1 bölümcük daha gelsin lütfeeeeen :D tam da katliama başlıyorduk:D çok kötü yer de kaldı ya :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
54. Bölüm Müdahale
Enerji engelleyici tozun eşsiz özelliklerinden biri, kişinin sadece köken enerjisini kullanmaya çalıştığında zehirlendiğini fark edebilmesiydi.
Zehrin bu özelliği birçok insan hamle yapmaya çalışana kadar zehirlendiğinden haberdar olmasın diye yapılmıştı.
Kurt Bıçağı’nın en büyük hatası Su Chen’i çok küçük görmesiydi.
Su Chen’in gerçekten şarabını zehirlemeye cesaret edeceğinden şüphelenmemişti. Ne de olsa Su Chen şarap dükkanı işleten birisiydi. Kendi dükkanında müşterisine zehirli şarap vermek, bu bir şaka falan mıydı? İş yapmaya devam etmek istemiyor muydu?
Bu sıradan düşünme şekli, Kurt Bıçağı’nı tuzağa düşürdü.
Su Chen’in açtığı şarap dükkanının başkalarınınkinden ne kadar farklı olabileceğini hiç düşünmemişti.
Dingin Vadi sadece bir tane şarap dükkanına sahipti. Eğer burada içmek istemiyorsanız başka bir yer bulmak zorundaydınız.
Ayrıca zaten en başından Kurt Bıçağı sinir eden de buydu. Su Chen sadece kendini savunuyordu. Gerçi bu tür bir kendini savunma ve karşı saldırı yöntemi biraz tabu olsa da anlaşılabiliyordu.
Şu anki Kızıl Cezası sadece yüz gün sürecekti. Gelecekte ne olacağıyla ilgili dikkatli olmasına gerek yoktu.
Daha önemlisi, rakipler çoktan ön kapısına zorbalık yaparak dayanmıştı. Hayatta kalmaktan önemli ne olabilirdi ki?
Kurt Bıçağı kıt bir düşünceye sahip olduğu için Su Chen’in yöntemlerine hazırlıklı değildi. Zehirlendiğini fark ettiği andan itibaren artık çok geçti.
Hem kendisi hem de kardeşleri zehirlenmişti. Üçü de “Beleş” yemek ve şaraptan sayısız ölçüde yiyip içmişlerdi. Enerji engelleyici tozun, köken enerji kullanımlarını en az iki gün iki gece engellemeye yetecek kadarı midelerine inmişti.
Köken enerji olmadan sıradan insanlardı ve güçleri de sıradan dövüş sanatçılarından daha fazla değildi.
Su Chen çoktan yavaşça barın arkasından çıkmıştı: “Bin beş yüz yedi köken taşı. Lütfen ödeyin.”
“Bok öderim!” ilk önce Kurt Bıçağı’nın kardeşi, Dağ İblisi hareket etti. Beyni biraz yavaş çalışıyormuş gibi Su Chen’e doğru koşup bağırmaya devam etti.
Su Chen’in vücudu buğulandı. Etkili bir yumruk atıp uçurduktan sonra Dağ İblisi’nin kollarını yakalayıp arkaya doğru çekti. Çatlama sesiyle Dağ İblisi’nin eşsiz güçteki kolları Su Chen tarafından kırılmıştı. Ardından Su Chen’in bacağı havalanarak Dağ İblisi’nin bacağına kondu. Başka bir çatlama sesiyle Dağ İblisi’nin bacağı da parçalara ayrıldı. Anında dizlerinin üzerine düştü.
“Dağ İblisi!” Kurt Bıçağı keder ve öfke dolu bir şekilde bağırarak öne doğru fırladı.
Ancak hiçbir köken enerjisi olmadığı için gücünü ya da hızını arttırmasının da bir yolu yoktu. Ay yutan tanrısal kurt bıçağı bile artık bir süreliğine donmuştu.
Su Chen, Kurt Bıçağı’nın saldırısından yana kayarak sıyrıldığı sırada bedeni bir kez daha buğulandı. Ardından Kurt Bıçağı’nın bileğini yakaladı ve geri çekip kırdı. Daha sonra Kurt Bıçağı’nın alt karnına saldırarak acısını iki katına katladı. Su Chen hemen ardından geri çekilip Kızıl Kartal’ın saldırısından kurtuldu. Vücudunu kaplayan tam hız vücut tekniği, bedeninin bir kez daha buğulanmasına sebep oldu. Üçünün arasında çatırtı senfonisi oluşturarak saldırı sağanağı yağdırdı.
Her şey sakinleştiğinde, Su Chen’in ardışık görüntüleri kayboldu ve bir kez daha herkesin karşısında belirdi. Kurt Bıçağı, Kızıl Kartal ve Dağ İblisi üçü de bir daha kalkamayacak şekilde yere yığılmadan önce ileri geri sallandılar.
Elleri ve ayaklarının Su Chen tarafından kırıldığı ortaya çıktı. Artık ayakta durmaktan acizdiler.
Bu sahneyi görmesiyle herkesin içine bir korku düştü.
Bu İblis Surat sadece sinsi bir kişiliğe sahip değildi aynı zamanda vahşi yöntemleri de vardı. Sonuç olarak Kurt Bıçağı’nın paçayı sıyırmasına izin vermeyi hiç düşünmemişti.
“Bin beş yüz yedi köken taşı. Eğer ödeyemiyorsanız, kendim alırım.” Su Chen çoktan Kurt Bıçağı’nın kesesini almıştı.
İçinde Kurt Bıçağı’nın uzun bir süredir topladığı yıldız gümüşü vardı.
Açıp baktıktan sonra Su Chen rahat bir şekilde elini geri çekti: “Sadece bu kadarcık mı? Bunları iki yüz köken taşına alacağım.”
Kurt Bıçağı, Su Chen’e öfkeyle baktı. Kesesinde on kilogram yıldız gümüşü vardı ve kabaca iki bin köken taşına eşitti. Ancak Su Chen fiyatı iki yüze çekmişti. Gerçi bu, neredeyse on bin köken taşı eden ay yutan tanrısal kurt bıçağına beş yüz vermesiyle karşılaştırıldığında hiçti. Ne yazık ki çenesi bile Su Chen tarafından zorla tutuluyordu; konuşmak istedi ama yapamadı, sadece birkaç homurtu çıkarabildi.
Su Chen onu umursamadı. Kızıl Kartal ile Dağ İblisi’nin keselerini aradı. Dört kiloluk ve üç buçuk kiloluk yıldız gümüşü daha buldu. Tabii ki bunlar da Su Chen tarafından onda biri fiyatına alındı.
Üç kesede başka şeyler de vardı ama Su Chen yokmuş gibi davrandı. Doğal olarak onlara rastgele fiyatlar biçti.
“Bıçağın üstüne eklersek toplam bin köken taşı. Bana hala beş yüz yedi borcun var.” Su Chen bıçağı kaldırdı ve Kurt Bıçağı’nın suratına hafifçe vurdu: “Hala dışarı çıkmadın… Li Shu.”
“Küçük, burada.” Li Shu çoktan ortaya çıkmıştı.
“Bunları benim için götür. İlerleyen günlerde borçları ödenene kadar burada çalışsınlar.”
“Evet, efendim.” Li Shu onları götürmek için öne çıktı.
“İblis Surat, sence de bu biraz fazla değil mi?” bir ses aniden konuştu.
Kafasını çevirdikten sonra bulunduğu yerden pek uzakta olmayan bir erkekle kadın gördü.
Su Chen bu çifti tanıdı. Evliydiler, erkeğe Bai Fan deniyordu ve ikisi de Köken Çekme Diyarı’nda olan Köken Akışı Bilgeleriydi. Az önce konuşan kadındı. O sırada, Su Chen’e gözlerini dikmişti. “Tek yaptıkları biraz senin yemeğinden yiyip şarabından içmekti. Sadece bıçak, şarap dükkanından on tane almaya yeter ama sen yine de onları kölen yapmak istiyorsun. Bu fazla aşırı değil mi?”
“Öyle mi?” Su Chen kadına baktı. “Ne yani Bayan Bai artık müdahale etmeden duramıyor mu?”
“Ben doğru olanı söylemeye çalışıyorum.” kadın kararlı bir şekilde yanıtladı.
Su Chen güldü ama iblis maskesi yüzünü kapladığından kimse sırıttığını görmedi.
Su Chen ardından konuştu: “Bayan Bai’in bu kadar adaletli birisi olduğunu bilmiyordum. Bu üçü benim etimi yiyip şarabımı içtikten sonra ödemediklerinde böyle adaletli bir kadın neden konuşmadı?”
Bayan Bai’in yüzü anında kızardı: “Alt tarafı biraz şarap ve et, değil mi? Bu kadar büyütmeye değer mi?”
Su Chen kafasını salladı: “Demek öyle. Bayan Bai’ye göre bunları serbest bırakmalıyım, o halde?”
“Zaten parayı ve bıçağı aldın. Onları serbest bırakman mantıklı olmaz mı?” Bayan Bai karşılık verdi.
Su Chen konuşmadı ama öldürme isteği içini kasıp kavurmaya başladı.
Herkes, Kurt Bıçağı ve diğerlerinin yetersiz yetenekten değil de zehirlendikleri için yakalandığını biliyordu.
Onları bırakmak, kaplanı kendi doğasına bırakmakla aynı şeydi. İki gün geçmeden onu öldürmek için geri geleceklerdi.
Kimse böyle bir sonuç istemezdi. Bu durumu halletmenin en iyi yolu, ileride oluşabilecek sorunların önüne geçmek için üçünü de öldürmekti.
Ama Su Chen onları öldürmedi. Onun yerine köle olarak yanına aldı.
Biraz acı çekseler ve biraz kırılsalar ya da saygınlıklıklarını kaybetseler de en azından ölmeyeceklerdi.
Şarap dükkanındaki müşterilerin hiçbiri Su Chen’in niyetini çözemedi ama Su Chen’in aslında onların hayatını bağışladığını anlayacak derecede tecrübeye sahip olanlar da vardı.
Şimdi, Bayan Bai’in onları bırakma isteğine dönecek olursak bu artık insanları kurtarmakla ilgili değildi, insanları öldürmekle ilgiliydi!
Bu bir ölüm temsilcisiydi!
Ya Su Chen, Kurt Bıçağı’nı öldürürdü.
Ya da Kurt Bıçağı, Su Chen’i...
Su Chen, Bayan Bai’in bilerek yapıp yapmadığını bilmiyordu ama hareketleri bardağı taşıran son damla olmuştu.
Su Chen’in bakışları Bai Fan’a kaydı. Bai Fan’ın kıpırdamadan durduğunu gördü.
Anında, anladı.
Karşı taraf bunları bilerek yapmıştı.
Su Chen ne kadar Kurt Bıçağı ve yardakçılarının icabına bakmış olsa da bunu yaparken ucuz bir numara kullanmıştı.
Ucuz bir numara olmasından dolayı herkes rahatsızdı ve yeni insanlar kolayca ortaya çıkacaktı.
Bu ucuz numaralar kullanmak ile güç kullanmak arasındaki farktı.
Sadece güç, herkesi tatmin ederdi!
Diğerleri de bunu fark etti. Böylece beklediler, kenarda izlemeye devam ettiler.
“Görünüşe göre ne olursa olsun, bugün birkaç insanı öldürmem gerekiyor.” Su Chen iç çekti.
Ardından devam etti: “Tamam, madem durum böyle onu sadece vereceğim.”
Bir tekmeyle Kurt Bıçağı’nı Bayan Bai’ye doğru fırlattı.
“Uygun olanı bu sadece…” Bayan Bai, Kurt Bıçağı’na uzandığı sırada güldü. Onu yakaladığı anda yanındaki kocası aniden panikle bağırdı. “Karıcım, dikkat et!”
Bayan Bai şaşırdı.
Gördüğü tek şey, Kurt Bıçağı’nın göğsünden çıkan, gümüş aymış gibi parlayan göz kamaştırıcı bıçağın ışığıydı.
“Çok hoş!” diye düşündü.
Magnec