Elfleri severim ehehehehe
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
47. Bölüm Kendine Dikkat Et
“Görünüşe göre yine yeni bir müşterim var.”
Pencerelerden sızan ve gözlerini alan ışığa bakarken Lin Jie tek kaşını kaldırdı.
Bunlar… far ışıkları mı?
İyi de sabahın köründe buraya kadar kim araba sürmüş olabilirdi? Ayrıca sağanak yağmurda araba sürmek yürümekten de riskliydi.
Bir kaza olduğunda yardım isteyebilecek kimse yoktu ve kurtarma ekiplerinin olay yerine gelmesi saatler sürebilirdi. Dahası, bu ışıklar dükkanı hedef alıyordu ve hiç kıpırdamıyorlardı.
Dükkanın önündeki yol yatayda uzanıyordu ve genelde kimse yaya geçidinde araba bırakmazdı. Tabii bir aptalsa o zaman işler değişirdi.
Gerçi dışarıdaki ağır sağanak düşünülünce, aptalların bile suya karışan malzemelerin arabaya zarar verebileceğini biliyor olması gerekirdi ve eğer arabayı süren şahıs U dönüşü yapıyor olsaydı, şimdiye far ışıklarının yönü değişmiş olmalıydı.
Arabanın sahibi aptalın teki değilse o zaman gerçekten kaba bir insandı.
Dükkanın içine far ışıkları tutmak pek dostane bir davranış sayılmazdı.
Lin Jie nazik bir adamdı ve herkese elinden geldiğince yardım etmeye çalışırdı ama Çinli yazar Lu Xun’un şu sözlerini hiç unutmazdı: ‘Bazen en kötü ihtimale göre değerlendirmek gerekir insanları.’
Aklına bir düşünce gelince yüzü ekşidi.
Yoksa dükkanız lisanssız olduğu ortaya mı çıkmıştı?
Üç yıl önce, genç hanım Qili sayesinde Norzin’den resmi belgeler almış ve yerel bir ticaret odasının yardımıyla dükkanı açmıştı. Yine de, dükkanın lisanssız olduğu gerçeği değişmemişti.
Ne kadar üstünü örtmeye çalışırsa çalışsın er ya da geç gerçek ortaya çıkacaktı. Ayrıca, mevcut durumda, Lin Jie’nin böyle düşünmesi için yeterince işaret vardı.
Mesafede, farlarını sonuna kadar açmış ve Norzin’in resmi armasını taşıyan bir devriye arabası olmalıydı. Arabanın yanında da yağmura sessizce direnen silahlı bir polis grubu bekliyordu.
Birazdan, elinde megafon tutan rütbeli bir polis öne çıkacak ve, “Norzin’in kanunlarını çiğneyerek sahte kimlikle bir iş yeri açtınız. Derhal teslim olun!” diye bağıracaktı.
En azından polis filmlerinde hep böyle olurdu.
Tabii bu düşüncelerin bir sebebi de Lin Jie’nin kendini tehlikede hissediyor olmasıydı. Muhtemelen bu düşünceler yaşadığı belli belirsiz tehlike hissiyatının bir eseriydi.
Ancak bir diğer yandan, bu tehlike hissiyatından çok da etkilenmemişti… Bu işin arkasında Karacık olmasın?
Diye düşünürken ayağa kalktı ve dışarı bakmaya karar verdi.
O kalktığı anda Doris aniden mırıldandı, “Lütfen bekleyin. Ben onları hallederim. Döndüğümde devam ederiz.”
Ah?
Lin Jie gözünü birkaç kez açıp kapadığında yeni müşterisinin dışarıya ciddiyetle baktığını gördü. Sanki birini öldürmek istiyordu. Ancak genç hanım pek bir naif ve iyi göründüğünden, yüzündeki o soğuk ve keskin ifade öfkeye çok da benzemiyordu.
…Bu dünyada bile insanlar görünüşlerine göre yargılanıyorlardı.
Niye bir anda kızdı ki?
Kimse lafını bölmedi ya da önüne geçmedi…
Dur biraz.
Karşısında henüz yardım istemiş ve bir an sonra ‘yeni gelenler’ yüzünden lafı kesilmiş bir müşteri vardı.
Yani bir nevi sıra beklerken biri önüne geçmiş sayılır, değil mi?
Ve genç hanımın tavırlarındaki değişikliğe bakılırsa dışarıdakiler gerçekten de iyi niyetli tipler değildi.
Lin Jie tezgahta oturduğu için tam göremiyordu ama genç hanım tezgahın önünde durduğundan dışarıyı daha net görebiliyor olmalıydı.
Bu konuda Lin Jie’nin tahmini az çok doğruydu.
Yüzünde bir gülümseme, Doris dışarı bakarken mırıldandı, “Bu ne cüret.”
Gerçekten de dışarıdakiler buraya Lin Jie için gelmişti.
Lin Jie vücut dilini okumakta bir usta sayılırdı.
Genç elf kızgın olmasına kızgındı ama bunun ötesinde sakinliğini koruyordu ve onunla konuşurken sözlerine dikkat ediyordu.
Dolayısıyla Lin Jie dışarıda far yakan o insanların genç hanım için ciddi bir sorun teşkil etmediğine kanaat getirdi.
Dahası, Ji Zhixiu’nun bir arkadaşıydı ve arkasında bir ‘klan’ vardı. Zenginleri sıradan insanlarla karıştırmamak lazımdı.
Genç kadının özgüveni boş değildi.
Ancak yine de Lin Jie karşısında genç ve naif görünen bir kadın olduğu için endişelenmeden edemedi. “Sorun olmayacağına emin misin? İstersen ben halledebilirim?”
Lin Jie öylece oturup bekleyecek bir adam değildi.
Eski müşterisine ulaşarak bu sorunu daha sonra çözebilirdi.
Ayrıca, Lin Jie Karacık’ın ne tür durumlarda ortaya çıkacağını da öğrenmek istiyordu. Onu bu farklı diyara gönderen varlığın inanılmaz bir güce sahip olduğunu düşünüyordu. Ne yazık ki Karacık hep gizli saklı davranıyordu ve Lin Jie istese bile onunla irtibat kuramıyordu.
Bunu duyunca Doris’in yüzüne iyice kararlı bir ifade oturdu. Elbisesinin uçlarını hafifçe kaldırdı ve zarafetle gülümsedi. “Bir avuç serseri, sadece başlarındaki liderleri biraz can sıkıcı. Gerçek kimliğim ortaya çıkacak ama zaten isteğimi kabul ettiğiniz için bunun bir önemi yok.
“Merak etmeyin. Bugün ya da bir başka gün, bu serseriler size hiçbir zaman zarar veremeyecek. Size kendimi kanıtlayacağım.
“Sorunlarınızı çözmek benim için bir şereftir.”
Lin Jie Doris’in sözlerini duyunca kaşlarını kaldırdı. Eğer kadının yardım isteğini geri çevirirse kadın onu ve arkasındaki klanı küçük gördüğünü düşünebilirdi. Görünüşe göre klanları çöküşte olsa da hala gururluydu ve biraz güç sahibiydi.
Haaah… Onu küçük gördüğümü düşünsün istemiyorum.
Biraz düşündükten sonra Lin Jie yanıtladı, “O halde lütfen kendine dikkat et.”
“Anladım. Lütfen biraz bekleyin,” dedi Doris, parlak bir gülümsemeyle. Ardından, yüzünde sert bir ifadeyle kapıya geçti.
Bunun bir imtihan olduğunu biliyordu.
Dükkan sahibi ‘ben halledebilirim’ demişti. Bu demek oluyordu ki kutsanmış olduğundan istediği takdirde Leydi Gümüş’ten yardım isteyebilirdi. Yani Doris gerçekten de Süsen Çiçeği’nin şanını yeniden göklere çıkarmak için doğru yere gelmişti.
Akabinde, dükkan sahibi ‘yine yeni bir müşterim var’ demişti. Ancak dışarıdakilerin düşman olduğuna şüphe yoktu.
Dolayısıyla, işlerin gidişatına bakılırsa dükkan sahibi ondan açık açık bu insanları halletmesini istiyordu. Bu aslında, Doris’in Süsen Klanı’nın şerefi için çıktığı yolculukta ne kadar kararlı olduğunu ölçecek bir imtihandı.
Doris dükkan sahibinin ondan ne istediğini çok iyi anlamıştı.
Derin bir nefes aldı ve gözünü mesafedeki beyaz ışıkların kaynağına dikti.
Işıkların kaynağı aslında kilometrelerce ötedeydi. Ancak yoğun eter enerjisi öyle yüksek miktarda ısı yayıyordu ki gözle görünebilecek bir hal almıştı.
Dükkanın içinden bunu fark etmek kolay değildi ama dışarıdaki yağmur taneleri ve su birikintileri tamamen buharlaşmıştı. Şimdiden dükkanın etrafına bir sis tabakası çökmüştü ve yıldırımlar parlıyordu.
Dükkanın camlarına düşen yağmur damlaları yeri sarsan belli belirsiz güç yüzünden titriyordu.
Yıkım seviye ‘Ateş Büyüsü – Kutuplaştıran Ölüm Işığı’ gerçekten olağanüstüydü.
Bu büyü yapıldığında bütün bir bölge yok edilirdi. Kara büyücüler cidden aklını yitirmiş bir avuç serseriydi.
Doris bile böyle hissediyordu.
Ancak dükkan sahibinin yüzündeki rahat ve kayıtsız ifade ona aradaki güç farkını net şekilde gösteriyordu. Adam düşündüğünden çok daha güçlüydü…
Bu imtihanı geçmek zorundaydı!
Doris’in mavi-yeşim gözleri altuni ışıklarla parladı ve göz bebekleri süsen çiçeğinin şeklini aldı. Kapının kulpuna uzandı ve onu yavaşça çevirdi.
…..
Magnec