O kadar farklı frekanstalar ki gülmemek elimde değil hahahahaha
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
6. Bölüm Ceset Yutan Tarikat, Törenler & Gelenekler
“Ahh! B-bunu siz mi yazdınız?” Wilde’ın yüzü değişti. Biraz önce kitabı dikkatle tutuyordu ama şimdi ona daha naif, sanki kırılgan bir cam parçası gibi yaklaşmaya başladı.
Kapakta Lin Jie kelimeleri yazıyordu ve bir açıdan, kitapçının kendi kitabını pazarladığına şüphe yoktu.
Wilde kapaktaki isme baktı, Ceset Yutan Tarikat, Törenler & Gelenekler. Başını kaldırıp temkinle sordu. “Araştırma alanınız bu mu? Törenler ve gelenekler?”
Törenler ve gelenekleri anlarım ama Ceset Yutan Tarikat… gizli bir dine benziyor… ama daha önce hiç duymadım.
Azir’e hakim üç ana inanç vardı:
Bilgiyi her şeyden öte gören Gerçeğin Birliği.
Ay’a tapan, Gökkubbe’nin Klisesi – Kubbe’nin Klisesi.
Saklı Sis’e inanan, Taun’un Klisesi – Veba’nın Klisesi.
Elbette sağda solda ufak tefek başka inançlar da vardı ama bir gezgin, aynı zamanda bir kiralık – ehem– büyücü olan Wilde onlar hakkında çok şey bilmesine rağmen Ceset Yutan Tarikat’ı hiç duymamıştı.
İnsan yiyen şeytani bir tarikata benziyor. Ama öyle değilse o zaman…
Wilde’ın kalbi tekledi.
Bilginler ve akademisyenler genelde kanunla iyi geçindikleri için Wilde kitapçının en azından tarafsız olduğuna inanıyordu. Bu yüzden daha önceki konuşmalarında ona ne geçmişinden ne de kimliğinden pek bahsetmişti.
Öte yandan, bu tarz yüce varlıkların ‘bağış ya da iyilik’ adına yaptıkları çalışmalar çoğu zaman gelip geçici olduğundan kitapçının sırf biraz sıkıldığı için ‘bir kara büyücüyü doğru yola sokmak’ adı altında bir deney yapıp yapmadığına emin olamıyordu.
Olur da Wilde bu yüce varlığın isteklerine karşı bir şey yaparsa o halde bunun sonuçlarına katlanamayabilirdi.
Ancak gelin görün ki Lin Jie’nin yazdığı kitap gerçekten kulağa enteresan geliyordu. Şüphesiz, bu kitabı yazan kişi kötülüğe meyleden bir şahıstı.
Ana akım medyanın gördüğü anda sileceği yasaklı bilgilere parmak basmaktan korkmayan cüretkar bir bilgin. Bu yüzden mi inzivaya çekildi yoksa?!, kalbi göğsünden çıkmak istercesine atan Wilde, müşterilerinin meraklı bakışlarına hiç aldırmayan ve samimi bir gülümsemeyle başını sallayan Lin Jie’ye doğru baktı. “Evet, bu kaderimi değiştiren araştırma konularının bir parçasıydı…”
“Neyse, o günden bu yana çok zaman geçti. Şimdi eski defterleri açmaya lüzum yok.” Lin Jie iç geçirdi.
Çok zaman mı? Kaderini değiştiren mi?
Wilde’ın aklına haddinden büyük düşünceler geldi ama Lin Jie’nin ifadesini görünce dikkatini kitaba çevirip konuştu. “Sanırım bu kitap elle yazılmış,” dedi.
Lin Jie başını salladı. “O vakitlerde, bazı durumlar yüzünden kitabı bastıramadığım için elimde sadece kendi yazdığım bu örneği kaldı. Doğrusu, birbirimize çok benzediğimizi düşündüğüm için onu sana ödünç verdim. Elbette, bana güvenmiyorsan başka kitaplar da önerebilirim!”
Lin Jie dünyaları değişmeden önce bir öğretmen olmanın yanında, kültür üzerine araştırmalar yapan bir doktora öğrencisiydi. Yani ‘Lin Hoca’ lakabının arkası boş sayılmazdı. Dahası, yaşama dair tavsiyeler sunmak ve ruha şifa vermek öyle tek gecede öğrenilebilecek şeyler değildi.
Lin Jie o gün dünyaları değişmeye karar vermeseydi, bugün bir yardımcı doçent olacaktı ve muhtemelen popüler geleneklere dair altıncı kitabını yayınlamış olacaktı.
Bu, diğer ‘en genç yardımcı doçentler’ ve ‘deha öğrenciler’ gibi unvanların yanında küçük kalıyordu ama Lin Jie kendi araştırmalarına güvenirdi.
“Teşekkür ederim. Eserinizi okumak benim için büyük bir şeref,” Wilde hafifçe eğildi ve devam etti. “Ancak böyle önemli bir kitabın yegane örneğini aciz şahsıma vermeniz beni biraz huzursuz etti.”
Kurnaz ve yaşlı bir büyücü olan Wilde, kitabı kaybetmekten korkmuyordu. Asıl korktuğu şey, daha önce hiç yayınlanmamış bu kitapta yer alan bilgilerin ‘deneysel’ olma ihtimaliydi.
Kim bilir kitaptaki araştırmaları uygulamaya kalkarsa başına ne gelecekti?
Konuşmadan anladığı kadarıyla, Lin Jie onu bir çeşit deney faresi olarak kullanmayı düşünüyordu…
“İhtiyar Wil, endişelenmene hiç gerek yok. Bana kalırsa bu kitabın asıl değerini ortaya çıkaracaksın. Araştırmalarım, ancak başkalarına yardımcı oldukları takdirde bir anlam kazanabilirler.”
“Tek örneği olmasına gelirsek, artık bunun benim için bir önemi yok,” dedi Lin Jie ve gülümseyerek arkasındaki kitap raflarını gösterdi. “Bir ormana sahibim artık. Ayrıca, istediğim zaman kopyasını çıkarabilirim. İnsanın zihninde yer etmiş bilgi, şöhret ve servetin aksine ondan çalınamaz. Şahsen servet ve şöhret, esasında özden yoksun ve anlamsız şeylerdir.”
Lin Jie gözlerini Wilde’a dikti.
Kabul et, İhtiyar! Şifa seansının sonuna geldik!
Lin Jie İhtiyar Wil’in ne kadar korktuğunu görebiliyordu ama bu korku, kitabın kendisine duyulan bir duygu değil, kitabın nelere kadir olduğuna yöneltilmiş bir ifadeydi.
Yalnız başına yaşayan İhtiyar Wil dışarıdan sevecen ve tatlı görünüyor olabilirdi ama onu bu hale düşüren şey kendini beğenmiş, insanlardan uzak karakteriydi. İşte bu yüzden akademik konulara büyük önem veriyordu.
Başarıya, şana ve servete ihtiyacı vardı; kalbindeki boşluğu ancak bunlar doldurabilirdi!
Ne var ki, onu topluluktan uzaklaştıran marazı ve bağnaz düşünceleri ruhunda derin yer etmişti. Lin Jie bu nedenle rehberliğiyle onu bir kez daha insani duygularla, başkalarının onun için endişelendiği ve onu önemsediği bir hayatla tanıştırmak istiyordu!
Wilde Lin Jie’nin gözlerine bakınca bir an afalladı. Şapkasını çıkardı ve, “Tavsiyeleriniz için minnettarım,” dedi.
Şapkayı tutan parmakları titriyordu.
Şöhret ve servet anlamsızdır… Yani bu kitabı kimin yazdığını başkalarına söylememem gerekiyor, öyle mi? Kim olduğunu anladığımı fark etmiş olmalı.
Kara büyücünün kalbine bir ağırlık çöktü.
Sonra devam etti Lin Jie. “Konudan biraz saptık. Öhöm, madem şeytanın dilini anlayabiliyorsun, o halde bu kitabı anlamakta hiç zorlanmayacaksın ve kitap sana hitap ediyorsa eğer, onu başkalarına da önerirsen çok mutlu olurum.”
İmalarla dolu bir gülümseme oynuyordu dudaklarında.
Elindeki kitaba bakan Wilde başını salladı. “Anlaşıldı, elimden geleni yapacağım.”
Kitapta yazılanları herkese duyurmamı istiyor. Ödemem gereken bedel bu.
Wilde’ın kalbi sıkıştı.
En nihayetinde, dünyada hiçbir şey bedava değildi.
Lin Jie’nin cömertliğine devam etmesi Wilde’ın korku dolu rüyalarına konu olabilirdi çünkü pek tabii, daha fazla iyiliğin daha fazla bedeli olacaktı ve en nihayetinde Wilde bu bedeli kendi canıyla bile ödemek zorunda kalabilirdi.
Kitabın içeriğini herkese duyuracağım ama yazarını hiç kimse bilmeyecek… Sanırım en iyisi kitabı okumak ve sözlü yoldan onu diğerleriyle paylaşmak. Dikkat etmeliyim. Wilde kendi kendine düşündü.
“Pekala, o halde ben gideyim,” derken şapkasını taktı, bir an tereddüt etse de göğüs cebinden simsiyah bir heykelcik çıkarıp onu tezgaha bıraktı.
“Rehberliğinize müteşekkirim. Lütfen size olan saygımın ve takdirimin aciz bir temsili olarak bu ufak hediyeyi kabul edin.”
Magnec