Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

68. Bölüm Kaynayan Kan

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

Bir süre sonra Gökyüzü Yılanı güldü. Gevşedi ve tüm vücudu rahatladı. Kollarını açıp korumasız göğsünü açığa çıkardı.

"Vur! Vur! En iyisi beni öldür! Beni öldürürsen küçük biraderlerin mutlu olacaktır!"

Yu Yingnan alt dudağını o kadar sert ısırıyordu ki rengi beyaza dönmüştü, ama parmakları donmuştu ve tetiği çekemiyorlardı. Zihnini uyuşturan öfke yatışırken tetiği çekerse oldukça şiddetli sonuçların ortaya çıkacağını fark etti. Ayrıca barut kullanan önemsiz bir silahın Gökyüzü Yılanı'nı tek atışta öldürmesinin imkânı yoktu.

Bir el uzandı ve Yu Yingnan'ın silahını sağlam ve güçlü bir şekilde indirdi.

Qianye Gökyüzü Yılanı'nın astlarının çoktan silahlarını çıkardığını görmemiş gibi görünüyor, sadece Gökyüzü Yılanı'na bakıyordu. "Madem ismini kullanarak itibarını koruyorsun, şimdi gitmemizi engellemezsin, haksız mıyım?"

Gökyüzü Yılanı gözlerini kısıp biraz Qianye'ye baktı ve yüksek sesle güldü, "Neden bunu yapayım ki? Değerli müşterim, istediğiniz zaman gelip gidebilirsiniz! Canınız ne zaman isterse tekrar gelin!"

Qianye başıyla onaylayıp Yu Yingnan'a seslendi "Hadi, önce buradan çıkalım."

"Ama," Yu Yingnan hala bir şey söylemek istiyordu, ama Qianye, silahı kontrol eden sağ omzunu hem kavramış, hem destekleyerek ilerlemeye başladı.

Yu Yingnan karşısında durulmaz, büyük bir gücün sağ omzunu sıktığını hissediyordu. Ne yaparsa yapsın nafileydi sanki, bu yüzden sadece Qianye'yi takip edebildi. Qianye'nin üçüncü kademeli bir Savaşçı'nın gücüyle nasıl onu kısıtlayabildiğini sorgulamayı bile düşünmedi.

Ama bir diğer taraftan Gökyüzü Yılanı'nın çetesinin özlerinde Yu Yingnan Qianye'yi kendi iradesiyle takip ediyor gibi görünüyordu. Bugüne kadar bu fevri avcıyı ikna edebilen birini ne gördükleri ne duydukları için aşırı garip hissetmişlerdi.

"Bekleyin." Gökyüzü Yılanı sesini yükseltti.

Yu Yingnan anında dönüp Gökyüzü Yılanı'na baktı, gözleri öfke doluydu. Ama onun aksine Qianye sorgulayıcı bir bakışla biraz dönmekle yetindi. Bunu o kadar doğal yapmıştı ki hiçbir şey olmamış gibiydi.

Gökyüzü Yılanı Qianye'ye kafasındaki düşüncelerle baktı ve biraz daha düşündü, sonra konuştu, "Pekâlâ, İhtiyar 2'nin hatırı var. Ona asıl borcunu ödemek için iki ay daha veriyorum, faizlerden kaçınacağım. İki ay içinde asıl borcunu ödemesi yeterli."

"Seni!" Yu Yingnan öfkesini bastıramıyordu, ama Qianye Gökyüzü Yılanı'na doğru bakıp başıyla onayladı ve kızı dışarı sürükledi.

Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin merkezinden çıkıp sokağa ulaştıktan sonra Yu Yingnan öfkeyle bağırıp yolun kenarındaki bir ağaca sertçe yumruğu geçirdi!

"Neden beni durdurdun?" diye Qianye'ye seslendi, epey sinirliydi.

"Ölümüne savaşmaya hazır değildin ve onları yenemezdik." Qianye sakince cevap verdi.

"Ölümüne savaşmaya hazır olmadığımı nereden biliyorsun?"

Qianye cevap vermeyip sadece sessizce ona baktı. Bu bakışla Yu Yingnan'ın öfkesi dinmeye başladı. Ağaca bir yumruk daha vurdu, "Tek başıma olsam..."

"Belki gidip bir yere oturup hikâyeni dinlemek gerek."

Çok geçmeden ikili Yu Yingnan'ın evine döndüler.

Yu Yingnan gizlediği birkaç likör şişesini çıkarıp bardak bile kullanmadan mideye indirmeye başladı. İki şişe yere düştükten sonra heyecanı nihayet yavaş yavaş normale dönmeye başlamıştı.

Yu Yingnan parmakları etrafında döndürdüğü likör şişesine baktı, "Muhtemelen neden bu kadar büyük bir borcum olduğunu öğrenmek istiyorsun, değil mi?"

Karmaşık bir hikâye değildi.

Bir yıl önce, bir görev esnasında büyük bir trajediyle karşılaşmıştı. Küçük takımı yok edilmişti ve tek hayatta kalan o olmuştu. Yu Yingnan onların böyle trajik bir sonları olmasının kendi suçu olduğuna inanıyordu. Bu yüzden sonraki yarım yılda tüm takım üyelerinin ailelerini bulup yaşamaları için yeterli parayla kısmen güvenli şehirlere göndermişti.

Bu takım üyelerinin hala okula gitmesi gereken çocukları, Yu Yingnan'ın kendi kardeşi de dahil olmak üzere Karakan Şehri'nde yaşıyor ve temel savaş eğitimi alıyordu.

Bu şekilde Yu Yingnan hem tüm biriktirdiklerini harcamış hem de Gökyüzü Yılanı'na borçlanmıştı. Ona tamamen düşman olursa Gökyüzü Yılanı'nın bu dünyadan göçmüş yoldaşlarının ailelerine ve hatta çocuklarına zarar vermesinden endişe ediyordu.

Gökyüzü Yılanı Çetesi onu bir çıkmaz yola sokarsa onlarla ölümüne çarpışmaktan korkmuyordu. Ama hala iş para işiydi. Bunu çözmek için onlarla savaşması gerekmiyordu, bu yüzden yapabileceği en mantıklı şey tahammül etmekti.

Bu para güçlü aileler için düşünmeye bile değecek bir şey değildi ama Karakan Şehri gibi bir yerde, insanları mezarlarını kazmaya zorlamak için yeterliydi.

Bunu söyledikten sonra yüzünü kuvvetle ellerine gömdü ve sızlanmaya başladı, "Üzgünüm, seni bunun içine sürükledim. Endişelenme, o silahın parasını geri ödeyeceğim!"

"Bu önemli değil, ama İhtiyar 2'nin bunlardan haberi var mı?"

"İhtiyar 2 bana defalarca kez yardım etti. Ona borçluyum, ama bunu öğrenirse borcu yine benim için ödeyecektir. Aslında İhtiyar 2'nin benim için kullandığı kaynaklar zaten çok fazla." Yu Yingnan başka bir şey söyleyemedi, tek yapabildiği sertçe saçlarını çekmekti.

Bir avcının gururu böyleydi. Kulağa gülünç geliyordu ama bu kız İhtiyar 2'ye tekrar bel bağlamaktansa ölüm arenasına girmeyi tercih ediyordu.

Qianye de bardağına biraz alkol koydu, ama onu ellerinde tutmakla yetindi. Hafifçe sarı renkli olan alkole bakarken sordu, "Avcılar Gökyüzü Yılanı Çetesi'nden korkmamalı, değil mi? Sen bir dört yıldızlı avcısın, sana böyle bariz bir şekilde zorbalık ediyorlar?"

Yu Yingnan açıklamaya girişmeden önce uzunca bir iç çekti, "Avcı ve paralı askerler farklıdır. Biz daha özgürüz ama karşılığında, Avcılar Evi bu tarz anlaşmazlıklarda tarafsız kalacaktır. Aslında birçok avcı benim acılar içinde ölmemi istiyor. Her halükarda Gökyüzü Yılanı'na borcum var ve geri ödeyemiyorum bile, yani İhtiyar 2'nin Gökyüzü Yılanı'nı bastıracak şekilde Avcılar Evi'ni kullanmak için bir yolu yok. Gökyüzü Yılanı oldukça kurala uyan biriydi, hiç bugünkü gibi davranacağını düşünmemiştim."

Qianye gülümsedi, "Bunu bekliyordum zaten." Mantık basitti. Çıkarlar ve karşılarındaki dengeden çıktığında kuralların kaderi değişmek olurdu.

Yu Yingnan şaşırdı, "Köken silahını geri almak için bir yolun mu var?"

"Faiz bindirmeyip sana iki ay daha verdi. Silah iki yüz altın karşılığında takas edilmiş gibi düşünülebilir. Çok da şey kaybetmedik." Qianye konuştu.

"Çok da şey kaybetmemek bu mu?"

Qianye parmağını sallayıp kızın konuşmasını durdurdu ve konuştu, "Arka plan ve gücümü düşününce onu sorun olmadan satmak zaten çok zor olurdu. Bu yüzden bırakalım gitsin."

"Hayır!" Yu Yingnan masaya vurdu.

"Gücüm yok, bu yüzden Altın Gül'ü elimde tutamazdım. Karakan Şehri'nin kuralı bu değil mi?" Qianye sakince konuştu. Bu konuda Yu Yingnan'la daha da netti. Ek olarak Altın Gül'ü çıkarmış olmasa, Gökyüzü Yılanı'nın kontrolünden çıkmalarının imkânı olmazdı.

Ama ses tonu aniden değişti, hala kayıtsız olsa da gizli bir soğukluğa sahipti. "Ancak, bu kuralı gerçekten seviyorum. Yeterine gücüm olunca Gökyüzü Yılanı'nın borcunu yüz katıyla ödemesini sağlayacağım!"

Yu Yingnan bakışlarını kaldırdı, Qianye'ye onunla biraz önce, ilk kez tanışmış gibi bakmaya başladı.

Qianye şimdi asıl görünüşündeydi, neredeyse narin ve hassas görünüyordu. Konuştuğunda ifadesi kayıtsızdı, ama sözlerinde tüm engelleri aşabilecek kanla kaplı bir iade vardı.

Yu Yingnan aniden önündeki bu çocuğun bir anda yabancılaştığını fark etti, sanki bu çocuk  o serserinin birine ateş edemeyen o bir yıldızlı avcı değildi.

"Şimdi, bundan tekrar söz etmeden evvel görevi bitirmemiz lazım." Qianye Yu Yingnan'a bakarken görüşünü bildirdi.

Yu Yingnan biraz enerji kazanıp üstündekileri değiştirdi ve Qianye'ye küçük bir kutu verdi. Qianye kutuyu açıp Yu Yingnan'ın enerjisiyle dolu üç köken mermisi gördü. Onu reddetmeyip çantasına yerleştirdi.

Saat gece üçe gelirken, Yu Yingnan ve Qianye Karakan Şehri'nden art arda çıkıp ayrıldılar, hedeflerine giderken farklı yollar kullanacaklardı.

Issız topraklara girdiklerinde Qianye Pusucu'yu çıkarıp hedefine doğru sağlam adımlarla ilerlemeye başladı. Kuzeybatıya doğru saatte kırk kilometre limitle koşmayı tercih etti.

Birkaç saat sonra Qianye'yi bir saattir kovalayan kurtadamlar pes etmeye karar vereli çok olmuştu. Qianye'nin hız ve dayanıklılığı onları şaşkına çevirmişti. Genç ıssız topraklara girdiğinde sanki sınırsız bir dayanıklılık kazanıyordu.

Koşunun ortasında Qianye aniden titredi ve belirgin bir sebep olmaksızın alarma geçti.

Bir tepenin hafif eğimli eteklerindeydi. Bitki örtüsünün çoğu dikenli çalılar ve asmalardı, parçalanmış yapı ve harabeleri istila etmişlerdi. Belki yüz yıl önce burası insanların yaşadığı küçük bir kasabaydı, ama şimdi geride kalan birkaç ufalanmış duvardı.

Qianye koşarak yıkıntılara yaklaştı. Aynı zamanda ihtiyatlı bir şekilde her yönde hareket izi arıyordu. Aniden gökte, uzaklarda süzülen bir gölge gördü. 

Bu kişi büyük değildi ve tüm vücudu siyah örtüyle sarılmıştı, vücudunun yapısı görünüyordu.

Aralarında birkaç kilometre vardı, yani Qianye o gizemli kişinin dış hatlarını zar zor görüyordu. Muhtemelen insansı bir organizmaydı. Ancak Qianye o gizemli kişiyi gördüğünde, o da neredeyse anında tepki vermiş e başını çevirip Qianye'ye bakmıştı.

Qianye donakaldı ve olabildiğince hızlı bir şekilde gözlerini kapattı. Vücudu kıvrılıp yerde yuvarlanmaya başladı, az daha yıkıntıların bir kenarındaki iki taşın altında kendi kendine oluşmuş bir çukura düşecekti. Nefesini tutmak, kalbini durdurmak ve adeta ölmek için ordunun gizli sanatlarını kullanmaya başladı.

Bu duruma girmeyi inanılmaz büyük bir zihin etrafı, vücudunu tarayıp geçmeden hemen önce başardı!

Zihin oldukça soğuktu. Bu mesafeden Qianye'nin tek görebildiği, gözlerinin üstünde yükselen siyah bir güneşti.

Neredeyse korku hissetmiyordu, tek hissettiği uçurumlardan daha karanlık olan alevlerin yavaşça o siyah güneşten çıkıp dünyayı turlamasıydı.

Qianye çaresizce bilincini çoktan yorgun düşmüş üçüncü köken düğümüne gönderdi ve uyanık kalmaya çalıştı. Bilinci rahatladığı anda o siyah gece tarafından emilecek ve sonsuz geceye düşecekmiş gibi uğursuz bir his vardı içinde.

Ne kadar geçtiği bilinmeksizin, soğuk zihin bir taşkın gibi geri çekilmeye başladı. Kara güneşin alevleri de yavaşça Qianye'yi terk etti. Ancak o anda, uzun süredir uykuda olan karanlığın kanı aniden tepki vermeye başladı. Kaynıyordu!