Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

57. Bölüm Rekabet

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

O gün, Su Chen her zamanki gibi çalışmasından döndü. Sırtında dişlek dev ayı taşıyordu. Bedeni puslu bir ölüm atmosferi yayıyordu ve elinde kanlı Ay Yutan Tanrısal Kurt Bıçağı vardı. İnsanın fiziksel enerjisini tüketme gibi bir sorunu olmadığından, tanrısal kurt bıçağı Su Chen’in en çok kullandığı silaha dönüşerek siyah meç savaş bıçağının yerini almıştı.

“Patron, döndünüz.” Li Shu sıcak bir şekilde karşılamak için öne çıktı.

“Evet.” Su Chen sırtındaki dev ayıyı savurarak yere attı. Yer bir anlığına titredi.

“Her şey yolunda ilerliyordu, şey…” Li Shu bir anlığına tereddüt etti.

“Ne oldu?”

“Birisi yine şarabı ve eti için ödeme yapmadı.” Li Shu yanıtladı.

Su Chen kaşlarını kaldırdı: “Başka bir Kurt Bıçağı mı?”

“Hayır, öyle değil.” Li Shu aceleyle cevapladı. “Gerçekten parası yok.”

Konuştuğu sırada köşeyi gösterdi.

Su Chen, Li Shu’nun gösterdiği köşeye baktığında; büzüşmüş, kafasını elleriyle sarmış halde duran birini gördü.

Li Shu koşup o kişinin kıçını tekmeledi. “Neden hala kalkmadın?!”

Adam yavaşça ayağa kalktı.

Adam kalktığında, Su Chen oldukça şaşırdı.

Bu kişi oldukça uzundu.

Kurt Bıçağı uzundu ama önündeki bu iri yarı adamla karşılaştırıldığında Kurt Bıçağı sadece omuzlarına gelirdi. Su Chen ise göğsüne anca gelirdi.

Su Chen’in önünde, görüşünü dolduran bir dağ gibi dikildi. Su Chen ondan gelen bir baskı hissetti.

Ama böyle büyük bir insan karşısında saygıyla kalktı ve boynu küçüldü. Bedeni granit kadar sertti ve Li Shu’nun yumrukları ile tekmeleri gıdıklama gibiydi. Geri dövüşmeye cesaret etmedi bile korku, acı ve yalvarma hepsi yüzünden okunuyordu.

Adamın sert derisine, sağlam göğsüne ve samimi yüzüne baktıktan sonra Su Chen nihayet anladı.

“Demek, Uçurum Irkı’ndan.”

——————————

Uçurum Irkı.

İnsanlara benzer zeki bir ırk.

Uçurum Irkı’nın çok trajik bir geçmişi vardı: Varoluşlarının başından itibaren, her zaman üzerlerine basıldı. Çok güçlü fiziğe sahip olsalar da köken enerjiyi hissetme yetenekleri çok zayıftı. Köken enerjiyi etkili bir şekilde özümsemek ve bırakmak onlar için zordu. Tabii ki bu hiç kullanamadıkları anlamına gelmiyordu. Ancak köken enerjide gelişmek onlar için diğer zeki ırklara göre çok daha zordu. İnsan ırkı Enerji Çekme Diyarı’na girmeden önce ortalama beş yıllık bir Vücut Tavı gelişimine ihtiyaç duyardı ama Uçurum Irkı için bu süre on beş yıldı. İnsanlar, Kaynayan Kan Diyarı’na girmek için on yıllık Enerji Çekme Diyarı gelişimine ihtiyaç duyardı ama bu Uçurum Irkı için otuz yıldı. İnsan Köken Akışı Bilgeleri’nin ulaşılabilecek en yüksek gelişim tabanını gösteren yedi diyarı vardı. Ancak Uçurum Irkı dördüncü diyar, Hafif-Sarsıntı Diyarı’ndan öteye geçen bir gelişimciyi hiç görmemişti. Sınırları, Ateş Açılımı Diyarı’ydı.

Zekaları çok yüksek değildi ve bir şeyleri pek hızlı öğrenemezlerdi.

Zeki ve köken enerjiye karşı hassas olmadıklarından dolayı, ırklarında daha önce güçlü bir uzman ortaya çıkmamıştı. Bu da onları güçlü fiziksel vücutları dışında korumasız bırakmıştı.

Uçurum Irkı’nın trajedisi buydu.

Bu yüzden Uçurum Irkı varoluşundan bu yana hiç yükselemedi.

Saf Kıta’nın beş büyük ırkı vardı: İnsan Irkı, Tüylü Irk, Okyanus Irkı, Ruh Irkı ve Vahşi Irk…  Hepsi tarihte kendi şanlı anlarına sahipti. Şu an bile kendilerine ait bölgeleri vardı. Yeşil Irk ya da Gizem Irkı gibi yıkılmış ırklar bile bir zamanlar büyük ve güçlüydü ve tarihte şanlı anlarının izini bırakmıştı.

Ancak Uçurum Irkı yapamadı.

Tarihte hiçbir şanlı ana sahip olmadıkları gibi kendilerine ait bölgeleri bile bulunmuyordu.

Sahip oldukları tek tarih, kölelik…

Canavarlar tarafından gizemliler tarafından ve insanlık tarafından köleleştirildiler.

Uçurum Irkı, insan ırkına köle olarak hizmet etti.

Büyük koruyucuları olmasa da güçlü fizikleri yüzünden harcanabilen askerlerdi. Güçlü Köken Akışı Bilgeleri’ni saymazsak Uçurum Irkı’ndan bir kişi, geniş bir insan grubunu silip süpürebilirdi.  

Uçurum Irkı gibi zekaları düşük olan birçok ırk bulunuyordu. Birçoğu hayatta kalmak için kendilerini beş büyük ırka bağışlamıştı. Ancak hayatta kalma koşulları oldukça zor olduğunda bu “Bağlı ırkların” birçoğu yok sayılmaya başlandı ve onları bulmak da gittikçe zorlaştı.

Rivayetlere göre Uzun Sang ülkesinde Uçurum Irkı’nı ve Ay Irkı’nı izlemek ve korumak için çağıran insanlar bulunuyordu. Ordunun asker bulması gittikçe zorlaştığında daha fazla Uçurum Irkı’na ihtiyaç duyuyorlardı. Ayrıca intihar ekibinin çok fazla Ay Irkı materyaline ihtiyacı vardı. Önceki yıllarda bunlar daha olumlu ve kolaydı: Ekin için daha uygun hava ve canavar dalgalarında azalma vardı. Herkesin hayatı iyiydi. Şimdi ise çok fazla kişi ölümle burun buruna gelmeye cesaret edemiyordu…  

Su Chen, Uçurum Irkı’ndan birisiyle karşılaşmayı hiç beklemiyordu.

Adam sert bir dağ kayasına benziyordu. Orada öylece dikilmiş, Su Chen’e bakıyordu.

Çekinerek ve biraz da korkuyla konuştu: “Özür dilerim… Hiç param yok…”

“Paran yoksa neden yiyorsun?”

Zayıf bir şekilde yanıtladı: “Açtım.”

Su Chen önündeki koca adamı tarttı.

Görünüşü insanlara benziyordu. Ancak alnı oldukça genişti ve hiç kaşı ya da sakalı yoktu. Üstelik teni de grimsi bir beyazdı. Uçurum Irkı’ndan birinin neye benzediğinin iyi bir örneğiydi ve onları insanlardan ayıran da buydu.

“Eğer durum buysa, neden çalışmak için bir yer bulmuyorsun?”

Adamın yüzü öfke ve kederle doldu: “Çalışmama… İzin vermiyorlar.”

“İzin vermiyorlar mı?” Su Chen çok şaşırmıştı.

Uçurum Irkı ağır kargoları taşımakta oldukça iyiydi ve güçleri de fazlaydı. Oldukça iyi köleler oluyorlardı. Birçok insandan daha fazla yiyorlardı ama bu sorun olmuyordu. Ne kadar yerlerse yesinler sonuçta üç Köken Akışı Bilgesi’nin benzer oranda yemesinden daha iyiydi, değil mi?

Bu yüzden Uçurum Irkı hala fiziksel dayanıklılık konusunda hayranlık uyandırıyordu. Genelde insanlar Uçurum Irkı’ndan birini isteseler bile bulamıyorlardı.

Yandan Li Shu konuştu: “Adı Demir Uçurum. Önceden Kara El’in kölesiydi. Üç gün önce eşya kargosunu kaybederek Kara El’i deliye döndürdü. Kara El onu kovdu ve kimsenin onu işe almasına izin olmadığını söyledi. Ayrıca Dingin Vadi’den ayrılmaya da izni yok.”

Su Chen şaşırdı: “Yani kısaca Demir Uçurum’un açlıktan ölmesini istediğini söyledi?”

“Aynen öyle.”

“Ne kaybetti de bu herifi bu kadar sinirlendirdi?”

Li Shu’nun yüzünde tuhaf bir ifade belirdi: “Birkaç yemek malzemesi, şarap ve sebze.”

“Yemeklik, şarap ve sebze mi?” Su Chen gözlerini kıstı.

Li Shu kafasını salladı: “Evet. Başka bir şarap dükkanı açmayı planlıyor olmalılar.”

Sonuçta yine de gelmişlerdi.

Su Chen şaşırmadı.

Eğer işler iyiyse bunu taklit etmek isteyen birileri kesinlikle olacaktı.

Burada sadece İblis Surat’ın dükkan açabileceğine dair bir kural yoktu. Başkaları da yapabilirdi.

Ama bu şekilde, ileride iş yapmak zor olacaktı.

Geçen ay daha fazla insan gelmiş olsa da yine de en fazla altı-yedi yüz insan vardı. Bu insanların üçte birinin ya parası yoktu ya para harcamak istemiyordu ya da yeterli malzeme aldığı için Su Chen’in dükkanına bağlı değildi. Yarısından daha azı burada para harcıyordu. Ve para harcayanların büyük çoğunluğu da harcamaları konusunda dikkatliydi, herkes Kurt Bıçağı gibi oburca yiyip içmiyordu...

Böyle az sayıda insanla zaten yapılacak pek iş yoktu. Su Chen’in ayakta kalmasını sağlayan şey tekeli ve ani kazancıydı.

Ancak neredeyse bir aydır açık olmasına rağmen Su Chen’in işi çoktan gerilemeye başlamıştı. Sattığı birçok eşyanın bir kez alınması yeterliydi. Yeni müşteri sıkıntısı da çektiğinden işindeki gerileme kaçınılmazdı. Şimdi yeni bir rekabetçisi olduğundan artık bu tekel avantajını kullanamayacak ve getirisi tekrar bir artı olmayacaktı.

İlerleyen günlerin eskisi gibi iyi olmayacağı tahmin edilebilirdi.

“Patron.” Li Shu, Su Chen’in kaygıyla kıpırdadığını gördü.

Aslında Su Chen bu konuda pek endişeli değildi. En başından beri zenginlik kovalayan biri olmamıştı. Burada dükkan açıp iş yapmasının ana sebebi gelişimini aksatmaktan kaçınmaktı. Her gün kargo göndermek, gelişimi için iyi bir fırsattı.

Eğer daha fazla para kazanma fırsatı kaybolursa kaybolsun, diye düşündü.

Sonuçta haydan gelen huya gider.

Ancak Li Shu’nun beklenti dolu ifadesine baktığında Su Chen bir anlığına tereddüt etti.

Ne olursa olsun hala Kızıl Sıradağlarda bir ay daha kalmak zorundaydı. Böyle vazgeçmek için çok erken değil miydi? Su Chen düşündü.

“Gidip, Kara El ile bir şeyi görüşmem gerek.”

Sonuçta iş her zaman iletişimle yapılırdı. Çok fazla iş yapan bir klandan gelen Su Chen bu gibi şeylere aşinaydı.

“Ne görüşeceksiniz?” Li Shu sordu. “Kara El, anlaşması kolay bir insan değil. Eğer oraya giderseniz, muhtemelen bizim merhamet dilendiğimizi düşünüp gündüz gözüyle soyguna kalkışacak kadar açgözlü olacaklar.”

“O zaman, bırak bize gelsinler.” Su Chen, hala sessizce dikilmekte olan Demir Uçurum’a baktı. “Bu, Demir Uçurum bana ödeme yapmakta para sıkıntısı çekmiyor mu? O halde borcunu ödemek için burada çalışsın.”

“Tabii.” Li Shu  saygıyla yanıtladı.