Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

59. Bölüm Maden Kazımı

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Kara El ile pazarlıklarını tamamladıktan sonra ikisi bir nevi ittifak kurmuştu. Böylece ilerleyen günlerde yeni bir sorun olmayacaktı.

On sekiz gün sonra Su Chen dükkanın sahip değişimini ayarladı. O andan itibaren dükkanın işlerinin onunla hiçbir ilgisi kalmamıştı. Ancak ayrılmadan önce Su Chen yıldız gümüşü alımında fiyatları biraz yükseltti ve sahip olduğu köken taşlarının birçoğunu yıldız gümüşüyle takas etti. Bu Kara El’i biraz rahatsız etmişti, işini biraz etkileyecekti.

Su Chen kırmak veya fazla ileri gitmek istemedi bu yüzden Zhang Yuanliao’nun depolama yüzüğünü Kara El’e verdi. Kara El, tesadüfen dükkan eşyalarını depolayacak yüzük yokluğu çekiyordu ve Su Chen’in hediyesi oldukça işe yarardı. Böylece anlayışla hediyeyi kabul etti.

Su Chen’in işini bıraktığı gün, Li Shu sordu: “Patron, bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?”

Su Chen yanıtladı: “Kızıl Sıradağlarda on beş gün daha kalmayı planlıyorum. Asıl hedefimi tamamladığım için etrafta aylak aylak geziyor olacağım. Bu yüzden maden tünellerine gidip şansımı deneyeceğim.”

“Patron, Li Shu sizinle gelmek istiyor.”

“Öyle mi?” Su Chen ona baktı. “Resmi olarak beni izlemek mi istiyorsun?”

Li Shu, emin bir şekilde başını salladı.

“Ailende başka birileri var mı?”

Li Shu’nun yüzünde bir hüzün izi belirdi: “Bu küçüğün ailesinden kalan kimsesi yok. Eğer olsaydı Dingin Vadi gibi tehlikeli bir yere gelmek için risk almazdı.”

“Demek öyle…” Su Chen bir anlığına düşündü.

Onu iki aydır tanıdıktan sonra Su Chen, Li Shu’yu daha fazla anlamaya başlamıştı. Bu kişinin sadece okuma yazması olmadığını aynı zamanda iyi bir muhakeme yeteneğine sahip olduğunu ve zekasının çok keskin olduğunu da biliyordu. Li Shu kendi düşüncelerine sahipti ve ona çok fazla güvenmek muhtemelen imkansız olurdu. Ama Su Chen, herhangi bir yeteneğe sahip olanların kendi düşünceleri ve hırsları olduğunu da biliyordu. İyi kontrol edildikleri sürece, bu bir sorun olmazdı.

O sırada Su Chen alt olarak sadece Ming Shu ile Zhou Hong’a sahipti. İkisi de oldukça sadık olsa da sahip oldukları yetenekler şöyle böyleydi.

Bazen, insanları kullanmak sadakatten daha fazlasına dayanırdı. Hırslı insanlar için altlarının gücü belli bir sadakatten çok daha önemliydi. Bunun sebebi, altların ne kadar çok düşüncesi ve yöntemi olursa olsun, güvenilir yeteneklere sahip efendilerinin gözünden kaçamayacak olmalarıydı. Bu yüzden güçlü insanlar, altlarının yeteneği olmasından korkmazdı aksine tam tersinden korkardı.

Su Chen de böyle bir insandı.

Su Chen, Li Shu’yu oldukça etkili kullanabilmişti. Li Shu onu takip etmek istediği için onu yanında tutmaya niyetliydi.

Ancak bu, Li Shu’yu beraberinde Su Konutu’na getirmesi gerektiği anlamına geliyordu. Li Shu’nun onun Su Chen olduğunu ve artık kör olmadığını bilmemesi tehlikeliydi.

Her neyse... Nasılsa sürekli körmüş gibi devam etmesinin bir yolu yoktu. Li Shu’nun gerçeği bilen ikinci kişi olmasına izin vermek mantıklıydı.

Su Chen, bu şekilde düşündükten sonra konuştu: ”Yarın, Kara El’in adamları eşya almaya gelecek. Kara El’e, Kızıl Sıradağlardan çıkarken sana eşlik etmesi için birilerini göndermesini söyleyeceğim. Bu yerden çıktıktan sonra Kuzey Yüzü şehrindeki Gerçek Yeşim Köşk’e git ve Tang Zhen ismindeki kişiyi sor. Ona burada olan her şeyi anlat ve o senin için her şeyin icabına bakacaktır.”

“Bu küçük anlıyor.” Li Shu yanıtladı.

Su Chen daha fazla ayrıntıya girmedi. Tang Zhen’in deneyim birikimi ve Li Shu’nun kıvrak zekasına dayanarak bazı şeyleri söylemesine gerek olmadığını düşündü.

Li Shu’yla her şeyi yoluna koyunca Su Chen, Demir Uçurum’u yanına aldı ve mağaraya doğru ilerledi. Artık Demir Uçurum’un efendisiydi.

Bir zamanlar güzel olan Dingin Vadi, çukur ve hendeklerle dolmuştu.

Parçalanmış kaya parçaları ve maden kırıntıları her yerdeydi. Güzel, büyüleyici manzarayı, pis ve karmaşa dolu bir taş ocağına dönüştürüyorlardı.

Bu taş ocağındaki en iyi kazı noktaları, en güçlü Köken Akışı Bilgeleri tarafından alınmıştı. Orta kalite noktalar bile çeşitli dövüş sanatçıları tarafından alınmıştı. Bireysel güçleri fazla olmasa da birbirlerini korumak amacıyla küçük bir ittifak kurmuşlardı. Sadece düşük kalite maden bölgeleri boştu ve en güçsüz kazıcılara verilmişti.

Su Chen’in seçtiği nokta da böyle bir yerdi.

Bu konum, vadinin güney bölgesindeydi ve terk edilmiş bir maden yatağıydı. Güney vadi numara 14 deniliyordu. Güney vadi numara 14 zirvedeyken buradan binlerce kilogram yıldız gümüşü kazılmıştı. O sıra dört farklı grup etrafındaydı ve bunun için savaşıyorlardı. Ancak kazımın yoğunluğuyla bu noktadaki maden yok denecek kadar azalmıştı. Diğerleri bu bölgeden vazgeçmiş ve burası da terk edilmiş bir maden yatağına dönüşmüştü.

Bugün, hızlı bir göz atmaya gelen ve eğer şansları yaver giderse biraz yıldız gümüşü bulmayı başaran birkaç madenci dışında kimse buraya gelmiyordu.

Su Chen buraya gelmişti çünkü gerçekten şansını test ediyordu.

Diğer bütün maden konumları doluydu. Diğer madenler ise çoktan ayrılmıştı ve birisi oraya gitmeye karar verirse diğerlerini kışkırtmayı göze almalıydı. Eğer bir çekişmeye neden olursa öldürülmeye de hazır olmalıydı. Su Chen, Kurt Bıçağı’nı öldürdüğünde hiçbir tepki görmemişti. Bunun sebebi sadece Su Chen’in güçlü olması değil aynı zamanda da Su Chen’in kendini korumak için karşı saldırı yapmış olmasıydı. Bu dünyada sık sık yumruklar konuşurken kurallar ve ilkeler de önemliydi.

Eğer bir kişi sorun yaşamak istemiyorsa düşük kaliteli madenlere gidebilirdi. Böylece Su Chen, buraya gelip nasıl bir şansa sahip olduğunu bir kez daha görmek istedi.

Maden yatağına girdikten sonra sanki göremediği günlere dönmüş gibi zifiri karanlık onu karşıladı.

Üç yıl boyunca kör olan birisi olarak Su Chen bu tür bir karanlığa alışıktı. Neredeyse sudaki bir balık gibi hissediyordu. Karanlık maden yatağında kolayca yürüyor, kristal feneri kullanmakla uğraşmıyordu bile. Ancak onu takip eden Demir Uçurum belirsiz yerlere basmak zorundaydı. Ara sıra düşüyordu.

Kabaca iki maden yatağını yürüyerek geçtikten sonra Su Chen bir duvar parçasının önünde durdu. “Burada yapalım.”

“Evet.” Demir Uçurum çelik kazmasını kaldırdı ve kazmaya başladı.

Hala Uçurum Irkı’nın bir üyesiydi. Bu yüzden saf güç konusunda muhtemelen Su Chen’den daha güçlüydü. Kazmayı her vuruşunda, büyük dağ kayası parçaları düşüyordu. İş gücü, sıradan işçilerden katbekat daha fazlaydı.

Kaya parçaları yere düştükçe Su Chen bunları inceliyordu. Yıldız gümüşünü keşfetmek pek kolay değildi. Yıldız gümüşü, karanlıkta ayırt edici bir gümüşi ışık yayardı. Madeni temizlerken ne kadar yıldız gümüşü elde edebileceği tamamen şansa bağlıydı. Su Chen kayaları birbiri ardına kırdı ama ne yazık ki birazcık bile ışık göremedi.

Kabaca bir saat kazdıktan sonra Su Chen ilk yıldız gümüşü parçasını buldu.

Maden, kabaca bir yumruk boyutundaydı ve üzeri gümüşi ışık noktalarıyla kaplıydı. Besbelli içinden elde ettiği miktar çok değildi. Büyük ihtimalle bu maden parçasından pek fazla yıldız gümüşü elde edilemezdi.

“Bu yer o kadar verimsiz ki kesinlikle daha fazla verimsiz olamazdı.” Su Chen acı acı güldü. “Görünüşe göre bu yerin artık bir değeri yok. Gidelim, konumları değiştirip şansımızı orada deneyeceğiz.”

Su Chen, maden yatağında rastgele dolaşan Demir Uçurum’u yanında götürdü.

Bir gün sonra Su Chen elde ettiği bütün yıldız gümüşü madenlerini dönüştürmek için çıkardı. Sonunda, bir külçe yapabilmeyi başarmıştı ve bu, Demir Uçurum üç kişilik işi tek başına yaptıktan sonra olmuştu.

Gerçi bu çok az bir tutar olsa da Su Chen umursamadı.

Buraya şansını denemek için gelmişti. Aslında zamanını harcıyordu. Bu yüzden ne bulduğunun ne çıktığının bir önemi yoktu.

Böylece ilerleyen günlerde Demir Uçurum ile orada burada kazarak bütün maden yataklarını gezmeye devam ettiler. Pek bir şey elde edemeseler de kontrolsüz ve özgür hissetmişti.

Tabii bu “Kontrolsüz ve özgür” sadece Demir Uçurum’un çalışkanlığıyla oluyordu. Genç efendi Su’nun tek yapması gereken kayalara bakmaktı. Kalan zamanını köken yeteneği alıştırması yaparak geçiriyordu. Bu kontrolsüz yaşam biçimi eğer kendisi kazmak zorunda olaydı mümkün olmazdı.

O gün de Su Chen, her zamanki gibi Demir Uçurum ile kazmaya gitmişti.

Demir Uçurum sıkıca maden yatağının duvarına sarılmıştı. Gücü o kadar çoktu ki her seferinde kocaman taş parçalarını kazabiliyordu.

Kazdığı sırada, aniden yüksek bir gürültü duyuldu ve büyük bir toz bulutu havaya yayıldı.

Toz durulduğunda Su Chen ve Demir Uçurum’u engin, açık bir boşluk karşıladı.

Demir Uçurum’un kazısı başka bir cenneti ortaya sermişti.