Bu yu renyanı nereden tanıyoruz bilen var mı
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
84. Bölüm Şeytanlık Gecesi
İki birkaç saniyeliğine birbirleriyle karşı karşıya olduktan sonra eşzamanlı olarak güçlü bir koku aldı, diğer tarafın kan enerjisinin kokusunu fark ettiler.
"Hangi ailedensin? Neden buradasın?" Genç kız kısık bir ses tonuyla sordu.
"Bunu tam ben soracaktım," Qianye cevap verdi.
Kızın gözleri kanlı bir ışıkla parıldadı. "Yemeğimi bölmeyi planlamıyorsun, değil mi?"
"Gidiyordum. Gerçi damak tadın rezaletmiş!"
"Seni ilgilendirmez!" Kız kan emme dişlerini gösterdi.
Qianye yavaşça geri çekilip köşeyi döndü. Sonra yavaş, sağlam adımlarla alt kata indi.
Vampir kızın gözlerinde birkaç kez öldürme niyeti belirdi, ama Qianye'nin yavaş ve sağlam adımlarını dinledikten sonra o gencin gözlerinde parıldamış hafif, kırmızı ışığı hatırladı. Bir anlık tereddüdün ardından peşinden gitmekten vazgeçti ve sessizce merdivenlerden çıkmaya devam etti.
Qianye ancak binadan çıktıktan sonra bir nefes verdi. Aceleyle Savaşçı Tertibi'yle bağlantı kurarak biraz önce uyandırdığı kan enerjisini gizledi.
Burada harcadığı her saniye kimliğinin açığa çıkma ihtimalini artırıyordu. O kızın kan enerjisini fark ettiği anda gece görüşünü derhal aktifleştirmiş ve vücudundaki kan enerjisini uyandırmıştı. Sonuçlar inanılmaz derecede iyi olmuş ve kızın, onu bir vampir sanmasına yol açmıştı.
Qianye bu kısa olayı kafasından çıkardı ve hızlandı. Sonraki hedefine doğru koşmaya başladı.
Dar bir sokaktan geçerken yine uzun, ince ve garip görünümlü birine sürtünerek geçti. İki taraf da sertleşip aralarına mesafe koydu.
Qianye duraksamayıp yoluna devam etti.
Uzun kol ve bacaklara sahip adam bir süre öylece durup Qianye'nin uzaklaşan figürünü izledi. Bir şey düşünüyormuş gibi kaşlarını çattı ve aniden mırıldandı, "Şu elemanın sırtında bir Kartalgöz vardı! Garip. Yoksa seferi ordunun bir askeri mi?"
Omuzlarını silkip biraz iğrenerek yere tükürdü ve içinden geçirdi, "Seferi ordunun bu pislikleri en iğrenci! Ama neden o herif bu kadar tanıdık geldi?"
Bu garip adam Yu Renyan'dan başkası değildi. Karakan Şehri'ndeki görevini gerçekten bir tatile çevirmişti. Tek başına birkaç karanlık ırk savaşçısı avladıktan sonra tatmin olmadığından bir paralı asker grubuna bile katılmış ve yoluna çıkan birkaç örümceği katletmişti. Sadece ıssız topraklardaki durum gerilince şehre dönmeyi düşünmüştü.
İkilinin yolları esişmiş olsa da Yu Renyan Qianye'nin hem iç, hem dış dönüşümden ötürü onu hemen tanıyamadı. Dahası, Qianye bir seferi ordudaki öyle herkesin kullanamayacağı bir silah olan bir Kartalgöz'ü taşıyordu. Yu Renyan onunla etkileşime geçmeye karar vermiş olsa bile, bir Kartalgöz kullanabilen birine zarar vermesi pek kolay olmayabilirdi.
Biraz öyle durdu ve bir şeylerin ters olduğu hissinden kurtulamadı. Sonunda başka bir şey aklına gelmedi ve gitmekten başka çaresi kalmadı. Ama tam arkasına döndüğü anda önünde büyük bir adamın yürüdüğünü gördü. Hemen sesini yükseltti, "Dur!"
Büyük adam bağırışını duyup durdu ve yavaşça arkasına döndü. Yu Renyan'a uğursuz bir gülümsemeyle baktı, "Ne var lan? Canına mı susadın?"
Yu Renyan eklemlerini çatırdatırken aynı uğursuz gülümsemeyle konuştu, "Bence sen canına susamışsın! Leş gibi köpek kokuyorsun!"
Büyük adam yavaşça öne eğildi ve soğukça konuştu, "Küçük avcı seni. Ne olmuş? Benim diğer kurtadamlar gibi olduğumu sanıyorsan fena hata ediyorsun!"
"Eh, ben de diğer avcılardan biraz farklıyım."
Bunu söylediği anda Yu Renyan ileri çıktı, doğrudan büyük elemana doğru fırladı.
Savaş başladığı kadar hızlı bitti!
Sokağın yarısı iki figür ayrılmadan önce harabeye dönmüş, etrafa uçmaya başlamıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar gecenin içinde kayboldular ve çevredekiler şaşkına döndü.
O figürün rüzgâr gibi hızı, yaydığı köken gücü Qianye’nin kalp atışlarının biraz hızlanmasına neden olmuştu. Hemen kendine sakinleşmesi gerektiğini söyledi. Kişi böyle tehlikeli bir gecede ne kadar normal davranırsa o kadar güvende olurdu.
Karakan Şehri'ndeki durum şu an bir hayli garipti. Kimse şehre kaç tane kara ırk üyesinin sızdığını ve neden hiç kısıtlanmadan coşkulu coşkulu etrafta gezinmelerine izin verildiğini bilmiyordu.
Ancak Qianye bu durumun uzun sürmeyeceğini biliyordu. Seferi güçlerin böyle bir duruma hoşgörü göstermesi imkânsızdı. Çok geçmeden şehirdeki tüm karanlık ırkları arayıp bulacak ve demir yumrukla ezeceklerdi. Ancak böyle bir avda karanlık ırklardan çok masum insan ölecekti. Şehir düzensizliğe kapıldığında ilk acı çekenler hep savunmasız siviller olurdu.
Qianye aklını toparlayıp küçük bir binayı incelemeye başladı.
Önündeki binanın biraz önce içinde bulunduğu kenar mahalleye ait olmadığı belliydi. Zeminden tavana kadar uzayan pencereleri, taze boyanmış duvarları ve yakıt, buhar ve sıcak su taşımak için dış duvarlara yerleştirilmiş metalik boruları vardı. İri yarı bir koruma giriş salonunda oturuyordu ve binanın önünde geniş bir park alanı bile vardı.
Burada kalmak kişiyi doğrudan Karakan Şehri'nin orta ile üst sınıfı arasına sokardı.
Qianye girişe doğru yürüdü ve korumanın hemen doğrulmasına neden oldu. İki metrelik iri yarı herif yolunu engelledi. "Hey, ne arıyorsun, velet? Burası öyle dolaşabileceğin bir yer değil."
Koruma elindeki çelik sopayı avucuna vurdu, Qianye'nin maceracı giysilerine bakarken yüzünde kötücül bir gülümseme vardı. Ancak Qianye tam karnına yumruğu gömdüğü anda hareketleri bir anda kesildi!
Qianye'nin kolunun ön kısmı komple korumanın midesine girmişti. Korumanın gözleri şişti, bir anda benzi soldu ama sonra tekrar kırmızıya döndü.
Qianye'nin yumruğunu yedikten sonra yavaşça ileri büküldü ve yere yığıldı. Qianye boynunun arkasına vurdu ve anında onu bayılttı.
Hemen sonrasında kapının üstünde bulunan küçük bir pencere açıldı ve kurnaz, pörsümüş bir yüz ortaya çıktı. Adam Qianye'ye temkinli bir bakış yolladı, "Ne istiyorsun?"
Sorusunu bitirdiği anda adamın yüzü şokla seğirdi. Pencerenin diğer tarafından yüzüne doğrultulmuş simsiyah bir namlu vardı. Son derece büyüktü ve tek bir bakış bile onun ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. Dahası, adam namlunun içinde parıldayan köken gücünü görebiliyordu ve dehşete düştü. Demir kapısı böyle bir silahın karşısında bir kâğıttan farksızdı!
"Kapıyı aç!" Qianye kayıtsızlıkla konuştu.
Ancak daha adam bir şey yapamadan Qianye sol elini kapıya koyup bastırdı. Metalin burkuluş gıcırtısı duyulurken demir kapı menteşelerinden söküldü ve duvardan çıktı!
Bu kattaki diğer ailenin kapısındaki o küçük pencere açıldı, orta yaşlı bir kadının tombul yüzü ortaya çıktı. Dışarı baktığında yüzü anında şok ve korkuyla doldu. Kalın, kırmızı dudakları o kadar geniş açılmıştı ki kalın bir boru rahatça içine sığardı.
Kadın hemen sertçe pencereyi kapatıp tüm ışıklarını söndürdü. Ağır bir şeyin yere düşüş sesinin ardından bir ölüm sessizliği ortaya çıktı.
Qianye o kadının gerçekten ayağı kayınca düşüp bayıldığını mı, yoksa bayılmış gibi mi yaptığını pek umursamadı. Şimdi savunmasız olan odaya girip Katil'in namlusuyla geri çekilmeye zorlanan adama doğru, onu kanepesine düşürene kadar adım adım ilerledi.
Qianye bir sandalye çekip adamın önüne oturdu. Sonra sakince konuştu, "Bay Liao?"
Adam solgun yüzüyle alelacele cevap verdi, "B-Benim! Bunu konuşarak çözelim, arkadaşım. Gökyüzü Yılanı Çetesi'nde biraz nüfuzum var, sadece ne istediğini söyle! Yapabildiğim sürece her şeyi yaparım!"
Qianye hafifçe gülümsedi, "İsteğim oldukça basit. Yanlış hatırlamıyorsam sen ve Gökyüzü Yılanı Çetesi başıma bin altın ödül koymuştunuz!"
Bay Liao şok içinde yerinde sıçradı, "Qianye! K-Karakan'a dönmeye nasıl cesaret ettin?"
"Sadece dönmedim, Gökyüzü Yılanı'na bir sürü hediye hazırladım ve sen, Bay Liao, bu hediyelerden birisin."
"Ben..."
Bay Liao başka bir şey söylemek istedi, ama Qianye daha fazla konuşmasına izin vermedi. Katil'in yuvarlak şarjörünü döndürüp tetiği çekti. Bir köken mermisi namludan çıkıp kolayca Bay Liao'nun vücudunu deldi, midesinde bir delik açtı.
Bay Liao bakışlarını aşağı çevirince vücudundaki korkunç deliği gördü ve dehşete düşüp bağırdı. Çılgına dönmüş gibi elleriyle yarasını kaplamaya çalıştı ama onları yarıya kadar kaldırdıktan sonra koltuğa, bir daha hareket edememek üzere yığıldı.
Qianye doğruldu ve odadaki inlemeleri duydu. Muhtemelen Bay Liao'nun ailesine aitlerdi. Profilinde bir eşi, iki cariyesi ve birkaç çocuğu olduğu yazılmıştı. Ama Qianye bu sefer daha fazla can almayı planlamamıştı, arkasını dönüp ayrıldı.
Bay Liao'nun ölümü Gökyüzü Yılanı Çetesi için korkunç bir darbe olacaktı. Dikkatli planları, ona şu anki durumunda ulaşabilmesinin sebeplerinin yarısını oluşturuyordu.
Gökyüzü Yılanı'nın gücü beşinci kademeli Savaşçılar arasında üst sıralara oynardı, ama özel yetenekleri saldırgan değil, savunmaya doğru yönelmişti. Karakan Şehri'ndeki en güçlü haydutlardan bile değildi. Bay Liao sayesinde Gökyüzü Yılanı şehrin çeşitli güçlerinin arasında ayakta kalabilmiş ve seferi güçlerle bile bir ilişki kurabilmişti.
Kara Kurt ve Bay Liao'yu ortadan kaldırmak Gökyüzü Yılanı'nın iki zehirli dişini sökmek demekti. Gökyüzü Yılanı'nın hala üç büyük uzmanı vardı ama Hızlı Kuş muhtemelen çok fena korkmuş durumdaydı, diğer ikisinin ise Gökyüzü Yılanı'nın kendisi bile böyle ağır yaralanmışsa gelecekte kendilerine neler olabileceğini düşünmesi gerekiyordu. Sonuçta Gökyüzü Yılanı Çetesi Karakan Şehri'ndeki tek çete değildi.
Qianye'nin bugünkü operasyonunda kötü bir sonuç olmamıştı. Dönmeye, dinlenmeye ve yaralarını iyileştirmeye hazırdı. Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin kapısına iki gün içinde tekrar dönecekti.
Qianye küçük oteline döndüğünde anında yatağa yığıldı ve uyuyakaldı. Bugün çok köken gücü tüketmişti ve ölü gibi yorgundu.
Şehrin bir başka kısmında, bahçeli küçük bir evde Yu Renyan bir banyoda duruyordu ve kafasından aşağı bir kova dolusu buz gibi soğuk su döktü. Vücudunda üç uzun yara vardı, o kadar derinlerdi ki neredeyse bağırsaklarını çıkarmışlardı.
Buzlu su yaralarını yıkarken yüzü acıyla seğirdi. Ancak yaralarının içine sıkışmış et parçaları ve kurumuş kan dışarı çıktı.
Yu Renyan siyah bir ilaç şişesi çıkardı ve ağız kısmını bir pompa enjektörü gibi yarasına bastırdı.
Şişenin ağzından açık mavi alevler çıktı! Alevler Yu Renyan'ın yaralarını sadece bir kez yaladı ama acı o kadar korkunçtu ki adam yere yığıldı ve kıvranmaya başladı. İnanılmaz acıyı kontrol altına alabilmesi uzun sürdü ve bundan sonra bile sürekli ter dökmeye devam etti. Yoğun nefesler alırken gözlerinde kin, çılgınlık ve biraz heyecan vardı.
O büyük adam son derece güçlüydü. Sadece Yu Renyan gibi altıncı kademeli değildi, üstüne savaş yeteneklerinde ufacık bir eksiklik bile yoktu. İki taraf da kısa çarpışmada ağır yaralanmıştı ama o iri yarı herif de ondan iyi durumda değildi.
Acı geçtikten sonra Yu Renyan giysilerini giyip banyodan çıktı. Genç ve çekici bir kadını yanına çağırdı.
"Merkeze bir tahkikat yolla ve Karakan Şehri'nin etrafında neler olduğunu sor," dedi, "Bir de neden bu karanlık ırk piçlerinin şehirde bu kadar fazlalaştığını sormayı unutma."
Magnec