Meyveden dolayı değil mi?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
31. Bölüm Sekiz Diş
Heris astının uzattığı belgeyi aldı. Belgenin üstünde, ‘Kızıl Tarikat’ olarak bilinen kara büyücülerin hazırladığı rapordan bir sahne vardı ve sahnenin altında, detaylarla dolu uzun bir açıklama bulunuyordu.
Büyünün ne zaman yapıldığı, eterdeki bozulma oranı, bölgeye verilen hasarın miktarı gibi türlü türlü detayı görebiliyordu. Kaydadeğer ne varsa belgeye işlenmişti.
Neyse ki kara büyücüler Gerçeğin Birliği’ndeki kalın kafalı aptallara benzemiyordu ve önemli noktaları işaretlemişlerdi. Üstelik, büyüyle yeniden oluşturulan mücadeleye dair kusursuz bir açıklama da mevcuttu.
Böyle detaylı raporlar ancak büyücülerin elinden çıkabilirdi.
Avcılar genelde bir konuyu araştırırken kendilerine ve hislerine bel bağlardı. Keskin görüşe sahip avcılar kan izlerini ve eterdeki bozulmayı görebilirdi. Ancak dünyanın saklı bir başka yönünü de görerek çılgına dönme riskleri vardı…
Elbette bu sadece bir efsaneden ibaretti. Gerçekten çıldıran ve hayatını yitiren tecrübeli avcıların yaşadıkları şeyleri anlatacak fırsatları olmamıştı.
Uzun lafın kısası, ‘Beyaz Kurtlar’ ve ‘Kızıl Tarikat’ arasındaki iş birliği iki tarafın da yararınaydı.
Bir savaş sırasında, yakın dövüşün uzun menzille birleşmesinden doğan etkili sonuç verimliydi. Mevcut durumda ise tarafların birlikte çalışmak zorunda olduğu açıktı…
Tabii bunun için aynı hedefi paylaşmaları gerekiyordu. Aksi halde, kendini pek beğenmiş o büyücüler asla avcılarla iş birliği yapmazdı.
Herif belgeyi inceledi ve son sayfayı çevirdiğinde gözleri kısıldı. Son sayfada savaş alanının bir görüntüsü vardı.
Sokak et parçalarıyla ve kanla doluydu. Yerde, duvarda, kısaca her yerde damarlar ve et parçaları vardı. Bir fotoğraf olmasına rağmen o kanlı parçalar kalp gibi atıyordu sanki.
Uri’nin cesedinden geriye hiçbir şey kalmamıştı ve orada olduğuna işaret eden tek kanıt, yerdeki kıyafet parçalarıydı.
Cesedi çarpık bir et parçasına dönüşmüştü ve muhtemelen garip bir organizmanın yuvası olmuştu. Vücudunu saran kanlı damarlar cesedin dış görünüşünü kaplamıştı ve Heris’in ağız olduğunu düşündüğü bir açıklıktan bembeyaz bir süsen çıkıyordu. Süsenin ‘yeşil’ olması gereken kökleri etin derinliklerindeydi ve koyu kırmızıydı.
O çiçek oraya yerleştirilmiş miydi, yoksa damarların ve etlerin arasında mı büyümüştü, bunu anlamak imkansızdı.
Ancak rapora göre, et parçaları ve damarlar, aynı zamanda o çiçek, fotoğraf çekildikten kısa bir süre sonra çürüyüp gitmişti.
Süsen adeta Johann ve Uri’nin vücutlarıyla beslenen bir parazit gibiydi; kaynak tükenince yaşayamaz hale gelip ölmüştü.
Sokaktaki cesedin garip duruşu, arkasında bıraktığı uzun kan izleri Uri’nin ölmeden önce neler çektiğini gösteriyordu.
Uri, son anlarında bir mesaj bırakmak için epey uğraşmış olmalıydı.
‘Kaçın’.
Heris belgeyi masaya bırakırken derin bir nefes aldı. “Johann dükkandan döndüğünde bilmediğimiz bir varlığın etkisi altına girmiş… Kara büyücüler o varlığın ne olduğunu bilmiyorlar, değil mi?”
Karşısında duran astı başını eğdi. “Evet.”
“Şimdi ne yapacaklarmış?”
“Çürüyen et parçalarını ve süseni toplamışlar. Onları Kızıl Tarikat’ın üssündeki ‘Duayen’ Morphey’e verecekler. Bize şimdilik kitap dükkanını bir kenara bırakmamızı ve Büyülü Yuvarlak Ayna’nın kuluçka dönemine odaklanmamızı tavsiye ettiler.”
“Tarikatın Yıkım-seviyesi başından beri kendini hiç göstermedi demek?” Heris sakin kalmaya çalışıyordu. “Onlara söyle, Beyaz Kurtlar tavsiyeye uyacak.”
“Anlaşıldı.”
Adam saygıyla eğildi ve odadan çıktı.
Dükkan sahibinin bir uyarısı mıydı bu?, diye düşündü Heris. Başını çevirip pencereden dışarı çıktı. Orada büyük bir fabrika vardı. Ortasında devasa bir kuluçka makinesi yerleştirilmişti ve Büyülü Yuvarlak Ayna makinenin içindeydi.
Kuluçka dönemine odaklanacağız demek?
Ancak Herif ansızın çıkıp gelen ve ona denk bir güce ulaştığını fark ettiği Ji Zhixiu’nun dükkan sahibiyle irtibat halinde olduğunu unutmamıştı.
Ji Zhixiu’nun arkasında dükkan sahibi olabilirdi ve elinden kaçan Ji Zhixiu, ondan başka yardımlar da alabilirdi.
İşi şansa bırakamam.
…
Lin Jie gözlerini açtı ve rüyasından uyandı.
Hemen üstündeki yumuşak tüylere bakarken gördüğü rüyayı hatırlayınca gülümsedi. “İhtiyar Wil’e teşekkür etmeliyim. Bu şey gerçekten bana iyi geldi.”
Doğruldu, birkaç derin nefes aldı ve vücudunu esnetti. Kendini yenilenmiş hissediyordu.
Dışarıda yağmur hala devam ediyordu ve kasvetli hava yüzünden saatin kaç olduğunu anlamak zordu. Lin Jie, yatağın yanındaki metal alarma baktı.
Sabahın 6’sı.
Normalden 30 dakika erken uyanmışsa da kendini o kadar enerjik hissediyordu ki daha fazla uykuya ihtiyacı yoktu.
“Bir dahaki gece de umarım görüşebiliriz,” diye mırıldandı yataktan kalkarken, üstünü değiştirdi ve banyoya geçti.
Benzer rüyalar görmeye devam etmesi mümkündü ama pek olası değildi. Lin Jie, son gördüğü rüyanın tamamen şans eseri olduğuna inanıyordu ve şimdi, düş kapanının ona güzeller güzeli bir rüya daha yakalamasını umut etmekten başka çaresi yoktu.
Lavabonun önünde, diş fırçasını aldı ve günlük rutinine başladı. Bir dükkan sahibi olarak dış görünüşüne önem vermeliydi.
“Glogogogg… Tü!”
Macunu tükürdükten sonra gargara yaptı, havluyla yüzünü sildi ve aynaya bakıp gülümserken dişlerini takırdattı.
Aniden şoke oldu. “Bir… terslik var gibi?”
Şüpheyle aynaya bakan Lin Jie, ağzını sonuna kadar açtı ve parmağını dişlerinde gezdirdi. Yakından bakınca, çenesinin arkasında fazladan sekiz dişinin olduğunu gördü. Kendi dişleri, yeni gelen dişlere yol vermek istercesine küçülmüştü. Öyle ki, Lin Jie yakından bakmasaydı bunu fark bile edemezdi.
“Hyperdonti* olsa bile, bu kadar çabuk çıkması mümkün değil.” Lin Jie’nin yüzü ekşidi. Biraz düşündükten sonra, bunun Karacık’la alakalı olduğuna kanaat getirdi. Karacık, onu bu dünyaya gönderen gizemli varlığa taktığı isimdi. Sonuçta dışarıdan simsiyah görünüyordu.
Ancak bu dişlerin bir önem arz ettiğini düşünmüyordu.
“Haah, neyse, kim bilir aklından neler geçiyordur. Belki bu dişleri bir lütuf olarak görmeliyim?”
Lin Jie dişlerini biraz test ettiğinde herhangi bir sıkıntı yaşamadığını görünce rahatladı. Canı acımadığı sürece sıkıntı yoktu.
Üstünü başını düzeltti ve dükkanı açmak için aşağı indi.
“Acaba bugün yeni müşteri gelecek mi?”
….
Magnec