Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Bugünden İtibaren Resmi Bir Kaşifim (5)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Her zaman nasıl bu kadar çok insanın beni Veliaht Prens ismiyle tanıdığını merak etmiştim. Mastiford 50. katı geçtiğinde ve dünyadaki zindan kaşifleri arasındaki iletişim kanalı yaratıldığında, nihayet nedenini anladım.

Her şey 5. katta başladı. Ork Lideri’ni avladığım üç yıllık sürede, adım diğerlerinin 5. kattan kolayca geçmesine yardım eden kişi olarak hızla yayılmıştı. İşte o zaman Veliaht Prens adını almıştım.

Beşinci kattan yardımımla geçen insanlar, kıta zindanı kaşif iletişim kanallarında benimle ilgili konuşmuş olmalıydılar. İşte böylece insanlar beni 10. katta tanıyabiliyorlardı.

“Cidden, bu aslında mahremiyetimin ihlali.”

Kurduğum partinin tamamının dolduğuna emin olduğumda, yorgun bir sesle mırıldandım. Ardından dokuz kaşif önüme ışınlanmaya başladı. Üç kadın ve altı erkek. Kadınlardan ikisi rahibeydi, diğeri okçu. Adamların ikisi kalkan ve kılıç taşıyordu, biri büyücü elbisesi giymişti; bir okçu, bir rahip ve bir de sırtında iki ağızlı büyük kılıç (claymore) taşıyan benim yaşlarımda bir çocuk vardı.

“Bu gerçekten Veliaht Prens!”

“Kyaa, bu Veliaht Prens!”

“Söyledikleri kadar yakışıklı.”

“Pek bir şeye benzemiyor, dedikleri kadar güçlü olduğunu sanmıyorum.”

“Söylediklerinizi duyabiliyorum, farkındasınız değil mi?” şaşkın bir ifadeyle onlara bakarken büyücü yanıma geldi.

“Veliaht Prens’in 20. kata çıktığını duymamıştım. İlk partin miyiz?”

“Evet.”

“Benim için bir onurdur!”

Uzattığı eli sıktım. Karşısındakini iyi hissettiren bir gülümsemeye sahipti. Bu sadece kendi düşüncem olabilir ama zindan kaşifler genellikle iyi insanlardı. Palludia gibi ya da Kara Fare-İnsan partisindeki parti lideri gibi dar görüşlü insanlar da vardı ama onlar bile tamamıyla kötü insanlar değillerdi.

Nedenini düşündüm ve çok geçmeden bir cevaba ulaştım. Birinci Zindan’ın zindan kaşiflerinin ilk nesli özellikle seçilmişti ve ardından seçilenler ise bu öncüler tarafından belirlenmişti. Bu nedenle onlar da dürüst kişiliklere sahiplerdi.

Elbette şeytani kişilerin öncü olabilecek kadar yetenekli ya da öncüler tarafından seçilen tüm kişilerin iyi kalpli olacağından bahsetmiyorum.

Ancak Loretta'nın, zindan kaşiflerinin sadece yetenekli ya da güçlü oldukları için zindana seçilmediklerini söylediğini hatırladım. Diğer bir deyişle, seçilmeleri için başka sebepler vardı. Kişinin karakterinin onlardan biri olduğuna emindim.

Daha önce de söylediğim gibi, hiçbir kaşifin iyi olduğundan tam emin değilim. Ancak gerçekten kötü biriyle daha tanışmamıştım. Böyle kişiler olsa da, sanırım sayıları azdı.

“Sen gerçekten o Veliaht Prens misin?”

Diğer parti üyelerini selamlarken, büyük kılıç taşıyan çocuk bana yaklaşarak sordu. Aslana benzer bir saç stili ve birbirine girmiş sakalları vardı. İnsanları kendine çeken vahşi bir aurası vardı.

Cevapladım:

“Evet o benim. İnsanlar bana bir süredir öyle sesleniyorlar. Gerçekten hoşlanmasam da, bu konu hakkında yapacak bir şey yok.”

“Hımm. Dürüst olmak gerekirse, adının diğer kaşifler arasında neden bu kadar popüler olduğunu anlamıyorum ama bir kitabın kapağıyla yargılanmasının aptalca olduğunun da farkındayım. Bu yüzden savaştan sonra kararımı vereceğim.”

Konuşma şekli garipti fakat herhangi bir kötü niyet sezmediğim için konuyu fazla uzatmadan üzerinde düşünmeyi bıraktım.

Daha sonra parti lideri olarak onlara planımı anlatmaya başladım, gerçi buna plan demeye utanıyordum.

“Tamam, işte plan: İlk olarak, saldırı ekibimizi ikiye ayıracağız.”

“İki mi?”

"Evet. Biri ben olacağım, diğeri ise merkezde büyük kılıçlı çocuk olacak şekilde diğer hasar vericiler olacak.”

“... Kendine biraz fazla güvenmiyor musun?”

Kılıçlı savaşçı bana endişe dolu gözlerle baktı. Mm, bu beklediğim bir cevaptı. Ancak büyücü onları yanıtlamak için araya girdi.

“Savaşçı bunu bilmeyebilirsin ama Veliaht Prens daha düşük seviyeli kaşifler arasında çok ünlüydü. Kuvvetli bir şekilde 5., 10. ve 15. kat ustalarını ezerek sayısız kaşifin ilerlemesini sağladı.”

“Ancak 20. katta aynı şeyin olacağının garantisi yok.”

Yine yerinde bir cevap. Kılıç savaşçılarını sevmeye başladım. Bununla birlikte, büyücü ne diyeceğini bilemez bir haldeydi, o esnada araya girip yanıtladım.

“Haklısın... Adın neydi?”

“...Ren, bana Ren diyebilirsin.”

“Ren. Yöntemim 20. katta işe yarayacak. Bunu zaten doğruladım.”

“Ancak ilk kez 20. kat ustası ile dövüştüğünü söylemedin mi?”

“20. kat ustası için ilk partim olduğunu söyledim.”

“Hımm? Aynı şey değil mi? Ne olduğunu anlamış değilim!”

Ren aniden yıldırım çarpmışçasına gözlerini genişletti. Çevremdeki diğer üyeler de benzer tepkiler verdiler. Alaycı bir gülümseme ile sordum.

“Şimdi sorun var mı?”

“S-sen... Bu doğru mu? Tek başına kat ustasıyla savaşıp kazandın mı?”

“Evet.”

“İmkansız! Veliaht Prens kat ustalarına her zaman partiyle saldırmıyor mu?”

“Kat ustasıyla tek başıma savaştığımda, doğal olarak etrafta bunu görecek kimse olmuyor.”

“…”

“V- Veliaht Prens...”

“Bu delice. Yoksa doğruyu mu söylüyor?”

“Veliaht Prens böyle bir yalandan ne kazanabilir ki? O neredeyse tüm dünyalarda ünlü zaten!”

“Bunu sadece onaylayabiliriz. Her şeye rağmen, Veliaht Prens’in güçlü olduğu doğrudur.”

“Veliaht Prens’in kat ustalarının ekipman setlerini topladığına dair söylentiler duymuştum. Yani doğru...”

“Y-yoksa bu Kara Fare-İnsan’ın tam seti mi? Hiçbir şekilde, bunun mümkün olduğunu düşünmemiştim.”

Parti üyeleri kendi aralarında mırıldanırken, Ren parıltılı gözlerle bana baktı ve sordu:

“Benimle bir kez dövüşür müsün?”

“Baskın bitene kadar bekleyebilirsen, tabii ki.”

“Tamam, bu bir söz! Hadi acele edelim ve bitirelim o zaman! ”

Ren’i memnun bir şekilde başımla selamladığımda, Ren birden heyecanlandı ve diğer parti üyelerini de acele ettirdi. Onu acı bir gülümsemeyle durdurmak zorunda kaldım.

“Sadece saldırı ekiplerine karar verdik. Bir sonraki destek ekibi. İki okçumuz var, değil mi? Siz Kertenkele Şövalye’nin rahip ve rahibelere saldırmayacağından emin olun. Sinyali verdiğimde, özellikle gözleri gibi yerlere saldırmaya odaklanın.”

“Tamamdır, Veliaht Prens.”

“Anlaşıldı.”

İki okçu emrimi herhangi bir itiraz olmadan kabul etmiş görünüyordu. Söylediğim şey sadece, “Ben onu pataklarken siz de arada saldırın.”ın süslü bir versiyonuydu. Bunu söyledikten sonra, önemli roller oynadıklarını düşünüyor gibi görünüyorlardı.

“Büyücü dostum, onu zayıflatabilecek herhangi bir büyü tipin var mı?”

“Adım Enun. Maalesef yok. Arttırma büyüsü ve buz elementi büyülerini öğrendim.”

“Arttırma mı?”

“Birinin yeteneğini 3 saniyeliğine yaklaşık yüzde 50 oranında artırabilirim. Oldukça nadir bir yetenek. Zamanlama doğruysa, mükemmel sonuçlar verebilir. ”

"Bu harika!"

Bunu sadece lafta söylememiştim. Arttırma büyüsü gerçekten kulağa harika geliyordu. Üç saniyenin kısa bir zaman periyodu olmasına rağmen, bu yeteneğimle üstesinden gelebileceğim bir şeydi. Sinyali verdiğimde büyüyü bana ya da diğer hasar vericilerin üzerine kullanmasını istedim.

“Şifacıların ne yapacağını bildiğine güveniyorum.”

“Etkileri arttıran büyü yapabilirim.”

“Kalkan ve kurtarma büyüleri yapabilirim.”

"Ben de."

"Mükemmel. Onu sana bırakıyorum. Hadi gidelim."

Tüm parti üyelerinin hazır olduğunu doğrulayarak kapıyı cesurca açtım. Kertenkele Şövalye dün olduğu gibi aynı pozisyondaydı, içeri girmemizi bekliyordu. Bu biraz sinir bozucuydu.

“Meydan okuma mı? Sayıları da fazla.”

“İlk giden ben olacağım. İkinci takım, onun arkasına geçin ve olabildiğince çok hasar vermeye çalışın. Tüm saldırılarını engelleyeceğim. Sadece kuyruğuna dikkat edin.”

Geçen sefer Kertenkele Şövalye ile savaştığımda, kuyruğunu kullanmamıştı. Nedenini bilmiyordum. Yoksa tek kişiye karşı kullanma gereği mi duymamıştı? Ya da bu bir mızrakçı olarak gurur meselesi miydi?

Kara Yıldırım Patlaması yeteneğimle ona kuyruk saldırısını kullandırtmadan, onun direkt olarak deprem saldırısına geçmesini sağlamış olabilirdim. Aslında cevabın ne olduğu pek önemli değildi. Hayal kırıklığı yaratan tek şey; kuyruğunu kullansaydı saldırılarıma daha açık olabilirdi ve bana da onu daha hızlı öldürme şansı doğabilirdi.

“İyi şanslar, Veliaht Prens!”

“Tanrıçanın kutsaması seninle olsun. Seni kutsasın!”

[Bir lütuf kazandınız. Fiziksel saldırılara karşı direnciniz arttı. Fiziksel ve büyü saldırı gücünüz arttı.]

“Peika, gerisini sana bırakıyorum.”

[Tamamdır.]

Lütfun ardından, Peika sessizce silahıma girdi. Peika’yı Ruhani Aura’dan başka şekilde kullanmanın pek çok yolu vardı ama Ruhani Aura, yakın mesafede en verimli yetenekti. Peika hakkında bilgisi olmayan parti üyeleri şaşkınlıkla beni izliyordu ama onları görmezden gelerek Kertenkele Şövalye ile dövüşmeye başladım.

“Kuwaaaaa!”

“Nefesin kokuyor!”

Kertenkele Şövalye uzun mızrağını bana doğru attığı an yere doğru kayarak indim ve aşağıdaki noktadan mızrağımı ona doğru çıkardım. Büyük bir vücut zırhı giymesine rağmen, zırh her yanını kapatmıyordu. Zırhı ve cildi arasındaki boşluğu alt noktadan kolayca görebildim. Bu onunla son karşılaşmamdan elde ettiğim bilgilerden biriydi.

“Uwaaak!”

“Bu biraz gıdıklayacak. Bora!”

“Kuaaak!”

Oh enteresan. Kertenkele Şövalye bir saniye boyunca havada süzüldü. Ben kaymayı bırakıp tekrardan doğrulduğumda, Kertenkele Şövalye kendini sabitlemeye çalışırken bir yandan da acı çığlıklar atıyordu. Bu arada, ikinci saldırı ekibi güvenli bir şekilde onun arkasına geçtiler.

“... Az önce biz neye şahit olduk?”

“Veliaht Prens ileri atıldı ve tam Kertenkele Şövalye’nin mızrağı ona vuracakmış gibi görünüyordu...”

“Biz daha farkına bile varamadan, Kertenkele Şövalye havada süzülürken çığlıklar atıyordu.”

Seyirci gözlüklerini takmış diğer parti üyelerine kulak asmadan saldırmaya devam ettim.

“Gerçekten acıya hiç dayanamıyorsun. Kat ustası olabilmeyi nasıl başardın?”

[Kışkırtmayı kullandın! Düşmanın tüm odağı senin üzerinde!]

“Kuaaaak! Seni öldüreceğim insan!”

“Bu cümleyi binlerce defa duydum, yine de hala buradayım!”

Birkaç kez ölmüştüm, ama sadece zindandan atıldığım için onlar sayılmazdı!