Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Varis

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

Bu garip manzaranın karşısında tüm kurtadamlar bir anda alarma geçti ve etraflarını izlemeye başladı. Kurt formunda kalmışların kürkleri dikleşmişti!

O anda rüzgâr aniden kesildi. Gece oldukça sessizdi, karanlığın bir ağırlığı varmış da kurtadamları şiddetle bastırıyormuş gibiydi.

Tam tüm dünya sessizleşmişken adım sesleri ortaya çıktı. Her adım kalpleri eziyor, tüm  hayatların ruhunu alıyordu adeta.

İki kişi karanlığın perdesinden çıktı.

Biri uzun, ince bir ihtiyardı. Kar beyazı saçları vardı ve yüzü epey köşeli ve uzundu, gözlerinin kenarları aşağı iniyordu. Yüzü Apenin Heykeli'ni ciddi ölçüde andırıyordu, tek bir bakışıyla diğerlerini baskı altına alabilirdi. Beyaz saçlarında ufacık bir toz ya da leke yoktu, yanaklarının alt uçlarına kadar ilerleyen favorileri gittikçe kıvırcık bir hal alıyordu, zarif bir görünümleri vardı.

Aynı zamanda diğer kişi ince, genç bir kızdı. Son derece hoş, minik bir yüzü vardı. Soluk beyaz cildine ters kan kırmızısı dudakları baş döndürücüydü. Saçlarını uzun bir at kuyruğu şeklinde bağlamıştı ve siyah pelerinin yakaları dik duruyor, köşelerindeki kan kırmızısı, güzel, ince ve aynı zamanda garip bir görünüm oluşturuyordu.

Beyaz saçlı ihtiyar yumuşak bir tonla konuştu, "Bu kadar fazla vahşi köpeğin böyle küçük bir yerde toplanmasını beklemiyordum, kokuyu o kadar uzaktan almamıza şaşmamalı."

"Ayrıca burada oldukça ilginç şeyler dönüyor, sanırım klanlardan birinin iç anlaşmazlığı, değil mi?" Genç kız konuştu.

Beyaz saçlı ihtiyar kafasını kaldırıp derin bir nefes aldı, "Oh, tahmin et neyin kokusunu aldım? En üst kalite mitril kokusu bu. Tehlikeli, ama ah, ölüme bir güzellik katıyor. Sadece bu da değil, onları kullanan kişi saygıdeğer, gerçek bir rakip gibi. Haha, böyle küçük bir yerde gerçekten bir sürü şey oluyor, oldukça beklenmedik! Yoksa bu kaderin çağrısı mı?"

Genç kız gözleri kurtların üstünde dolaşırken yüzüne iğrenme dolu bir ifade yerleştirdi, "Şu vahşi itlerin kokusu bu kadar iğrenç olmasa mitril kokusunu da alabilirdim."

Genç kızın pervasız hakaretini duyan kurtadamlar art arda öfkeli homurdanmalara başladı, ama eli kulağında olan bir tehlikenin hissi ilerlemelerini durduruyordu.

İhtiyar kurtadam ahşap bir sopa kavrayıp birkaç adım ilerledi ve kısık bir sesle de olsa sesini yükseltti, "Nereden geliyorsunuz? Burası Kara Kâbus Kabilesi'nin toprakları!"

Beyaz saçlı ihtiyar gülümsedi, "Kara Kâbus mu? O da neymiş? Nereden geldiğimiz ise bilmeniz gereken bir şey değil. Ölmek üzere olan yaşlı bir kurdun böyle güçlü bir merakı olmamalı. Merak, bu şey sadece genç ve kaliteli ırklara ait olması gereken bir şeydir."

Genç kızın bakışları Gecegöz'ün vücuduna düştü, şaşkınlıkla sesini yükseltti, "Bu da ne? Ne güzel bir kan!"

 Beyaz saçlı ihtiyar boş bakışlarıyla yavaşça Gecegöz'e doğru yürüdü. Her adımında kurtlar inleyerek birkaç adım geri çekiliyordu. Kademeleri arasındaki büyük farkın korkusu direnme isteklerinin hiç olmamasına yol açmıştı.

Beyaz saçlı ihtiyar Gecegöz'ün yanına ulaşınca elini uzattı ve bir parmağını kanına daldırarak ağzına götürdü. Yüz ifadesi kontrolsüzce değişmeye başladı.

Aniden birkaç adım geri çekildi ve keyfini ifade etmek için ellerini kuvvetle salladı, yüzünde abartılı bir gülümseme belirdi. "Bu ata kanının tadı! O gerçekten ata soyunu uyandırmış, o... O bir varis!"

"Dük ona ilgi duyacaktır," Genç kız konuştu.

Beyaz saçlı ihtiyar derin düşüncelere girdi, "Doğru! Ancak kanının kokusu biraz tanıdık. Biraz düşüneyim, buraya yakın araziler... Fazla yaşlanmak hakikaten kötü, her şeyi unutmaya baladım... Ah! Buraya en yakın olan Kont Klaus. Bu küçük kızın kanında Klaus'un kokusu var, muhtemelen onun safkan torunu!"

"Klaus mu?" Genç kızın gözlerinde bir şüphe belirdi.

Beyaz saçlı adam kollarını açtı, "Antik mirası olduğu söylenen yaşlı bir eleman. Ancak Siyah Hükümdar'ın servetinin sırrını aramayla takıntılı ve sahip olduğu küçük araziyi bile kontrol edemiyor. Duyduğuma göre astlarından birkaç vikont onu indirmeye çalışıyor. İç anlaşmazlığın sebebi bu gibi görünüyor."

"Kulağa işe yaramaz piçin biriymiş gibi geldi. Klaus'la ilgilenmiyorum, ama bu vahşi itlerin kokusu beni öldürecek..."

"O halde temizle, yapan sen olmalısın," İhtiyar gülümseyerek konuştu.

"Neden hep ben yapıyorum?"

Genç kız söylendi ama reddetmedi. Göz bebekleri bir anda son derece kırmızılaştı, iki parlak yakut gibi görünüyorlardı. Dudakları bir şey söylüyormuş gibi devamlı açılıp kapandı ama hiç ses gelmedi.

Söylediği şeyler insan kulağının duyamayacağı yüksek frekanslı seslerdi. Sadece bir melodi söylüyor olsa da kurtadamların kulaklarında bu ölüm tanrısının çağrılarından farksızdı!

Tüm kurtadamlar anında zavallı yakarışlarla art arda yere düştü, hayatları buna bağlıymış gibi yuvarlanmaya başladı!

Kısmen daha güçsüz olan kurtadamlar on saniye bile dayanamadı ve başları patladı. Çok geçmeden yüksek seviyeli kurtadamların da başları patlamaya başladı. Son derece garip ve korkunç bir manzaraydı!

Saçılan kanlara bakan genç kız bebek yüzünde zalim ama heyecanlı bir gülümseme belirirken melodisine devam etti. Şu anda ölümün habercisi gibiydi ve sesini duyan herkesin kaderi sonsuz sessizliğin ülkesine mahkûm olmaktı!

Gölge kurdu otuz saniye kadar direndi ama sonunda o da düştü. Başını elleriyle kaplamış, yerde yuvarlanıyordu. O kadar canı yanıyordu ki başını geminin duvarlarına vurmak istedi. Devamında çelikle güçlendirilmiş gemi duvarlarında derin çukurlar oluştu, ama başı hala iyiydi.

Ancak genç kız aniden sesinin tizliğini artırdı ve gölge kurdu da acıyla ulumaya başladı. Kafasının patlayıp parçalara ayrılması uzun sürmedi.

Direnmeye devam eden sadece ihtiyar kurttu. Vücudunu desteklemek için tamamen bastonuna tutunuyordu, dehşet ve korku içinde genç kızı işaret etti. "Sen... Nana..."

"Bingo!" Genç kızın yüzünde tatlı bir gülümseme belirdi, elini uzatıp parmağını şaklattı. İhtiyar kurtadamın da kafası patladı.

Beyaz saçlı ihtiyar bembeyaz bir peçete çıkarıp burnunun üstüne yerleştirdi, "Bunun sadece bu vahşi köpeklerin kokusunun yayılmasına yardımcı olduğunu düşünmüyor musun?"

"Bu en azından seni hızlandırır." Genç kız narin, küçük elleriyle burnunu kapatmıştı.

Beyaz saçlı ihtiyar Gecegöz'ün yaralarına bakıp kaşlarını çattı, "Ciddi anlamda yaralanmış, durumunu düzeltmek için taze kan gerek, sonra dönebiliriz."

"Buraya en yakın yer bir insan köyü gibi, ama yine de epey uzak."

"Yeterli zaman yok. Neyse ki burada biri daha var, kokusun almıştım." diyen ihtiyar doğruldu ve iki adım attıktan sonra çöplüğün derinliklerinde kayboldu. Hemen sonrasında karanlıktan çıktı, elinde Qianye vardı.

"Bu gerçekten yürekli ve zeki bir insan, henüz ölmedi. Yoksa kanı taze olmazdı." Beyaz saçlı ihtiyar gülümserken konuştu.

Qianye'nin göğsünden ağır bir metal plakayı çekip çıkardı. Metal plaka tamamen yamulmuştu, üstünde birkaç derin pençe izi vardı ve bir uçtan diğer uca uzuyorlardı.

Qianye kurtadam liderle çarpışırken kıyafetlerinin altına eklediği üç santim kalınlığında köken alaşımı ona yardımcı olmuştu. Zaten o olmasa çoktan ölmüş olurdu. Ancak kurtadam liderinin saldırısı yine de Qianye'nin tüm kaburgalarını kırmıştı, çok geçmeden can verecekti.

İhtiyar Qianye'yi Gecegöz'ün yanına attı ve belden üstündeki giysileri yırtıp çıkardı, sonrasında elini uzatıp Qianye'nin boynunu deldi. Taze kan hızla dışarı yöneldi.

Gecegöz aniden tepki verdi, tüm vampirlerin taze kana karşı içgüdüsel bir tepkisi olurdu. Dönüp doğruldu ve gözleri açıldı, göz bebekleri kan rengine bürünmüştü. İki vampir dişi hızlıca ağzından dışarıya doğru uzadı.

Hemen Qianye'nin yanına sıçradı ve dişlerini boğazına batırıp büyük yudumlarla kanını içmeye başladı. Sıcak kan sadece açlığını ve susuzluğunu dindirmiyordu, aynı zamanda tüm vücudundaki acıyı hızlıca bastırdı.

Gecegöz'ün kan içerkenki mükemmel duruşunu gören ihtiyar övgülerini esirgemedi, "Ata soyunu uyandırmış bir varisten beklendiği gibi! Geliştirilmiş yeteneklere sahip göz bebeklerinin yanı sıra vampir özelliklerini mükemmellikle maskeleyebiliyor. Bu sadece o yıl var olan on üç klanın torunlarında var olan bir yetenek. Acaba tam olarak hangi atadan miras almış? Bunu dikkatle düşünmek gerek..."

Nana yan taraftan izliyordu, göğsü hızla şişip inerken nefesleri gittikçe hızlanıyordu. İhtiyarın ne dediğini bile duyamıyordu.

Aniden Qianye'nin sağ bileğini kavradı ve atardamarını ısırdı!

Beyaz saçlı ihtiyarın iç çekiş ve övgüleri aniden durdu, Nana'ya baktı ve sersemledi.

Nana şiddetle birkaç büyük yudum aldıktan sonra aniden tiz sesiyle bağırdı. Zorla Qianye'nin elini bırakıp birkaç adım geri çekildi ve karmaşık bir ifadeyle ona baktı.

"Sorun nedir?" İhtiyar ciddiyetle sordu. Nana'nın böyle davrandığını nadiren görürdü.

Nana tam olarak kendinde değilmiş gibi görünüyordu, "Kanı tatlı, ama dahası yok. Neden bilmiyorum ama kanının kokusunu aldığım anda dürtülerimi bastıramadım. Ona... Sarılmak istiyorum!"

"Ne?" Beyaz saçlı ihtiyar bu sefer gerçekten şok olmuştu. Nana'nın ciddi olduğunu gördükten sonra bir iç daha çekti ve başını iki yana salladı, "Çok geç. Kanı çoktan şu çocuğa verildi bile. O bir varis ve kademeleri şu anlık epey düşük olsa da, ne sen ne ben onun kan enerjisini bastıramayız. Onun dışında kimse bu insanı bir vampir yapamaz. Ama şimdi uyanıp kendine gelse bile bu durumda Sarılış'ı tamamlayamaz."

Nana hala kendinde değil gibiydi, dudaklarında kalan kanı yalamaya devam ediyordu.

Beyaz saçlı ihtiyar Gecegöz'ü alıp konuştu, "Gitme vakti. Daha fazla gecikirsek ona yeterince kan veremeyeceğiz."

Nana ihtiyarla birlikte giderken arada bir arkasına bakıp tamamen hareketsiz kalmış Qianye'yi göz ucuyla izliyordu. İstemeye istemeye de olsa sonunda ayrıldı.

Bir kan esiri olmanın dönüşü yoktu. İnsanlar bu krizin karşısında çaresizdi ve vampirlerin de benzer şekilde bir seçeneği yoktu.

Gece nihayet sessizleşti, hiçbir şey olmamıştı sanki. Ancak biri ihtiyarla genç kızın ortaya çıkışını görse kesinlikle büyük bir kargaşa ortaya çıkardı.

Marki Julio ve Nana'nın güçleri üst kıtalardaki vampirlerle kıyaslayınca bile, tanrıları katletmeye yetecek derecede olarak görülebilirdi.

Ne kadar zaman geçtiği bilinmezken, Qianye birinin onu hızlıca sürüklediğini hissetti. Belirsiz sesler duyuyordu.

"Herif sonunda öldü."

"Aynen, onu hemen Alevli Kanyon'a atalım. Burada biraz bile daha fazla kalmak istemiyorum."

"Ben de."