yeni zırhını yapacağım.”
“Ve bu sürede hepsini yapabilir misin?”
“Elbette.”
Il Han gerçekten de Ericia ve Flemir apartmana geldiğinde döndü. Ama Yu Mir’in zırhına ilaveten beklemediği bir şey getirmişti.
Mi Rae, Ha Jin ve Yıldırım Tanrısı klanıyla birlikte New York’a gidiyorlardı. Mi Rae uzun süredir onlarla görüşmemişti. Dünya’dan bin insan seçmek gibi zor bir yarışma onları bekliyordu.
…ya da öyle olmalıydı.
Magnec