Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Şu Diğer Arkadaş Nerede?

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

‘Fare’ Ruen. Ona böyle diyorlardı.

‘Beyaz Kurtlar’ avcı organizasyonunda en sık kullanılan menfur kan, çoğu insanın bildiği hiddetli rüya yaratığı Sema Kurdu’na aitti.

Lakabı ‘Beyaz Kurtlar’ ismine pek uymasa da Ruen bununla gurur duyardı.

Korkak bir fare olmanın ne kötülüğü vardı?

Ruen’e göre hain, kurnaz ve açgözlü gibi kelimeler olumlu şeylerdi. Sadece bu niteliklere sahip olan insanlar uzun yaşardı.

Burnu çok iyi koku alırdı ve keskin gözleri bugüne dek kim bilir kaç kez hayatını kurtarmıştı.

Bu yetenekleri yıllar boyunca, sokaklara düştüğünden bu yana geliştirmişti. Kaç kez ittifak değiştirdiğini, insanlara kaç kez ihanet ettiğini ya da bir durumdan kurtulmak için kaç kez kendi efendisini sattığını artık hatırlamıyordu.

Onu kimse öldüremez, öldürmek de istemezdi. Yalnızca Ruen, sahip olduğu istihbarat ağının ne kadar geniş olduğunu biliyordu.

Ve bu kez, bir kadına bel bağlıyordu.

Beraberinde kan ve yıkım getiren o mucizevi kurt mutasyonunu, zarafetle insana geri dönüşerek tamamlayan Ji Zhixiu’yu gördüğünde Ruen gecenin avcılarının çok yakında yeni bir efendiye hizmet edeceklerini anlamıştı.

Bu kadın, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir devrimin habercisiydi!

Ama başarısız olsa bile, ‘Fare’ Ruen’e hiçbir şey olmayacaktı.

Peki büyücünün ona işlediği sadakat mührü? Ruen çoktan o mührü nasıl bozacağını öğrenmişti.

İhanet ederek, yeri geldiğinde sahte sözlerle taraf değiştirerek bugünlere gelmiş bir adamdı Ruen. O kendini bir bok sanan efendilerinin çoğu, şimdi bir avuç tozdan ibaretti. Durum kargaşaya sürüklendiğinde üçüncü lider Kaji gibi çürümüş bir ağaç dalına tutunmaya çalışanlar aptallardı… ne kadar beş para etmez olduklarının bir kanıtıydı bu.

Ruen Heris’e hizmet ederken de bu taktikleri kullanarak ‘Beyaz Kurtların’ liderinin güvenini kazanmayı başarmıştı.

Ve şimdi, bu genç, servet sahibi kadını kandırmak çocuk oyuncağıydı…

Bir farenin de kendince emelleri vardı!

Yaratık mutasyonunu nasıl kontrol edebileceğini öğrenirse kanalizasyonda, yaşamak için başkalarına bel bağlamak zorunda olan bir fareden çok daha fazlasına dönüşebilirdi. Geniş istihbarat ağını muhteşem bir güçle taçlandıracak olursa Ruen gün yüzünde insanların ona kral diyeceğine bile emindi!

İşte o vakit, herkes ayaklarına kapanacaktı…

Ruen uzaklara dalan gözlerini kapatıp açtı ve dükkan sahibine döndü. Bu adamı dikkatlice inceliyor, onun nasıl biri olduğunu anlamak için kırk yıllık tecrübesini kullanıyordu.

Nihayet, bir sonuca vardı – bu genç adam tamamen sıradan bir insandı.

Masada taştan bir gargyol olsa da, göze pek sıra dışı görünmüyordu. Her evde kullanılan süslerden biri, diye düşündü.

Ama…

Ji Zhixiu’ya takıldı gözleri. Kadın avcı saygıda kusur etmiyordu; sanki karşısında bir Nihai-seviye yüce varlık vardı.

Ruen afalladı.

Yaşlandım mı? Fare duyularım mı köreldi?

Hayır, hiç sanmıyorum.

Kendi gözlerine güveni tamdı. Heris’in büyük bir işe kalkışacağını o daha bunu yapmadan anlamıştı. Heris’in adamlarına berbat davrandığını görünce hemen ittifak değiştirmiş, böylece bir katliamdan kurtulmuştu.

Yani duyuları ve hisleri hala keskindi. Ruen, şimdi de kendi gözlerine inanmayı seçiyordu.

Ancak yeni efendisinin saygı dolu gözleri ve Ruen’in kendi temkinli doğası, önce bu adamın vereceği tavsiyeyi dinlemenin akılcı olacağına işaret ediyordu. Bakalım vereceği tavsiye gerçekten bu sözüm ona ‘unvanı’ hak ettiğini gösterecek miydi?

Bu sırada, Lin Jie’nin aklından geçenler basitti. Ji Zhixiu’yu sakinleştirmek ve ona, o şerefsizin onun dengi olmadığını söylemek istiyordu. Sonuçta kadın zaferi kazanmıştı ve adam ondan korkuyordu. Şimdi, tek yapması gereken şey beklemekti.

“Fazla düşünme. Durum, düşündüğünden de basit. Asıl düşmanın o değil. Korktuğun şey korkunun ta kendisi… işte bu yüzden bir süre beklemelisin, eminim yakında haber alırsın.”

Bu mu?!

Bu mudur yani?!

Hiçbir şey yapmadan bekleyerek sorunlar çözülseydi, Saklı Ayin Kulesi ya da avcılara ne gerek vardı bu dünyada?

Ruen’in kaşları çatıldı. Dışarıdan hiç belli etmiyordu ama yüz hatları kasılıyordu.

Tepeden tepeden konuşuyor ama söylediği şeylerin hepsi boş. Ruen, dolandırıcıların kullandığı bu taktikleri çok iyi bilirdi.

Artık bu herifin yalnızca bir dolandırıcı olduğuna emindi!

Ancak, Ji Zhixiu’nun bu sözlerin ardından söylediği şeyleri duyunca kulaklarına inanamadı. “Rehberliğiniz için minnettarım. Bana verdiğiniz kitap çok işime yaradı. Ancak, bu durum biraz farklı. Acaba…”

“Haah…” Ruen sakin kalmak için çok uğraşıyordu ama ‘fare’ gururu bu adamı yerle yeksan etmek istiyordu.

Kesin yaşlanıyorum. Böyle aklı havada genç bir kadını efendim olarak nasıl seçtim? Kahretsin, bir dolandırıcıyı bile tanıyamıyor saf kadın!

Çay bardağını koyarken Lin Jie’nin ifadesi belli belirsiz değişti ve, “Pardon, halletmem gereken bir iş vardı. Beş dakikaya gelirim, lütfen bekleyin,” dedi.

Ahh… Çok çay içtim. Bu genç hanım tam da tuvalete çıktığım saatte geldi.

Lin Jie, her günkü rutinin bir parçası olarak müşterileri beklerken kitap okuyor ve çay içiyordu. Tam tuvalete çıkacağı sırada Ji Zhixiu içeri girdiği için onunla konuşmak zorunda kalmıştı. İstese tutabilirdi ama bunun sağlıklı olmadığını biliyordu. Hem zaten Ji Zhixiu’nun bunu dert etmeyeceğine emindi.

Ji Zhixiu bir an afalladı ama hemen uslu uslu başını salladı. “Tabii ki.”

Lin Jie merdivenlerden çıktı ve ikinci kata geçti.

Ji Zhixiu kitapçının söylediklerini düşünmeye başladığı sırada Ruen yanına geldi ve sıktığı dişlerinin arasından konuştu, “Patron, sen ne halt ediyorsun?!”

Ji Zhixiu gözlerini kısarak ona baktı, “Seni buraya sana güvenmediğim için değil, bilgiye dair yeteneklerin belki işe yarar diye getirdim. Bu ses tonu ne böyle, sen kim olduğunu sanıyorsun?

“Boynundaki mührü unutma. Artık ailemin bir parçasının, vahşi bir fare değil. Belki kuralların üstünden bir kez daha geçmemiz gerekiyordur.”

Yüzü değişen Ruen nefes verdi, “Bu adam bir dolandırıcı, hakiki bir üçkağıtçı! Evet, kurallara çok aşina değilim ama buna eminim! Çok derin sözler söylüyormuş gibi duruyor ama bana bir saat verirseniz onun gibi en az beş adam getiririm size!”

Haddini bilmez bu fare bozuntusu neler diyordu böyle… Ji Zhixiu kaskatı kesildi. “Kapa çeneni! Seni buraya getirmemeliydim. Dar kafalı insanların gözleri doğru düzgün görmüyor ki. İşime yarayacak olmasaydın seni şuracıkta gebertirdim!”

“Sadakatim sağlam! İzin verin size kanıtlayayım…”

Ruen bir zehirli dart çıkardı, gözlerindeki öldürme isteğini gizleyerek mırıldandı, “Aşağı insin, göstereceğim.”

Dükkanın ilk katında insanın kanını donduran bir çığlık yankılandı.

Ruen ve Ji Zhixiu şaşırarak aynı anda tezgaha döndüler.

Orada duran simsiyah heykel anbean büyüyor, uzun kuyruğu dalgalanırken devasa kanatları onlara gölge düşürüyordu.

Menfur ışıklarla parlayan gözlerini öldürme isteği saçan kişiye, Ruen’e çevirdi.

Kanatlarını çırptığı gibi gargoyl korkunç bir hızla ileri atıldı, Ruen’in inanamayan gözlerini ve debelenme çabalarını yok sayarak pençeleriyle kafasını kopardı ve tek seferde yuttu. Ardından, saniyeler içinde adamın kalan vücudunu da tüketti ve yere dökülen kanları diliyle temizledi.

Ruen ölmeden önce bir çığlık bile atamamıştı.

Gargoyl ortalığı silip süpürdükten sonra tezgaha geri döndü ve taştan formuna büründü.

Tak. Tak. Tak.

Merdivenlerden aşağı inen Lin Jie, tezgahın önünde duran Ji Zhixiu’nun yere boş boş baktığını gördü. Bunu biraz garip bulduğu için sordu, “Ah? Şu diğer arkadaş nerede?”

Ji Zhixiu bir anda kendine geldi. Yüzü bembeyaz olan kadın, Lin Jie’ye bakarken zoraki bir gülümseme takındı, “Yapması… gereken acil bir iş çıktı da.”

……