Muahahahahahahahahaahahah kötü adam gülüşümüzü de yaptığımıza göre çevirip bize ulaştırdığınız için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
53. Bölüm Kurt Bıçağı
Kurt Bıçağı bir Köken Akışı Bilgesi’ydi.
Köken Çekme Diyarı beşinci katta olan bir Köken Akışı Bilgesi...
Kızıl Kartal ve Dağ İblisi adıyla tanınan iki silah kardeşi de vardı. Onlar da Köken Çekme Diyarı üç ve dördüncü kattalardı. Gelişim seviyesine göre üç kardeş de Su Chen’den güçlüydü.
Bedavaya şarap içmek önemsiz bir konuydu.
Ne de olsa şarap pek değerli değildi.
Ancak ima edilen şey farklıydı.
Bu besbelli bir kışkırtma ve aynı zamanda bir testti.
Bu dünyada zayıflar güçlüler için bir yemdi. Ancak her şeyi incelemeden midesine indiren bu aptallar sık sık bir başlarına yemek yerdi.
Bu yüzden bir hedefi yutmadan önce denemeleri gerekiyordu.
Karşı tarafın avlanabilecek bir et parçası olup olmadığını görmeleri gerekiyordu. Etin tadı güzel olsa da olmasa da zayıf bir et parçası olduğunu varsaymak da akıllıcaydı. Son olarak etrafta aynı et parçasını gözleyen başka kurt veya köpekler olup olmadığını bilmeleri gerekirdi…
Bu yüzden herkes dikkatle izliyordu.
Su Chen’in Kurt Bıçağı ve onun küstah içişiyle nasıl ilgileneceğini görmek için…
Eğer Su Chen kibarsa o zaman hızla daha fazla insan ona aynı şekilde davranacaktı. Bütün Köken Akışı Bilgeleri aynı şeyi yapmaya cesaret edecekti. Öncelikle beleşe yiyip içmek isteyecekler ve ardından bu da onların ne isterlerse almalarına yol açacaktı. Nihayetinde “Koruma payı” isteyip Su Chen’in onlara para ödemesini bile sağlayabilirlerdi.
Elbette Su Chen şiddetle cevap verebilirdi. Bu durum, onu test eden bu Köken Akışı Bilgeleri ile nasıl ilgilenmek istediğine bağlıydı.
Su Chen’in güçlü bir destekçisi mi vardı? Değerli bir yadigar? Ya da başka bir şey?
Kimse bilmiyordu. Ancak bu durumla adam gibi ilgilenmesi için bazı taktiklerini açığa çıkarması gerekecekti.
Taktiklerini gördükten sonr, herkes nasıl hareket edebileceğini bilecekti.
Bu küçük test, Su Chen’in ilk kriziydi.
Eğer bu krizi atlatırsa başka bir sorun çıkana kadar huzur içinde iş yapmaya devam edebilirdi.
Oluruna bırakmak, işe yaramayacaktı. Diğer yandan biriktirdiği tüm parayı alıp anında gidebilirdi.
Su Chen yaşlı olmasa da tecrübesi çok fazlaydı.
Yeterli tecrübesi onun insan bilincini anlamasını ve hesaplamasını sağlıyordu. Gölgelerde saklananların düşüncelerini biliyordu.
Yangın başladığında, Su Chen çoktan planını kurmuştu.
Kafasını salladı: “Tamamdır. Bu akşam icabına bakacağım.”
“Evet.” Li Shu zarifçe çekildi.
Gün geceye dönmeye başladığı sırada Yıldız Toplayan Şarap Köşkü hareketlenmeye başladı.
Bütün gün çalışan “Madenciler” ceplerindeki birkaç parça yıldız gümüşüyle Dingin Vadi’deki tek zaman geçirebilecekleri yere şarap almaya geldiler. Eğer köşkte oturacak yer yoksa dışarıya oturuyorlardı. Su Chen, köşkün yanına yüzden fazla kişiyi alabilen bir baraka yapmıştı. Bu yüzden de tuttuğu işçi sayısı artmıştı.
Alkol kokusu yayılmaya başladığında, insanlar daha fazla konuşmaya başladı. Hava pis bir dille doldu. Ara sıra birkaç kadın dolaşıyordu. Her zaman sapık ellerini uzatıp şaşırmış bağırışlara ve çılgın kahkahalara sebep olan zamparalar oluyordu.
Ancak bugün nedense farklıydı.
Barın arkasında insanlara şarap veren kişi dükkanın yardımcısı değil, patron İblis Surat’ın kendisiydi.
Maske taktığı için insanlar yüzünü göremiyordu. Sadece günahkar ve uğursuz iblis maskesini ve genç birine ait olduğu kabak gibi ortada olan ellerini görebiliyorlardı.
“Neden bugün patron kendisi hizmet ediyor?” bir müşteri kahkaha attı.
“Başka bir işim yoktu aksi halde etrafta boş boş dolaşacaktım.” Su Chen umursamaz bir şekilde cevap verdi.
“Madem patronun işi yok, neden benimle evin arkasına gelmiyorsunuz? bazı geniş düzlükler ve manzara oldukça iyi.” çekici bir şekilde giyinmiş, açık seçik bir kadın Su Chen’e flört dolu bakışlar göndererek yanına yanaştı.
“Hahaha! Küçük Amber Çiçeği, seni sürtük. Yine İblis Surat’ı ayartmaya mı çalışıyorsun?” müşterilerden biri gülerek konuştu.
Küçük Amber Çiçeği olarak bilinen kadın buradaki fahişelerden biriydi. Her zaman Su Chen’le ilgileniyordu. Her fırsatta gelip Su Chen’i ayartmaya çalışıyordu ama Su Chen hiçbir zaman ilgi göstermiyordu.
Su Chen, kadınların etrafında aptala dönenlerden farklıydı. Bu yüzden ne söylerlerse söylesinler sessizce şarap bardaklarını temizlerdi. Bir işçinin davranması gerektiği gibi görev bilinciyle işini yapıyordu.
Ancak peşini bırakmaya niyeti olmayan bazı insanlar da vardı.
“Ne yazık ki, aleti pek kullanışlı değil. Onu ne kadar çok ayartmaya çalıştığının bir önemi yok. Muhtemelen kuşunu uçurmayı bile başaramaz!” dışarıdan boğuk bir ses duyuldu.
Bu cümle şakanın dozunu kaçırmıştı.
“Geldi!” diye düşünmeye başladı herkes.
Bu oldukça yüksek sesi taşıyan kişi uzun, iyi yapılı bir adamdı.
Bu kişi Su Chen’den epeyce uzun, kabaca iki metreydi. “Tam iki metre” olan insanlar genellikle bu tür vücuda sahip olan insanlar olabilirdi. Oldukça esmerdi ve yüzü yoğun sakallarla kaplıydı. Sırtında, kurt bedeninden yapılma büyük bir bıçak taşıyordu; kurdun kafası sanki ayı yutuyormuş gibi içe doğru bakıyordu. Ay Yutan Tanrısal Kurt Bıçağı’ydı bu, Dingin Vadi’de oldukça iyi bilinen bir köken gereci.
Sağında ve solunda iki erkek vardı. Birisi havada zarafetle salınan kırmızı tüylü bir pelerin giyiyordu. Diğerinin ise kolları dizlerinden aşağı uzanıyordu ve burnu alışılmadık bir şekilde kocamandı. Eşsiz kol gücü ile biliniyordu.
Kurt Bıçağı, Kızıl Kartal, Dağ İblisi.
Bu üç kişinin şarap dükkanına girmesiyle orada bulunan bütün müşterilerin keyfi kaçtı. Yaygarayla dolu olan dükkanın tamamı bir anda sessizliğe büründü.
Kurt Bıçağı sağa sola baktı. Ardından pis pis sırıtarak Su Chen’e doğru yürüdü.
“İblis Surat, nasıl oluyor da bugün bizimle bizzat ilgileniyorsun?” Kurt Bıçağı günahkar bir şekilde güldü.
“Gücün pek de fazla değil ama yardımcılarımı korkuttun. Beni işsiz bırakmak istediğine göre gelip senin icabına bakmam lazımdı.” Su Chen sakin bir şekilde yanıtladı. Önlerindeki şarap bardaklarını değiştirdi: “Üçünüz, ne içmek ister misiniz?”
“En iyi ve en pahalı olanını!” Kurt Bıçağı, Su Chen’e delici bakışlar atarak cevap verdi. “Ancak, ödemeyeceğim.”
Su Chen duymazlıktan geldi. Şarabı alırken ona bakmadı bile: “Li bölgesinden henüz gelen, otuz yıllık mükemmel bir Kızıl Kız şarabımız var. Burada mı içmek istersin yoksa bir yere oturup sana göndermemi mi?”
Kurt Bıçağı normalde barda oturup içmek istiyordu ama Su Chen’in “Sana gönderirim” demesi fikrini değiştirdi.
Yüksek sesle buyurdu. “Bana gönder!”
Konuştuğu gibi bir masaya doğru ilerlemeye başladı.
Şarap dükkanı uzun bir süredir doluydu ama direkt olarak bir masaya yürümesiyle masada oturan dövüş sanatçıları hemen ona yerlerini verdi.
Kurt Bıçağı homurdanarak oturdu. Şarap dolduran Su Chen’e bakmak için kafasını çevirdi. İçinden bu İblis Surat’ın hiç de o kadar görkemli görünmediğini düşündü. Üzerine çok fazla baskı yaptım ama yine de hiçbir tepki göstermedi. Büyük ihtimalle korkudan sindi.
Böyle düşündükten sonra Kurt Bıçağı bu kanıya vardı ve çoktan İblis Surat ile daha fazla nasıl uğraşabileceğini düşünmeye başladı.
Bu şarap evi ve genel dükkanın oldukça iyi işleri vardı. Eğer kontrol altına alabilirse harika olurdu. Ancak Dingin Vadi’de sadece kendisi yoktu. Eğer çok fazla insanın gözü önünde bunu yaparsa İblis Surat’ın işlerini elinden almak hiç kolay olmazdı. İblis Surat’ın dükkanı elinde tutmasına izin verip “Koruma payı” almayı gizlice kabul edebilirdi. Çok da fazlasında gözü yoktu. Yüzde seksen-yüzde yirmi bölüşebilirlerdi. Kendisine seksen, İblis Surat’a yirmi… Yok, doksana on bölüşmek daha iyiydi. Velet yüzde on alabildiğine sevinmeliydi.
Kurt Bıçağı bu hesaplamaları yaparken Su Chen çoktan şarabını bizzat getirmişti.
Şarap dükkanının gizemli sahibinin ona bizzat hizmet etmesi egosunu tatmin etti. Üçü de yemeklerini hala sıcakken silip süpürmeye başladılar. Su Chen isteklerini karşılayarak sadece izledi.
Tüm müşteriler, Su Chen’in maharetini sergilemesini bekleyerek dikkatle izliyordu. Ancak Su Chen herkesi hayal kırıklığına uğratarak hiçbir şey söylemedi.
İnsanlar alay etmeye başladı: “Beklendiği gibi, korkağın teki. Kurt Bıçağı ona bu kadar zorbalık yapmasına rağmen gıkını çıkarmadı.”
“Sonuçta, üç kişiler ve köken gerecine sahipler.”
“O herifin de köken gereci yok mu?”
Su Chen’in bulut adım botları kimsenin gözünden kaçmıyordu.
“Sadece kaçmak için kullanılabilir.”
Bu mırıltılar Su Chen’i rahatsız etmeyi başaramadı. Sessizce şarap doldurup masaları temizlemeye devam etti.
Diğerleri bunu gördüğünde, Su Chen’in gerçekten ödleğin teki olduğundan emin oldular. Bazıları onu küçük gördü hatta daha fazla insan, İblis Surat’ın malını alabileceklerine dair çeşitli planlar yapmaya başladı.
Üç tur içtikten sonra Kurt Bıçağı çoktan tıka basa dolmuştu. Ayağa kalktı ve “Bugünkü yemeğim oldukça doyurucuydu. Şimdilik gidiyorum.” dedi iki kardeşiyle gitmeye hazırlanırken.
Su Chen nihayet konuştu: “Hey, şarabının parasını ödemeyi unuttun.”
“Ha?” Kurt Bıçağı yürümeyi kesti ve kafasını çevirip Su Chen’e baktı.
Herkes, bir anda pür dikkat kesildi; iyi bir gösterinin gerçekleşmek üzere olduğunu biliyorlardı. Hepsi İblis Surat’ın Kurt Bıçağı ve iki kardeşinin icabına nasıl bakacağını görmek istiyordu.
Kurt Bıçağı’nın ifadesi karardı: “Sana önceden ödemeyeceğimi söylediğimi hatırlıyorum.”
Su Chen duymamış gibi konuşmaya devam etti: “Altı sürahi şarap ve on beş kilogram korkutucu canavar eti, yedi düşük kalite köken taşı ediyor. Üstelik dün de iki yemek yediniz ki bu da on beş köken taşı yapıyor. Toplamda ödemeniz gereken… Bin beş yüz yedi köken taşı.”
“Ne dedin sen?” herkes bu fiyata şaşırmıştı.
Kurt Bıçağı bile Su Chen’in söylediği sayıyı duyunca şaşırmıştı. Alay ederek güldü: “Hesap yapmayı bilmiyor musun? Yedi artı on beş, diğer bin beş yüz köken taşı da nereden geliyor?”
“Hata yok.” Su Chen soğuk bir şekilde cevapladı: “Ödemediğin her gece için fiyat yüzle çarpılacak. Bunlar benim kurallarım.”
Kurt Bıçağı’nın gülüşü dondu.
Sesi derinleşti. “Eceline mi susadın?”
Su Chen yanıtladı: “Eğer karşılayamıyorsan bıçağını ipotek olarak kullanabilirsin. Beş yüz köken taşı değer biçiyorum, ona. Kalan…”
Ancak Kurt Bıçağı, onu daha fazla duymak istemedi. Ay yutan tanrısal kurt bıçağını çekti ve Su Chen’e doğru saldırdı. “GEBER!”
Kurt Bıçağı daha birkaç adım atmamıştı ki vücudu sallanarak yere düştü. Artık ayağa kalkmaktan acizdi.
Kendisine şaşırarak baktı ve ardından Su Chen’e panik dolu gözlerle baktı: “Seni… Seni orospu çocuğu, beni zehirledin!”
Magnec